• seni her zamanki gibi sonsuz bir şefkatle seviyorum, ama bunu sana asla söylemeyeceğim. Gözlerime, dudaklarıma, ruhuma zorla kabul ettirdiğim bu sıkıntı öyle acı ki, seni terk etmek benim için bir kurtuluş, acı bir hoşnutluk...
  • Allah sağlığımızla ilgili bütün hatalarımız karşısında sonsuz rahmetiyle muamelede bulunur ve her adımda bir kurtuluş yolu gösterir. Ancak çoğu insan Allah'ın her adımda lutfettiği rahmetine isyan ve ihanetle karşılık vermektedir.
  • Ne varoluşta ne de hiçlikte kurtuluş olduğuna göre, boynu altında kalsın bu dünyanın da sonsuz yasalarının da!
  • İnsanın kimseye ihtiyaç duymayacak duruma bir anda varabilmesi tek kurtuluş yoludur...
  • 276 syf.
    "Dışarda
    bir bayrak gibi dalgalanırken adı,
    içerde O
    ihtiyarladı.."

    Benerci için yazılan bu satırları Nazım kendi için de yazmıştır. Dışarıda, hem ülkesinde hem dünyada ünü artarken o yıllarca demir parmaklıkların ardında bekledi. Beklerken umudun adı, devrimin savaşçısı, aşkın da temsilcisi oldu. Nazım Hikmet'in tüm eserlerini okuma kararı almıştım. Adam Yayınlarının sıralaması ile ilerliyorum. İlk şiirlerinden oluşan 835 Satır kitabını iki ay önce okumuştum. Yeteri kadar ara verdiğimi düşünerek serinin ikinci kitabı olan Benerci Kendini Niçin Öldürdü? ile okuma sürecime devam ettim. Çok ilginçtir ki Nazım Hikmet evrensel bir değer olmasına rağmen az okunan bir yazardır. Bunun en büyük nedeni Siyasal İslâm'ın ona set çekmesi diyebiliriz. "Yerel İslam''i yazarlara bakıyorsunuz Nazım'dan çok daha fazla okunanlar var. Bir ülkede yerel kalan yazar Dünyaya erişen yazardan daha çok tanınıp daha çok okunuyorsa o ülkede Bir edebiyat bilincinin olmadığı ortaya çıkar. O ülkede siyasi, dini kutupların esareti hüküm sürüyor demektir. Trajik olan bir şey daha binlerce sayfa şiir, yazı yazan ve Dünya halklarında değinmediği yer kalmayan Nazım Hikmet'in en çok okunan eseri yüz sayfayı bulmayan popüler şiirlerinden oluşan şiirleridir. Bu sitede toplam okunmasının %30'nu o seçme şiirler kitabının okunmaları oluşturuyor.

    Tabii ki öfkeliyim. Tabii ki içimden gelenleri kaleme alacağım. Çünkü Nâzım'ın devrimci umudunu bizden almakla beraber, onun yerine bizi geri geri savuran uydurma edebiyatlar, uydurma milli dini şairler yarattılar. Ve insanlar da bu uydurma, sonradan dönme yazarlara dört elle sarılan halk 17'li yaşlarından itibaren ezilen halkların safında yer alan Dünyadaki her türlü sömürüye karşı duran, savaşların yarattığı yıkımın karşısında verilmesi gereken mücadelede onurlu bir tutum sergileyen Nazım'ı ellerinin tersi ile itti. Dünya daha fazla sahip çıkarken biz üstünü örtmeye devam ediyoruz.
    60. Yaşına girerken iki gazeteciye verdiği demeçte:
    "Acıları acım, yoksunlukları yoksunluğum, özlemleri özlemim, kavgası kavgamdır. Bana bundan ötürü hain dediler, diyorlar ve bundan ötürü sövüyorlar. Ama bana sövenler, doğrudan doğruya Türke, Türkiye'ye sövenlerdir." Demektedir. Sövmeye ve Hain demeye devam edin.

    Bu kitap:

    Benerci Kendini Niçin Öldürdü
    Gece Gelen Telgraf
    Portreler
    Taranta - Babu'ya Mektuplar
    Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı
    Şeyh Bedreddin Destanı'na Zeyl

    Bölümlerinden oluşmaktadır. Nazım "Benerci Kendini Niçin Öldürdü" kısmının ilk taslağını 835 Satır eserinde oluşturmuştu. Ve orada bu kısım kitap olarak çıkacak diye bir dipnot müjdesi vermişti. Şimdi bu müjde ilk bölüm ve kitabın adını olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Benerci Kendini Niçin Öldürdü meşhur girişle başlıyor..

    Ben, romanın muharriri
    diyorum ki genç adama:
    — Delikanlım!.
    İyi bak yıldızlara,
    onları belki bir daha göremezsin.
    Belki bir daha
    yıldızların ışığında
    kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin..

    Delikanlım!.
    Senin kafanın içi
    yıldızlı karanlıklar
    kadar
    güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
    Yıldızlar ve senin kafan
    kâinatın en mükemmel şeyidir.

    Delikanlım!.
    Sen ki, ya bir köşe başında
    kan sızarak kaşından
    gebereceksin,
    ya da bir darağacında can vereceksin.
    İyi bak yıldızlara
    onları göremezsin belki bir daha...

    https://youtu.be/WM5rVHpDEdQ

    Kimdir Benerci? Kimdir bu delikanlı?

    "Benerci inkılâpçı bir gençtir.
    Hazım zamanlarını, boş gecelerini değil,
    boydan boya ömrünü vermiştir ihtilâle"

    Benerci Hintli bir gençtir. İngiliz Emperyalizmine karşı Kalküta şehrinde devrimci mücadelenin önder isimlerinden biridir. Ve bu uzun manzumede Benerci'nin devrim mücadelesindeki (ihanet, sadakat, inanç ve aşk) durumları irdelenecektir. Türk edebiyatında Hindistanlı devrimci gençlerin mücadelesini anlatan bir eser daha var Sabiha Sertel'in "Çitra Roy ile Babası" adlı eserdir. Dünya halklarının sömürüsüne karşı olan bir yazar olmanın da yükümlülüğü ezilen halkların mücadelesini dile getirmek olmalıdır. Pek tanınmayan Sabiha Sertel de bunu yerine getirmiştir. Lakin o kitabın basımı yok ve Türkiye genelinde satışta olan birkaç tane eser mevcuttur.

    Hintli gençlerin toplanma yöntemlerine, İngiliz istihbaratının faaliyetlerine de değinir Nazım. Devrim mücadelesindeki satma-satılma ilişkisini de ön plana çıkarır. Ve en önemlisi yapılan hücre baskınında diğer arkadaşlarının hapse atılıp davanın en etkili ismini yani Benerci'yi serbest bırakarak ona azap çektiren istihbarat yöntemlerini de ele alıyor. Ve bakın bunu nasıl ifade ediyor:

    "Yağmur... Alacakaranlık... Akşam suları...
    Kalküta grevi mağlup olmuştur.
    Somadeva yakalanmıştır. Ve Benerci'nin, duvarı dibine çömeldiği karakolda, Somadeva'nın omuzbaşları dilim dilim yarılarak kanıyor.
    Yağmur... Karanlık.. Gece iyiden iyiye indi.
    Benerci'nin saçları, omuzları, göz kapakları sırılsıklam oldu. Arkadaşlarının attığı taşlarla alnında açılan yarayı kapayan sargı ıslandı, yapıştı. Arkadaşlar içerdedir.
    Benerci yine dışarda...
    Kara gömlekli bir İtalyan faşistinin bile, oğlumun çektiği azabı duymasını istemem..."

    Bir devrimcinin serbest bırakılması demek arkadaşlarını sattığı anlamına gelir. Benerci de diğer devrimciler tarafından sadakatsizlikle suçlanacak ve Bir İtalyan faşistinin yaşayabileceği azaptan fazlasına mahkum olacaklardır.

    Benerci daha sonra hapse atılacak ve orada umutlu direnişinin izleri silenecek çünkü devrime olan inancı arkadaşlarının onu sadakatsizlik ile suçlaması zayıflayacak ve arkadaşları tarafından suratına atılan taşların nedeniyle akan kanı henüz taze, henüz sargıları ıslatmaktadır. Ve davaya inancını kaybeden devrimcinin sonu davadan vazgeçmek olacaktır. Tıpkı Nâzım'ın çok sevdiği ve Rusya'daki komünist mücadelenin önemli hatiplerinden biri olan Mayakovski'nin vazgeçmesi gibi.. Nazım'ın da Benerci'nin hikayesini bu yüzden trajik bir sona bağladığı ifade edilmektedir.

    Nâzım'ın dünya şairi olmasını sağlayan eserlerinden biridir bu. Daha ilk bölümde Hindistan'a kadar uzatıyor elini Nazım, Ganj Nehrinden geçiyor ve şöyle sesleniyor:
    "Kızaran ayın on dördünü bir parya gördü,
    dedi ki:
    -Benziyor ay
    Ganj'ın üstünde damlayıp yayılan
    kardeş kanına"

    Ganj Nehrinin kenarındaki paryayı düşünen bir yazarı tabii ki Hindistan bağımsızlık mücadelesini kazandıktan sonra oradaki paryalar anmaya devam edecektir...

    İkinci-Üçüncü bölümler: "Gece Gelen Telgraf" - "Portreler" Bu iki bölümde değişik temalarda yaklaşık olarak otuz tane şiir yer alıyor. Belki bir hikayesi olan uzun manzumelerin haricinde kalan karma Nazım Hikmet şiirleri var. Öne çıkan birkaç tanesinin ismini vereyim.

    - Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri
    - Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü
    - Üç Selvi ( https://youtu.be/qP5b54LgCBI )
    - Bir Ayrılışın Hikâyesi ( https://youtu.be/4-5AIHMBKC8 )
    - Karıma Mektup
    Ve umut dolu şiirlerinden biri olan:
    - HİÇBİR AĞAÇ BÖYLE HARİKULADE BİR YEMİŞ VERMEMİŞTİR.
    ( #85206435 )

    Sahte alıntılar, yanlış yere yapılan alıntıları umarım bir nebze önler bu vurgu. Bu şiirler bu kitapta kopyala yapıştır yapıp paylaşmak isteyenlere duyurulur.

    Dördüncü Bölüm: Taranta Babu'ya Mektuplar

    Nazım Hikmet'in bu kez İtalya'dan Habeşistan'a, Afrika'ya uzanacaktır.
    Bu kitabı: Fransız romancı, şair, gazeteci ve komünist Henri Barbusse'in anısına kaleme aldığını belirtir Nazım.

    "Kendi ülkesinde kendi dilini istediği gibi kullanamadığı için, Asya ve Afrika dillerine merak saran bir İtalyan arkadaştan, geçenlerde bir paketle bir mektup aldım." diye başlar esere. Ve bu mektubun içerisinde İtalya'nın iç yüzüne değinilir. #85222714
    #85224827
    daha sonra İtalyan faşizminin hayata olumsuz etkileri, Faşizmin genel hatları irdelenir.

    "Faşist, rahat hayata hor bakar... Yeryüzünde saadetin mümkün olacağına inanmaz"

    «Bazı muayyen şartlar altında burjuva emperyalist, irtica saldırışının ilerlemesi faşizm biçimini alır. Faşizm, finans kapitalinin en mürteci, en şovenist ve en emperyalist unsurları nin açık, terörist diktaturasıdır. Faşizmi doğuran muayyen, tarihi şartların başlıcaları şunlardır:
    «Kapitalist münasebetlerinin kararsızlığı, deplase olmuş sosyal unsurların çokluğu, şehir ve köy küçük burjuvazisinin ve geniş bir münevverlik yığınının yoksulluğa düşmesi, proletaryanın uyandırdığı dehşetli korku.»

    Ondan sonra paketteki mektuplara geçilir. Bunlar isimsiz arkadaşın karısı Taranta Babu'ya yazdığı mektuplardan oluşmaktadır. Toplamda 13 mektup yer alacak. Taranta Babu Afrikalı bir kadındır. İsimsiz arkadaş Habeşistan'lıdır. Ve iki tarafta İtalyan faşizminin yaratacağı katliamın merkezinde bulunmaktadır. O yüzden bu mektuplarda aşk, özlem, faşizme öfke ve faşizme yenilecek olmanın üzüntüsü var ve bu üzüntünün getirecek olduğu mecburi veda ile sonlanacak mektuplar..

    Mesela beşinci mektup yaşama sevincine ayrılmıştır:

    .....
    ....
    Ve dünya öyle büyük,
    öyle güzel
    öyle sonsuz ki deniz kıyıları
    her gece hepimiz
    yan yana uzanıp yaldızlı kumlara
    yıldızlı suların
    türküsünü dinleyebiliriz...

    Yaşamak ne güzel şey
    TARANTA - BABU
    yaşamak ne güzel şey...
    Anlıyarak bir usta kitap gibi
    bir sevda şarkısı gibi duyup
    bir çocuk gibi şaşarak
    YAŞAMAK...
    Yaşamak:
    birer birer
    ve hep beraber
    ipekli bir kumaş dokur gibi...
    Hep bir ağızdan
    sevinçli bir destan
    okur gibi
    YAŞAMAK.."

    Onuncu mektupta ise Faşizmin yaşamı sebepsiz yok edişi ele alınacaktır.

    Ne tuhaf şey Taranta - Babu;
    bizi kendi topraklarımızda öldürmek için
    kendi topraklarımızın
    baharını bekliyorlar.
    Ne tuhaf şey Taranta - Babu;
    belki bu yıl Afrika'da
    yağmurların dinişi,
    renklerin, kokuların
    gökten yere bir şarkı gibi inişi
    ve güneşin altında ıslak toprağımızın
    derisi tunç yaldızlı Gallalı bir kadın gibi gerinişi,
    bize senin
    memelerin
    gibi tatlı yemişlerle beraber
    ölümü getirecek.
    Ne tuhaf şey Taranta - Babu!
    Kapımızdan içeri ölüm
    kolonyal şapkasına
    bir bahar çiçeği takıp girecek...

    Sevgili Ahmet Cemal'in birden çok eserinde geçen bir ifadesindeki gibi:
    "Yaşamı savunmayı birincil görev saymayan bir canlılar topluluğu, kendine insanlık demek hakkına da sahip değildir."
    Yaşamı savunmak zulüm olan her yer için ses çıkarmak anlamına geliyor. Bunun mücadelesini veren değerlerden biridir Nâzım. Sadece kendi ülkesinin sorunları ile uğraşmamış İngiliz Emperyalizmine karşı Devrimci Hintlilerin yanında yer almış, İtalyan faşizminin karşısında sömülen Afrika'nın safında yer almıştır. "Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye" adlı şiirinde ise halkı sömüren Osmanlı paşalarının, padişahlarının karşsında saf alacaktır. Bunlar birkaç örnek çoğu şiiri bu mücadelesinin eseridir..

    Son bölüm: Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin

    Nazım Hikmet bu destanı neden yazdığını giriş kısmında belirtiyor. 1925 yılında Darülfünun İlahiyat Fakültesi kelâm müderrisi Muhammed Şerefeddin Efendinin Şeyh Bedreddin ile ilgili yazdığı risaleyi okuyunca olayların çarpıtılmış olduğunu ve Bedreddin'in en önemli adamına Börklüce Mustafa'ya "adi" denmiş olması Nazım'ı bir Şeyh Bedreddin Destanı yazmaya iten sebepler olmuştur.
    Şeyh Bedreddin Osmanlı idaresinden memnun olmayan köylüleri ve yoksul dervişleri etrafına toplayarak isyan etmiştir. İsyanın merkezi Karaburun Yarımadası'dır. Nazım alt sınıfların bu isyanını çok değerli bulur ve proleter bir dayanışmanın siyasi, dini çarpıtmalara tarihi hep kazananın yazıyor oluşundan rahatsızlık duyarak kaleme alacaktır. Şeyh Bedreddin Destanını.

    Burada Şeyh Bedreddin isyanını ve Nâzım'ın uzun destanını anlatacak hâlim yok ve sizin de okuyacak sabrınız.. O yüzden bu kısmı mutlaka okumanızı isterim sizlere bu destanın seslendirilmiş hallerini link olarak bırakacağım isterseniz göz atabilirsiniz ben defalarca severek dinledim. Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim. Bir başka Nazım eserinde görüşmek üzere. Kitaplarla kalın..

    Cem Karaca: https://youtu.be/-3eCrAIlYSU

    Zülfü Livaneli: https://youtu.be/ipsC9V50UE8

    Ahmet Kaya: https://youtu.be/Oqy1bu34PUs

    Tuncel Kurtiz - Sema Mortiz: https://youtu.be/Etk-wvIuHxo

    İzlediğim Belgeseller:

    Fevzi Kurtuluş- İsmail Aydoğmuş https://youtu.be/XGbcS5U_IP0

    İlber Ortaylı: https://youtu.be/bGr2fMredKA

    Eskiden Kültür Bakanlığı da yapmış olan Namık Kemal Zeybek; https://youtu.be/rseYzjcY2i4

    İhsan Eliaçık: https://youtu.be/hRlfN9vjNDc
  • Ne varoluşta ne de hiçlikte kurtuluş olduğuna göre, boynu altında kalsın bu dünyanın da sonsuz yasalarının da!
  • O, Rahmândır; çok şefkatli, çok merhametlidir. Sizi sizden çok sever, size sizden daha yakındır. O’nun sonsuz rahmet ve şefkati, bu dünyada mümin-kâfir ayrımı yapmaksızın tüm varlıkları kuşatmıştır. O, Rahîmdir. Rahmetini tamamlamak üzere bu Kitabı göndermiş ve onun ışığında yürüyen bahtiyârlara, âhiret hayatında sonsuz mutluluk ve kurtuluş müjdesini vermiştir. Fakat O, çok şefkatli, çok merhametli olmakla birlikte, hikmetli ve adâletlidir de...