Kardelen ∵, bir alıntı ekledi.
28 Nis 03:57 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Bugünün Tarihini Unutma
Mehmet'in fetih yöntemleriyle ilgili olarak Sırp tarihyazıcısı Yeniçeri Mikail tarafından aktarılan masalsı bir öykü vardır. Buna göre sultan soylularını çağırır ve büyük bir halının getirilip önüne yayılmasını, ortasına da bir elma koyulmasını emreder; sonra da onlara şöyle diyerek bir bilmece sorar: "Lu elmayı halıya basmadan alabilir misiniz?" Ve diğerleri bunun nasıl yapılabileceğini düşünerek aralarında tartışır ve hiçbirisi bunu yapacak hileyi bulamaz; ta ki Mehmet kendisi kalkıp halının yanına gidene ve kenarını iki eliyle tutup önünde dürerek ilerleyene ve böylece elmayı alıp halıyı eski haline getirene dek.

Son Büyük Kuşatma 1453, Roger Crowley (Sayfa 319)Son Büyük Kuşatma 1453, Roger Crowley (Sayfa 319)
Büşra Ateş, bir alıntı ekledi.
14 Nis 17:52 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yeniçeri Ocağı'nın bozulması anlatılırken çok doğru bir cümle telaffuz edilir: "Ocak Devlet içindir yerine Devlet Ocak içindir!" düşüncesi hakim olmuştur.

Payitahtın Son Sahibi- II. Abdülhamid Han, Talha UğurluelPayitahtın Son Sahibi- II. Abdülhamid Han, Talha Uğurluel
Umut Avgın, Kayı 6: İmparatorluğun Zirvesi ve Dönüş'ü inceledi.
13 Nis 14:15 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 8/10 puan

Serinin 6. Kitabı, 6 bölümden oluşuyor.
Bunlar sırasıyla, I.Mustafa Han'ın İlk Saltanatı, II. Osman Han'ın(Genç) Saltanatı, I.Mustafa Han'ın İkinci Saltanatı, IV. Murad Han'ın Saltanatı, İbrahim Han'ın Saltanatı ve IV.Mehmed Han'ın Saltanatı.

Kitabı zihnimde kalanlarla kısaca bir özetlersem,
Günümüzde de zararını pek çok kez gördüğümüz devlet içinde devlet mekanizmasının ülkeyi ve milleti ne denli bir felakete sürüklediği olaylar silsilesi.
Bir takım devlet adamlarının sırf kendi çıkarları uğruna koskoca imparatorluğu nasıl rezil bir duruma düşürdükleri.
Yine bir takım asker kılıklı fakat mal mülk sevdalısı aymazların sırf kendi çıkarları ve makam sevdası uğruna resmen II.Osman Han'ı katletmeleri.
Ardından IV.Murad'ın bunlara adeta osmanlı sillesini çarpması ve devleti tekrardan kalkındırması ve adeta şahlandırması.
IV. Murad Han'ın vefatı ve İbrahim Han'ın Saltanatı ile tekrar başlayan, devletin iç kademelerinde, gene tek sebebi mal-mülk ve makam olan çekişmeler neticesinde devletin uçuruma doğru sürüklenmesi ve tekrardan bir padişah katli.
İbrahim Han'ın katledilmesinden dolayı, koskoca Osmanlı İmparatorluğunun başına 6 yaşında bir çocuğun geçmesi.
IV. Mehmed Han'ın saltanatının ilk yıllarında gene kendini gösteren ordu içinde kapışmalar. Yeniçeri-Sipahi savaşları.
Mahpeyker Kösem Sultan'ın Şehid Edilmesi.
Ardından devlete hızır misali yetişen Köprülü Mehmed Paşa.
Ve devrin sonuna doğru, Viyana Kuşatması, ihanet, bozgun, gene padişahın tecrübesizliği ve gaflete düşmesinden doğan faturayı yanlış kişiye kesme alışkanlığı sonucu; değerli bir veziriazam'ın kaybedilmesi; Merzifonlu Kara Mustafa Paşa.
Viyana Bozgunu sonucu sürekli veziriazam değişmesi fakat hiç bir veziriazamın balkanlara geçmemesi.
Estergon'un, Uyvar'ın ve Nazlı Budin'in Düşmesi.
Bütün bunlar olurken, IV. Mehmed'in hala av alışkanlığından vazgeçip ordunun ve devletin başına geçmemesi.
Ve kaçınılmaz son, kendisinin saltanattan lağvedilmesi.

Kitap yeri geliyor içinizi parçalıyor, yeri geliyor sizi sevince boğuyor, yeri geliyor milliyetçilik hislerinizi kabartıyor, yeri geliyor insana, bu imparatorluğun batması kadar normal bir şey yok dedirtiyor.
Fakat her sayfada, tarih tekerrürden ibarettir cümlesinin haklılığını ortaya koyuyor.

Furkan Düzenli, Ekmek Aslanın Ağzında'yı inceledi.
30 Mar 17:18 · Kitabı okudu · 52 günde · Puan vermedi

Osmanlı Tarihi dediğimizde aklımıza savaşlar, zaferler ve sonrasındaki mağlubiyetler gelir. Son dönemlerde özellikle sosyologların ve iktisat tarihçilerinin de işin içine girmesiyle Osmanlı Tarihini toplumsal yapı, iktisadi yapı vb alanlar açısından da incelemeye öğrenmeye başladık.

Osmanlı Tarihiyle ilgili uzun süre ihmal edilmiş bir alan ise geniş Osmanlı coğrafyasında el emeğiyle üretim yapmış ve hayat mücadelesi vermiş “zanaatkar”lardır.

Suraiya Faroqhi (Süreyya Faruki)’nin derlediği kitapla; İstanbul’dan Kahire’ye Osmanlı şehirlerinin her birinde faaliyet göstermiş, terziden marangoza, ayakkabıcıdan demirciye, sahaftan kasaba kadar bir çok zanaatkarın gündelik hayatlarını ve esnafı birbirine, devlete ve her türlü sıkıntıya karşı ahlaki ve manevi örgütlenmelerini, lonca sisteminin nasıl işlediğini ve zamanla nasıl bir dönüşüm geçirdiğini görüyoruz.

Ekmek Aslanın Ağzında, yaygın varsayımları ve mite varan ezberleri sarsıyor. Kitaptaki her makale arşiv bulguları üzerinden ve yeni, şaşırtıcı sorularla dolu bir çalışma ortaya koyuyor.

Kitabın özellikle konusunda araştırma yapacaklara önemli yardımı dokunacaktır. Benim gibi uzak da olsa konuya ilgi duyan araştırmacılar içinse farklı bilgi ve tecrübeler sunuyor. Özellikle kısıtlı tarih anlatımında Yeniçeri Ocağı’nın kapanmasıyla birlikte Yeniçeri askerlerinin hayatlarının ne yönde değiştiği hiç anlatılmaz benim için merak konusu idi. Kitapla birlikte bu merakım bitti.

Ayrıca kitabın sonundaki sözlük gayet yararlı olmuş. Hiç unutmayacağım bir kelime öğrendim: “beşe”

Osmanlı ordusunda piyade Yeniçeriler için kullanılırmış, Yeniçeri ocağı kapatılınca askerler zanaatkar olmuşlar ve Loncaların yönetimlerine gelmişler. Sonrasında yeniçeri olduklarını belirtmek için isimlerine beşe eklenmiş.. Farsça'da atmaca anlamına gelen beşe, eski Türklerde de büyük erkek çocuk için kullanırmış baş ağa manasında.. Paşa'nın da “beşe'den türetildiği ifade ediliyor. Kitabı okumak benim için tarihin sayfalarında dolaşmak gibi oldu ve ayrı bir tad aldım.

°Yağmur M°, İsimle Ateş Arasında'yı inceledi.
 19 Mar 17:02 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

~~Süpriz bozmayan ipucu içerir~~~

Nazan Bekiroğlu ile 3.karşılaşmamız.

Yeni bir yolculuk yapmaya azıcık zorlanmış olsam da halimden memnun bir şekilde başladım okumaya. Kitabın ilk sayfaları attığım bir adımla ansızın çukura düşmüşüm gibi hissettirdi. Nerdeyim, ne anlatılıyor ,hangi dili konuşuyor anlayana kadar biraz ilerlemiş, çeşitli  çiçek kokularını özenle hazırlayan bir dükkanın önüne varmıştım. Burada kendisi küçük bir şişe içinde bir koku uzattı.
"Filbahri kokusu. Ezelden izler taşıyan bir kokudur. Kokla bunu, ancak bu sekilde yolculuğa çıkabiliriz."

Önceden tecrübem var tabii Yol Hali'nden. Onla yolculuk yapmanın şartlarını az buçuk biliyorum. Kendisi önce tarihi bir mekana uğrar, gerçek yolculuk mekanda değil zamanda yapılır der, dokunduğu her noktanın hikayesini düşünerek , aynı havayı solumuş medeniyetlerin aynı toprağa basmış insanlarını, aynı noktaya değmiş bakışları ve bunların kalplerinde yansımalarını hissederek hayal etmeye çalışır. "Geçmiş, şimdiki zamanda yaşanan bir an " a dönüşür; canlı cansız farketmez,  onun ilgi alanına giren her varlığının ruhu kendi kalbiyle birleşip , vicdanında işlenir. Ortaya yepyeni bir bakış açısı sunar. Biraz yorucudur ama bu onun üslubundan alınan lezzete engel değildir.

Velhasıl kabul ettim ve kokladım. Zamanda yolculuğumuz başladı.

Kanuni' nin son dönemleri. Devlet düzeninin yavaş yavaş bozulmaya başladığı, hile ve yolsuzlukların arttığı ,makamlara ehil olmayanların getirildiği ,çürümenin başladığı zamanlar. Yeniçeri Ocağı'nda, devşirme gence yeni bir isim vererek Esame defterine kaydeden bir Yeniçeri Katibi' nin basucunda bulduk kendimizi ve hikayemiz başladı.

Yeniçerilerin kalplerini yokladık.
Huzursuzdular.
"Hünkarımız savaş meydanında bizimki kadar hiçe sayılmış bir hayat olmayı göze alınca, biz de o zaman onun ki kadar kıymetli bir hayat olurduk " inancındaydılar.

Zamanında 150 yılda 7 padişahın hüküm sürdüğü tahtta, sonrasında dört yılda sırasıyla geçen 6  padişaha uğradık. Kimilerinin şehzadeyken kendilerini  ölüm mü taht mı beklediğini bilmeden Kafes'lerde  yönetme istidatlarını kaybettiklerini gördük, kiminin rahata düşkünlüğünden kiminin ise gücünü yitirmiş bir ordunun hükümdarı olarak esir düşmekten korktukları için ordusunun başında savaşa gitmekten çekindiğini farkettik. Karşılıklıydı sorunlar, tek bir taraf suçlanamazdı ama iletişimleri yoktu.

Sonrası ise...

"Anlatmayı seven yazıcılar için dahi anlatılası değildi. Susulası geçilesiydi. Bazı çilenin yazılması yoktu."
Ve bu acı sadece insanların değil turnaların da hayatlarına bedeldi.

Dayanamadık...Geri döndük. Nazan Hoca' nın "Adaletten çok merhamete meyletmiştir. Kadındır. İyi ki padişah değildir! Şefkatle de tarih olmuyor ki" sözü ikimiz içindi.

Filbahri kokusunun etkisi geçerken o naif insanı kürsüde cesur bir şekilde tarih dersi verirken gördüm.Tarihçiler tarafından Vakai Hayriye olarak kayıtlara geçen olayı anlatıyordu ve ekliyordu:
"Tarihle geçmiş aynı şey degildir"(bir kısmı için bakınız: #28177669)

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Nazan Bekiroğlu'na göre "İsim varlıktan evveldir. Bu yüzden hikmet kelimenin kalbine inmiştir."
Yine " Her hissettiğimi kelamla görünür kılma alışkanlığında olsam da şair değilim ben" diyor. Bunları öğrenince kendisinin neden hissedebildiği tüm duyguları, kokuları ve renkleri dahi kelimelerle tanımlamaya çalıştığını anlayabiliyoruz. Bir fizikçinin tabiatın dilini anlayabilmek için matematikle haşır neşir olması gibi, o da kendi doğasındaki işlemleri çözmek için kelimelerle uğraşıyor sürekli. İsimlendirebildiği nisbette hislerine tahammül edebiliyor, mantığına yatırabiliyor. Yoksa o isimlerin tanımlanamadığında ateşe dönüşüp varlığıyla kalpleri yakacak  mahiyete sahip olduğunun farkında. Buna en güzel örneği ise her fırsatta işlediği Aşk konusu.
Yazarın ilk üçünde Tolstoy'un Anna Karenina'sını görmek pek de şaşırtmıyor artık. Çünkü kendisi dokunduğu her karakteri adeta Anna gibi işleyip, yargılamayı vicdanımıza bırakıyor. Belki de bu kitabı tarihi bir romandan öte yapan özelliği budur.

Bu romanı ve diğer romanlarındaki üslubun özelliğini ise en güzel  Mustafa Kutlu  özetlemiş:

"Şarka mahsus sanatın temeli olan hikmet ve ahengin izdivacıdır bu."

Kitapta ilk defa karşılaştığım ve çok ilginç bulduğum kelimeler var , onları da paylaşmak isterim.

SEMENDER: Ateşte yanmayan masal yaratığı.Yeniçeriler, padişahı korumak için kendilerini herşeye siper ettiklerinden bir diğer isimleri de buymuş.

KAZAN KALDIRMA: Yeniçeri Ocağı'nın isyan etme, meydan okuma, otoritenin zayıf olduğu vakitlerde ise daha da kişisel isteklerini kabul ettirmek için yaptıkları eylem.

ABDULLAH: Devşirmeler ailelerinden alınıp, tüm geçmişleri silinerek isimleri Esame defterine farklı bir isimle kaydedilirken baba adı kısmına Abdullah ( Allah'ın kulu) yazılırmış. Hatta bütün bir Osmanlı tarihinde babasının adı Abdullah olanlarda bir yabancılık ihtimali bu yüzden aranırmış.

Üsluba uyum sağlayabildiğimizde farklı diyarlara götürebilecek ve kelimelerin büyüsüyle tanıştıracak olan bu romanı tavsiye ediyor ve keyifli okumalar diliyorum. :)

Resul Bulama, Kültürden İrfana'yı inceledi.
28 Şub 11:57 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kültürden İrfana, Cemil Meriç’in okuduğum ilk kitabı. Bu güne kadar Cemil Meriç’i okumamış olmak benim için büyük bir eksiklikti. Cemil Meriç’i yazar olarak araştırdığımızda en çok karşımıza çıkan kavramlar “fikir işçisi” ve “tecessüs” kavramı. “Tecessüs” kavramını okuyucularına ısrarla hatırlatan yazarımız, kendi arayışıyla birlikte okuyucuyu da geniş bir deryaya dalmak için teşvik ediyor. Tecessüs kavramı Türk Dil Kurumu sözlüğünde şöyle ifade ediliyor; Merakını gidermeye çalışma, görme, anlama merakı. Yazarımız, kendi tecessüs ufkuna okuyucuyu da birlikte sürüklüyor ve geniş bir kaynakça için rehberlik ediyor.

Kitabımıza gelecek olursak; Cemil Meriç’in 12 ciltlik külliyatının bu son eserinde, ilk önce kültür ve irfan kavramlarının ontolojik değerlendirmeleriyle kavramsal bir çerçeve çiziyor. Daha sonra ise, bu güne kadar dilimize çevrilen ve çevrilmeyen eserler hakkında o kadar kapsamlı ve karşılaştırmalı değerlendirmeler yapıyor ki, yazarımızın hem yerli hem yabancı kaynaklar hakkındaki derin bilgisine şahit oluyoruz. Yazarımız, kaynaklar hakkında okuyucuyu kendisiyle birlikte uzun bir yolculuğa çıkarırken derin bilgisine rağmen son derece mütevazi bir şekilde referans gösterdiği yazar ve kitapları ön plana çıkarıyor.

Biruni’den İbn Rüşd’e, Efgani’den Abduh’a, Ahmet Hilmi’den Ahmed Cevdet Paşa’ya, Mehmet Akif’den Tevfik Fikret’e, Tunuslu Hayreddin Paşa’dan Celal Nuri’ye kadar bir çok fikir adamı ve kaynaklar hakkında çok geniş bir kaynakça ortaya koyuyor. İslam tarihi ve Osmanlı tarihindeki kaynaklar hakkında geniş bir değerlendirme yapılıyor. Dozzy ve Hammer’in bu boşluğa olan katkısı geniş bir şekilde yer alıyor. Oryantalizm kavramı, ve Doğu’ya uzak Avrupalıların Oryantalizme bakışının da değerlendirildiği bu eserde, bir çok önemli eserin henüz Türkçemize kazandırılamadığı ve kazandırdıklarımızın da yeteri kadar değerini bilmediğimizi öğrenmiş oluyoruz.

6.Bölümde özellikle Gandi’ye, “sivil itaatsizliğe” ve”zor yok” hareketine ayrılmış bölüm oldukça etkileyiciydi. Yazarımızın Gandi’nin ülkesine ve tüm insanlığa çok büyük bir ders verdiğini düşündüğünü ve kütüphanesinde Gandi’yle ilgili bir çok yayın bulunduğunu öğreniyoruz.

7.Bölümde yer alan Sidney Hook’a ait “Tarihte Kahraman” adlı araştırmasının yer aldığı değerlendirmede, fert ve kahramanların tarihsel süreçle olan ilişkilerini çok beğendiğimi ve özellikle yeniçeri ve tanzimat aydınlarını birbirine benzettiği kısımdan çok etkilendiğimi söylemek isterim.

Eseri genel olarak büyük bir ilgiyle ve mahcubiyetle okudum. Yalnız kültür kavramının antropolojik yönünün biraz uzun olduğu için ansiklopedik bilgiye dönüşü, bir de Cela Nuri’ye ayrılan 40 sayfaya yakın kısmının biraz uzun tutulduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte yazarımızı ve tecessüs dünyasını ilgiyle takip etmeye ve külliyatında yer verdiği eserleri referans olarak kabul etmeye devam edeceğim.

Tuncay YILDIRIM, bir alıntı ekledi.
23 Şub 15:55 · Kitabı okudu · 9/10 puan

''Sır olana giz gerekir.Sevgilinin adını dile düşürmek hakikatte ayıp değil midir? Kays bir dağ delisi gibi davrandı. Gitti sahralarda, çöllerde aşkını ona buna anlattı. Oysaki Leyla kimseciklerle paylaşmadı. İçinde büyüttü, içinde yaşattı...''

İhtiyar bir an için sustu. Derin bir nefes alıp devam etti.

''Mecnun olmak kolaydı bu hikayede.İçindeki her şeyi herkese döküp aklından kaçmak... Peki ya, Leyla olmak ? Aşkını kalbinde yaşatmak, sustukça aklına yakalanmak.''

Son Yeniçeri - İsyan, Sıtkı Öztürk (Sayfa 203)Son Yeniçeri - İsyan, Sıtkı Öztürk (Sayfa 203)
İbrahim beyazoglu, Son Yeniçeri'yi inceledi.
 22 Şub 18:16 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Son yeniçeri Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine ışık tutan bir kitap. Adından da anlaşıldığı üzere yeniçerileri anlatan bu kitap o dönemdeki ordunun yozlaşması ve ekonominin bozulması bunun akabinde Osmanlı Devleti'nin yıkılış sürecini anlatıyor.
Kitap ta asil güzel olan ise esir olarak İstanbul'a gelip yeniçeri olan Sari'nin hikayesi ve tabi ki de Sabit'in hikayesi. Sabit'in ilk aşkı yıllarda ilk aşkıyla karşılaşması ve belki de ilk aşkına kavuşamadigi için hiç evlenmemesi asil üzerine düşünülmesi gereken konu bu bence. Aşkın ve savaşın romanı son yeniçeri ve son söz fakir hâlâ sabittir ağam.

Tuncay YILDIRIM, bir alıntı ekledi.
22 Şub 11:12 · Kitabı okudu · 9/10 puan

'Nerden gelir, ne tarafa gidersin evlat?'
Genç adam kısa bir duraklamanın ardından cevap verdi:
''İstanbul'dan gelip, Edirne'ye giderim. Sonrasını bilmem.Vazifeliyim.''
'Allah gücünü kuvvetini arttırsın. İnşallah vazifende başarılı olursun'' diye dua etti ihtiyar.
''Amin amca inşallah.'' diye karşılık verdi genç adam. Ve devam etti.
''Ya sen?''
'Garip bir yolcuyum işte herkes gibi. Dünyadan geçtim ahirime gidiyorum. Ne vakit varırım bilmem ama mutlaka varırım.'

Son Yeniçeri - İsyan, Sıtkı Öztürk (Sayfa 130)Son Yeniçeri - İsyan, Sıtkı Öztürk (Sayfa 130)
Tuncay YILDIRIM, bir alıntı ekledi.
22 Şub 11:03 · Kitabı okudu · 9/10 puan

''Hayatın görülmedik neyi varsa gözlerimden doğan bir ırmağa avuçlarımdaki çatlaklara kadar ulaşıyor. Hissediyorum ki ellerimin ıslaklığı bu yüzdendir. Ve biliyorum ki, her aklıma düştüğünde gözlerimin ıslaklığı da bu yüzden olacak.''

Son Yeniçeri - İsyan, Sıtkı Öztürk (Sayfa 149)Son Yeniçeri - İsyan, Sıtkı Öztürk (Sayfa 149)