• Neden yasadiginizi o kadar anlıyorsunuz ki sevince boguluyorsunuz. insanda bulunun bunca bilmeceleri cozuyorsun. Bununla birlikte içindeki sonsuzluk istegini anlıyorsun.
  • Ümit Gurbanov, Emil Michel Cioran‘ın henüz ülkemizde çevirisi olmayan Ecartelement (Drawn and Quartered) adlı kitabından bazı alıntılar çevirip bloğunda paylaşmış. Okumak isteyenler için buraya bırakıyorum.

    *

    Okur için bir şeyleri kolaylaştırmaya asla uğraşmayın. Girdiğiniz bu zahmet için size asla minnettar olmayacaktır. Okurun sevdiği şey, anlamak değildir; yerinde saymayı, sıkışıp kalmayı, cezalandırılmayı ister okur. Bundandır bazı müphem yazarların saygınlığı; bundandır karmaşanın daimi cazibesi.

    *

    Belki de taslaklarımızın ilk hallerini yayımlamalıyız, henüz kendimizin ne demeye çalıştığını anlamadan önceki halini.

    *

    Filozoflar profesörler için yazar; düşünürler ise, yazarlar için.

    *

    Yalnızca bitirilmemiş -bitirilemez olduğu için bitirilmemiş- işler bizleri sanatın özü hakkında konuşmaya teşvik eder.

    *

    Mistik dile çevrilemeyen şey, yaşanmaya da değmez.

    *

    Bir kitap, eski yaraları deşmelidir, hatta yenilerini açmalıdır. Bir kitap, "tehlike" olmalıdır.

    *

    "Bilim"den önce doğup da ilk felaketten ölme ayrıcalığına sahip olanlar ne de şanslı kimselerdir!

    *

    Dostluk, hakikatle uyumsuzdur, sadece düşmanla kurulan sessiz diyalog yararlıdır.

    *

    Seksenlik bir adam, gizli kalmak şartıyla, hayatında ilk defa intihar girişiminde bulunmanın çekiciliğini deneyimlediğini itiraf ediyor. Nedir tüm bu gizemli hava? Böylesi haklı bir arzuyu deneyimlemek için çok uzun süre beklemenin getirdiği utanç mı, yoksa tam tersi, canavarlık olarak gördüğü şeyin getirdiği korku mu?

    *

    İnsan, anlatmak istediği bir şey olduğu için değil, bir şeyler anlatmak istediği için yazar.

    *

    Acı nedir? İsteksizce solan bir histir, tutkulu bir histir.

    *

    Var olmak, intihaldir.

    *

    Tüm dini duygulardan arınmış bir dünyada yaşamak istemezdim. Kastettiğim iman değil, herhangi bir inançtan bağımsız, sizi tanrıya yansıtan, hatta bazen tanrının üstüne çıkaran o içsel titreşimdir.

    *

    Yalnızca uzandığımda ve ne konusu ne sonu olan bir sorgulayış ile baş başa kaldığımda kendimi etkili, yetkin ve olumlu bir şeyler yapıyormuşum gibi hissediyorum.

    *

    Hakiki ahlaki zarafet, kişinin kendi zaferlerini mağlubiyet olarak göstermesi sanatında yatar.

    *

    Sonsuzluk: Merak ediyorum da, aklımı kaçırmadan, bu sözcüğü bu kadar çok nasıl kullanabildim.

    *

    Ölüm, nasıl bir utanç böyle! Aniden bir "nesne"ye dönüşmek...

    *

    Birisinden nefret etmek, onun olduğu kişiden başka birisi olmasını istemektir. T., dünyada en çok sevdiği kişi olduğumu yazmıştı bana. Ama aynı zamanda takıntılarımdan vazgeçmem gerektiğini, izlediğim yolu değiştirmemi, farklı olmamı, olduğum kişi olmayı bırakmamı söylüyordu. Yani denebilir ki, varlığımı reddediyordu.

    *

    Ütopyalardan bahseden biri, başka bir jeolojik çağda yaşamış bir sürüngenden daha yabancıdır bana.

    *

    "Yıkım" kelimesinin gücünü yitirdiğini hissetmeye başladığım zaman, yaşlandığımın farkına vardım, artık bu kelime bana saldırgan bir yakarışın bolluk ve zaferinin heyecanını vermiyordu.

    *

    Birisine kitap yollamak, soygun yapmak, bir eve zorla girmektir. Sizin fikirleriniz için kafa yorması için kişiyi kendinden ayrılmaya zorlayarak, kişinin sahip olduğu en kutsal şeyi, yalnızlığını ayaklar altına almaktır.

    *

    Var olmak, köşeye sıkışmaktır.

    *

    Biri bir şeyi anladığında, en iyisi oracıkta ölüvermesidir. Anlaşılan nedir peki? Gerçekten kavradığımı şey, hiçbir biçimde ifade edilemez veya bir başkasına aktarılamaz; hatta kendimize bile aktarılamaz, bundandır ki, kendi sırrımızın gerçek doğasını anlamaksızın ölürüz.

    *

    Ümitsiz vakalar, başarı umudu taşımayan kimseler her daim ilgimi çekmiştir; budalalıklarını neredeyse onlar kadar bundan acı duyuncaya dek benimsemişimdir. 

    *

    Müthiş bir biçimde sürekli sizinle olan keyifsizlik yüzünden acı çekmek ve kimseyi bunun gerçekliği konusunda ikna etmeyi başaramamak. Yine de şöyle bir düşününce, gayet adil geliyor bu: Kimse bir dostlukta sonuçlarına katlanmaksızın gevezelik ve çevreye neşe saçan biri olma yeteneğini kullanamaz. Sonrasındaysa, nasıl olur da başkalarını neşeli bir şehit olduğuna ikna edebilir ki zaten?

    *

    Sadece arzularınızdan değil, arzu edebileceklerinizden bile bıkıp usanmak. Doğrusu, tüm olası arzulardan bıkmak.

    *

    Başarılar, rütbeler ve geri kalan tüm o diğer şeyler, sadece bunu deneyimlemiş olan kişi sonunun çok fena olacağını hissetmişse bağışlanabilirdir. Böylece kişi, o an geldiğinde, çöküşü tamamlandığında, onları sırf eğlenmek uğruna kabul etmiş olacaktır.

    *

    Gerçek bir yazar varlıklar, şeyler, olaylar hakkında yazar; yazmak üzerine yazmaz; kelimeleri kullanır ama onlarla oyalanmaz, onları tekrarlayan düşüncelerinin bir nesnesi haline getirmez. Kelime analizcisi olmak dışında bir şey olur. Dilin teşhisini yapmak, söyleyecek bir şeyi olmayan, kendilerini deyişlerle sınırlayanların hevesidir.

    *

    Laos gibi bazı Asya ülkelerinde ciddi bir hastalığı atlatmış olan kişi ismini değiştirir. Bu geleneğin kökeninde biz vizyon yatmaktadır! Aslına bakılırsa başımıza gelen önemli bir deneyimin ardından bizler de ismimizi değiştirmeliyiz.

    *

    Bir çiçek yalnızca solduğunda çiçek olmayı tamamlar, der Japonlar. Aynısını medeniyet için de söylemek mümkündür.

    *

    Tüm toplumların temelinde aynı şey yatar: İtaat ediyor olma gururu. Bu gurur artık var olmadığında, toplum da çöker.

    *

    Ümit ediyor oluşu tedavi edilmedikçe, insan köledir ve öyle kalacaktır.

    *

    Mücadelem dünyaya karşı değil, daha büyük bir güce karşı, dünyadan bezginliğime karşı.

    *

    Kaderimi suçlamaktan asla vazgeçmedim, aksi halde onunla nasıl yüzleşebilirdim? Kaderimi suçlamak, kendimi ona uyumlu kılacak ve ona dayanmamı sağlayacak tek ümidimdi.

    *

    Sağlıklı olmak, duyarsız olmaktır, hatta gerçek dışı olmaktır. Acı çekmeyi durdurduğumuz an, var olmayı durdururuz.

    *

    Kasvetli olmayan her şey kabadır.

    *

    Yazdıkların, ne olduğuna dair tamamlanmamış bir imge sunar sadece, çünkü kelimeler yalnızca benliğinin en yüksek veya en alçak noktasında belli belirsiz ortaya çıkar ve hayat bulur.

    *

    Yalnızca derin düşünürler saçmalık hissinden dolayı acı duymazlar.

    *

    Başka bir dünya yok. Bu bile yok. Öyleyse, ne var? Her iki dünyanın da açıkça var olmayışının bizde uyandırdığı içsel bir gülümseme var.

    *

    Acı çekmemiş olan biri bir varlık değildir, olsa olsa bir yaratıktır.

    *

    Her şeyle aram iyi olduğunda, hatta tanrıyla ve kendimle bile, hiç zaman kaybetmeden, güzel bir günde bile olsak, güneşin birkaç milyar yıl içinde patlayacağını düşünüp kendime eziyet ederek buna tepki gösteren biriyim.

    *

    Her şey, hiçtir; buna hiçlik bilinci de dahil.

    *

    Son arzumu da gerçekleştirdiğim anın hayalini kurmaya çalışıyorum.

    *

    Bir bedenin kaderinden daha gizemli bir şey yoktur.

    *

    Yaşlılık, en nihayetinde, yaşamış olmanın cezasıdır.

    *

    Umut, hezeyanın olağan şeklidir.

    *

    Bu mezarlar yığınına baktığımda, insanların ölümden başka endişeleri yokmuş gibi görünüyor.

    *

    İnsan, kabul edilemezdir.

    - o -

    Dipnot: Emil Michel Cioran sevdam çok meşhurdur, onun karamsarlığında, kendisinin de iddia ettiği gibi, müthiş bir güç ve ilginçtir ki neşe bulurum. Kaç zamandır bir şekilde elimde gezip dolaşan "Ecartelement" (Drawn and Quartered) adlı kitabı vardı. Türkçe bu terime bir karşılık bulmak güç, ama temsil ettiği şey, büyük bir acı ve işkence ile bir suçlunun toplum önünde parçalara ayrılarak idam edilmesidir diyebiliriz sanırım.

    Elbette ki kitabı okurken, diğer kitaplarda olduğu gibi, altını çizdiğim yerler oldu, hatta bu yerler çoğaldıkça çoğaldı. Bildiğim kadarıyla kitabın Türkçe çevirisi de yoktu ve ben de madem öyle dedim kendi kendime, şu satırlardan bazılarını çevirip bloga koyayım da benim gibi Cioran sevenlere bir faydam dokunmuş olsun -ve de aslına bakılırsa biraz da zaman geçmiş olsun- dedim.

    Cioran ile ilgili blogdaki diğer kayıtlara şuradan ulaşabilirsiniz.

    İyi kalın, diyelim ki kalamadınız, bari canınızı sıkmayın.

    Blog; http://birnevidipnot.blogspot.com/...telement-turkce.html
  • Kira uçurumun kenarında yatıp gökyüzüne baktı. Beyaz ve hareketsiz eli aşağıya doğru sarkmıştı. Küçük kızıl damlalar ağır ağır karda yayılıyorlar, uçuruma doğru süzülüyorlardı. Kira, gülümsedi. Ölmek üzere olduğunu biliyordu. Fakat bunun da önemi yoktu artık. Hiç bir kelimenin anlatamayacağı bir şeyi öğrendiğini şimdi anlıyordu. Hep beklemişti. Sanki bu anı daha önce yaşamış ve hissetmişti. Şimdi bunun farkına varmış, sessiz bir ilahi gibi duymuştu. Bunu karlara damlayan kanların aktığı delikten çok daha derinde bir yerde hissetmişti. Bir an ya da bir sonsuzluk... Bu neyi değiştirirdi? Yenilemeyen hayat vardı ve olabilirdi.
    Kira, son defa gülümsedi. Pek çok şey olabilirdi. Kira bunun için gülüyordu.
  • Yaşamak için oksijen gibi çaya da ihtiyaç duyan bir insan olarak tabi ki bu kitap kapağına da kayıtsız kalamadım, kalamazdım da..

    Yazarla Hemdem kitabıyla tanıştım, şimdi ise Hemhâl (şapka önemli).Aynı hissetmek demekmiş, kitabı okuyanlar olarak aynı şeyi hissediyoruz, naiflik.

    Kitap yazar ile Feride'nin yaşadıkları, konuşmaları, tefekkürlerinden oluşuyor diyebiliriz. Feride kim mi? Kimi zaman iç sesi, kimi zaman iş arkadaşı, kimi zaman eşi.. Yazar bu kitabı ayna olmak için yazmış, o bir kişiye ulaşmak. Hepimiz de o bir kitabı bulmak için okumuyor muyuz zaten?

    Kitap bölümlerden oluşmakta, gölgelik, ibretlik, insanlık, sonsuzluk, ömürlük, seyirlik, kulluk, yolculuk, kitaplık, ikramlık.. Her bölüm kendi içinde güzel, tam tefekkürlük bir kitap. Bakmak isteyenler için değil, görmek isteyenler için. Şükredecek ne çok şey var da bilmiyormuşuz meğer. Her nefesimi şükre ayırsam da ödeyemem hakkını Allah'ım..

    Yine kitaptan bir cümleyle incelememi sonlandırıyorum. Hayat sadece üzülmek için değil, sevmek ve sevilmek için de kısa. Bizim Yunus'un da dediği gibi "sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalmaz"
  • Fernando Pessoa
    Huzursuzluğun Kitabı
    Can Yayınları
    Türkçesi: Saadet Özen

    Şu durum için bir şey vardı. Bir söz. Bir cümle. Bir paragraf. İşte ben hep derim. Ya da keşke ben deseymişim. İşte budur aslında Huzursuzluğun Kitabı. Tam bir başucu kitabı. Böyle bir okuma zevki yaşattığı için yazar kadar çevirmeni Saadet Özen’e de şükran duymalıyız.

    Bazen bir şeyler hissedersin ama anlatamazsın. İşte o zaman bakarsın başucu kitabına, usta anlatmıştır zaten.
    Ölümü merak edersin de Pessoa anlatmıştır zaten idrakımızı:
    “Bilinmezlik hakkındaki düşüncelerimize genellikle, bilinenler hakkında kafamızda olan kavramların rengini yakıştırırız: Ölümü uyku hali olarak adlandırıyorsak bu, onun dışarıdan bakıldığında uykuya benzemesinden kaynaklanır; ölüme yeni bir hayat dememizin nedeniyse, hayattan farklı bir şey gibi görünmesidir. İnançlarımızı, umutlarımızı gerçekle aramızdaki bu küçük yanlış anlamalar sayesinde kurarız – ve mutluluk oyunu oynayan yoksul çocuklar gibi, ekmek kırıntılarına pasta diyerek yaşarız.”
    Hayatı anlamaya çalışırız:
    “Hayatla aramda ince bir cam var. Açıkça görmeme ve anlamama rağmen, dokunamıyorum hayata.”
    “Yaşamak bir başkası olmaktır. Ve insan bugün, dün hissettiği gibi hissediyorsa, hissetmek olanaksızdır: Dün hissedileni bugün de hissetmek, hissetmek değil dün hissedilmiş olanı bugün anımsamaktır yalnızca, artık yok olmuş olan dünkü hayatın canlı cesedi olmaktır.”
    Ve canın sıkılmıştır:
    “Sıkıntı dünyadan bıkmış olmaktır sahiden de, yaşadığını hissetmenin rahatsızlığı, yaşamış olmanın yorgunluğudur; sıkıntı gerçekten de her şeyin haddinden fazla anlamsız olduğunu tende hissetmektir. Ama bütün bunların ötesinde, sıkıntı aynı zamanda var olan ya da olmayan başka dünyaların verdiği bıkkınlıktır; bir başkası olarak, bir başka şekilde, hatta bir başka ülkede olsa bile yaşamak zorunda olmanın rahatsızlığıdır; sadece dünün ve bugünün değil, ayrıca yarının ve eğer varsa sonsuzluğun ya da hiçlik sonsuzluk ise hiçliğin verdiği yorgunluktur.”
    Hiç bu kadar canınız sıkıldı mı?
    Velhasıl-ı kelam hemen her duygunun, düşüncenin, fantezinin, ütopyanın bir karşılığı vardır bu kitapta. Ve muhtemeldir ki biz fanilerin seçebileceğinden çok daha güzel kelimelerle anlatılmıştır.
    Bir zaman sonra okuduğum kitapların başlarına beğendiğim cümlelerin sayfa numaralarını yazdığım post itler yapıştırmaya başladım. Sadece beğendiğim de değil, keşke ben yazmış olsaydım diye kıskandığım aynı zamanda, bu kitabın başına yapıştırdığım post it o kadar dolu ki, sadece alıntılar üzerinden bile bir yazı yazılabilir.
    Ama ben derim ki kitabı bir okuyun. Saadet Özen’in nasıl bir çevirmenlik şaheserine imza attığına şahit olun. Ve benden çok daha iyiyseniz, “Birisi var, hissettiklerimi, ya da en azından bu durumu, neredeyse benim anlatabileceğim kadar iyi anlatmış deyin.” Ben o kadar iyi değilim, bunca yıllık yaşantım ve bunca yıllık okumam bile bu eser karşısında kendimi güdük hissetmeme engel olamıyor.
    Teşekkürler Pessoa.
    Teşekkürler Saadet Özen

    Ozan Erdoğan 01.08.2017