• ☁️••
    ✓İlk defa bu kadar uzun bir ileti paylaşıyorum =) O kadar hayran kaldım ki sonuna kadar okumanızı içtenlikle tavsiye ederim..👍🏻🙂


    Bugün bana mahzunca bir soru soruldu. "Bazen kendime bakıyorum; ettiklerimi hatırlıyorum. Ümitsizliğe kapılıyorum. Ben nasıl bu halimle cennete layık görülürüm ki?Kardeşime cevap vermedim, sadece bir soru da ben sordum.

    Yıllardır içimde akıp durur şu cümle:

    "Hiç kimse sınanmadığı günahın masumu saymasın kendini."

    Bugünlerde, bir eğitim projesi kapsamında sıkça gittiğim cezaevlerindeki mahkumlar karşısında iyice iliklerime işliyor bu cümle. Konuşma yapmadan önce, hangi tür tutuklu ve mahkum olduğunu söylüyorlar bana. Katiller, hırsızlar, gaspçılar, kapkaççılar, cinsel suçlular... Karşımda sakince beni dinleyen yüzlerce adam. Bir "dışarıda"ki kendime bakıyorum, bir "içerdeki" adamlara... Kim bilir hangi öfke hançerinin ucunda, bir an kendilerini kaybedip katil oldular... Hangi sabır sınavını son anda kaybettiler kim bilir?

    Belki de onların kaybettikleri noktadan çok önce kaybedeceklerden biriyim ben?Ya ben ne ederdim böyle bir durumda? Köşeye sıkıştırılmışken, duvara tırmanmaya zorlanmışken, öfke cinneti hücrelerimi ateş gibi yalayıp dururken, hemen parmağımın altında bir tetik hazır beklerken, ben, sen, biz ne ederdik? "Masum değilim" diyorum onlara. En iyi bildiğim, en emin olduğum cümle bu. Buraya yazışım da edebiyat olsun diye değil. "Evet, katil değilim, hiç adam öldürmediğim için değil, henüz sınanmadığım için." "Hırsız değilim, bir şey çalmadığım için değil, çalmak zorunda kalacak çaresizlikle denenmediğim için."

    Sırf sınanmadığı için şimdilik masum olan ben nasıl sahiden masum olabilirim? Üstelik sınanmaların hepsi de suç işleme/işlememe eksenli değil. Kimsenin kınamayacağı işlerle bile sınanır insan. Herkesin alkışlayacağı, hayranlık duyacağı bir tercih de bir bıçak sırtına koyar seni.

    Doğrusu şu ki, sınanmamış insan çiğ insandır, kıvamını bulmamıştır. Hata ederek de olsa kıvamını bulana aşk olsun. Ayağı kayıp düşerek de olsa, dönene helal olsun. Başını duvarlara vurup da kendine gelene helal olsun. Sınanmamış adam, kalite kontrolünden geçmemiş araba gibidir. Düzgün duruşu şimdiliktir ve naylondur. Virajlarda savrulabilir, yokuşlarda fireni tutmayabilir, zorlanınca yoldan çıkabilir. Hata yapmamış adam rüzgâr yememiş, kış görmemiş ağaç gibidir. Dik duruşu sahtedir. Zorlanırsa dalları kırılabilir, yerinden oynayabilir.

    Koca bir ömür bıraktım arkamda. Ellili yaşların eşiğindeyim. Bugün ölecek olsam, "olabilir!" denecek. "Üstü kalsın!" diyebileceğim kadar yaşadım. Mezar taşımda bundan sonra yazacak rakamlar kimseyi şaşırtmaz. Artık yaşamıyor oluşu kanıksanacak biriyim. Sorunlu bir çocukluk geçirdim. Derin yaralarım var. Bir çoğunu iyileştirmek bir yana, dokunamadım bile. Korkularım var. Önyargılarım var. Komplekslerim var. Kapris yaptığım, kalp kırdığım dönemler de oldu. Şöhretle sınandım; kaybettiğim günler oldu. Param bol olduğunda kaybettiğim sınavları parasız kaldığımda fark edebildim ancak. Pürüzsüz değilim. Arızalı yanlarım var. Çoğu zaman dağınık, bazen dağınığımdır. Nadiren dağıttığım olur. Ayağımın kayacağını bal gibi bildiğim alanlarım vardır. Suizanda bulunduğum, gıybetini ettiğim, helalleşmekten utandığım kardeşlerim var. Çok uzak gördüğüm günahların eşiğinde bocalarken buldum kendimi. Övgüler aldığımda, utanıyorum, çok utanıyorum. Alkış aldığımda iki türlü utanıyorum. Birincisi, zaten hak etmediğimi bildiğim için; ikincisi, alkış beklediğimi sandıklarını sandığım için.

    Yetişkin ve günahları olan bir insanım. Öyle ki, bazen bana hayranlıkla bakan bir çocuğun masum gözlerinin içinde erimeyi delicesine istediğim oluyor. Geçmişimi üzerimden kirli bir elbise gibi sıyırıp yürümek istiyorum. Kulları şahit kılmak men edilmeseydi eğer, yaptıklarımın hepsini açıkça anlatıp başka kimsenin, ama hiç kimsenin benim hakkımda benim itiraflarımdan daha ayıplı ihbarlar yapamaz hale gelmesini isterdim. Hani bir sahabenin, Peygamber'den (asm) çok ciddi bir konuda çok ağır bir azar işittiğinde, "keşke o olaydan sonra Müslüman olsaydım!" deyişi var ya, ben de öyle haykırmak istiyorum. Öncesinde ve sırasında Müslüman oluşumdan utandığım isyanlarım var. Ama... Ama... Şimdi burada vazgeçilmez bir bedenin içinde yürüyor olmak vazgeçiriyor beni itiraftan. Son nefesin dibine kadar üzerine titrediğim itibarım tutuyor elimden itiraflarımın. Ben bana "sırdaş" olarak kalıyorum. Kendi içime kıvrılıyorum çaresiz. Aynadaki ben ve aynaya bakan ben karşılıklı susuyoruz, utana sıkıla.

    Aynada gözlerinin içine baktığım adamı utandırıyorum, utanıyorum o adamdan. Gözlerimi kaçırıyorum gözlerinden. "Başka bir seçenek yok muydu ey Allah'ım" diyesim geliyor. Yaşadıklarımın hepsi kayıtlı, biliyorum. Musalla taşına sessizce bırakılsın diye beslediğim bedenime bakıyorum; yazık ettin diyorum. O cenazeye ettiğin kötülüğe bak; hiç acımadın mı? Hiç itirazsız toprağa konulacak yüzümü seyrediyorum; "olmadı!" diyorum. Topraklaşmasını kabul ettiğin yüze değdirdiklerine bak... Bir Yusuf kuyusu gibi geçmişe gömülü resimlerime bakıyorum; "ayıp ettin adama" diyorum. "Kolundan tutup nerelere sürükledin adamcağızı!" Hayıflanıyorum. Çok sık hayatı yeni baştan yaşasam dediğim oluyor. Ama olan oldu bir kere...

    Diyeceğim o ki, "adam" olmanın yolu hatasızlık değil. "Adam"ın ilki "Adem" de hata ile başlamış dünya kariyerine... Onu "Adam" eden, hatasızlığı değil; hatasını hata bilmesi. Hatasıyla insandır insan. İnsanın ihtişamı hatasında saklıdır.

    Hatasızlık iddiasında bulunmaktan daha büyük bir hata olabilir mi?

    Evet, bu bir veda yazısı. Bir yılın son gününe denk getirdim yazıyı. Yıla veda ediyorum, bir daha buluşmamak üzere. Aslında güne veda ediyorum her akşam. An'a veda ediyorum. Noktasını koyduğum her cümleye veda ediyorum. Söyleyip susunca her hükme, her söze veda ediyorum. Bir sonrasına vardığım her dakikayı paketliyor ve Hesap Günü'ne gönderiyorum. Veda ediyorum.


    📚 Senai Demirci
  • 604 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Merhaba arkadaşlar. 2020 yılı için maalesef buralarda olmadığımdan, sınavlarım nedeniyle ve ileti paylaşmayı sevmediğim için bir mesaj yayımlayamadım. Hoş benim de doğum günümdü ama kimse kutlamadı. Şaka bir yana öncelikle hepimiz için iyi bir yıl olmasını dilemekten başka sanırım söylenecek bir söz yok. Bu güzel yılda malum finaller dönemi de denk gelince kitap okumakta bir hayli geciktik. Tabi bu yıl gerçekten şöyle önemli bir kitapla başlamak istiyordum. Biraz tavsiye biraz da sevgiyle karışık bir baskı (!) sonucu böyle yapalım dedik.
    Arapça benim için hiçbir zaman öncelikli olmamıştı. Yani Latince, İspanyolca ve İngilizce bilgimin yanında Arapça bilmediğim için biraz garip hissettim. Tamam diğerleri de çok iyi değil ama Latince bir İncil ile Türkçe Çeviri bir İncil arasında bile okuyanlarınız vardır ki bilirler, çok fark var. Gene de bir merakım oldu, bir heves ettim, bu heves ve merakla karışık bir okuma duygusuyla başladım. Kim bilir, ileride belki Arapça orijinalinden okumak da nasip olur. Bilemiyorum.
    Bildiğimiz üzere 4 Kutsal Kitap ve 4 Kutsal Din vardır. Diğer dinler ve diğer kitaplar (dinler tarihi okuyanlar da bilir ki) o dinin önderleri tarafından kaleme alınmıştır. Bu 4 Kutsal Kitap ise bizzat Tanrı tarafından indirilmiş ve Peygamberlerine öğretilmiştir. Bu kitapların en sonuncusu ve zannımca en güzeli de Kuran’ı Kerim’dir. Peki, neden? Çok ilginç bilgiler ve fikirler buluyorum. Çok fazla süsleme ihtiyacı duymuyorum bunları. Misal olarak İncir ve Zeytin. Kuran’ı Kerim bunlar üzerine edilen yeminle karşımıza çıkıyor. Tin (İncir) Suresi. Yani düşünün ufacık hatta insanların bir kısmının yemekten bile tiksindiği yiyeceklerden. Bunların esrarını araştırıyorum ve karşıma ne çıkıyor? Sadece bu ikisini yiyerek hayatta kalmak mümkün. Bunu Japonlar dahi araştırmış. Şaşırmamak elde mi şimdi? Böyle uzayıp gidiyor. Bazen de yorum yapamıyorum çünkü insan henüz öğrendiği ya da hiç bilmediği bir konuda ne konuşabilir ki? Sadece çok fazla etkilendim, hepsi bu.
    * Açıklamalarda verilen ve beni çok şaşırtan bazı konulara da değinmek istiyorum. Mesela Müteşabih denilen harfler: Elif-Lam-Mim, Elif-Lam-Ra, Ya-sin gibi. Bunların anlamını sadece Allah’ın bildiğine değiniliyor.
    * Bakara suresinde 45. ayette şöyle bir şey var. Bir de sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin diye. Buna göre bir şeyi gerçekte istediğimizde Allah’a sığınır, sadece ondan yardım istersek oluyor. Şu uyuz olduğum Çabut Baba (!) türbelerine iyi bir cevap olmuş sanki. Gene devamında 186. ayette ise net çeviriyle “Dua Edenin Duasını Kabul Ederim” deniliyor.
    * Davud Peygamber zamanında Yahudilere, Cumartesi günü balık avlamaları yasaklanmış, sebebini bilmiyorum. Bu kavim helak edilmiş. Hem de 3 gün içinde. Tek bildiğim bunu araştırınca karşıma çıkan Eyke Halkı. Bunun dışında bir şey bilmiyorum.
    * Sihir yani Büyü, Bakara suresinde 102. ayette geçiyor. İnanmadığım bir konuydu, okuyana kadar. Yani varmış, yapılıyormuş, haram edilmiş, cehennem garantisi var ve bundan çok korktum. Zaten okurken acayip bir his oluştu içimde kitabı. Demek ki Arapçasını anlayarak okuduğumda kalbim dayanmayacak, zaten sıkıntılı. Böyle sihirdir, cindir, bunlar beni çok korkutan konular. Size de aynısı oluyor mu ya?
    * Mekke’de inen ayetlere ‘Mekki’ ayetler denilirken; Medine’de inen ayetlere ‘Medeni’ ayetler deniliyor. Mekki ayetler daha çok müşriklere yönelik, azap verici, tabiri caizse korkutucu ayetler olurken; Medeni ayetler ise Müminleri anlatan ve hüküm içerikli ayetler olarak sınıflandırılmış. Bir nevi Mekki ayetler için biraz ürkünç derken, Medeni ayetler için ferahlatıcı diyebiliriz.
    * Gelelim benim için çok mühim olan konuya. Bazıları Şuara suresinin 224. ayetinde bahsedilen “Şairlere ise, sapıklar tabi olur” ayetini çarpıtıp kendi işine geldiği gibi konuşuyorlardı. Bunu kendime sorun etmiş, bu böyle değildir diye içim içimi yemişti. Sonradan meselenin açıklamasına baktım ve şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki: Ka’b bin Eşref adlı Yahudi şair nasıl peygamberimize ve Müslümanlara hakaret içerikli şiirler yazıyorsa; bizzat Peygamber de Hassan bin Sabit’e, Müşrikleri şiirleriyle hicvetmesi için görev vermişti. Bunun birazını bölümümden aldığım İslam Tarihi dersinde, birazını Meal’de birazını da internette bulduğumu belirtmek isterim. Ortaya harmanladım. Umalım ki isimler karışmış yahut yanlış olsa da meselenin özü anlaşılabilir olsun.
    Son olarak şunu söyleyebilirim ki, okudum ve kendimi iyi hissediyorum. Bazı yerleri tabi gerçekten korkutucu geldi ama birçok tarihi bilgi görmek de mümkün. İşin bir de şu tarafı var ki herkes devrin değiştiğini, kötülükle mücadele edilemez olduğunu, herkesi kendi başına bırakmamız gerektiğini söylüyor. Ben buna katılmıyorum. Benim kendi dostlarıma sık kullandığım bir cümle vardır, yazmak buraya nasipmiş:
    “Dünyayı değiştiremezsiniz, kendi Dünyanızı güzelleştirin”
    Değişim, önce siz başlarsanız güzeldir. Önce kendiniz değişecek, güzelleşecek sonra da o güzelliği insanlarla paylaşacaksınız. En azından böyle kendi içimizde mutlu oluruz. Zaten önemli olan da bu huzur. Ahlak, sonradan öğrenilmez. Söyleyeceklerim bunlar. Gayet güzel bir kitaptı, mutlaka tavsiye ederim. İyi okumalar, iyi geceler dilerim. Esen kalın efendim..
  • Osmanlı son dönemi ve İttihat ve terakki cemiyeti ve Atatürkün sahneye çıkışı ile ilgili hangi kitapları önerirsiniz ? Atatürk sonrası dönem için yine bir ileti paylaşırım sonra. 😊

    Tarih alanında çok eksiğim.

    Osmanlı tarihi-Bora iyiat
    Abdülhamid 2 cilt seri aldım -Talha uğurluel
    Sina akşin-Jön türkler ve İttihat ve tarrki aldım.

    Bu kadar.
    Lütfen yardımcı olur musunuz.
    En azından türk tarihini bitiriyim. Osmanlı öncesi döneme sonra bakacağım. Yakın tarihi öğrenmek amacım. Şimdiden teşekkürler .
  • Son yıllarda oldukça karışık okumalar yaptım; dine daldım, tarihe uzandım, fizikle ilgilendim. Okuldan kaynaklı, bir yandan da sürekli felsefe ve sosyoloji ile yürüdüm. Kafam allak bullak, rengarenk!
    Bütün bu karmaşanın içerisinde hissettiğim şey başa dönmem gerektiğiydi. En başa. Tanrıların zamanına.
    Hem kafamın içine hem de bazı alışkanlıklarıma çeki düzen verebilmek amacıyla, kendime küçük bir mitoloji okuma listesi hazırladım.

    İşte listem;

    1. Mitoloji 101
    2.Mitoloji
    3. Mitoloji Kitabı
    4. Mitlerin Kısa Tarihi
    5. Mitologya
    6.Her Yönüyle Klasik Mitoloji
    7. Doğu Mitolojisi
    8. Batı Mitolojisi
    9. İlkel Mitoloji
    10. Yaratıcı Mitoloji
    11. Yunan Mitolojisi
    12. Efsaneler ve Mitler
    13. Eski Türk Mitolojisi
    14. İmgeler ve Simgeler
    15. Atalarımızın Gök Tanrı Dini
    16. İskandinav Mitolojisi
    17. Gılgamış Destanı
    18. İlyada
    19. Odysseia
    20. Düşünbil - Sayı 87
    ...
    Sizlerden gelen öneriler;
    1. Mitoloji ve İkonografi
    2.Bitki Mitosları
    3. Su Mitosları
    4. Hayvan Mitosları


    Liste güncellemeye açıktır, önerilere de öyle :)
    Keşfettikçe ekleme yapacağım bir ileti olacak.
    Şöyle de bir site buldum; derli toplu, incelikli yazılar ve fotoğraflar paylaşılmış.
    http://www.antiktarih.com/...lk-destan-kahramani/

    Ve şöyle bir site buldum, e-kitap halindeki mitoloji eselerinin bir listesi, istediğiniz kitabı indirebilirsiniz.
    Linkleri görebilmeniz için yönlendirildiğiniz siteye üye olmanız gerek.
    https://www.eskikitaplarim.com/...index.php/f-432.html


    Eserlerin e-kitap formlarını temin edebilirsem de bir dosya oluşturacağım drive'da, onu da eklerim buraya.
  • “Okul öğretmenleri son derece düşük ücret almaktadırlar ve okul sisteminin sıkı kontrolü altında boğulmaktadırlar.”
  • 651 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Sahilde Kafka’da Oidipus efsanesi üzerine kurulan kısım, sadece altlarda bize verilen bir ileti boyutunda kalıyor. Bu iletinin üstünde ise insan zihninin kolay kolay sindiremeyeceği çeşitli mitler, metaforlar, rüyalar ve temasal mesajlar var. Temasal iletiler kategorisinde
    karşılaştığımız şeyler, aslında yazarın, sanat yaparken okura aktarmak istediği düşünceleri oluyor..
    Hayal gücünün sınırlarını zorlayan, ilk defa Haruki Murakami’nin kitabını okuyacak olanlar için uygun bir kitap olduğunu söyleyebilirim.Kitabı bitirir bitirmez diğer kitaplarına karşı bir merak duygusu oluşturuyor ister istemez.Karakterlerin hepsi çok orijinal hepsi kendini ayrı ayrı sevdiriyor. Kitabı okuduktan sonra kedilere karşı bakış açım değişti özellikle de sokakta yaşayan kedilere karşı keşke herkes farkına varsa.
    Roman boyunca içinde geçen tüm yer isimleri ve kişi isimlerini Google'a sorma gereği duydum ve okurken de içindeki müzikleri dinleyerek okudum, Youtube üzerinde kitap içindeki şarkılar için güzel bir playlist de mevcut çok hoşuma gitti açıkçası..
    Son olarak çevirmen Hüseyin Can Erkin'i buradan kendimce tebrik etmek istiyorum. Çeviri o kadar başarılı o kadar iyi ki ilk kez bir çeviriyi bayıldığımı belirterek yorumluyorum özellikle de Nakata çevirisi çok çok başarılı.
    Fantastik roman okuyucularına gözüm kapalı tavsiye edebilirim...
  • Yazarın okuduğum herhangi bir kitabına inceleme yazabilirdim ama bunu yapmak yerine toplu bir ileti yazmanın çok daha doğru olduğunu düşünüyorum. Son yirmi gündür yazarın üst üste 9 kitabını okudum. Beckett, öyle özel bir yazar ki elinizden düşüremiyorsunuz yazdıklarını. Hele ki biraz kendince bir şeyler yazabilen biriyseniz, bulunmaz nimettir Beckett okumak, okuyabilmek, okumaya çalışmak.

    Peki Samuel Beckett kitaplarında ne anlatır? Cevabı çok basit: hiçbir şey. Hatta o kadar hiçbir şeyi hiçlikle hemhal olarak anlatır ki kitaplarından birinin ismi "Hiç İçin Metinler"dir. Romanlarında yarattığı tüm karakterler aslında birbirinin benzeridir. Hemen hepsini, Murphy, Watt, Mercier, Camier gibi kısa isimlerle adlandırır yazar. Aslına baktığınızda hepsi aynı kişidir. Aynı kişinin, romanlar boyunca farklı hallerine tanık oluruz. Zaten bu karakterler de bazı romanlarının sayfalarında dolaşır fütursuzca. Romanlarının ana karakterleri, tutunamayanlar ailesinin bir üyesidir. Kimisi ölümü kimisi hiç gelmeyecek bir adamı bekler, kimisi de hiçbir şeyi... Hepsi hiçliği tanımlar fakat Beckett asla ölümü, intiharı da övmez. Hiçbir karakterinde böyle bir eğilim göremezsiniz. Beckett'in karakterleri hayata boş vermiştir. Yaşam ve getirdikleriyle pek alakadar olmazlar. Öylesine bir yaşayış hakimdir hayatlarında. Hatta kimi zaman gerçekte yaşayıp yaşamadıklarında emin bile olamaz okur.

    Çünkü Beckett'in derdi, hiçbir şey anlatmadan bir şeyler anlatabilmektir okura. Bilinen, standart roman anlayışıyla bir çeşit dalga geçer. Özellikle okuduğundan bir şeyler anlamaya çalışan okuru ters köşeye yatırıp kafasına kafasına vurur romanları boyunca. Ondandır ki Beckett okumaya çalışıyorsanız birinci kural ne anlattığıyla uğraşmamaktır. Bunla uğraşıp okumaya çalışırsanız hangisi olduğu fark etmeden daha birinci kitabında denize dökülürsünüz. Bunun dışında anlatım olarak yoğun bir bilinç akışı görülür. Olay örgüsünün olmadığı metinler, başka romanlarındaki karakterlerin ziyaret ettiği bir anlatım, araya yazarın kendisinin devreye girip okurla ve kendisiyle bir tür dalga geçtiği kısımlarla okuması cidden zor bir yazardır. Fakat bir alışırsanız elinizden bir daha bırakamayacağınız kitapların sahibidir Samuel Beckett. Kendisini hep tiyatro sanatıyla anılır belki ama işin roman ve öykü kısmında da tam bir dahidir. Özellikle üçlemesinde gören göz için edebiyat şovu vardır. Özellikle bilinç akışında kendi özgü, çıtanın bayağı bir yükseğe çıktığı anlatıma şahit oluruz.

    Beckett demek, karmaşa, hiçlik, yokluk, umarsızlık, boş vermişlik, yeri gelince küfretmek, yeri gelince argo söylemde bulunmaktır. Fakat hepsini öyle bir kararında yapar ki başka örneğine şahit olamayacağınız bir edebiyat dahisiyle karşı karşıya kalırsınız. Her türlü zor kitabı rahatlıkla okurum diyen okuru bile rahatlıkla denize dökebilecek edebi kudrete sahiptir Samuel Beckett. Size ne muazzam bir kurgu, ne uzun uzun betimlemeler, ne harikulade bir edebi dil vaat eder. Onun okura vaat ettiği tek şey herhangi bir şeyi vaat etmemektir. Ama tabii ki onun muazzam anlatımı okuru ona müptela eder. Beckett okumaya çalışmak bir o kadar zor ama lezzetli bir uğraştır. Son olarak, onun edebiyatı kendi kitabının ismiyle "Adlandırılamayan"dır. O bir Dublin'lidir, tıpkı James Joyce gibi. James Joyce, Samuel Beckett, Willam Faulkner ve Thomas Pychon edebiyat ananın deneysel çocuklarıdır. (Samuel Beckett'i okuyup kitaplarını sevebildiyseniz diğer üç yazarı da okumanız tavsiyedir en şiddetlisinden)

    Kendinize güveniyorsanız ve hala henüz Samuel Beckett edebiyatına giriş yapmadıysanız 2020'de onu kesinlikle ıskalamayın.