• 176 syf.
    ·6 günde·9/10
    Kısa bir yorum yapıp kitaptan bazı bölümleri bırakmak istiyorum buraya.
    Zamanın kıymetini bilen alimlerin gözünden zamanı değerlendirme yöntemlerini okuyoruz. Hadis alimlerinin hayat hikayelerine ağırlık verilerek yazılmış ibret verici bir kitap. Sonlara doğru ise ayrı bir lezzet daha veriyor. Bu kısımda da 'zamanın kıymetine dair vecizeler' başlığı altında alimlerin zaman ile alakalı sözlerine yer verilmiş. Zamanın değerini o kadar güzel anlatıyor ki kitap bitince bir saniyenin dahi hesabını yaparken buluyorsunuz kendinizi. Fakat okuduktan sonra öğrendim, genişletilmiş hali varmış. Okumak isteyenlere tavsiyem genişletilmiş halini okuyun, zira kitap fazlasıyla güzel.
    .
    -️Her Müslüman için namaz ibadeti günde 5 defa tekrarlanır. Eğer müslüman kendisinden istenildiği gibi vaktinde kılarsa; bu vakti koruma, belirlenen zaman dilimlerine dikkat etme, her amel için belirlenen zaman dilimine karşı hassas davranma yönünde müminin tabiatına bir ayarlama getirir. Buda insanı zamandan istenilen gayeyi tam olarak elde etmeye götürür.
    -️İlim nimeti nimetlerin asıllarından ve çok büyük bir nimettir. İnsanlığın yükselmesi, hem dünya hem ahiret saadeti buna bağlıdır.
    -️Sözüm ona 'zaman öldürenler' aslında kendi ruhlarını öldürmekten başka birşey yapmazlar.
    -️Sahip olduğumuz en büyük nimetlerden biri olmasına rağmen, en kolay harcadığımız şey hiç şüphesiz ki zamanımızdır.
    .
    Rabbim bizleri ömrünü zayi edenlerden eylemesin inșaAllah..
  • 400 syf.
    ·48 günde·Beğendi·3/10
    Çok iyi değildi ama çok da kötü değildi. Sonlara dogru daha iyiydi sanki. Hayatla alakalı sorunlar üzerine tavsiyeler veren tarzda bir kitap, çoğu kulak ardı edilmemeli
  • 418 syf.
    ·Puan vermedi
    Baskomser Nevzat serisinin kitaplarindan birisi. Ben okumuş oldugum Ahmet Ümit kitaplarini kafamda siraladigimda bu kitabi ilk 3 e yazmam. Tabi burdan kitabin kötü oldugu algisi olusmasin ilk 3 e yazdigim romanlarin cok cok güzel olmasi ve seviyeyi cok yukarilara cikarmasidir.
    Kitap Istanbul-mafya-tarlabasi ucgeninde islenen cinayetleri icerisine birazda siyasi olaylari yerlestirerek yazilmis.
    Dili genel olarak akici ama ortada bir 50 sayfa var ki afakan basti diyebilirim gitmedi kitap.
    Sonlara dogru klasik olarak heyecan yükseldi ve beni heyecanlandiran bir sekilde bitmedi malesef.Yani istese daha iyisini yapardi niye boyle bagladi ki dedim kendi kendime.
    Yinede Baskomser Nevzat serisinin diger kitaplari gibi severek okunacagina inandigim bir kitap.
  • 280 syf.
    ·Puan vermedi
    Ne zaman bir kitap, bir insandan beklentimi fazla yüksek tutsam tuttuğum elimde kalıyor kitap aslında çok güzel ama sosyal medya ve platformlar da övüldüğü kadar değil tabi bu çeviriyle de alakalı olabilir.
    Kitap ABD’nin ilk yerlileri olan kızılderilileri anlatıyor. Kitabın yazarının bir nevi otobiyografisi. Anne babasını kaybeden küçük ağaca gerçek bir öğretici olan büyükanne ve büyükbabasının, değişen sistemi(ABD politikanın oluşumu) eleştirmeleri ve eğitimin aslında “ahlak” ilkesine bağlı bir unsur olduğunu gösteriyor.
    Herkesten uzak dağlarda ilkel bir hayatı tüm canlılığıyla gözler önüne sürüyor kitabımız fakat nedense okurken bir şeyler sürekli eksik geliyor gibi hissettim. Bununla birlikte sonlara doğru sizi bağlayan bir yanı oluyor o da duygusal bağın nerede olursanız olun önemiyle ilgili. Büyükbabanın küçük ağaca verdiği öğütler hayatı şekillendirme niteliğinde. Aslında hepimizin biraz küçük ağaç eğitimine ihtiyacı var. Modern dünyanın yaftalamasından ve “okuyup adam olmak” cümlesinin yeniden şekillendirilmesi açısından mutlaka, okunması (özellikle eğitimcilerin) gerekenlerden. #koyusiyahlikitap
  • 160 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Ana karakterimiz Husrev, tanınmış bir oyun yazarıdır. Husrev, son oyunu "Ölüm Korkusu"nda dikkat çeken ve sorgulanan bir oyun yazar. Oyundaki karakter silahla oynuyorken yanlışlıkla annesini vurur ve ardından kendinisini incir ağacına asar. Bunun dikkat çekmesinin, sorgulanmasının sebebi ise babasının da kendini incir ağacına asarak ölmesidir. Sonrasında ise Hüsrev'in kendini sorgulamaları, düşünceleri, etrafındakilerle çatışmaları etrafında gelişiyor Bir Adam Yaratmak.

    Okuduğum ilk tiyatro metniydi. Başladığım gibi de bitti zaten. Dediğim gibi sınavım için başladım bu yüzden hiçbir beklentim yoktu. Ancak okumaya devam ettikçe Husrev'in derin düşünceleri beni içine çekti ve etkilendim kitaptan.
    Kitapta aslında eserlerin hep kişinin hayatından izler taşıdığını çok güzel şekilde belirtiyor. Bunu da yine sürükleyici bir tartışma etrafında veriyor bize. Sonlara doğru ise kitabın en beğendiğim noktası, "Bir Adam Yaratmak" üzerine düşüncelerini okuyoruz. Çok derin girmeyeceğim okuyacakların tadı kaçmasın diye ama çok güzeldi o satırlar.
    Necip Fazıl'la tanışmam böylesine güzel bir kitapla olduğu için çok mutluyum. Devamı de gelecek kesinlikle. Kitabı da herkese öneririm.
  • 344 syf.
    Güray Süngü'nün okuduğum ilk kitabıydı. Alisilagelmis kurgularda gerçeküstü motifler kullanır yazarlar söylemek istediklerini aktarmak için. Karakterler bazen rüya görür mesela ya da bir ihtiyarla karşılaşırlar ve bilgece bir şeyler dinlerler. Ancak bu kitabın tamamı ötelerde bir yerlerde geçiyor. Kitabın içindeki gerçeklerse sadece bazı anıların yansıması desem yeridir.

    (Devaminda kitabin iceriginden bahsediyorum okumak isteyenler sürprizi kaçmasın diyenler devam etmeyebilir :))

    İbrahim hayatını kaybediyor bu kitapta ve onun peşine düşüyor. İnsan nasıl kaybeder hayatını?

    Davasızlık.. Ben bunu bu şekilde ifade ettim. Davası yoktu İbrahim'in. Bir anlamı yoktu geçen günlerinin. Bunu ilk farkettigim yer şurasıydı ilk sayfalarda:

    "İbrahim Buse'nin bacaklarına bakmıyordu. Çok ahlaklı olduğu için değil, gunahtan korktuğu için değil, uzun bacakları sevmediği için değil. Sadece bakmıyordu."

    ve sonlara doğru:

    "İbrahim, neden şu koca dünyanın ağırlığını içinde duymadın? Bunca sene ne diye şu koca dünyada ağırlıksız yaşadın?"

    Aslında bir nevi 21. Yuzyil insani profili ciziyor bize Güray Süngü. Öyle ki gerçeklikte sıkışsa dahi işine gitmeye çalışıyor.
    Tek kişilik trenler, çıkılan kuyulan, düşülen kuleler, merdivenden inerek ulaştığınız teraslar, yukarı çıkarak girdiğiniz bodrumlar, on yil önce ayrıldığınız köyler, bitmek bilmeyen rüyalar, tanıdık isimler, tanimadik yüzler..
    Ve kapılar tabii.

    İbrahim'in kaybettiği hayatını bulma yolculuğu rüya tadında bir filmdi. Şöyle kallavi bir yönetmenin eline güzel bir finansmanla emanet edilse de izlesek dediğim türden.
    Belki içinizden geçmiştir. Su yorgunlugumla yigilsam bir koy evinin kapısına. Alsalar beni içeri. Soru sormasalar, bana tertemiz döşekler serseler. Uyandigimda mis gibi sofraya cagirsalar. Evin uslusu bana güzel şeyler anlatsa. Hatta bu konuda Oğuz Atay'in satırlari gelir aklima:

    "Öyle bir kapı olmalı ki çalınca, insana hiç bir şey sormadan açsalar; kapının ortasındaki küçük pencereden bakıp da kim o demeseler. Sonra hemen içeri alsalar beni. Ben anlatmak istesem bile, hemen sustursalar: biz her şeyi biliyoruz. Her şeyi biliyor musunuz gerçekten? Evet. Neden sormuyorsunuz ayrıntıları? İstediğin zaman anlatırsın. Sana dinlenme fırsatı verdiğimizi de sanma. Hiç anlatmasan da olur. İstediğin zaman gidebilirsin. İstediğin zaman geri donebilirsin. Anlayış da göstermiyoruz sana. Özellikle buna çok sevindim. Anlayış göstermenin sende bir gerginlik yaratacağını, ne zaman isteyecekler endişesini doğuracağını biliyoruz. Sen sormasaydın bunları bile anlatamazdık. Hiç bir sözü sonuna getirmeyi düşünmüyoruz. Yaşama şartlarını açıklar mısınız?"

    İşte kitapta tüm bu çalkantılı olayların içerisinde ritmi bağlayan böyle bir his var. Nasıl desem, ferahlama hissi..

    Sanırım hayat da böyle. Cevapları almak için çırpınmaktan ziyade soruları sorma şeklimize odaklandığımızda çözülecek düğümler.
    Okuduğunuz için teşekkürler :)
  • 93 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kitabın her cümlesini gözümün önünde canlandırarak okudum. Bu kadar mı nefis betimleme yapılır? Bu kadar mı insan ruhu derinden işlenebilir?
    Çok şanslı bir toplumuz: Böyle yazarlara sahip olduğumuz çevirisine muhtaç kalmadan aslından okuyabildiğimiz için Yaşar Kemal ve onun gibi yazarları.

    İçeriğine biraz değinecek olursak:

    “Hösük, sen ne komik adamsın.” dedim. Hösük’ün adının geçtiği her satırda...
    İçinde bulunduğu duruma hayıflanması, Mehmet Çocuk’a kızması bile o kadar tatlı ki. Kızan; ama insanları da müthiş seven bir adam bu yanlış anlamayın. Zorba, düşüncesiz, insanı derinden yaralayan bir kızma değil. Samimiliğin magması yani... Çevremizde kalmadı artık -içi dışı bir- Hösük gibi adamlar.

    Sadece o mu? Mehmet, Aşık Ali, Mehmet Çocuk, Yusuf. Makineleşmenin getirmiş olduğu kazanımların zerresinden nasiplenemeyen ;ama bir o kadar da zararını gören kardeşlerimizin hikayesi bu.

    Traktöre ve bahtlarına sövmeleri, onca zorluğa rağmen pes etmemeleri, boyunlarını bükmeleri; ama kimseye boyun eğmeyecek kadar onurlu olmaları ve bunca şeye göğüs gerip insanlığından hiçbir şey kaybetmemeleri o kadar mutlu ediyor ki insanı...

    -Hüzünlendim acımasız yaşam koşullarının pençesine düşmüş bu adamların hallerine.
    -Aşık Ali’nin, Hösük’ün, Mehmet’in, Mehmet Çocuk’un bitmek tükenmek bilmeyen umutları ile umutlandım bir yandan. Sıtma nöbetleri geçiren Yusuf, yokluğun gözü kör olsun dedirtti okurken...
    -Öte yandan makineleşmeye kızdım, sivrisinekle re kızdım, Mehmet’in abla dediği ama ablalık ile alakası olmayan kadına kızdım.
    -Kısacası yaşadım bu hikayeyi.
    -Çukurova’yı iyi bilirim sıcağını da sineğini de. Her şeye rağmen sıcağı seven ben; sıcağa küstüm onlar sıcaktan kavrulurken, tozu toprağa katan rüzgara kızdım, onların gözlerine toz toprak doluşurken.

    Sonlara doğru Ahmet diye birini tanıdım ki Allah’ım o ne güzel bir insandır. O nasıl bir kardaşlıktır. Hani birilerine yardım ederken dahi utanan, onlar kendini kötü hissetmesin diye ezilip büzülen sıcakkanlı insanlar olur ya, Ahmet o işte. Tutup alnından öpesiniz gelir. Çukurova’nın sıcaklığı değil Ahmet’in sıcaklığı, dostluğu ısıtır sizi.

    Daha bir çok şey yazmak istiyorum her bir karakter hakkında; ama malumunuz kitap kısa, söyleceklerim uzun. Kitabın heyecanını kaçırağı endişesiyle çok da detaya girmek istemiyorum açıkçası.

    Son olarak:
    Sadece 93 sayfa olduğu için kızdım içten içe Yaşar Kemal’e. Kendimi mutlu hissederek okuduğum, hatmettiğim nadide yazarların başında gelir Yaşar Kemal.
    Herkesin umudunu yeşerteceği, hayatın en mutlu anlarıyla bağlarını sıkı sıkıya düğümleyeceği hayalindeki o ‘höyüğü’ bulması dileğiyle sevgiyle kalın...