• Kurtuluş kolaylaşır, secdeye değse başlar,
    Çünkü sonsuz mutluluk, ancak namazla başlar.
  • Ah nasıl bir dünyadır bu Dostoyevski'nin dünyası! Bütün sevinçlerin etrafı duvarla örülmüştür, bütün umutlar kovulmuştur, acıdan kurtuluş yoktur, sonsuz yükselikte örülmüş duvar bütün kurbanlarının etrafında durmaktadır!
    Stefan Zweig
    Sayfa 214 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 17. basım
  • 272 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Keşke tersi olabilseydi! Keşke her zaman genç kalacak olan ben olsaydım da portrem yaşlansaydı! Bunun için... bunun için her şeyi verirdim!"

    Özellikle bir genç adamın büyümesini, eğitimini, gelişimini, kendini ve inançlarını keşfetmesini işleyen Dorian Gray'in Portresi için Oscar Wilde, 'bir ruhun hikayesi' demişti. 1891'de ilk basıldığında ahlaksızlığı yücelttiği gerekçesiyle büyük tepki çeken romanın baş kişileri olan Lord Henry ile Dorian'ın karşılıklı etkileşimleri, Dorian'ın kendini giderek kötüye, şeytani olana, hazcılığa adaması kitabın eksenini oluşturuyor. Son derece saf ve yakışıklı Dorian'daki değişim, Lord Henry'nin sözleriyle ve Dorian'ın kendi portresinde kendi güzelliğini keşfetmesiyle başlar. Lord Henry'nin etkisiyle kötülüğün ve zevkin çekimine kapılan, dünyada gençlik ve güzellikten önemli bir şey olmadığına inanan Dorian için heyecan, kötülükte ve günahtadır; iyilik ve erdemse sıkıcıdır, edilgendir. İyiliği temsil eden Basil'in Dorian'a duyduğu saf tutkuda eşcinsellik öğeleri açıkça hissedilir. Dorian'ın büyük sırrını, portredeki değişimi gören yalnızca Basil olur. Portreye odaklanan, sonsuz gençlik karşısında ruhunu satan ve ruhunun ölmüş olmasından korkan Dorian için kurtuluş var mıdır? Ve Oscar Wilde'ın dediği gibi, herkes Dorian Gray'da kendi günahını mı görecektir?
    Bu eser genç kalmak isteyen bir insanın ruhunu şeytana satıp sonra bunu canıyla ödemesini ifade ediyor. Ressam Basil Hallward kendisine bir süredir modellik yapan olağanüstü yakışıklı Dorian Gray’in portresini bitirir ve hem ona hem de yakın arkadaşı Lord Henry’e gösterir. Lord Henry bir yandan yeni tanıştığı Dorian’dan çok hoşlanır ve onu keskin zekâ ve gözlemci ruhuyla etkilemek Dorian’ın ruhuna nüfuz etmek ister.

    Dorian portreyi görünce resimdeki güzelliğinin harikulade bir şekilde resmedilmesinden endişeye kapılır ve bir dilekte bulunur: Resimle yer değiştirsin, kendisi hep yakışıklı kalsın ama resim çirkinleşsin. Bu uğurda ruhunu bile satabileceğini söyler etrafına.

    “Aşık olmak demek insanın kendi kendini aşması demek.”

    “Bir kişiliği mahvetmek istiyorsan tek yapacağın iş, onu düzeltmeye çalışmaktır.”

    “Gerçeğin değersiz dünyasında kötüler ceza, iyiler de ödül görmezdi. Başarı güçlüye sunulur, başarısızlık güçsüzün üzerine atılıverildi; işte o kadar.”

    “Aşkta sadık olanlar aşkın yalnızca uçarı yönlerini bilirler; aşkın trajedilerini bilenlerse vefasızdırlar.”

    “Bir etki yarattınız mı bir düşman kazandınız demektir. Sevilmek için sıradan biri olmak gerek.”

    “Kendimizdeki kusurları başkalarında görmeye hiçbirimiz dayanamayız.”

    “Dünya kitap raflarında saklıdır...”

    “─ Bilmek her şeyin sonu olur. Çekici olan bilememektir. Sis her şeye harika bir güzellik katar.
    ─ Ya da insana yolunu şaşırtır.
    ─ Bütün yolların sonu aynı noktaya çıkar, biricik Gladys.
    ─ Ya nedir o?
    ─ Hayal kırıklığı.”

    “Yaşam, senin sanatın oldu. Sen kendi kendini besteledin. Yaşadığın günlerdir senin şiirlerin.”

    “Dünyada benimle ilgili her şeyi bilmeye hakkı olan bir kişi varsa o da sensin. Benim hayatımda oynadığın rol sandığından daha büyüktür.”

    Dorian Gray, okurken sıkmayan, merak ettiren ve her sayfasında yeni bir şey sorgulatan bir kitap.

    Herkese keyifli okumalar kitapsever güzel insanlar.
  • Felsefeyle, psikolojiyle, analizle vs. ilgili tek bir kitap bile okumanıza gerek yok çünkü siz insanlığın bütün içeriğisiniz ama kendinizi anlamazsanız sayısız sorun, sonsuz sefalet yaratmaya devam edersiniz.
  • 380 syf.
    ·58 günde·Beğendi·10/10
    Ekonomi bir bilimse eğer, bu bilimin somut olarak kurucusu elbette 18.yy'da yazdığı 'Ulusların Zenginliği' kitabıyla ekonominin temel sorunlarını masaya yatıran ve kimilerince bir filozof olarak kabul edilen İskoçyalı Adam Smith'dir. Geçtiğimiz yüzyılda ise bütün bir yüzyılı etkisi altına alan ekonomistimiz Keynes, 1928 yılında Amerika'da başlayan ve diğer ülkelere kanser hücresi gibi bulaşan ekonomik buhran üzerine beyin jimnsartikleri yapmış ve geliştirdiği ekonomi teorileri birçok ulusun yaralarına merhem olmuş. Özelikle ikinci büyük savaş sonrası hızla ilerleme sağlayabilen batılı ülkeler ekonomilerin gelişimini bu Keynesyen teoriye bağlamışlar. Sonraki ekonomistler dahi Keynes'e sadık kalmışlar ve kendi geliştirdikleri yeni teorileri yine Keynes bazlı geliştirmişler. Fakat birkaç dönem sonra işler yine sarpa sarınca başka başka kıvrak zekalı ekonomistler farklı kurtuluş teorileri geliştirirken bu defa da Keynes'in fikirlerini çürütme doğrultusunda hareket etmek durumunda kalmışlar. Yani, koskoca yüzyılın üç çeyreği boyunca ekonomistler, Keynes adlı bir delinin kuyuya attığı bir taşla ilgilenmişler. Okuduğumuz bu kitap ile şunu da anlıyoruz ki, Keynesyen teori malum ulusları ileriye götürmesinin yanında az gelişmiş ulusları daha da geriye götürmekten geri kalmamıştır. Neyse ney, 'Ekonominin Kısa Tarihi' kitabında Platon'dan başlayıp, şimdiki yaşadığımız döneme kadar ekonominin gelişimini okuyoruz ve dahi, birbirinden zeki ekonomistlerin birbirleriyle yarışan teorilerini okurken fevkalade faydalı bilgilerin yanında aslında eğlenceli beyin jimnastikleri de yapıyoruz. Güzel bir okuma deneyimidir, tavsiye ediyorum. Kitabın finalinde ise yapılan küresel ısınma vurgusu nereden bakarsanız çok mânidar. Temelinde üretimin yattığı ekonomik faaliyetlerin önemli bir kısmını oluşturan sanayii, doğaya gönderdiği zehirli gazlarla dünyamızı yok ediyor. İnsanoğlu kâr elde etmek için yok ettiği dünyasında sonraki dönemlerde karşılaşacağı olası bir küresel ısınma sonucu sel felaketleri ile sonsuz bir zarara uğrayacaktır. Felaket yaklaştıkca ilk önce kömürün kullanımından vazgeçeceğiz sonra da parça parça diğer üretim kaynaklarından. Kimbilir belki de böyle böyle insanoğlu olarak geldiğimiz ilk noktaya döneceğiz. Bu demek oluyor ki dönemimizde hızla gelişen bu teknoloji bizi hızla insanoğlunun ilk geldiği noktaya götürüyor. Kimbilir belki de bütün bu şeylerin sonu tahmin ettiğimizden çok daha yakın bir zamandadır. Bunu kim bilebilir?
    Düşündürücü, bilgi verici aynı zaman da eğlenceli bir okuma deneyimidir. Okumanız dileğiyle...
  • Merhamet sevginin bir parçasıdır. Bu nedenle gerçek sevginin yaşanabilmesi için merhametin de tam olarak anlaşılması gerekmektedir. Peygamberimiz (sav)’in merhameti, bu konuda tüm Müslümanlar için çok güzel bir örnek oluşturmaktadır. Allah Kuran’da Hz. Muhammed (sav)’in bu üstün ahlakından şöyle bahsetmektedir:

    Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)

    Merhametli bir insan çevresindeki kişilerin sıkıntı içinde yaşamasını istemez; kendi hayatı, sağlığı, rahatı ne kadar önemliyse çevresindeki insanlarınki de en az o kadar önemli ve hatta kendi hayatından daha önde olur. Bu nedenle merhametli bir insanın en önemli özelliklerinden biri, çevresindeki kişilerin sorunlarına karşı duyarsız kalmaması ve onların sorunlarının çözümü için gayret göstermesidir.

    Peygamber Efendimiz (sav), müminlere, tüm insanlara karşı merhametli olmalarını şöyle buyurmuştur:

    Merhametli olmadıkça imân etmiş olmayacaksınız. Ey Allah’ın Resulü dediler, hepimiz merhametliyiz. Hayır dedi, bundan maksad ehlinize olan merhametiniz değil, bilakis halka, umuma olan merhametinizdir. 15

    İnsan gerçekten sevdiği birinin ahiretini düşünür
    İnsanın asıl hayatı, ölümü ile birlikte başlayan ahiret hayatıdır. Dünya her insanın geçici olarak ve sadece denenmek için bulunduğu bir yerdir. Bu gerçeğin şuurunda olan müminler, birbirlerine olan sevgilerini, asıl olarak birbirlerini ahiretteki sonsuz hayatlarına hazırlayarak gösterirler. Kendileri Allah’ın rızasına, rahmetine ve cennetine ne kadar çok kavuşmak istiyorlarsa, çok sevdikleri mümin kardeşlerinin de aynı nimetlere ve güzelliklere kavuşmalarını isterler. Aksinde, insanın sonsuza dek, bir daha kurtuluş imkanı olmaksızın cehennem azabıyla karşılık göreceğini bilmeleri, iman edenlerin bu konuda büyük bir şevk ve kararlılık içerisinde hareket etmelerini sağlar. Birbirlerinde gördükleri hatalı ya da kusurlu yönleri hiç vakit geçirmeksizin hemen telafi etmeye ve birbirlerini Allah’ın en fazlasıyla razı olacağı ahlaka ulaştırmaya çalışırlar. Birbirlerini daima iyi ve güzel olana davet eder, kötülüklerden sakındırmaya gayret ederler. Onların bu konudaki şevk ve azimleri, birbirlerine olan gerçek sevgilerinin de en açık göstergelerinden biridir. Allah Kuran’da, iman edenlerin birbirlerinin ahiretlerine yönelik bu güçlü sevgi anlayışlarını şöyle haber vermektedir:

    Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

    Gerçek sevgide her zaman karşı tarafın huzuru ve rahatı üstün tutulur
    İnsanların birçoğu için hayatlarının en önemli konusu, kendi nefislerinin rahatıdır. Ancak gerçek sevgide insan kendi nefsini unutur ve sevdiği insanın rahatı ve huzuru ön plana geçer. Onu rahat ettirmek için elinden gelen her türlü gayreti gösterir. Her zaman, sevdiği kişinin isteklerini, kendi isteklerine tercih eder. Örneğin birlikte yaptıkları bir iş nedeniyle kendisinin övülmesindense sevdiği insanın övülmesi onun için daha önemli olur. Kendi haklı çıkmaktansa sevdiği kişinin haklılığından daha çok zevk alır. Eğer emek gerektiren bir işin yapılması gerekiyorsa, sevdiği kişinin yorulması yerine kendisi yorulmayı tercih eder. Asla karşı tarafı utandıracak, küçük düşürecek, kıracak bir tavır içine girmez. Bunun sebebi ise Allah’ın rızasını, sevgisini ve cennetini kazanma isteğidir. Bir insan ancak Allah’ın rızasını kazanmak için karşısındaki kişiyi bu kadar fedakarane ve samimi bir anlayışla sevebilir.