• Hikâye devam eder. Başka acılar beklemektedir onu: Yedi sene zarfında, önce üç çocuğunun, sonra çocuklarının anasının gözlerinin önünde teker teker ölmesine şahit olur. Bu sırada, Avrupa'da, onun hiçbir zaman varlığından bile haberdar olmayacağı koskoca bir dünya çökmektedir.
    Philippe Forest
    Sayfa 28 - Kanat
  • Aysun Bal Demir
    Aysun Bal Demir Kendimi Dinlemedim Başkasını Dinlediğim Kadar'ı inceledi.
    240 syf.
    ·8/10
    Dikkat! Kitapları okuyup geçenlerden iseniz lütfen bu kitaptan uzak durun. Okuyup hayatına geçirmek isteyen, başarıya ve mutluluğa ulaşmayı hedefleyenlerden iseniz bir kalem ve defter alarak çalışma masanıza oturun ve kendinizi kitabın akışına bırakın.
    .
    .
    Meryem Şanlı eğitim fakültesi mezunu bir öğretmen. Eğitim alanında yüksek lisans yapmış. Eğitim koçu olarak kendisini geliştirmiş. Daha sonra yine lisans eğitimi alarak bir de sosyolog unvanı kazanmış. Kişisel gelişim kitaplarını ne kadar seviyor olsam da yine de bir ön yargı var bende. Yazarın kullandığı kaynakça , anlatım dili, konuyu ifade ediş şekli verdiği örnekler ve kitapta sunduğu çalışmalar kendisinin bu konuda oldukça profesyonel olduğunu, kendisinin de yaptığı işin hakkını verdiğini gösteriyor.
    .
    Kişinin kendini tanıması, potansiyelinin farkına varması ve geliştirebilmesine yönelik bilgilendirme, örneklemeler ve çalışmalar birinci bölümde yer alıyor. İkinci bölümde geleceğe yönelik amaç belirleme ile ilgili yine bilgilendirme, kişinin kendini değerlendirmesi, örnekler ve çalışmalar yer alıyor. Üçüncü bölümde hayata dair 12 öneri yer alıyor.
    .
    Kitabın sonunda yer verilmiş olan Okumaya Değer 10 Kitap ve İlhan Veren 10 TEDx konuşması listesi de çok güzel olmuş.
    .
    Psikolojik danışman-rehber öğretmen olarak çok çok başarılı buldum ve beğendim kitabı. 8. sınıf öğrencilerinden itibaren tüm öğrencilere, sınavlara ve hayata hazırlanma gayesi içerisinde olan tüm insanlara tavsiye ederim. Okuyup hayatınızdaki gelişme ve değişimlere yelken açmanız dileğiyle..
  • Profesör bu konu üzerinde kafa yordukça,aslında bu yabancılaşmanın en derin anlamıyla yaşandığını kavradı.Herkes yabancılaşmıştı,yabancılaşıyordu.Toplum kuralları ve çevremizde tahkim ettiğimiz maddi dünya,bizi bu yabancılaşmadan koruyan gardiyanlardı âdeta.Yolumuzu şaşırdıkça,alışkanlık denilen ılık kaplıca sularının içine gömülüp rahatlıyorduk.Sonunda bize yol gösteren şey; evde her zaman oturduğumuz koltuğun aşina yumuşaklığı,gözü kapalı çevirebildiğimiz banyo musluğu ve başımızın yastıkta bıraktığı iz oluyordu.Kendi egemenlik alanını belirlemek için ağaçların altına sidik fışkırtıp sonra kendini bu sidiğin sınırları içinde güvenli hisseden köpeklere benziyordu insanlar da; aşina kokular ve aşina eşya arasındaki bir mutluluk formülü.
  • 70 syf.
    ·9/10
    Fenya veya nam-ı diğer Feniçka, Paris'te Max Werner isimli bir genç ile tanışır. Max Werner kadınları belirli kategorilere koyan ve kadınların okumasını, üniversiteye gitmelerini ya da ilerlemelerini anlamayan, anlamak istemeyen ve kadınların salt zihinsel kapasiteleriyle öne çıkan cinsiyetsiz varlıklar olduğunu düşünen bir adamdır. Feniçka ile kafede ilk defa tanıştıktan sonra; onunla ilgili düşünceleri her geçen gün evrilir, değişir ve iyi bir yöne gider. Çünkü Fenya, onun tanıdığı ve şablonlaştırdığı hiçbir kadına benzememektedir. Bu kadın, Max Werner'e tabiri caizse ezber bozdurtur. Çünkü Feniçka; okumayı, öğrenmeyi, daima ilerlemeyi kendine ilke edinmiş, toplumda varolan kadın algısını yıkacak tarzda; özgürlükçü, bağımsız, kendine güvenen, ayaklarının üstünde daima durmayı başaran bir kadındır. Haliyle o dönemde marjinal olarak atfedilen bu kadın, erkek karakterimizin algılarını değiştirmeye ve zamanla tabularını yıkmaya başlar. Max Werner'in ona duyduğu hayranlık ise günden güne artmaktadır.

    Hikaye Paris'te başlar ve Rusya'da devam eder. Rusya'da daha da yakınlaşan bu ikilinin ilişkisi dostluğa evrilir ve bunun arka planında birtakım olaylar olurken yazarımız ise kadınların hakları ve olması gerektiği tabloyla ilgili birçok fikri bize vermektedir.

    Yorumum:
    Kitaba bayıldım! O kadar naif , okurken o kadar huzur veren bir kitaptı ki. Yazarın kadınlarla ilgili verdiği düşüncelere sonuna kadar katılıyorum. Feniçka karakterini çok sevdim. Kendimle özdeşleştirdim. Kitabın tek sevmediğim yönü , sonunun çok havada kalması idi. Sonu belli bir yöne bağlanmıyordu ve ucu açık bırakılmıştı. Onun haricinde kitabın akıcılığı, yazarın dili, kelimelerin kullanılma şekli, konusu tam kıvamındaydı. Yazar tam bir feminist olmasa da çoğu feministi etkilemiş. Kitap oldukça kısaydı ve hızlı okunan bir kitaptı. Şiddetle tavsiye ediyorum. Bu yazarı yeni keşfettim ama bundan sonra daha çok kitabını okuyacağımdan eminim. Keyifli okumalar.
  • O ki; Sahâbîler sarayının meşhur sultanlarından ve Peygamberler Peygamberinin bağrı yanık sevdalılarından biri...

    Medine'de dünyaya gelen Hazret-i Halid Bin Zeyd, Allah Resûlü'nden duyduğu bir söz üzerine İstanbul surlarına kadar gelmiş ve beka âlemine orada göçmüştür.

    Varlığın sebebi olan Cenâb-ı Peygamber (S.A.V) kâinatın merkezine îmân bayrağını dikmiş, insanları Rabbin birliğine davete başlamıştı...

    13 sene Mekke müşrikleriyle pençeleşen Allah'ın Resûlü, nihayet Yüce Hakk'ın emriyle Medine yollarına düştü. Kâinatın Efendisi Medine'ye girdikleri zaman gördüler ki; şehir cıvıl cıvıl kaynamakta ve insanlar saadetle taşmakta...

    Güzel Medine'nin etrafı Evz ve Hazrec kabileleriyle çevriliydi. Her kabilenin reisi kendini yola atıyor, peygamber devesinin yularını tutup yalvarıyordu:

    -Ey Allah'ın Resûlü! Ey kokusu güzel Peygamber! Bize buyurunuz! Size yabancı olmayan, saygıdeğer, düşmanlarınızı tepelemeye gücü yeten ailemize misafir olunuz! Bize şeref bahşediniz...

    Mülkün Seyyidi olan Cenab-ı Peygamber kendilerini karşılayan bu vefakâr insanlara hitap ediyorlardı;

    - Deveyi kendi hâline bırakınız. Çünkü o memurdur, emir olunduğu yere gider; ona yol veriniz!..

    Nebîler Nebîsini taşıyan Kusvâ isimli deve yürüyor halkı da peşinden sürüklüyordu. Bütün gözler hayretle açılmış, herkes heyecandan boğulur gibi olmuştu. Nihayet deve; döndü dolaştı ve ensârın büyüklerinden Ebû Eyyûb Hazretleri'nin hanesi önünde çöküverdi.

    Artık göklerin ötesindeki mânâyı getiren Allah'ın Resûlü orada kalacaklardı. Hazreti Halid (r.a) yaralı bir ceylan gibi koştu. Gözlerinin yaşı iplik iplik akıyordu. Sevinç ve saadet içinde sesini yükseltti:

    - Anam babam sana feda olsun, ey Allah'ın Resûlü! Buyurunuz, hanemize şeref veriniz!..

    Hazret-i Halid, ensarın en ileri gelenlerindendi. Akabe biatında bulunmuş ve oracıkta Allah'ın Resûlü'nün mübarek elini tutarak ona biat etmiş ve İslâmiyet'e can atmıştı. Sadece kendi müslüman olmakla kalmamış, bütün kabilesini de İslâm dairesinin içine almıştı. İşte Cenab-ı Peygamber, şimdi kendi hanesindeydi. Âlemde böyle bir devlet kime nasip olurdu ki?..

    Varlığın sebebi olan Hazret-i Peygamber ona dedi ki:

    - Ey Eba Eyyûb! Sendeki emaneti bize ver:

    Ebû Eyyûb hayeretle sordu:

    - O emanet nedir, ey Allah'ın Resûlü?

    - Bize ait bir mektup!..

    Gerçekten de onda bir mektup vardı. Babadan evlâda intikal ede ede gelmiş, nihayet Ebû Eyyûb'un eline geçmişti. Bu mektup; Tüban Ebû Keris Es'ad isminde biri tarafından yediyüz sene evvel yazılmıştı. Kâinatın Efendisinin şan ve şerefini belirtiyor ve Ona îmân ediyor, şöyle diyordu:

    - Ben, Hazret-i Ahmed'in Allah tarafından gönderileceğine kesin olarak kanâat getirdim! Ömrüm, onun ömrüne yetişseydi, muhakkak Ona yardımcı olurdum.

    O günden sonra kâinatın Efendisi, yedi ay boyunca Hazret-i Halid'in evinde kaldılar. Ebû Eyyûb ve zevcesi; Hazret-i Peygamber'in bütün hizmetlerini aşk ve şevk içinde yapıyorlardı.
  • Öl ve sonra kendi küllerinin arasından yeniden doğ! Deseler, hiç tereddüt etmeden ölür insan..
    Keşke insanın yüreğinde böyle bir ışık yansa da ruhunu aydınlatsa, serbest ve sağlıklı olarak en yüce duygularla kaygısızca düşünebilse..