Ezgi, Otostopçunun Galaksi Rehberi'yi inceledi.
11 dk. · Kitabı okudu · 38 günde · 8/10 puan

Bu kitapta uzay gemileri intihar edebilir,robotlar bunalıma girebilir, duyarlı ve zeki uzay giysili polisler yapmak istemedikleri halde gezegenleri ateşe verebilir.
Okuduğum en ilginç kitaptı diyebilirim.Tek solukta okuduğumu söyleyemem çünkü kitabın kendine has bir dünyası ve hatta uzay sistemi var.Bu sebepten başta adapte olmak biraz zor olabilir.

Her şey nihai soruyu bulmak üzere sipariş edilen 'yerküre'nin, evrime bile gerek görmeyen uzay canlıları tarafından patlatılmasıyla başlıyor ve sonsuz ihtimasizlik motoru sahip Altın Kalp' te yolculuk birkaç ışık yılı hızıyla devam ediyor.

Tüm galaksinin nasıl işlediğine dair çarpıcı bir bakış açısı...

Furkan, Sofie'nin Dünyası'ı inceledi.
 12 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Sofie ve Alberto, Binbaşı denen birisinin yalnızca düşüncelerinde yaşadığını ve bir kitabın içine sıkıştığını öğrenince ne yapacaktır? Uslu uslu yerinde oturmayı ve hayatına devam etmeyi mi yoksa gerçek isyankarlar gibi karşı gelmeyi mi seçeceklerdir?

Olaylar bir yana kitapta benim için en can alıcı kısım kitabın geneli yani simülasyon teorisiydi. Bizim de bir simülasyonda olmadığımız ne malum?

Yapay zekayı geliştiriyoruz. Kendimizden daha üstün bir varlık yaratıyoruz ve yapay zekanın üreteceği zekalar daha da üstün olacak. Düşünün, yalnızca ölümsüzlük, sonsuz bilgi değil, yaratma gücünü de ellerinde barındırcaklar ve belki de onların birinin elinde oyuncak olacağız.

Yalnızca küçük bir çocuğun oyuncağı. (Ya da eğitim seti)

Kitap Kampanyası Duyurusu
Merhaba arkadaşlar,

Bildiğiniz üzere #27127083 iletisinde başlatığımız kampanya
dahilinde, şu ana de pek çok kitap geldi. Gelen kitaplar çocukların çok işine yarayacak türde.

Bir gencin okuyacağı bir kitap sayesinde, belki de bambaşka dünyalara ve fikirlere geçiş yapmasında pay sahibi olacak olan dostlar; bu konudaki hassasiyetiniz, düşünceleriz ve konu üzerine eğilmeniz bizleri de çok mutlu etti. Çocuklar kitaplarınızı okumaya başladılar bile! Desteğiniz için sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.

Ayrıca kitaplığımızın şu anki halini de gösterelim.

https://i.hizliresim.com/Lbll2J.jpg

NOT: Bu arada hala kitap göndermek isteyen arkadaşlar olursa çok seviniriz. Ayrıca bugün çocuklar Game Of Thrones kitabı istemişler. Buradan bunu da iletmek istedik. Kampanyamız devam etmektedir. Kitap göndermek isteyen arkadaşlar bizler ile iletişime geçebilir. Çocuklarımız 12- 18 yaş aralığındadır.

Matelda
Roquentin
Fezâ
Li-3

Çağrı Önal, bir alıntı ekledi.
39 dk. · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Yeryüzünde kopan kıyametten çok uzakta, sonsuz bir dinginlik içinde, soğuk bir ışıltıyla yanıp sönüyordu yıldızlar; yenilgiye uğramış, acılar içinde kıvranan gemiyi kuşatmışlardı; utku kazanmış bir insan yığınının gözlerinden daha acımasız ve insanoğlunun yüreği kadar yaklaşılmazdılar."

Ölüm Seferi, Joseph Conrad (Sayfa 64 - Adam Yayınları)Ölüm Seferi, Joseph Conrad (Sayfa 64 - Adam Yayınları)

Yazı Ile Ilgili Incelemenizi Alabilir Miyim ?
1- BÖLÜM





Ölmek için doğmuştur ya insan; o yüzdendir ki her yağmuruu sonrası toprak kokusunu sever...

Tolstoy













Kavaklı köyü, Çukurova'nın en ücra
köşelerinden Islahiye'nin Güney sınırına bataklık gölüne yakın bir yerdedir. Sıcak,nemli Çukurova yazında bir yemeklik aş gibi fokur fokur kaynar bataklık. Yanına bile yaklaşamaz insan. Bataklık kokusu o kadar keskindir ki ne kadar uzak olursa olsun yinede insanın burun direklerini sızlatır. Ama bizler artık bütün köy ahalisi olarak bu kokuya alıştık. Daha çok köyden yabancı biri köye geldiği zaman kokunun varlığını hatırlarız. O da kırk yılda bir. Bir yabancı gelecekte yolu kavaklı köyüne düşecek. Olacak iş değil! Kışları ise o kötü yanına bile yaklaşılmaz olan bataklık gök ile yek vücut olur. Saf Tertemiz bir su kaynağına dönüşür. Kirli,çamurlu su ilahi bir el değmiş gibi parıl parıl parlar. Bütün kötülüklerin içinde elbet bir güzelik olduğunu hatırlatır insana doğa ana. Yaşamın,doğanın,  kısacası varoluşun kadim Ve sonsuz bir sahibinin olduğunu fısıldar İnsana.

Kavaklı köyü, öyle uzaktır ki medeniyet denilen hengameye, katır sırtında üç gün sürer Vilayet'e bu yolculuk. Sanırsın ki köy gizlenmek, yabancılardan uzak kalmak için kurulmuştur! Hani çok gelen gidende olmaz bu Allah'ın unuttuğu yerin. Hasat zamanı Rüstem ağa, adamları, ve kahyası topal Osman ile gelir. Onlarda köylünün kanını emer, iflahını keser. Elde ne var ne yok alıp götürürler. Din,iman,vicdan merhamet yoktur bu Yezid soylarında.
Kavaklı köyü, dünyada ki bitmez tükenmez değişime inat Hale'n ilk kurulduğu gibi kalakalmıştır. Yıkık viran olmuş evleri yoksulluğu çaresizliği vurur her bakışta insanın yüzüne. Evleri kerpiç, damları ise topraktandır. Evlerin hemen yan odalarında hayvanları için ahır olarak kulanılır. İnsanlar, çoluk çocuk çaresiz Hayvanları ile aynı havayı solur. Aynı dört duvarı paylaşır.

Kavaklı köyü Adını bilindiği gibi köyün içinde sığ ve sıkça bulunan kavak ağaçlarından almış. Nedense ağaçlar En çokta köyün mezarlığında vardır.

" Öyle ki babaannemin anlattığına göre eskiden kavak ağaçlarını çok seven bir genç varmış. Deli gibi heryere bu ince, uzun, yaprakları geniş ağaçları dikermiş. Kavak ağaçlarının rüzgar estiği zaman çıkarttığı sesi öyle çok severmiş ki gittiği köyün her hangi bir yerinden bu sesi duymak istermiş. Fakat çok genç yaşta sıtmadan acı içinde ölmüş. Hiç unutmam der babaannem; gencecik bedeni haftalarca gözümüzün önünde eriyip gitti. Anlatırken Gözleri dolar, göz yaşları soğuk bir ifade ile yanaklarından süzülürdü. Sonra kaldığı yerden devam eder; Annesi babası gencin ölümü ile adeta yıkılmışlar. onun bu ağaç sevgisini de kendilerine vazife edinmişler. Köyde elinin yetiştikleri heryere Köylülerle birlikte kavak ağaçı dikmişler ve böylece kavaklı köyü adını böyle almış der "

Kavaklı köyünde toprak bütün Çukurova'da olduğu gibi kızıl bir renktedir. Sanki güneş sevgilisi olan toprağa suretinden bir parça koparıp vermişti. Et gibi,pamuk gibi yumuşacık Ve öyle hayat dolu. Bire dört,bire beş vermeye hazır. En çok buğday,arpa,mercimek,ayçiçeği ekilir. Bolca da bir hasat alınır. Toprak ona verilen görevi Çukurova da layıkıyla yerine getirirdi. Lakin köylü topraksızdır. Hiç kimsenin köyde bir karış toprağı dahi yoktur! Rüstem ağanın toprağını işler,bütün köylü. Rüstem ağanın verdiği üç-beş istihakla çaresiz on nüfus yarı aç yarı tok kışı geçirirler. Bu sadece kavaklı köyü için değil. Hisar,Ağılbaşı,Karacadağ,dikilitaş köyleri içinde geçerlidir. Tüm köylüler Rüstem ağanın toprağını işler. Ona kulluk eder çaresiz.

Sayın site sakinleri,

Nokta ile üç nokta birbirinden farklı işlevleri olan, iki nadide noktalama işaretimizdir. Nokta tamamlanmış cümlelerin sonuna konur iken üç nokta anlatımı tamamlanmamış cümlelerin sonuna konur. İkisinin farklı kullanımları olup birbirlerinin yerine ikame edilemezler.

Ayrıca derler ki, virgül ve noktalardan sonra bir defa boşluk tuşuna basmanın iki cihanda sonsuz hikmeti vardır. Bu nedenle lütfen virgüllerinizi, noktalarınızı boşluksuz bırakmayın. Hele ki sonrasında boşluk bırakılmayan virgüllerin seri kullanımı hadisesi var ki, yapmayın. Allah aşkına yapmayın.

Yor sinsırli.
Kulunuz

Bazen gitmek ister.
- Gider bazen.
- Bazen gidemez.
- Bazen hiç gidememekten korkar.
- Bazıları sonsuz neşeye doğar.
- Bazıları sonsuz geceye.

- Bazen ölürsün.
- Bazen ölemezsin. Bazen bütün koşullar uygunken bile ölemezsin.
- Bazen kendinden uzaklaşmak ister insan.
- Bazen gidersin, sırf dönebilmek için.
- Bazen ağlarsın bayağı.
- Bazen ağlayamıyorsun bayağı bayağı.

Seda knc, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor

"Yaşamak için sonsuz cesaret ve bir hayli de dayanıklılık gerekiyor.Sonunda kendi kendinize,bütün bunlara değer miydi,diye soruyorsunuz"

Briç Masasında Cinayet, Agatha Christie (Sayfa 104 - Altın Kitaplar)Briç Masasında Cinayet, Agatha Christie (Sayfa 104 - Altın Kitaplar)
•Muhayyîr•, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

“Kelime, kendimi seyrettiğim dere. Kelime sonsuz, kelime adem.”

Bu Ülke, Cemil MeriçBu Ülke, Cemil Meriç
Ozan Karakoç, Aldanan Kadın'ı inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Usta Thomas Mann’dan bir eser daha devirdim. Kısa ama yine bir o kadar dolu bir öykü. Özellikle en sevdiğim kitabı olan “Venedik’te Ölüm” de de görülebileceği üzere kişilik analizleri, ana karakterin duygu yüklü birikimleri, kendiyle hesaplaşma ve düşüncelerini karşıdakine aktarma biçimi Mann’ın bu kitabını da okunmaya layık kılıyor.
Her ne kadar tek oturuşta bitirilebilecek bir roman gibi görünse de diyaloglar sırasında yazarın arka planda yatan felsefi düşüncelerini daha iyi kavramak amacıyla kitabı sindirerek okudum. Mann’ın kitaplarından aşina olduğumuz sanat felsefesindeki ‘güzellik’ ve ‘estetik’ kavramlarını bu eserde de görmek mümkün. Yani her okumayla sayısız anlam çıkarılabilecek bir kitap. Venedik’te Ölüm’ deki gibi süslü ve anlaşılması cümleler fazla yok; bu da akıcı bir şekilde okunmayı mümkün kılıyor.
##SPOİLER İÇERİR##
Kitabın başlarında anne-kızın birlikte doğa yürüyüşü yapmasıyla başlayalım. Zaten kitabın ana temasını belli edecek düşünceler bu yürüyüş sırasında geçen diyaloglarda açığa çıkmaya başlıyor. Doğa aşığı bir anne; doğayı olduğu gibi kabul eden ve onun kokusuyla adeta ‘hakiki mutluluğa’ ulaşan, öte tarafta fiziksel engeli yüzünden hayattan kopan ve yaşamak istediği duyguları elde edemeyen, kendini resim yapmaya adamış bir kız. Kızı annesine doğanın kokusunun kendisine hitap etmediğini, adeta şakaklarında bir zonklamaya neden olduğunu söylüyor. Annesi ise koklayarak yaşayamadığı bu kokuları resim yaparken renklere dönüştürerek hissetmesini öğütlüyor. Bu kısımdan çok önemli bir sonuç çıkarabiliriz: ‘Güzellik’ sanata konu olan malzemedir. ‘Estetik’ ise sanat uğraşının bir ürünüdür. Tamamıyla sanatçının doğayı( veya evreni) nasıl gözlemlediği ve bu gözlemlerin sanatı nasıl şekillendirdiğiyle alakalıdır. Yani yazarın vurgulamak istediği şey: Güzellik görecelidir; herkes nasıl bakıyorsa o şekilde algılar ama sanat, olmayanı varmış gibi gösteren, bire bin katan bir platformdur. Dorian Gray’ in hayatını da değiştiren, boyalı bir tuval değil miydi?
Daha sonrasında ana karakterin kendinden yaşça küçük hatta çocuğu sayılabilecek birine karşı beslediği aşkla da kitabın konusu iyice pekişiyor. Bu kısımdan sonra birbirleriyle tam zıt düşüncelere sahip anne ile kızın duygusal hesaplaşması ön plana çıkıyor. Kız her ne kadar yaş farkının böylesi bir aşka yakışmayacağını iddia etse de annesine göre toplumun değer yargıları artık değişmiştir ve ‘aşk’ tabu olmaktan çıkmıştır. Hatta eski yıllardaki kadınların beğendiği erkeğin alması için düşürdüğü mendile de bir vurgu yapıyor yazar. Buradan da dönemin kadına bakış açısının nasıl bir değişimine uğradığını görüyoruz.
Doğayla iç içe olmaktan başka bir mutluluğu olmayan anne, kendisini genç yaşlarında hissetmesine vesile olan bu aşk duygusunun da doğa tarafından kendisine verilen bir ödül olduğunu düşünüyor. Ama kitabın sonunda beklenmedik gelen hastalıkla da hikaye, kadının ani ölümüyle sonuçlanıyor. Sonsuz güvendiği, onun izinden gittiği doğa ona ihanet mi etmiştir? Doğayla iç içe yaşarken birden gelen bu aşk doğaya karşı yapılan bir saygısızlık mıydı? Zaten kitap boyunca kızı annesini vazgeçirmeye çalıştıysa da annesi ona kulak vermeyip hatta yalan bile söyleyebileceği kadar ileri götürerek aşkından vazgeçmemiştir. İkili arasında geçen bir diyalogda kadın şu cümleyi söyler: “Söyle bana, sen mi sanatçısın yoksa ben mi?” Güzelliği algılayıp onu kendi ‘öznel’ yargılarıyla yeni bir biçimde doyasıya yaşayan mı daha sanatçıdır, yoksa hissedemeden olduğu gibi sanata döküp ortaya ‘nesnel’ bir biçim çıkaran mı? Yazarın bize sorgulatmak istediği son nokta da burası diye düşünüyorum.
Her okuyanın çok farklı anlamlar çıkacağını düşündüğüm bir kitap. Keyifle okudum!