• 372 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Günaydın, şimdi size tesirinden uzun süre kurtulamayacağınız bir kitaptan bahsedeceğim.
    Öncelikle bana bu kitapla tanışmama vesile olan canım ablam Meri ye sonsuz teşekkür ederim. Uzun zamandır böylesi bir etkileyici roman okumamıştım.
    Türkan, Dönüş ve Derya. Üç kız kardeşin hikayesi.
    Üç kız kardeşin birbirine ve hayata olan bağlılığını ele alan kitap, Ayvalık-İstanbul hattından sonra yine Ayvalık'ta o çok sevdiğimiz mutlu son ile biten masallar tadında son buluyor.
    Kitap, öğretmen Nesrin Hanım ve memur Sadık Bey'in ortanca kızları Dönüş'ün ağzından yazılan günlük aslında.
    Çocukluğunun Ayvalık'ı, ilk aşkı, arkadaşları ve ailesiyle herkesi imrendirecek mutluluk ve çiçek dolu yaşamlarının zaman ilerledikçe tepe taklak olmasını anlatıyor. Öyle zorluklar, öyle acılar ama en önemlisi öyle sırlar var ki. Üç kız kardeşinde kendi içinde yaşadığı öyle derinlikler var ki.
    Baştan sona bir solukta okudum,ilk sayfalardan öyle güzel içine aldı ki kitap sanki ben de o ailenin bir ferdiyim hissine kapıldım. İlk kez İclal Aydın kitabı okudum ve itiraf edeyim kitaba başlarken basit bir kardeşlik hikayesi diye düşünmüştüm ama okudukça kalemine, anlatımına hayran kaldım.
    Sonuç itibari ile güzel bir aile okumak, yaşama sıkı sıkı tutunmaya şahit olmak, her acıda dimdik ayağa nasıl kalkılır şahit olmak istiyorsanız mutlaka okuyun derim.
    Bence kadın erkek fark etmeksizin herkesin okuyabileceği bir kitap.
    Sevgiyle, kitapla kalın.
  • 304 syf.
    ·Beğendi·9/10
    İbrahim Kalın, bu güzel eserinde bir medeniyet nedir ? Medeni kimdir ? Barbar nedir ? Barbar kimdir ? Ve modern nedir ? Modern kimdir ? İncelemesi yapıp, Medeniyet mi ? İrfan mı ? Sorusuna derin derin cevapları ile, bir sonuç arıyor. Yer yer boşluğa düşebilirsiniz, lakin sözü ve özü itibari ile, bizi mükemmel bir yolculuğa çıkarıyor.
  • 244 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Bu kitap yani Biz; 1984, Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit 451 ütopik eserlerin atası sayılır. 1920 yılında yazılan  Biz adlı ütopya ise tüm bu saydığım eserlere ilham kaynağı olan bir kitaptır. Bende bizi bu yüzden okudum. Fakat diğer eserlerden farklı olarak Biz için daha iyi bir oda daha iyi bir konsantre gerekir diye düşündüm. Sonuç itibari ile Gogol eserleriyle büyümüş bir yazar.
     anlatımında alagori ve metaforik anlatım bekliyordum. Fakat bunun bir önyargının ötesine geçmediğini görünce anladım. Benim için çok guzel bir kitaptı.

    Kitap 1920 yılında bir hapishanede yazılmış ve yıllarca SSCB'de yayınlanmamış ve SSCB'yi karalama kitabı olarak görülmüş. Bu kitap kayıtlar adı altinda bölümlerden oluşuyor.
    Yazarın hayatına gelirsek (Bu kısmı kitaptan kopyala yapıştır yaptım. Yazmaya erindiğim için yazmasaydın diyenler için ben yazarın hayatını önemsediğim için kitabı duyunca onu yani yazarını araştırım. Okumayacaksınız okuyan olursa diye paylaştım.)
    1884'te Rusya'da Lebedyan'da doğdu. St. Petersburg'da gemi mühendisi olmak için öğrenim görürken Bolşevik Partisine katıldı. 1905 devrimi sırasında yakalanarak hapsedildi. 1906'da çalışmalarını tamamlamak üzere Finlandiya'ya gitmeden önce Saint Petersburg'da yeraltında yaşadı. Rusya'ya döndükten sonra yazın faaliyetine devam etti. 1911'de ikinci defa hapsedildi. 1917 Ekim Devrimi'nde Rusya'daydı. Devrim sonrasında başlayan ateşli edebiyat tartışmalarına katıldı. M.Zoşçenko K.A.Fedin ve A.Ahmatova gibi yazarlarla birlikte Serapion Kardeşler adını alan genç kuşak edebiyatçılar grubunu oluşturdu. 1920'de yazdığı MIY (BIZ) adlı romanın ülkesinde yayımlanmasına hiçbir zaman izin verilmedi. Biz'in önce İngilizce daha sonra Çekçe çevirileri ülkesi dışında yayımlandı. 1927'de de bazı bölümleri, onun bilgisi ve onayı olmaksızın SSCB dışında çıkan bir muhacir dergisinde Rusça yayımlandı. Bunun üzerine Zamyatin, Rus Yazarlar Birliği'nde sert eleştirilere hedef oldu. Gene de deneme ve öykülerini yayımlatmayı, oyunlarını sahneletmeyi sürdürdü. Ancak 1929'da eleştirilerin iyice yoğunlaşması üzerine Rus Yazarlar Birliği'nden istifa etti. Artık yapıtlarının yayımlanmasına ve sahnelenmesine izin verilmiyordu. Bunun üzerine 1931'de Stalin'e mektupla başvurarak ülkesinden ayrılmak için izin isledi. Gorki'nin de araya girmesiyle, Paris'e gitmesine izin verildi. Paris'te yalnız ve yoksul bir yaşam sürdü. İsyancı görüşleri nedeniyle orada da SSCB aleyhtarları tarafından tecrit edildi. 1937'de kalp krizi geçirerek öldü. George Orwell, A.Huxley, Ursula Le Guin gibi yazarların öncüsü ve esin kaynağı olan Zamyatin, onlardan çok daha önceki bir dönemde, karamsar bir çerçeve içinde kısıtlı kalmadan antiütopya türünü radikal bir eleştiri silahına dönüştürmüştür.
    Okumak isteyenler için iyi okumalar.
  • 464 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    Totalitarizmi iliklerinize kadar hissedeceksiniz!

    Bu bir UYARI ve UYANDIRMA servisidir! Algılarınızı açınız!

    Bir seçeneğiniz var ve bu seçenek size altın tepsi de sunulmuyor. Ya Büyük Birader’i sever, sistemin “medarı iftiharı” olursunuz ya da kül olur, sessizce BUHARLAŞIRSINIZ!

    Mikrodalgadan çıkmış bir beyin ne kadar işe yaramazsa, sistemin tekelinde ki bir beyin de o kadar işe yaramaz!

    Suratınızın tam ortasına postallarıyla basıp geçiyorlar, ne düşündüğünüz ya da hissettiğiniz umurlarında dahi değil! İnsanlığın cesaretini “Parti” üzerinden tuzla buz ederken, başrolde Büyük Birader, Düşüncesuçu, Barış Bakanlığı, Gerçek Bakanlığı, Sevgi Bakanlığı ve Varlık Bakanlığı bulunuyor!

    Yazıldığı yılı bir kenara bırakırsak, bugünü ve yarını en net biçimde görebileceğiniz, hayal dahi etmeden etrafa bakarak gözünüzle görebileceğiniz, tam olarak içinde yaşadığınız ülkenin sınırları içinde nelerin dikta edildiği ve neleri kabul ettiğinizi daha iyi sentezleyebileceğiniz bir sistem eleştirisidir 1984. Bindokuzyüzseksendört’ün hangi sistem ya da dönem üzerine yazılmış olduğunu unutun ve kendinizi onun kollarına bırakın, çünkü; geçerliliğini günümüzde korumakla kalmıyor hedefi de tam on ikiden vuruyor!

    Geçmişinizin yok edildiği, belleğinizin silindiği, “Yenisöylem” ile dilinizin çarpıtıldığı, düşüncenizin olmadığı, direnmenin ve başkaldırın kelime olarak dünyadan kaldırıldığı, eylemsel olarak ise akla hayale bile getirilemediği bir dünyanın içinde sindirilmenin dehşeti içinde yok olacaksınız.

    Kitabı okurken, ilk aklıma gelenler Yevgeni İvanoviç Zamyatin ‘in Biz ‘i, Ray Bradbury ‘nin Fahrenheit 451 ‘i ve son olarak Netflix’te izlediğim Polonya yapımı 1983 dizisi. (https://www.turkcealtyazi.org/mov/7371666/1983.html) Daha okumadığım, 1984 incelemesi sonrasında başlayacağım Cesur Yeni Dünya ise biraz daha yumuşatılmış hali olarak karşımıza çıkıyor. Döneme damga vurmuş iki özel kitap.

    Kitabı okuduktan sonra ya da önce fark etmez bir şekilde 1983 dizisini izlemenizi ve sistemin nasıl kafalarda oluşturulduğunu, nasıl zihinlere girdiğini, insanların nasıl geçmişten koparıldığını ve yeni dünya düzeni adı altında nasıl kandırıldığına şahit olacaksınız. Başkaldırının bastırıldığı, düşüncenin suç haline geldiği yani gerçekleşme ihtimali olmayan şeyler üzerinden bile suçlandığınız, işkence edildiğiniz, hain ilan edildiğiniz sistemin damarlarında gezeceksiniz.

    ***

    “İnsan varmış ya da yokmuş sistem varmış ya da yokmuş hepsinin canı cehenneme. Bir gün var bir gün yokuz, ölümün yerine yeni doğum, yeni sistemler var olduktan sonra, işleyiş değişmedikten, dünya pisliğe battıktan sonra neyin ne önemi var. Çoğunluğun itaat ettiği, azınlığın baskı gördüğü, güçlünün güçsüzü yok ettiği bu düzende var olmak da dedir? Yok olmak en müspet gerçektir!”

    “Yıkık Ülke” adı ile 10 bölümlük sitem eleştirisi temalı yazı dizisi yazmaya başladım. İlk bölümünü paylaştım. Bu linkten erişebilirsiniz -->>> #38482321

    ***

    2+2=5 eder mi? Eder! Yeri gelir üç eder, yeri gelir altı eder, yeri gelir sıfır eder. Senin kafandaki gerçeklik ilkesi bunu reddedebilir ama 2+2=4’tür sonucu ne kadar gerçekse 2+2=5’te o kadar gerçektir. Sistemin içinde ki güç o kadar büyük ve yücedir ki, senin ne düşündüğün ve senin gerçeklerin onların yalanlarının gerçekleri içinde ezilip tuzla buz edilir! Seni doğduğuna pişman ederler, ciğerini söker, hayatını kaydırırlar, yalnız bundan kurtuluşun ölüm değildir, hayır hayır… Bundan tek bir kurtuluşun var, o da sistemi gerçekten kabul etmendir. Onu sevmendir!

    Seni öldürüp kahraman yapmak istemezler. Sindirip, kendi sistemlerine uyup, sistemin içinde kaybolmanı sağlarlar. Seni bir hiç yapmak varken neden devrim şehidi yapsınlar. Devrimin olduğu yerde her zaman karşıdevrim vardır. Fakat; Büyük Birader’in ülkesinde bu hataya yer yoktur. Seni şehit yapmazlar, senin içini öyle bir doldururlar ki, yıllar sonra bile hatırlanmazsın. Bir bakmışsın sistem içinde ki yalanın bir gerçeği olmuşsun.

    "Yönetmek ve yönetimi sürekli kılmak istiyorsan, gerçeklik duygusunu yolundan çıkaracaksın." #38333163

    "Parti, gözlerinizle gördüğünüze, kulaklarınızla duyduğunuza inanmamanızı söylüyordu." #38129834

    Gerçek dediğin nedir? Neyin gerçek neyin yalan olduğunu sen belirleyecek değilsin. Parti ne derse gerçek odur. Parti senin için ne düşünüyorsa, senin iyiliğin içindir.

    Düşünmeyeceksin,
    İtaat edeceksin,
    Parti’ye karşı olanları ihbar edeceksin,
    Dinlenmeyecek, Parti için çalışacaksın,
    İlişkiye girmeyeceksin,
    Duygusallıktan yoksun olacaksın,
    Kimse ile yakınlaşmayacaksın,
    Arkadaş edinmeyeceksin!
    Parti’nin düşmanı Ploterler ile konuşmayacaksın,
    Propagandalara eşlik edecek, en önde koşacaksın,

    Eğer bunları yapmazsan…

    BUHARLAŞIRSIN!

    Kim ki, PARTİ’nin karşısında direniş düşüncesi ile doludur, o kişi veya kişiler DÜŞÜNCE POLİSİ tarafından yakalanır ve işkencelere maruz kalır, sindirilir, belki tekrardan salınır ama kesin bir şey var ki, BUHARLAŞIR!

    Unutma; BÜYÜK BİRADER seni izliyor, dinliyor. Yazdığından, içtiğinden, düşündüğünden, nereye gittiğinden, yürüdüğünden, koştuğundan, oturduğundan haberi var. Tele-ekranlar sayesinde seni görüyor, gizli mikrofonlar sayesinde seni izliyorlar. En güvendiklerin seni ihbar ediyor. Bu gücün karşısında yapacağın tek şey uyumlu olmak. Seni yakalamak istedikleri zaman yakalarlar, ne zaman nerede ve nasıl dinlendiğini bilemezsin, en güvenli yer en güvensiz yer olur. En güvendiğin insan, seni kalleşçe arkandan vuran olur. Kendinden başkasına güvenemezsin.

    Parti’nin sloganlarını ezberlemek senin görevindir! Bu sloganlar her yerdedir! Aklından çıkarma!

    "SAVAŞ BARIŞTIR

    ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR

    CEHALET GÜÇTÜR"
    #38037814

    "Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar."

    Barış Bakanlığı savaşın,
    Gerçek Bakanlığı yalanların,
    Sevgi Bakanlığı işkencenin,
    Varlık Bakanlığı yokluğun bakanlığıdır.

    Her şey “çiftdüşün” sistemi ile kontrol altına alınmıştır. Bir yalanı söylerken o yalanın gerçekliğine de inanmalısın. Yalanın yalan olmadığını bilmek aynı zamanda yalan olduğunu bilmek zorundasın. Gerçek ile yalan arasındaki ince çizgide hangisinin ne olduğunu bilmelisin. Karşındakine söylediğin şeyin yalan olduğunu bilirken, inanmışçasına gerçek olduğunu söylemeli ve onu da buna inandırmalısın. İkisinin ayırdına varmak yeteneklerin arasında olmalıdır.

    "Zekilik kadar aptallık da gerekliydi, ama aptalca davranmak da zekice davranmak kadar zordu."

    Okyanusya da yaşamak bunu gerektiriyordu. Rol yapmalı ve buna herkesi inandırmalıydın. Geçmiş tarihin kötü, şimdiki yaşadığın yılların daha iyi olduğunu bilmeliydin. Bütün her şey Okyanusya tarafından bulunmuş idi. Matbaa bile! İnsanların zihnini temizledikten, bütün delilleri ortadan kaldırdıktan sonra bu o kadar kolaydı ki. Karşı tez sunacak bir kanıt ortada yok, Parti ne diyorsa gerçekte o oluyordu.

    İnsanlara hükmetmek için Acı Çektirmen gerekmektedir. İnsan ruhu uyum sürecini hızlıca atlatabildiği gibi hiçbir kışkırtmaya müdahil kalmasa bile, köşeye sıkıştığında ayağa kalkıp, söz de ona verilmiş hakkını arar. Biraz büyük düşünmekte yarar var ki, Büyük Birader bunları herkesten önce düşünmüştü zaten. O yüzden insanların sindirilmeye ve acı çekerek baskı altında yaşamaya sesleri çıkmayacak, haykırırcasına destek verecek ve alanları dolduracak, savaş esnasında kazanılan zaferlerde kendilerinden geçercesine kutlamalar yapacaklardı.

    ***

    1984’ü okurken aklınızdan birçok şey geçiyor. Bunların neler olduğunu aşağı yukarı tahmin edebilirim. Çünkü en iyi kitap, bize düşündüklerimizi okutan kitaptır.

    "Parti ne denli güçlenirse, o ölçüde hoşgörüsüzleşecek: Muhalefet ne denli zayıflarsa, zorbalık o ölçüde artacak."

    Ne kadar katlanırsak, o kadar yeniliriz,
    Ne kadar sessiz olursak, o kadar sindiriliriz,
    Ne kadar görmezden gelirsek, o kadar yok oluruz,
    Ne kadar başkaldırmazsak, o kadar köle oluruz!

    "Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler."

    Bugünü kurtarmak için, feda etmen gereken şeyler var. Sen sustukça, ses çıkarmadıkça, sana dokunmayan yılana sürekli yol verdikçe kaybeden tarafta olacaksın. Bugünü gözlemleyip, kısa bir analiz yapmayı denediğinde, çarpık ve yetersiz bir şeylerin olduğunu net olarak görebilirsin. Bilgi ve birikimin yetmediği, beceriksiz idarecilerin seni kendi yalanları ile yönetmeye çalıştığını anlayabilirsin. Siyasetin yalanlarına karnını tok tutmazsan, basit usulde kandırılıp, seneler sonra pişman olacağın konuma gelirsin.

    "....bir süre çalışacak, yakalanacak, itiraf edecek, sonra da öleceksiniz. Görüp göreceğiniz tek sonuç bunlar olacak. Bizim yaşadığımız dönemde gözle görülür bir değişiklik olma olasılığı sıfır. Biz ölüyüz. Bizim biricik gerçek yaşamımız gelecekte. O da, bir avuç toprak ve kemik parçaları olarak. Ama bu gelecek ne kadar uzakta, bilen yok(...)"

    Sanma ki ses çıkarmak asiliktir. Hayır, hakkın olanı savunmak senin hakkındır. Vaktinde yapmadığın her şey yıllar sonra senin aleyhine gelişecektir.

    Düşüncenin bile suç olduğu bir yerde yaşayabilir misin? Ütopik eserlerin gerçek olmak gibi huyları vardır. Dün yazanların, bugünü hayal ettiği bir gerçektir. Düşüncelerinde ki şeylerin gerçek olmayacağı öngörülemez. İnsanın olduğu her yerde, her şey olabilir.

    Teknoloji geliştikçe, gizlilik azalmaya başladı. 1984’ün tele-ekranları telefonlarımız oldu çıktı. Her an seni izleyebilir ve dinleyebilirler. Bunun aksini düşünüyor olman senin peri malasında yaşadığına kanıttır. İnsan vücuduna yerleştirilen çipler ile, kişi bazlı veri toplamak artık mümkün. Kullandığın web sitelerinden bile seninle ilgili bilgiler topluyor, alışkanlıklarını öğreniyor ve sana ona göre bir yaşam alanı sunuyorlar. Tüketim toplumu, her gün daha da oburlaşıyor. Tükettikçe, tükeniyor, umursamaz ve bilinçsiz oluyor.

    Bilinçlenmedikçe her şeyin olabileceğini düşünmek tatlı bir hayal değil, tam olarak gerçekliktir.

    Dünü bilmeden bugünü yaşayamaz, yarını da düşünemeyiz. Geçmişin hatalarını bilip, yarın olacaklara set çekmeliyiz.

    Önümüze konulan söz de en iyiler, bizim değil, onların düşündükleri en iyiler. Kendi işlerine gelen, kendi yarar ve çıkarlarına hizmet eden en iyiler! İktidar, iktidarda kalmak için İktidar olur! Seni düşünmek bir kenara, umurunda dahi olmazsın!

    Umurlarında olsan, sen aç karnını doyurmaya çalışırken, onlar saraylarda yaşar mı sanıyorsun?

    Okumalısınız! En başta önerdiğim kitapları okuyup, diziyi de izlemelisiniz.

    Birinci ve İkini Bölüm sizi bütün her şeye hazırlıyor, Üçüncü bölüm ise ciğerinizi söküp, algınızı yerle bir ediyor!

    Kitap hakkında kısaca birkaç bilgi:

    *Orwell bu kitabı yazdığında hemen bastırabildi mi hayır. Çünkü dönem itibari ile Sovyet eleştirisi içeriyordu. Bunu yayınlamak biraz da olsa Sovyetlere karşı bir tutum sergilemekti, zaten Orwell bir hain olarak adlandırılıyordu. Kitabı, Katalonyaya Selam'ı da basan, Secker & Warburg yayınevi basacaktı.

    *Orwell, kitabı yazarken gözetim altında tutuluyor ve tüberküloz ile boğuşuyordu.

    *Orwell "1984" ve "Hayvan Çiftliği" kitapları yayımlandıktan sonra, 40 yıl boyunca iki kitabıyla birden en çok dile çevrilen yazar olma rekorun sahibiydi. 65 Dile çevrilmişti.

    *Orwell, kitabı yazdıktan 7 ay sonra hayata gözlerini yumdu ve bize böyle derin etkiler yaratan eserler bıraktı. Günümüzde güncelliğini koruyan bu eser, gelecekte de kendinden fazlasıyla söz ettirecektir.

    ***

    Kitabın Ciltli Özel basımı için hazırladığım rehbere buradan ulaşabilirsiniz: --->>> #38010724

    ***

    10 üzerinden puan vermem gerekirse 100!

    Unutmayın;

    "Gerçekler, ne yaparsanız yapın, gizlenemezdi." #38230708
  • Aslında uzun zamandır üye olmayı düşündüğüm bir site idi burası. Kısmet Arda Çolakoğlu için oldu. Kendisine üye olmadığım için yorum yapamadım üye oldum bu sefer de yeni üyesiniz sayfasına yorum yapamazsınız deyince site ben de bari sayfamda yazımı paylaşayım dedim. Evet kendisini dolaylı yoldan tanıdığım için 16 yaşında olduğunu da sizlere iletmek isterim. Konu itibari ile kendisi benim okumadığım bir kitabı teknik ve yapı içerisinde inceleyerek bizlere tanıtmaya çalışmış. Gayet de başarılı bir inceleme sunum olmuş. Tebriklerimi buradan kendisine iletiyorum. Efendim, arkadaşların çoğu kitap incelemesinden yola çıkarak yaş ve bilgi arasında korteks bağ kurmaya çalışmışlar.Doğaldır. Ben de kendisinin çalışmalarını ilk okuduğumda hayretler içerisinde kalmıştım. Bu yaşta böyle bir dili kullanmak hele ki Türkçeyi yerinde ve eski Osmanlıca kelimeleri de aralara sıkıştırmak bu yaşta bizlerin bile ki çok okuyan biri olarak kendimden bahsederek söyleyeyim beceremeyeceğimiz takdire şayan bir dağarcıktır. Yani şuncacık çocuğu kıskanmadım desem yalan söylemiş olurum.
    Bir beyefendi kendi çocukluğumuzdan yola çıkarak zamanımızda algılarımızı ve beynimizi geliştirecek materyallerin çok sığ ve yetersiz olmasından bahsetti. bir yerde haklıdır. Arda kardeşimizin yaşlarındayken ansiklopedilerimiz ve şehir kütüphanelerinden başka kitap okuyabileceğimiz kaynaklar yoktu. Kitaplar da ne hikmetse bayağı pahalıydı. Ama bizlerin tek kazancı sadece genel kültür konularında bilgimiz oldu. Ansiklopedileri okuya okuya. Konumuza dönersek ben Orhan Pamuk'un sadece beş kitabını okumuşum. Sessiz Ev i raflarda çok gördüm ama elim bir türlü gitmedi. Şimdi hatırladım zamanında Samsundayken bir kitap kulübümüz vardı orada paylaştığımız kitapları okur herkes bir hafta sonra okuduğu kitabı açıklardı. Bir arkadaşımız galiba bu kitabı anlatmıştı. Şimdi hayal meyal hatırlıyorum. Yazarın ilk okuduğum romanı Kara Kitaptı ki üniversite yıllarında okumuştum. O dönem Orhan Pamuk okumayanı da dövüyorlardı. Tek hatırladığım o kitaptan "bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti". Başka da bir şey hatırlamıyorum. Ne yazmış konusu neydi inanın hiç bir şeyi hatırlamıyorum. Sanki sisler içerisinde gri karanlık bir şeyler var ya da olmuş gibi bir konuydu. bu kitaptan bir şey anlamadım. Yazarı da anlamadım diyerek bu sefer Cevdet Bey ve Oğullarını okudum. Bak burada hakkını yemeyelim gayet akıcı düzgün bir şekilde kitabı bir solukta okumuş hatta uzun süre etkisinden çıkamamıştım. Tıpkı Ahmet Altanın Kılıç Yarası gibi hatta o kitabın devamı çıkacak diye aylarca her kitapçıya sormuştum. Çıktı mı çıktı mı diye. Zamanımızda Volvo görmek zor zordu. Hatta Leman bir esprisini dahi yapmıştı adam her gün kapıkuleye gider geçti mi volvo geçti mi diye sorardı. Onun gibi bir şey. Sonra da çıktı İsyan günlerinde aşk. Neyse Beyaz Kaleyi okudum Kar ı okudum ama pek o kadar da etkilenmedim. Daha doğrusu gayet normal basit sıradan bir öyküler gibi gelmişti bana.Özür dilerim bu kitapları 15 yıl belki de daha uzun yıllar önce okuduğum için aklımda hiç bir şeyleri kalmadı. Ama bir kitabını okudum sonra Hay lanet dedim keşke okumaz olaydım. Benim Adım Kırmızı. Yok anlayamıyorum. Böyle bir dil üslup yok. İki kere okudum koskoca kitabı yok. Olaylar örgüler kişiler arasında bir bağ nedensellik ve sonuç göremiyorum kuramıyorum. Üçüncü kez okudum eh birazcık zorlama bir şeyleri kaptım dedim. Kapattım. aradan biraz zaman geçti bir yerde biri yazmış diyor ki Orhan Pamuk kitaplarında özellikle Benim adım kırmızıyı bir de Kabalistik felsefeyle okuyun dedi. Allah Allah nereden çıktı bu da şimdi. İyi dedim bari Önce Kabala yı öğreneyim. Nedir ne olduğunu. Ve hakikaten sultandan tutun da kırmızı renge kadar geçen her imge obje bir algı bir subliminal mesaj. Yok canım dedim. Olmaz bu kadar da. Tekrar beşinci kez okudum. Evet resmen kitap imge simge ve sembollerle doluydu. O zaman şunu düşündüm. Cevdet Bey ve Oğullarını yazan Beyaz Kale (ki onda da bir şeyler var) yi yazan "Kar"ı yazan adam bu adam mı. Uzun süre elimdeki kitaplarına teker teker özet olarak baktım üstünden geçtim yine ve İşte Nobel edebiyatı herkese niye vermediklerini de daha iyi anladım.
    Genç kardeşimizin yapmış olduğu üslup biçim ve teknik konularına değinmek istemiyorum. Ama onu bir yerde kutluyorum dediği gibi yazarın tamlamaları, benzetmeleri ve ağdalı cümlelerine katlanabilmek zor ve müphem bir olay. Kişinin burjuva tandanslı oluşu onun sınıf arasındaki farkları ve bilinci veremeyeceği anlamanı doğurmaz ama benim her zaman söylediğim bir kural varır. İnsan yaşamadığı duyumsamadığı ve hissedemediği bir şeyi yazamaz. Eline sağlık genç arkadaşım Arda ÇOLAKOĞLU.