• Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiç birimizin garantisi yok. Şurada ayakta duranın da oturanın da garantisi yok. Yani, ruh bir saniyeliktir. Püf dedi mi gitti. Bunun da nerede geleceği, nasıl geleceği, ne şekilde yakalayacağı belli değil. Bir saniyesine bile hakim değilsiniz. Bir saniyesine bile hakim olamadığınız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur! Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz! Dik duracağız, doğru gideceğiz! Allah'ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim. Allah'ın izniyle olsak da milletle olacağız, olmasak da milletle olmayacağız! Yarın ahirette Allah bize 'Niye iktidar olmadın' diye sormayacak. Sorsa da 'Vermediniz' diyeceğiz.

    -Muhsin Yazıcıoğlu
  • 264 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Merhaba arkadaşlar. Tarihler 25 Mart 2019’du yani yaklaşık 10.5 yıl evveli gösterdiğinde Türk tarihi önemli bir ismini kaybetti. Ben o zamanlar henüz 13 yaşında, askeri sistemle yetişmeye çalışan 13 yaşında bir çocuktum. Yani birileri gibi Muhsin Başkan da Muhsin Başkan diye prim kasacak, hava atacak biri değildim. Halen de değilim çünkü onu anlamak kolay değil. Sonrasında gerek içinde bulunup yakınlık hissettiğim siyasi parti ve gerekse onun oradan ayrılışı nedeniyle de sadece ALLAH RAHMET ETSİN gibi cümleler kurduğum bir şahsiyetti kendisi. Ta ki bu yıla kadar. Bu yıl ne mi oldu? Onu alt paragrafa aktaralım.

    Bu yıl özellikle okuduğum kitaplarda böyle gizemli, mistik sanırım doğru kelime, diyebileceğim birçok vakayla karşılaştım. Bunlardan birisi de Vatikan tarafından varlığı kabul edilmeyen ve yerine 4 farklı kitap seçilip kendisi seçilmeyen Barnabas İncili idi. Chaplin’in zamanında Chaplin’e Benzeyenler yarışmasına girip 3. olması gibi bir durumdan bahsediyorum burada. Açıkçası bu durumdan korkuyorum da. Benim etim ne budum ne, tabii korkacağım. Bu konuda araştırma yapan insanlar hep bir KAZA (!) kurbanı oluyor. 28 Şubat sürecinin ardından Mahmut Esat Coşan’ın da bir KAZA da kurban gitmesini düşünüyorum da şöyle bir, aynı akibeti Muhsin Yazıcıoğlu da yaşayınca insanda bir korku oluşuyor. Her şeyi dile getirip bu konuda 10 yıldır sessiz kalan bir basına sahibiz. Demek ki herkes bu konuyu dile getireceği zaman kim olduğuna bakmadan korkuyor. Benim gibi birinin de korkması normal. Ters giden bir şeylerin farkında olmak ve bunu bir yerde bir şekilde dile getirmek sonrası için insana mutlak bir korku yaşatır. Sorunlarımıza devam edeceğiz. Uzun bir inceleme olacak.

    Öncelikle şuradan başlayalım. Ahmet Tahir Can, yazılarında sizi öyle etkiler ki, kimi yazısında siz meseleyi anlayana kadar o yazmayı bitirmiştir, kimi zamanda da hiçbir şey anlatmadığını düşünürsünüz, vakit kaybettiğinizi sanırsınız ama öyle sorular sorar, öyle cümleler kurar ki bunları anlamak için dahi belli bir birikiminiz olması gerektiğini bilmeniz lazımdır. Ben öncelikle uzun olsa bile kitabın neler içerdiğini şöyle bir paylaşayım istiyorum.

    https://i.hizliresim.com/Ydo8OA.png

    https://i.hizliresim.com/86jWNA.png

    https://i.hizliresim.com/DOjWyZ.png

    https://i.hizliresim.com/mX0gJY.png

    https://i.hizliresim.com/EOjWyv.png

    https://i.hizliresim.com/jqdrQ9.png

    https://i.hizliresim.com/2OpWEL.png

    https://i.hizliresim.com/BOjWyV.png

    Öncelikle doğruları konuşacak olursam –ki doğrular kişiye göre değişiyor- bana göre olan DOĞRU algılama şudur: Muhsin Yazıcıoğlu asla ama asla KAZA ile ölmemiştir. Bunu söyleyebilirim. Biz zaten inanmıyoruz o işin KAZA falan olduğuna. Bazı inançlar değişmez, değiştirebilir misiniz? Sadece boşa çabalarsınız, bu da öyledir. Bu saatten sonra, aradan yıllar bile geçse rahmetli Turgut Özal’ın oğluna, SENİN BABAN ZEHİRLENMEDİ KARDEŞİM, VEFAT ETTİ diyebilir misiniz? İmkanı yok. Bu da öyle. Zaten bir sürü şaibe var burada. Bakın ben size kanıtlanmış olanları sunayım hatta.

    Gerçi gerek Turgut Özal gerek Muhsin Reis de gariptir ki TERÖR sorununa odaklandığında KAZA (!) geçirdiler. Bunun yanında Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Kazım Çillioğlu da suikaste kurban gitmişlerdir zamanında. Ayrıca Erdoğan da dahil SİYASİ OLARAK UYUŞMADIĞI KİŞİLER DE DAHİL OLMAK ÜZERE birçok kişiye bu konularda yardım etmiş, Erdoğan’a yapılacak operasyonlar sırasında devreye girmiştir. Hatta bu konuda da NAMLUNUN UCUNDAKİ BAŞBAKAN: HEDEF RTE isimli kitap da bizlere aktarılmış.

    => Helikopter suikastı öncesinde Reis’in evinin üst katından LAPTOP çalınıyor. Bahçede bulunuyor. Reis’in tüm programlarının yer aldığı bu makine daha sonra bahçeye bırakılmış halde bulunuyor.
    => Suikasttan tam 15 gün önce suikast ile ilgili bir ihbar yapılıyor, kim yaptı dersiniz? Neden ciddiye alınmadı. Üstelik kendisinin (7 Haziran 2008) ve hatta eşinin yani yenge hanımın da geçirdikleri kaza olayını (14 Mayıs 2007) düşününce sormadan edemiyorum.
    => O dönemin Kayseri valiciği acaba neden KURTARMA EKİPLERİ OLAY YERİNE GİTTİ, REİS YARALI ve ŞUURU AÇIK açıklamasını yaptı? Bu bilgiyi ona kim verdi ya da neden böyle bir açıklama yapma ihtiyacı hissetti sizce? Ben söyleyeyim mi? Bence arama ekiplerinin işi bırakmasını ya da yavaşlamasını istiyordu. Orada bir şey oluyordu çünkü. Bir resim paylaşacağım bununla alakalı.
    => Anadolu Ajansı denilen yayın organı Vali haberini verdikten 8 gün sonra ne oldu da haberini sildi? Kimden emir aldılar da böyle oldu sizce?
    => Övünülen yüksek teknoloji, enkazı 48 saat sonra buldu. Hatta bulanlar da ileride ilk açıklamalarını korkutularak değiştirecek, olayla ilgili çektikleri video ve resim kayıtları ellerinden alınacak ve aileleriyle tehdit edilecek olan köylülerdi. Teknolojisiyle övünenler değildi.
    => İHA (İhlas Haber Ajansı) muhabiri İsmail Güneş telefonda yaklaşık yarım saat konuşuyor, kayıtlar var ama yayımlanan otopsi raporunda çenesinin kırık olduğu belirtiliyor. Kırık Çene ve yarım saat telefonda konuşma. Sizce mantıklı mı arkadaşlar? Neden halen UTANMADAN kaza denilebiliyor anlamıyorum ben. Ayrıca yarım saat telefonda konuştuğu belli olan birinin nasıl olurda yeri tespit edilemez? Külliyen yalan. Bunun vebalini kaldıramayacaklar, hesap günü biz hakkımızı helal etmeyeceğiz.
    => Reis, miting yaparken helikopter bir süre bölgeden ayrılıyor sonra geri geliyor. Bu sürede ne oldu? Bunu nasıl gizleyebiliyorlar, eğer yakıt aldığını belirteceklerse neden helikopter patlamadı ya da yanmadı o zaman? Demek ki farklı bir şey var burada.
    => En can alıcı nokta da ne biliyor musunuz? Bunun mercii Ulaştırma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ya da dağlık bölge olduğu için Jandarma’dır. Bir helikopter yahut uçak yahut bir Balon, havada uçan ve içinde yolcu taşıyan ne varsa, ki buna teleferik de dahil, bir ROTA olur. Nereden gelip nere gideceği, ne yapacağı vs tüm işlemler için. Yani kaza yeri bilinmeliydi o zaman. Rota sonradan değiştirilse bu da bilinmeliydi. Yani mutlaka bilen birileri var. Yazıklar Olsun.

    Bunların dışında araştırmalar genişledikçe ikinci bir helikopter gördüğünü söyleyenler, bir grup asker üniforması giymiş kişilerin köylüleri bölgeye sokmadıkları gibi durumlar mevcut ama kesin olan bir şey var. İsmail Güneş’e ait kamerayı biliyorsunuz. İHA yetkililerinden yapılan açıklamada kendilerine gelen kamerada 1 kaset olduğu ama onların 2 kaset kullandıkları yazıyordu. Yani gene geliyoruz şu soruya, hangi hain aldı o kamerayı? Bu işi yapanlar ölmesinler, Allah onlara uzun ömürler versin, benimkinden de alıp versin. Öyle uzun yaşasınlar. Yaşasınlar ama yaşadıklarının her günü öyle acı çeksinler ki ölmedikleri için kahrolsunlar, her gün her saat her saniye her an canları yansın.

    Gelelim can alıcı noktalardan birine. Bu alttaki resme çok iyi bakmanızı rica ediyorum. Bir video var. Sanırım işi yapanların biri korkmuş, gizlice dağı çeker gibi bir çekim yapıyor. Burada diğer askerler helikopterin etrafında bir şey yapıyor. Ne mi? Argus 5000 ve SKYMAP IIIC cihazları. Yani helikopterin beyni. Helikopter nerede uçuyor, irtifa bilgileri ve hız kaydı yani her şey burada kayıt altında. Neyse lafı çok da uzatmadan bunun kanıtını eklemek istiyorum.

    https://i.hizliresim.com/dL9JBQ.png

    Gelelim karbon monoksit değerlerine. Öldüğümüz zaman otopsimiz yapıldığında DOĞAL BİR ŞEKİLDE ölmüşsek vücudumuzdaki kan değerimizde %0.5 ile %3 arasında karbon monoksit bulunur. Şimdi burada yorumu sizlere bırakacağım: Muhsin Reis de %13.1, Pilot Kaya İstektepe’de %26.6, Erhan Üstündağ’da %21.8, Yüksel Yancı’da %8.5, İsmail Güneş’te %27 ve Murat Çelikkaya’da %10.1 oranında. Yorum sizin.

    Bu bilgiler ve daha da fazlasının sonrasında yaklaşık 50 sayfalık bir rapor okuyoruz. Bu rapor Cemal Boyalı, İsmail Hakkı Sayın, Faik Ceceli, Mehmet İlhan ve Mehmet Ali Özkılınç tarafından EK 1 DEVLET DENETLEME KURULU RAPORU SONUÇ BÖLÜMÜ adıyla yayımlanıyor.

    En sonda da onun kişisel özellikleri ve onu tanıyan -hatta anlaşamadıkları da dahil- insanların Reis hakkında neler düşündüğünü okuyoruz. Kitabımız işte böyle bitiyor. Keşke bitmese dedim bu kitap ama bitti işte. Ne diyelim ki? Allah rahmet eylesin. Kalanlara da uzun ömürler versin. Versin ki o ihanet şebesi her gün acı çeksin. Biz de her gün kinimizi, öfkemizi diri tutalım. Esen kalın, iyi akşamlar, iyi okumalar..
  • Bu bayrak öyle bir bayraktır ki; İçinde "Vatan" vardır, dökülen "Kan" vardır, İki cihan vardır,
    "Din" vardır, "Îmân" vardır!
    -
  • Türkiye ne çektiyse;
    sahte Atatürkçülerden,
    sahte cumhuriyetçilerden,
    sahte milliyetçilerden,
    sahte İslâmcılardan,
    sahte demokratlardan ve yalancı siyâsetçilerden çekti.
    Siyâseti sahtecilik ve yalancılıktan kurtaracağız.
  • 311 syf.
    ·9 günde·7/10
    Evet bildigimiz şeyler fakat öneriler dikkate alındığında bu dava kolaylıkla çözülebilirdi..Gözümüzden kaçan bir çok şey var kitap da olay inceleme işini gereği gibi yapsaymış çok daha verimli aydınlatabilirmiş ama çelişkili raporlar aslında herşeyi anlatıyor.. Örneğin rahmetlilerin otopsi raporlarında bir bulgu var, pilot da darp izine de rastlanıyor kimse uçak icerisindeki kişileri de araştırmıyor intihar saldırısı da gayet tabi olabilir. Muhsin başkan ve diğer ölenlerin mekanları cennet olsun.
  • Yazıcıoğlu: " Bir defa "kürt sorunu" diye bir kavramı doğru bulmuyorum. Çünkü sorunu etnik olarak koyarsanız, çözümünüde etnik açıdan yapmak mecburiyetinde kalırsınız. Ķürt sorunu dediğiniz zaman, demek ki Türkiye'de Kürtler sorundur. Öyleyse kürtlerin bu sorununu nasıl çözeceğiz? Arkasından da " Madem Kürtler sorundur, o halde Kürtlere göre bir çözüm üretelim" önerisi gelecek masaya ve " Siz bunun bir sorun olduğunu kabul ettiginize göre o zaman çözün" diyecekler. Nitekim sayın başbakan bunu attı ortaya, ondan sonra 'çöz' dediler. Hemen Apo içeriden demeç verdi: "Çok isabetli; sayın başbakan bu yol da devam etsin" dedi. Ve çözümüde soyledi: " Kürt sorununun çözümü için atılacak birinci adım anayasa değişikliğidir. Türkiye' nin bir ortaklık devleti olduğunu kabul etmektir. Türkiye'yi, Türkler ve kürtlerin kurduğu bir devlet olarak kabul etmeliyiz." dedi. Peki Türkiye' de boyle baktığınız zaman başka unsurlar yok mu? Yani çerkezlerin hiç mi etkisi olmamış? Dolayısıyla " önce anayasadaki maddeyi değiştirelim, ortaklık devleti olduğunu söyleyelim; sonra da kürtlerin eğiti, dil gibi sorunlarını çözelim " deniyor. Dünyanın her yerinde hakim unsur olarak ortak bir dil, tek resmi dil kabul edilir. Resmi yazışmalar böyle yapılır; her yöreye göre ayrı resmi yazışma yapılmaz, ayrı eğitim dili kullanılmaz. O diller günlük hayatta, ilişkilerde, yayınlarda kullanılabilir; bunlar ayrı bir konu. Ama tevhidi nasıl sağlayacaksınız? O okulda ayri bir dille mi egitim yapacağız? Bu da bir tür ayrımcılık sayılacak. Hem sonrasında bunun üstesinden gelme şansınız yoktur. Mesela bir kürt kardeşimiz öğretmen olduysa, onu sadece kürtlerin olduğu yerlere mi öğretmen olarak gönderecegiz? Bul bölücülüktür, ayrımcılıktır. Şimdi Türkiye'nin güzelliğine bakın : Diyarbakır'dan bir kardeşimiz gidiyor öğretmenlik yapıyor, orada biri bir kıza aşık oluyor. Diğeri gittıği yerde bir delikanlıya aşık oluyor, evleniyorlar, çocukları doğuyor. O çocuklardan birisi kalkıyor savcı oluyor; o da gidiyor Rize'ye, Rize'de birisiyle evleniyor. Ondan sonra geliyor onun çocuğu Ordu'da bir Gürcü'yle evleniyor. Anadolu bu. Asırlardır biz burada birlikteyiz. Şimdi kürt sorunu diye bir kavramı orataya koymak doğru değildir.
    Vedat Demiröz
    Sayfa 183 - Gazetecinin sorularını yanıtlıyor
  • 1 Mayıs günü Taksim alanında dış güçlerin güdümünde olan Rus ve Çin yanlısı uşaklarını, TKP' nin en büyük organı DİSK yönetiminde dövüştürülmüş be tarihi İstanbul şehrindeki ilk deneylerini yapmışlardı. Bunda Amaç, hem Türkiye'de iç savaşın yapılabileceğini, buna müsait bir idari gevşekliğin olduğunu ispatlamak, hemde devleti anarşiyle mesgul edip, seçim oncesi chp ye anarşi önleyici sloganını kaptırmaktı. Hemen şöyle bir soru gelebilir akla. Neden bunun için solu birbiriyle kavga ettirsin emperyalizm? Kavha gerekliyse, solu karşıt görüşüyle, orduyla, polisle kavga ettirebilirdi. Haklı bir soru. Ancak, devlet güçleriyle sol Gaziantep'te, Uşak'ta karşı karşıya getirilmiş, fakat tecrübeli Türk ordusu onlara bu fırsatı tanımamış ve bundan bir sonuç alınamamıştır. Solun karşıt görüşü olarak bilinen en güçlü örgüt Ülkü Ocakları'dır. Bu teşkilatın mensupları tarihi tecrübelere ve yüksek disiplin duygusuna sahip olduğundan, yönetimde kendilerinden başkasının etkisi altında kalmayan ve dış güçlere kesinlikle taviz vermeyen tutumuyla hic bir oyuna gelmemistir.Yani emperyalizm, Ülkü Ocakları'na müdahale imkanına sahip olmadığı için bu oyun da sahneye konamamıştır.