• ‘’zamanın ‘geçtiğini’, önümüzden akıp gittiğini düşünürüz; ama ya biz öne doğru geçmişten geleceğe, sürekli yeniyi keşfederek gidiyorsak? Böyle bir zaman akışı, biraz kitap okumaya benzerdi, anlıyor musunuz? Kitap orada, tümüyle, kapağının içinde. Ama öyküyü okumak ve anlamak istiyorsanız, ilk sayfadan başlamalı, sonra ilerlemeli, hep sırayla gitmelisiniz. Böylece evren çok büyük bir kitap, biz de onun çok küçük okuyucuları olurduk.”  Geçmiş ve geleceğin, bellek ve istekle şu anın bir parçası haline getirilememesi durumunda hiçbir yol, gidilecek hiçbir yer olmadığını, zaman biliminin ahlakla ilişkisini, bir sözü tutmamanın geçmişin gerçekliğini yadsımak ve bu yüzden de gerçek bir gelecek umudunu yadsımak anlamına geldiğini anlatır Urras’lılara. “Eğer zaman ve us birbirlerinin işleviyse, eğer biz zamanın yaratıklarıysak, bunu bilerek en iyi şekilde yararlanmamız gerekir. Sorumluluk duyarak hareket etmemiz gerekir…”
    Ursula K. Le Guin
    Sayfa 192 - Metis Yayıncılık 23.Basım
  • Aynı derdi paylaşan üç beş kişiyi anında ışınlayıp buluştursalar bir ateş etrafında..
    Dalga konuşurlar
    Rüzgar;
    Sonra şiir olurlar
    Gözlerinde ışıltılar..
    Biri ah dese...üçü beşi anında ağlar.
    Anlamayanlarla kuşatılmışız
    Ne yere ne zamana sövgü yersiz
    Doğru zamanda gidilecek doğru bir yer var
    Tasasız, acelesiz...
  • 353 syf.
    Kaçımızın hayatı bir süreden sonra monotonlaşmıyor? Belki 5 ya da 10 yıl sonrası için konuşursak kalabalık şehir, yorucu iş temposu ve belki rayına bir türlü oturtamadığınız bir ilişkiyi de katarsak ruhen sıkkınlık yaşamak fazlasıyla olağandır.

    O halde sizi sessiz bir dağ evine alalım; televizyon yok, internet yok, gidilecek bir yer yok ve özellikle insan hiç yok...

    Biraz kitaplar, olabildiğine yiyecek, bolca temiz hava ve fazlaca koyunlar olan bir dağ evi...

    Gözlerinizi kapadığınızda şömine başında odun çıtırtıları ve eski tip saatin nahoş sesi dışında her şeyden izolesiniz. Belki elinizde Sherlock Holmes kitabı ve masanın bir ucunda yeni açılmış biranızda size eşlik edebilir. Söyleyin bana; sizi rahat koltuğunuzdan kim kaldırabilir?

    Kapının ardında biri var okur fakat sen kapıyı açmadan önce neden burada olduğunu açıklamam gerekiyor.

    30’larında genç bir reklam ajansındasın. Rutin işlerinin arasında birgün limuzinin içinden siyah takım elbiseli adamın birisi çağırıyor. Üstelik sana günler önce gelen bir fotoğraf karesi yüzünden; koyunların olduğu dağlık bir kare bu!

    Senden istenilen şu; kırsal yerleşim alanına gitmen ve orada arkasında yıldız işareti taşıyan koyunu bulmak...

    Eğer bulamazsan... boşver bunu düşünmemek en iyisi. Şu an tek yapman gereken koyunu bulmak ve eskisi gibi özgür olabilmen.

    Bir koyun hakkında roman yazmayı denedin mi? Fantastik ögeleri her bölüme iliştir, biraz gerçeküstü birazda olay örgüsünü macerayla perçinle ve işte sonuç tam karşında! Ama bunu yazmak için Murakami gibi düşünmeli, onun gibi okuru son sayfaya kadar şüpheyle bırakacak özelliğin olmalı.

    Fare serisinin devam kitabıydı. Kesinlikle harcayacağın vakite değecektir. Hele ki araştırma türüne yatkınsanız mutlaka göz atılmalı.

    Okur, bekle biraz kapıdaki hala ısrarla çalıyor, artık açmalısın. Avuç içlerinin terlemesi normal ama biraz cesaret! İkimizde kapının klik sesini işitiyoruz, kar soğuğu bacaklarımızı ürpertiyor.

    Bakışlarımız gelen kişiye sabit, fazla şaşkın ve garipsiyoruz bu durumu. Çünkü karşımızda koyundan bir adam var...

    #yabankoyunununizinde #hitsujiomeguruboken #harukimurakami #doğankitap
  • Şeyh İsmail Efendi Vani Hazretleri’nin cesedi başında bekleyenlerden bazı temiz kalpliler katilin, işlediği onca hayır ve girdiği bunca sevaptan sonra maktûlü Cennet’e tez vakitte yollamak isteyen bir hayırsever olduğunu söyleseler de, hûrîlerin Kevser şarabı sunduğu bu mekân, yine de palas pandıras gidilecek bir yer değil gibiydi.
  • -Haydi Allah'a ısmarladık, daha gidilecek on yerim var. Ah, Tanrım yaşamak ne güzel şey!
    Sonra çıktı gitti.
    Oblomov düşündü: "Bir günde on yer, vah zavallı! Bu da hayat mı?" Omuzlarını silkti.
  • "Bir süre burada kaldıktan sonra gidilecek bir yer olduğunu anlarsın: yukarısı,tek dostun gökyüzüdür!"
  • 50 bin yıl önceye gidilecek olursa, öncelikle Homo neanderthalensis yahut Neanderthal insanı olmak üzere en az dört insan türü ile birlikte yaşadığımıza dair kanıtlar bol miktarda mevcut.
    [syf.36]

    Şu anda dünyadaki insanların hepsi "Homo Sapiens Sapiens" dediğimiz tek bir türe ait canlılardır.Alt türlerimşz ve hatta sanılanın aksine ırklarımız bile yoktur.Her ne kadar günlğk hayatta "ırk" (subspecies; race) sözünü çokça kullananlar olsa da Çinliler, sarı saçlı ve soluk benizliler, beyaz yahut kahverengi tenliler gibi çeşitler biyolojik anlamda ırk değildir.Irk yahut alt tür diyebilmek için bugünkinden çok fazla genetik farklılık ve aralarında başlamış olan bir "üreme engeli" yahut birbirinden cinsel olarak pek hazzetmeme durumlarının da olması gerekir.
    [syf.37]

    Yediğimiz ekmeğin hammadesini sağlayan buğday bitkisi ile akrabayız.Uzak da olsa bu akrabalık sayesinde buğdayı yiyerek beslenebiliyoruz.Dikkat ederseniz, sadece canlı şeylerle beselenebiliyoruz zira onların bedenlerini oluşturan malzemeler ile bizim bedenimizdekiler tastamam aynı.O nedenle uyumluyuz; o nedenle birbirimizi besleyebiliyoruz.Biz de ölüp bedenimiz doğaya karıştığında, diğerlerini beslemeye devam edebiliyoruz.Koca bir besin ağının içinde bir parçayız.
    [syf.42]

    Ama -biz dahil- tüm hayvanlar, bşr yerden bir yere hareket edebilir, yer değiştirebilir özelliktedir.İşte bu yetenek, karmaşık bir veri işleme sisteminin varlığını yani beynin varlığını mecbur kılar.
    [syf.64]

    Birkaç haftalık rahat bir egzersiz rutiniyle, var olan insülin direncinin dahi normale dönmeye başladığını, klinik olmayan hafif depresyonun hızla yükseldiğini, yaratıxı düşüncelerin arttığını ve zihinsel enerjinşn hızla yükseldiğini açıkça biliyoruz.
    [syf.67]

    Özetle zikrettiğimiz bu farklılıklara kuş bakışı bakınca, spor salonlarında kadınların neden daha çok pilates stüdyolarını, erkeklerinse daha ziyade ağırlık ve hacim arttırıcı sert egzersizleri tercih ettiğini anlamak kolaylaşır.Erkeklerin egzersizde (genel olarak) yöneldiği doğrultucu, hacim ve güç arttırmaya yöneliktir.Bu basit dürtüsel davranış büyük oranda testesteron gibi erkek bedeninin tüm gelişimini belirleyen hormonların beyin ve davranışlarımız üzerindeki ortak etkisinden kaynaklanır.Güncel hayatta bu hormonun risk alma ve daha çabuk öfkelenme gibi etkilerine de zaten hepimiz aşinayız.
    Kadınların egzersiz anlayışı ise daha çok "iyi görünmek ve formda kalmak" merkezindedir.
    [syf.90]

    !!!Biyolojinin altın kuralını burada hatırlatmak isterim: Hepimiz en az 3,5 milyar yıllık bir araştırma-geliştirme sürecinin ürünleriyiz ve bu Ar-Ge'nin amaçlarıyla sonuçlarını doğru dürüst anlamadan biyolojimizle girişeceğimiz her didişmeden, neticede zararla ve yenilgiyle çıkacağız.Emin olun ki ayarlara dikkat etmek her zaman en iyisidir!!!
    [syf.91]

    Beynin varlığının tek amacı "karmaşık ve uyarlanabilir hareketler" üretmektir.
    [syf.110]

    Az miktarda bulunan şeker ve bolca bulunabilen yağlarla dolu bir beslenme ortamına son derece uyumlu bir beslenme, sindirim ve metabolizma sistemimşz vardır.
    [syf.127]

    "Pişirme" dediğimiz şey aslında bir "ön sindirme" işlemidir.Besinlerin,özellikle et ve yağların sindirimi hem zaman alan hem de zahmetli bir süreçtir.Bunu pişirme şle kolaylaştırdışımız için, birim zamanda diğer tüm canlılara göre çok daha fazla miktarda enerjiyi bedenimizin ve dolayısıyla beynimizin kullanımına sunabiliyoruz.Dolayısıyla pişirmenin keşfi, nesiller boyunca büyüme eğilimine giren beyinlerin önündeki en büyük engeli de kaldırmış oluyor.
    [syf.129]

    İngilizce'de "monkey" kelimesi genellikle kuyruklu ve şu daldan dala atlayan daha küçük maymunları ifade ederken; "ape" kelimesi, kuyruksuz ve arada dik yürüyebilen "insansı" maymunlar için kullanılır.
    [syf.131]

    Açlığa katlanabilen, hatta açlığı bedenleri için faydalı duruma dönüştürebilen uzak atalarımızın, diğer versiyonlara göre tabiatta çok daha avantajlı hale geldiğini söyleyebiliriz.
    Günümüzde yapay gıda üretiminin bu kadar yoğun olduğu bu ortamda unutulmaya yüz tutan açlık hissi, aslında bedenimiz için en faydalı ve ucuz iyileştirme yöntemlerinden birisi olabilir...
    [syf.135]

    Tarım arazilerinin yakınlarında beliren ilk yerleşim yerleri daha sonra hızla ilk şehirlere dönüştü.Şehirler, tarımdan gelen bol besinle ticaret ve sanat gibi ilave uğraşlara vakit ayırbilen insan ve dolayısıyla medeniyetin beşiği haline geldi.(Medeniyet kelimemiz Arapça "Medine" kökünden gelir; şehir demektir.Medeni derken aslında "şehirli" yi kast ederiz.)
    [syf.154]

    Atalarımız yüz binlerce yıldır sert yemişleri, meyveleri, etleri ve kökleri çiğneyip sindirerek nice emekle elde ettiği kalorileri, bugün işlenmiş gıdalar sayesinde hızlıca ve zahmetsizce alabiliyoruz.Bizler onlara kıyasla adeta bebek mamasıyla beslenşyor gibiyiz.Bu nedenle mesela "yirmilik dişlerimiz" insan popülasyonunun neredeyse yüzde yirmi kadarında artık çıkmıyor bile.Günümüzdeki "az işlenmiş" (bütün-whole food) hareketleri işte tam da bu soruna işaret ediyor.
    [syf.155]

    Tıbbi parametre değerlerimizi belli bir ortalamaya çekmek için harcayacağımız çabayı, daha bilinçli, daha neşeli, daha doyum içinde ve daha dikkatli bir hayat yaşamaya harcarsak, ortalamalardan endişelenmenize de gerek kalmayacaktır.
    [syf.175]

    İnsan bedeni çeşitliliği ve kaotikliği sever; bunu bulamadığında ise kaynağını tam anlayamadığımız bir "stres" tepkileri dizisini devreye sokar.Mekanizmasını tam bilemesek de bunun ortaya çıkış nedenini anlamak kolaydır: İnsanoğlu ve ataları, tabiatta böyle bir düzene alışkanlık kazanabileceği uzun süreli deneyimi hiç yaşamamıştır.
    [syf.177]