• "Sonsuzluk istemiştim ben aslında.
    Ama 's' yi biraz sessiz söylemişim
    Galiba...."
  • Merhabalar efendim. Veli toplantılarını çok seviyorum. İki çocuk büyütmüş, birisi eğitimi tamamlamış , diğeri halen lise öğrencisi iki erkek evladın annesi olarak veli toplantılarına katılmak benim için çok keyifli oluyor.
    Toplantılara çocuklarımın notları , davranışları övülsün diğer veliler de bana imrenerek baksın amacı güderek katılmadığım içindir belki de.
    Küçük oğlumun rehberlik hocası veliler ile yaptığı karşılıklı görüşmede bu kitabı okumamızın faydalı olacağını ,hatta sonraki okul toplantısında okuduklarımızın ne kadarını uygulayabildik, tutumlarımızda, bakış açımızda herhangi bir değişiklik oldu mu anlatmamızı istedi.
    Kendisine bugün ki görüşmede bilgilendirmesinden, faydalı bir şekilde yönlendirmesinden dolayı çok teşekkür ediyorum.
    Pedagoji eğitimi almadığım için profesyonel eğitimci de değilim , teknik olarak inceleyici de .

    Bu zamana kadar yapılan veli toplantılarında gözlemlediklerim ve okuduğum bu kitaptan anladıklarımı anlatmaya çalışarak bir inceleme yazmak istedim.

    ANNELİK GÖREVİMİ YAPAMADIĞIM İÇİN
    - Evimde misafir odası diye ayrı tuttuğum bir alanın olmadığı, sizden sakındığım ,misafire ikramlarda kullanılacak yemek tabakları bardaklarımın eksikliğinden ve tüm evi rahatça kullanmanıza göz yumduğum için özür dilerim.
    - Birlikte kullanacağımız herhangi bir eşyanın seçiminde tercihlerinizi dikkate aldığım hatta oy birliğine sunarak işi eğlenceli hale getirmeye çalıştığım, cebimdeki paranın son kuruşuna kadar verdiğim hesap için özür dilerim.
    - Ne kadar yoğun olursam olayım birlikte isek tüm işimi bırakıp sizi dinlediğim, sözünüzü kesmediğim, birlikte değilsek aradığınızda cevap verememiş olsam da muhakkak geri dönüş yaptığım için özür dilerim.
    - Odanızın düzenine karışmayıp, dağınıklığını hiç fark etmeyip, baskın yaparcasına girmek varken kapıyı çalarak müsaade istediğim için özür dilerim.
    - Haberiniz olmadan eşyalarınızı karıştırmayıp, telefon, bilgisayar şifrelerinizi elde etmeye çalışarak kimlerle görüşüp, hangi sitelerde geziniyorsunuz diye evde polislik yapmadığım için özür dilerim.
    - Arkadaşlarınız ile tanışıp, aileleri kimdir diye merak ettiğim hatta çok değer verdiğiniz sizin deyimizinle kanka’larınızı evime davet ettiğim için özür dilerim.
    - Haftalık programlarımızı birlikte yaptığımız, bir alt kat komşumun kahve içmeye gelmek istediğini ya da beni davet ettiğini söyleyerek sizce de uygun mudur diye görüşünüzü aldığım , ertesi gün ne yemek istediğinizi sorduğum menü listesi için özür dilerim.
    - Giyim tarzınıza, saç şeklinize, zevklerinize, müziğinize , vasıta ile gitmek varken yaya gidişlerinize, yaya gidilecek on adımlık mesafedeki araç seçiminize ses çıkarmadığım için özür dilerim.
    - İlk aşklarınızı, ilk kavganızı, ilk kazık hezimetinizi, ilk yumruk acılarınızın hissettirdiklerini hissedebildiğim, hatalarınıza ceza vermediğim, açık ararcasına sorgulama yapmadığım için özür dilerim.

    VELİLİK GÖREVİMİ YAPAMADIĞIM İÇİN
    - Çocuklarımın aldığı notların bilgilerinin değerlendirmesi olarak düşünmediğim , aptal, gerizekalı mısın sen nasıl 25 alırsın demediğim için özür dilerim.
    - Sayısal bir zekaya sahip olan büyük oğlumun seçtiği üniversite bölümünü, sayısalın tüm derslerinden dahi nefret eden küçük oğlumun lisede tercih ettiği alanı saygı duyarak kabul ettiğim, elli yaşında onunla birlikte tiyatro ekibine dahil olduğum için özür dilerim.
    - Çocuklara asıl önemli olanın yapmamaları gerekenlerden uzak durması anlatılması lazım iken, tanık oldukları olayları yönetime bildirmeleri tembihlenen , ispiyoncu bir nesil çabasında olan müdür yardımcısına karşı geldiğim için özür dilerim.
    - Çocuklar geleceğinizin sigortası , meslek seçimlerinde yönlendirin diyen sınıf öğretmenine çocuğum doğduğunda kucağıma aldığım zaman benim çocuğum doktor olacak, avukat olacak, mühendis olacak annesine bakacak diye ninniler söyleyerek büyütemedim diye cevap verdiğim için özür dilerim.
    - Veli toplantılarında hocam oğlumun saçının uzunluğunu, kızımın pantolonunun darlığını nasıl görmüyorsunuz burası okul mu panayır alanı mı diye öğretmenlere çatan veliler ile yaptığım tartışmalar için özür dilerim.
    - Kendilerini taraf olmak zorunda hisseden, iktidar taraftarı olunca performans notu yükselecek sevdasıyla bu kitapları okuyacaksınız diyerek objektif davranamayan öğretmenlerin tercihlerine saygı duymadığım için özür dilerim.
    - Kendi yapamadıkları başarıları, ulaşamadıkları hedefleri çocuklarında görmek için çabalayan anlamaktan çok kabul ettirmek için uğraşan velileri anlayamadığım için özür dilerim.
    - ''Çocuğunuzla arkadaş değil, anne baba olun!'' prensibinin doğrulunu savunan herkese itiraz ettiğim için özür dilerim.
    -Dört duvar içerisinde, koridorları kamera ile izlenen, sürekli görevlilerin gezerek takipte bulunduğu, hücre sistemini andıran sınıfların bulunduğu, müfredata uygun yayınların okunmasına müsaade edilen , kılık kıyafetin tek tip olduğu, belirlenen saatlerde bahçeye çıkma izninin verildiği bir binayı okul olarak kabul etmekte zorlandığım için de en çok kendimden özür diliyorum.
    Gençleri anlamak için kitaplara gerek yok, hangi yazar, bir anne ya da babadan daha iyi bilebilir ki çocuğunuz ile kuracağınız iletişimin sağlamlığını. Rehber olabilirler, tercihler sunabilirler ama çocuğunuzu sizin kadar sevemezler.
    Çocuklarınızı hayat sigortanız, hayalinizdeki geleceğiniz ve projeniz olarak değil cidden çocuklarınız olduğu için sevin.

    Halil Cibran'ın çok sevdiğim bir şiiri vardır
    ''Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
    Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
    Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
    Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
    Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
    Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
    Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.
    Çünkü ruhları yarındadır,
    Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
    Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
    Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
    Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.
    Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
    Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür
    Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
    Okçunun önünde kıvançla eğilin
    Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar
    Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever''
    Sağlıklı bir nesil yetiştirilmesi umuduyla;
    Keyifli okumalar.
  • Evet herkes her şeyden mağdur bu hayatta. Kimi yaşadığı zamandan kimi yaşanmamış olanlardan.. Peki ya savaş mağdurları? Onlara verilecek bir tek cevabın olmadığı şu dünyada yaşamaktan bu denli uzaklaşmaktayım . Kendi boşluğumda kendimden arta kalan yanlarımla içimi avutmak-tayım.. içim ki bir ananın yüreğinde, bir eşin kocasından ayrı yaşamaya dayanamayan gözlerinde.. ve daha nicelerinde...

    Konuşmak basitçe görünen bir davranış şeklidir, oysaki konuştuklarını yaşamak davranışın şekil almış en derin halidir... işte bu derinlik daha doğmadan yazılır bizim kimsesizliğimize. Doğmak ne acı bir kelime kimi zaman annesizce kimi zaman hiçliğine ..yaşıyoruz bizde işte sessizce..


    Ama savaşın yıkmadığı bir şeyi gördüm ben bu işleyişte.. Sevgi AşK ve Sonsuzluk .. Yapma be hep sıradan şeyler gibi geliyor dersiniz belki ama inanın bir kadının sevişi, bir ananın içinin titreyişi her şeyi unutturacak cinsten olmasa da yaşamayı devam ettirecek türdendi..

    Ki; kadını bi defa sevdin mi işte orada bin defa kaldın demektir. Tıpkı Suvankul'un o içten sevmeleri gibi.. "Bundan sonra her yerde beraber olacağız, tek vücut olacağız, canım benim, küçük boz torgayım, sevgilim.." Canım deriz candan öte severiz... ve her anımızı bu sevmelere şahit ederiz.. "Ey güneş bak bu benim karımdır! Ne kadar güzel değil mi? Yüz görümlülüğü olsun diye ışınlarını gönder,sıcaklığını aydınlığını ver!.."
    Tam güzel şeyler olacakken savaş meydanına çıkıyor her bir zebaniler. Ellerinde kılıç ,mızrak , yüreklerinde acımasızca yatan kin ve nefret dolusu ölü sevici.. Karşılarındaysa bi dünya geride kalan her ne varsa götürmek adına. Kiminin çocuğunu babasından, kiminin eşini kocasından ama nedense hep dönüşü olmadan.. Sonra sonra kalan bir toprak ve ananın yakarışına yansıyan aynasından.. Tutma yüzümüze o aynayı toprak ana bu insanlar kendi yüzlerini unutalı çok zaman oldu. Baktıkları beden imgesi ruhlarının aynasından sıyrılmış durumda...

    Trenler vagon sesi kulakların vazgeçilmez sancısı ve vedaların en güzel sevdalısı.. "ben bunca yıl sonra hala, zaman zaman o trenin o gürültü ile geçişini duyar gibi olurum, vagon tekerleklerinin çıkardığı o takırtılar kulaklarımda yankılanır durur." (ben de halen o vedayı unutamam sen yine de hep gel beklerim ben seni iki trenin arasında.. )

    "Söyle bana Toprak ana, gerçeği söyle: İnsanlar savaşmadan yaşayamazlar mı?" Soruyorum savaşmadan yaşanılamaz mı? Neyin gereği neyin tatminidir bu savaş, Adı barış olan bir şeyi sevmek yaşatmak varken neden savaş ..? Buna binlerce cevap sıralayan insanlar her biri aslında savaşın en büyük hayran kitlesini oluşturan takım belki de . "İşin en korkunç yanı çocukların niçin aç kaldıkları?" her doğan ölümlü aslında çocuktu bir bakıma doğmadan yaşamak adına. ve her çocukta günahsız gelirken bu boş sayfalara kalem dağıtır mürekkebini yaşanacak olanlara. Kimini savaşın ortasına, kimini ana sütünün yanına.Hele bir çocuk var ki anasından koparken anasız kalmanın acısıyla. ve o çocuğun bir sözü hiç unutulmaz bir satır olarak kalır benim ruhumda.

    "Artık hiç düşmem büyükanne diye cevap verdi bana. Düşmek nasıl oluyormuş anlamak istedim, şimdiye kadar hiç düşmedim de.."
    Herkes anlamıştır düşmek nasıl olur diye kendi adına.kimileri kuyuya kimileri kuyu diye içinde sakladıklarına.. Düşünce elinizden tutacak bir can bulmanız adına..
    "Savaş kanlı çizmeleriyle insanları kırk yıl çiğneyip ezebilir, onları öldürebilir, her şeyi yakıp yıkabilirdi ama, insan denen varlığa baş eğdiremez, değerini düşürüp onu gerçek anlamda mağlup edemezdi."

    İNSAN KALMAK BİR AYRICALIKSA AYRICALIKLARLA KALIN BU HAYATTA NE DE OLSA SAVAŞ HEP YAKAMIZDA.."
  • Güzellik sonsuzluktur, aynada uzun uzun kendini seyreden. Fakat sonsuzluk da sizsiniz, ayna da.
  • Öyle zamanlar bağışladın ki, ölüm de ayrılık da yitirdi hükmünü. Günaydın büyük güzellik. Acı sonsuzluk merhaba...
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 19 - Kırmızı Kedi Yayınevi
  • Şaşırdım kaldım işte 
    Bilmem ki nemsin 
    Bazen kız kardeşimsin 
    Bazen öp öz annemsin 
    Sultanımsın susunca 
    Konuşunca kölemsin 
    Eksilmeyen çilemsin 
    Orada ufuk çizgim 
    Burda yanım yöremsin 
    Beni ruh gibi saran 
    Sonsuzluk dairemsin

    Çaresizim çaremsin 
    Şaşırdım kaldım işte 
    Bilmem ki nemsin

    Yavuz Bülent Bakiler