• “Herkes duysun bilsin ki, varsın nefesim söylediklerim yüzünden kesilsin. Ben doğru bildiğimi söylemekten caymam!” ÂŞIK İSMAİL MAŞUKİ
    Osmanlı döneminde Alevilerle ilgili hüküm, fetva, ferman ve buyruklarda ‘Işık Taifesi, Kızılbaş ve Rafizi’ terimi kullanılmış! Peçevi tarihinde Işıkçılar kastedilerek “Işık Taifesi, mezmun (ayıp) bir taife olduğu gibi kâfirden daha kâfirdirler” denilmekte! Kızılbaşların-Alevilerin katline dair dehşet verici, fetvalar, fermanlar, buyruklar, hükümler ve raporlar dönemin egemen sınıflarının, Aleviliğe bakışını çıplak bir biçimde, özetlemektedir. Tarihsel süreçte, fetva ve fermanlarla iftiralara maruz bırakılıp sürgün ve katledilen Aleviler, günümüzde bir başkasına özenme (benzeşme), asimilasyon ve manipülasyonla (hileli yönlendirme) yok edilmeye çalışılıyor.
    OSMANLI’DA KIZILBAŞLARIN-ALEVİLERİN KATLİ İÇİN VERİLMİŞ FETVALAR
    Yavuz Sultan Selim’in (1512) Alevi kırımı yapabilmek için Müftü Hamza’dan aldığı FETVA:
    “Ey Müslümanlar bilin ve haberdar olun ki, reisleri Erdebil oğlu İsmail olan Kızılbaş topluluğu, Peygamberimizin şeriatını, sünnetini, İslam dinini, din ilmini, iyiyi ve doğruyu beyan eden Kur’an’ı küçük gördüler. Yüce Tanrı’nın yasakladığı günahlara helal gözü ile baktılar. Kutsal Kur’an’ı, öteki din kitaplarını tahkir ettiler ve onları ateşe atarak yaktılar. Hatta kendi melun reislerini Tanrı yerine koyup ona secde ettiler. Hazreti Ebu Bekir’e, Hazreti Ömer’e sövüp, onların halifeliklerini inkâr ettiler. Peygamberimizin karısı Ayşe anamıza iftira ettiler ve sövdüler. Peygamberimizin şeriatını ve İslam dinini ortadan kaldırmayı düşündüler. Onların burada bahsedilen ve bunlara benzeyen öteki kötü sözleri ve hareketleri benim ve öteki bütün İslam dininin âlimleri tarafından açıkça bilinmektedir. Bu nedenlerden ötürü şeriat hükmünün ve kitaplarımızın verdiği haklarla, bu topluluğun kâfirler ve dinsizler topluluğu olduğuna dair fetva verdik. Onlara sempati gösteren, batıl dinlerini kabul eden ve yardımcı olanlar da kâfir ve dinsizdirler. Bu gibi kimselerin topluluğunu dağıtmak bütün Müslümanların vazifesidir. Bu arada, Müslümanlardan ölen kutsal şehitlerin yeri cenneti ala’dır. O kâfirlerden ölenler ise, hakir olup cehennemin dibinde yer tutacaklardır.
    Bu topluluğun durumu kâfirlerin (kitap sahibi Hıristiyan ve Yahudilerin) halinden daha kötüdür. Bu topluluğun kestiği veya gerek şahinle gerek ok ile gerekse köpek ile avladığı hayvanlar murdardır. Onların gerek kendi aralarında gerekse başka topluluklarla yaptıkları evlenmeler muteber değildir. Bunlara miras bırakılmaz. Sadece İslam Sultanı’nın, onlara ait kasaba varsa, o kasabanın bütün insanlarını öldürüp mallarını, miraslarını, evlatlarını alma hakkı vardır. Ancak bu mallar İslam’ın Gazileri arasında taksim edilmelidir. Bu toplamadan sonra onların tövbe ve nedametlerine inanmamalı ve hepsi öldürülmelidir. Hatta bu şehirde onlardan olduğu bilinen veya onlarla birlik olduğu tespit edilen kimse öldürülmelidir. Bu türlü topluluk hem kâfir ve imansız hem de kötülük yapan kimselerdir. Bu iki sebepten onların öldürülmesi vaciptir. Dine yardım edenlere Allah yardım eder, Müslüman’a kötülük yapanlara Allah da kötülük eder.”
    Yavuz Sultan Selim’in Şeyhülislamı olan Müftü Nurettin El Hamza’nın 1512 tarihli Kızılbaşlarla ilgili bu fetvasında katliamlara onay verilmiştir. Bu fetvada, Kızılbaşları kâfir olarak tanımlamış, Kızılbaşları öldürmenin vacip olduğu söylenmiştir. Allah adına fetva ve dolayısıyla karar veren bu sarıklı cellâtlardan en tanınmışı Ebussuud’dur. Kimi tarih kitaplarında büyük âlim diye tanıtılan, Kızılbaş-Alevi düşmanı bu callâdın 16. yüzyılda verdiği fetvalar!
    Hallac-ı Mansur’la ilgili fetva: Soru: “Birisi Hallacı Man-sur, şeriate göre kâfir olduysa, gerçeğe göre de en yüce mümindir. Gerçekten de Hallac’ın davası doğrudur” dese ve inancı da bu yönde olsa bu kişiye ne yapılır? Cevap: Hallacı Man-sur’a yapılan yapılır. (Öldürülür…)”
    Şeyh Bedrettin ve Bedreddinilerle ilgili fetvası: Soru: “Şeyh Bedrettin Simavi ki; “Varidat” sahibidir “Bedrettin yandaşlarına küfür ve lanet etmeyen kâfirdir” diyen birisine ne yapmak gerekir? Cevap: “Aslında, Bedreddin yandaşı olanlar kâfirdir, demek doğrudur.”
    Soru: “Birisi, “dolu cennetten, boş cehennem yeğdir” diye şaka yollu konuşsa, ne gerekir? Cevap: “O kişi kâfir olur.” Soru: “Bir bölük insan, namaz kılmayıp Ramazan ayının farz olduğunu yadsısa ve Ramazan gelince oruç tutmasalar, bunun nedeni sorulunca da, “Biz yoksul insanlarız. Bize beş altı gün tutmak yeter.” deseler ve yine “Şarabın yapıldığı bağlara bakan bizleriz, o bizim emeğimizdir, bu yüzden bize helaldir” deseler ve kadınlarıyla birlikte şarap içseler… Ayrıca kâfirlerin toplantı günleri gelince o günlere kâfirler gibi uysalar, saygı duysalar… Bunun gibi şeriata aykırı birçok davranışları olsa, bu insanlara ve bunlara Müslüman gözüyle bakıp söz ve davranışlarını benimseyenlere ne yapmak gerekir?” Cevap: “Bunlar kâfirdirler. Öldürülmeleri gere-kir.” Soru: “Birisi şarap içse ve içerken hâşâ, “bu şarap güzel bir nesnedir, hoş şeydir. Diğer birisi de, “iyi dersin” dese, bunlara ne yapmak gerekir?” Cevap: “İkisi birlikte kâfirdir. Öldürülmeleri gerekir.”
    Yunus Emre ve beyitlerine ilişkin fetvası: Soru: “Bir tekkenin mescidinde, değişik kişilerle genç oğlanlar toplanıp değişik nağmelerle tevhid ederken (Tanrısal şiirler okurken) bunu değiştirerek kimi zaman “dil-i men”, can-ı men” deseler, kimi zaman da “sen bir ulu sultansın, canlar içinde cansın/ Çün iyan gördüm seni, pinhan kapısı”, “Cennet cennet dedikleri, bir ev ile birkaç huri/ İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni” (*) biçiminde beyitler okusalar ve göğüsleri döğerek şaşılacak hareketler yapanlar ve bunların, Şeyh’lerine dinsel olarak ne yapmak gerekir?” Cevap: “Bunların halleri ve sözleri tam anlamıyla fuhş olduğu gibi, cennet hakkında dedikleri kötü sözler de açık bir küfürdür. Bu kişiler, bu inançtan dönmezlerse kesinlikle öldürülmelidirler. Öldürülmeleri de yasalara uygundur.”
    Soru: Şeyhlerin veya tarikat yolundakilerin bazılarına birisi, “Siz niçin namaza ve zekâta ilişkin çaba göstermiyorsunuz?” dese, karşıdaki de, “Batın ilim (öz) yanında, zahir ilim (biçim) utanılacak bir durumdadır. Batın ilmiyle uğraşan kişi zaten zahir ilmini alır” dese, ona ne yapmak gerekir? Cevap: “O da dinsiz ve günahkârdır. Onun yargısı, dinden dönenin yargısı gibidir. Bu geçersiz düşünceden dönmezse öldürülmesi gerekir.”
    Ramazan orucu tutmayanların öldürülmesini gerekli gören fetvası: “Soru: Bir kişi açıktan açığa ramazan gününde yemek yese, sorgulama sırasında, “Özrün yokken neden yemek yiyorsun?” diye sorulduğunda yine, “Ramazan hadistir, düzme koşmadır” diye cevap verse ve bu sözünde dirense, ona ne yapmak gerekir? Cevap: Elbette öldürülmesi gerekir…”
    Sünni Tekke Erbabı olmayanların cezalandırılmasını isteyen fetvası: Soru: “Tekkelerde toplanarak, “Biz tevekkül ehli-yiz” diyen insanların tutumları ve davranışları benimsenebilir mi?” Cevap: “Benimsenmez!” Soru: “Bazı sufiler, “Bize şeyhimiz böyle buyurdu” diye sürekli olarak zikretseler, onlara ne yapmak gerekir?” Cevap: “Şeyhleri olan dinsizin buyruğunu Tanrı Peygamberinin buyruğuna yeğledikleri için (Diğer ibadetleri yapmayarak) tümünün öldürülmesi gerekir…”
    Kızılbaş-Alevi topluluklarının ölümle cezalandırılmasını isteyen fetvası: Soru: “Kızılbaş topluluğunun, dine göre topluca öldürülmesi helal midir? Bunları öldürenler gazi, bu öldürme sırasında ölenler de şehit olur mu?” Cevap: “Kızılbaşların topluca öldürülmeleri elbette dinimize göre helaldir. Bu en büyük, en kutsal savaştır… Bu yolda ölmek de şehitliğin en ulusudur.” Soru: “Kızılbaşların öldürülmesi, İslam Sultanına (Osmanlı Padişahına) düşmanlık besledikleri için mi şarttır, yoksa başka nedenleri de var mıdır? Cevap: Bunlar hem sultana isyan ederler, hem de dinsizdirler…”
    Soru: “Nahcivan seferinde ele geçirilen Kızılbaş evladı kul olur mu?” Cevap: “Olmaz…” Soru: “Padişah buyruğuyla Kızılbaş topluluğu kılıçtan geçirilip büyüğü küçüğü tutsak alındığında, yakalananlardan bazıları Ermeni olduklarını söylerse, bu durumda kurtulurlar mı?” Cevap: “Ermeniler kurtulurlar. Eğer Ermeniler, Kızılbaş askeri ile birleşerek İslam askeri (Osmanlı-lar) üzerine gelmemişlerse dine göre tutsak edilemezler.”
    Şehhülislam Ebussuud’un, verdiği fetvalarla Kızılbaşlar-Aleviler “zındık”, “kestikleri yenmez” gibi benzeri terimlerle aşağılanmışlar, “mum söndü” gibi iftiralara da maruz kalmışlardır! Fetvacı, iftiracı zihniyetin yaptıklarının adı zulümdür, kırımdır! Geçmişte ve günümüzde kimileri tarafından saygı ile anılarak “örnek insan, büyük âlim” denilerek evliya mertebesi’ne çıkarılan Şeyhülislam Ebussuud, Kızılbaş-Alevi düşmanından başka bir şey değildir. Aslında lanet okunacak bir zalimdir.
    Ne yazık ki bu iftira dolu fetvalar. “laik Cumhuriyet” olarak tanımlanan dönemde de yayınlanmaya devam etmiştir. Kimileri efendimiz Ebusuud diyerek doktora tezleri hazırlamış. Kimileri de bu fetvaları onaylayarak, kitaplar yazmışlar ve böylece bu çirkin zihniyetin fikirlerini günümüze kadar getirmişlerdir. Baskı, inkâr ve nefret söylemlerinde Türkiye Cumhuriyeti dönemi de Osmanlı’dan geri kalmamıştır. Cumhuriyet döneminde, Alevilere yönelik nefret söylemlerini dillendiren yazarlar bakınız neler söylemişler!
    Reşat Nuri Güntekin; “Balıkesir Muhasebecisi / Tanrı Dağı Ziyafeti” adlı eseri, dönemin (1992) Milli Eğitim Bakanlığı tarafından basılıp dağıtılmıştır. Devlet ve Şehir Tiyatrolarında sahnelenen kitabın 13. sayfasında yer alan diyaloglarda Kızılbaşlara (Alevilere) karşı hakaret ve nefret suçu işlemiştir: “Karı amma vurdu ha. Eh bu da olur… Kızılbaşların mum söndü gecesi gibi tövbeler olsun…”
    Hüseyin Rahmi Gürpınar; “Toraman” adlı kitabında bir iki satır: “Karşısında dolaşan ay gibi evlatlığı görünce kendini tutamadı. Mezhebi geniş adam… Kızılbaş mıdır nedir?”
    Haldun Taner; “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” adlı yazılarında Kızılbaşlar (Aleviler) için hakaret ediyor ve nefret suçu işliyor. Kurduğu diyaloglar şöyle (sayfa 46): “Bırak allasen müdür bey. Bazen kanıma dokunuyor vallaha. Sen onun oruçlu olduğuna inanıyor musun? O ne hinoğlu hindir o, ne kahpe dinli Kızılbaş’tır o! Müslüman olsa acımak bilir.” Ve aynı eserden bir alıntı daha (sayfa 61): “Ve işte o anda, tövbeler olsun, abla kardeş, Kızılbaşlar gibi sarmaş dolaş oluverdik.”
    Nazım Hikmet; “Memleketimden İnsan Manzaraları (Şiirler 5) adlı eserde de Alevilere yönelik hakaret söylemleri dillendirilmiş! Kurduğu diyalog şöyle (sayfa 524): “Halil’i komiserin karşısına çıkardılar, fındık içi gibi yağlı, toparlak, ufacık bir adam sipsivri dişleriyle sırıttı:” “Sizin mezhepte karılar ortaklama kullanılır,” dedi, “Kızılbaşlık gibi bir şey, bu…”
    Ömer Seyfettin; Milli Eğitim bakanlığının “100 Temel Eser “ arasında yer alan “Harem” isimli kitabındaki satırlar (sayfa 29): “Sermet: Evvel zamanda, insanlar daha hayvanlara pek yakın iken, ferdi izdivaç yokmuş. Sürü halinde yaşarlarmış. Kabilenin bütün erkekleri, bütün kadınların musavi (eşit) surette kocası imiş.” “Nazan şaştı: doğan çocukların anası babası da kabilenin bütün halkı imiş. Bu hal ayin gibi hala bazı cemaatlerde devam eder. Mesela Kızılbaşlar gibi… Bir de Musahipzade Celal’in “Mum Söndü” isimli, adı bile ne amaca hizmet ettiğini gösteren bir eseri var ki, devlet ve şehir tiyatrolarında 1970’li yılların sonuna kadar temsil edilmiş.
    15. asırdan bugüne, zihinleri yalan ve inkârla zehirlenmiş, tekçi-inkârcı faşist zihniyet, kendi gibi düşünmeyene yaşama hakkı tanımamıştır. Osmanlı döneminde verilen fetvalarda görüldüğü gibi, Kızılbaşlara (Alevilere) akla hayale gelmeyecek iftiralar atmış, bir yandan gericilerle, bir yandan devşirmelerle-dönmelerle Anadolu’yu kasıp kavurmuş, Alevileri Anadolu’da yok etmek için elinden gelen bütün insanlık dışı uygulamaları gerçekleştirmiştir. Cumhuriyet döneminde de Alevilere yönelik hakaret ve nefret söylemleri dillendirilmiş, açıkça insanlık suçu işlemiştir. AŞK İLE.
    Kaynakça:
    1- Baki Öz, Alevilik İle İlgili Osmanlı Belgeleri, Can Yay, Mart 1997.
    2- Cemal Şener, Yayına Hazırlayan, Ahmet Hezarfen Osmanlıca’dan çeviren, Karaca Ahmet Sultan Derneği Yay, Yayın No: 10, Osmanlı Arşivi’nde Mühimme ve İrade Defterlerinde Aleviler-Bektaşiler, Ekim 2002 İstanbul.
    3- Mehmet Kabadayı, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Kitle Katliamları, Vesta Yay, 2015.
    Mehmet Kabadayı
  • Benim için bunları deftere geçirmek isteyen varsa eğer dönüşünüzü bekliyorum 😂😂😂😂😭

    A HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    ABDOMEN: Karın,batın.

    ABORTUS: Çocuk düşürme, düşük.

    ABSANS: Kısa süreli şuur kaybı.

    ABSE: Çevre dokulardan kese tarzında doku ile sınırlı içerisi cerahat ile dolu oluşum.

    ABSORBSİYON: Emilme, örn.sindirim, gıdaların bağırsaklarda absorbsiyonu denilebilir.

    ADRENALİN: Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir.

    AFAKİ: Gözde, lensin olmaması.

    AFAZİ: Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybı. Disfazi, aynı durumun daha hafif bir formudur.

    AFRODİZYAK: Cinsi arzuyu artırıcı maddeler, ilaçlara verilen isim.

    AFONİ: Ses kaybı. Kısmi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konuşma kaslarını kontrol eden sinirlerin hastalığı veya zedelenmesi, boğaz, gırtlak hastalıkları veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, şuuraltı, hiç konuşamamak veya özel bir durumda konuşmamak arzusudur.

    AGLÜTİNASYON: Sıvı bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır.

    AGORAFOBİ: Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur.

    AJİTASYON: Kişinin etrafa saldırganlığı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum.

    AJİTE: Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan.

    AKNE: Yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığıdır. En çok 14-20 yaşlar arasında görülür ve bu hastalığın tipik belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde genellikle psikolojik rahatsızlıklara yol açar. Yağ bezlerinin kanalında bir tıkaç oluşur ve bu tıkacın başı sertleşip siyahlaşır. Bazen, kanal tıkalı olduğu halde, bez yağ salgılamaya devam eder ve böylece içi yağ dolu bir kist oluşur. Siyah noktalara tıpta komedon adı verilir.

    AKONDROPLAZİ: Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklükte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kısa ve baş normalden büyüktür.
    AKKOMODASYON: Gözün optik sisteminin çeşitli uzaklıklara uyum yaparak net görmenin sağlanması.

    AKROMEGALİ: Beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün aşırı çalışmasına bağlı bir durumdur. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzaması sona ermeden erken çağlarda baş gösterirse jigantism adı verilen dev görünüm oluşur. Bozukluk büyüme çağının bitiminden sonra baş gösterirse, el ve ayakların genişlemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalınlaştığı görülür.

    AKUSTİK SİNİR: İşitme siniri.

    AMBLİYOPİ: Gözde belirli bir bozukluk olmaksızın oluşan görme tembelliği.

    AMNEZİ: Hafızanın kısmen veya tamamen kaybolması.

    ANALJEZİK: Ağrı kesici.

    ANEMİ: Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır.

    ANEMİK: Kan değerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin miktarı düşük olan kişi.

    ANERJİ: Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanın savunma yeteneğinin kaybolması.

    ANESTEZİ: Doktorlar, ameliyat sırasında ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya bir iğne yapar ya da solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir.

    ANGİNA PEKTORİS: Kalbin oksijensiz kalmasıdır. Miyokardın kas lifleri arasında duyu ve ağrıyla ilişkili çok sayıda afferent lif bulunur. Koroner arterlerin kısmi olarak tıkanması miyokarda gelen oksijen miktarını azaltır ve ağrıya neden olur. Koroner arterlerdeki ateroskleroz sonucu miyokard iskemisine bağlı olarak nöbetler halinde görülen, göğüste ağrı ile belirgin durum.

    ANKSİETE: İç sıkıntısı, iç daralması.

    ANOSMİ: Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.

    ANOREKSİ: Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur. Bu durum genellikle kişinin çok şişmanladığı kanısı ile mübalağalı bir şekilde rejim uygulaması ile başlar, önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra hakikaten yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar.

    ANTİENFLAMATUAR: İltihabi reaksiyonu önleyen madde, ilaç.

    ANTİSEPTİK: Mikropları, yani insan, hayvan ve bitkilerin dokularına yerleşerek hastalığa yol açan bakteri, virüs, mantar gibi tek hücreli asalak canlıları yok etmek sağlıklı yaşamın temel koşullarından biridir. Antiseptik, antibiyotik ve dezenfektan gibi değişik adlarla anılan birçok madde bu amaçla geliştirilmiştir. Ama genel olarak "mikrop" öldürücüler denen bütün bu maddelerin bazı özellikleri ve kullanımları farklıdır.

    ANTİSPAZMODİK: Spazm çözücü, daha çok iç organlardaki düz kasların kasılmalarını çözen ilaç grubuna verilen isim.

    ANTİSTATİK: Statik elektrik birikimini önleyen madde.

    ANTİTOKSİK: Toksin giderici.

    ANTİTÜSSİF: Öksürük giderici.

    ANTİVİRAL: Virüslere karşı etkili, virüslerin zararlı etkilerini önleyen.

    ANÜRİ: İdrar çıkaramama.

    ANÜS: Makat, sindirim kanalının bitiş kısmı.

    AORT KAPAĞI: Sol ventrikülden tek yönlü kan akımına imkan sağlayan, aort ile sol ventrikülü birbirinden ayıran oluşumdur. Aort kapağı darlıkları çocukluk yaşlarda doğumsal, genç ve erişkin çağda romatizmal, ileri yaşlarda da kalsifik-dejeneratif tip daha sık görülür.

    AORT: Kalpten çıkan, vücudun en büyük damarı, kalpten çıktıktan sonraki kavisli bölümüne arcus aorta, göğüs kafesi içersinde seyreden kısmına torasik aorta ve karın içersinde seyreden bölümüne de abdominal aorta denir.

    AORTİK ANEVRİZMA: Aort damarının her hangi bir bölümünde görülen genişleme.

    APANDİSİT: Kör bağırsak (apendiks) iltihabı.

    APATİ: Çevre ile anormal derecede ilgisizlik, duygusuzluk, kayıtsızlık.

    APİROJEN: Ateş yükselmesine neden olan herhangi bir madde taşımayan.

    APNE: Solunumun geçici bir zaman içinde durması.

    APOPLEKSİ: Felç, inme.

    ARAKNOİT: Beynin üzerinin örten ince zar.

    ASETABULUM: Uyluk kemiğinin başının, kalça kemiği ile eklem yaptığı çukurluk.

    ASETİLSALİSİLİK ASİT: Yaygın olarak kullanılan ve bilinen aspirinin kimyasal adı.

    ASİDOZ: Organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.

    ASO: "Antistreptolizin O" için kullanılan kısaltma. Streptolizin, "Hemolitik Streptokok" adı verilen bakterilerin salgıladığı toksinin adıdır. Bu toksinin varlığını tespit için yapılan tetkike de kısaca ASO adı verilir. ASO, romatizma gibi bazı Hemolitik Streptokok enfeksiyonlarında yükselir bu açıdan teşhis te ASO değerleri önem taşır.

    ASTHMA: Astım.

    AŞİL TENDONU: Baldır arka kısmındaki kas grubunun, topuk kemiğine birleşmesini ve ayağın aşağı yukarı hareketini sağlayan yapı(kiriş).

    ATROPİN: Belladonna (Güzel Avrat Otu) adlı bitkiden elde edilen bir alkaloittir. Tıpta çok değişik kullanım alanları vardır. Örneğin, göz dibinin muayenesinde, göz bebeğinin genişletilmesi için, ayrıca anesteziden önce üst solunum yollarında salgıların azaltılması için kullanılır.





    B HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    BAĞIŞIKLIK: Belirli bir mikroorganizmaya karşı vücudun direncidir. Aktif ve pasif olmak üzere iki tip bağışıklık (immünite) vardır. Aktif immünite, hastalığın, çok hafif de olsa, bizzat geçirilmesiyle oluşur. Hastalığa neden olan organizmalar, vücutta antikor reaksiyonları uyandırırlar ve bu reaksiyonlar, bazı vakalarda, hayat boyu devam eder. Pasif immünite ise, antikor reaksiyonu uyandırıcak nitelikte, fakat kuvveti azaltılmış veya değiştirilmiş olan mikropların vücuda aşılanmasıyla oluşur.

    BAKTERİ: Tek hücreli mikroorganizmalardır. Bunlar, mantarlardan küçük, fakat virüslerden büyüktürler. Bazıları hastalık yapıcı, bazıları zararsızdır; bazı bakteriler ise, faydalıdırlar: Örneğin, toprağın nitrojen yapıcı bakterileri. Bakteriler, şekillerine göre sınıflandırılabilirler: Coccus'lar yuvarlak, bacillus'lar çubuksu, vibrio'lar virgül şeklinde, spirillum'lar dalgalıdır.

    BAKTERİEMİ: Bakterilerin veya bakteri toksinlerinin kana geçmesiyle oluşan ateş, titreme ile seyreden klinik tablonun adıdır. Eş anlamlı olarak septisemi de kullanılır.

    BALLİSMUS: Kol ve bacakların, istemsiz, şiddetli, atıcı hareketleridir. Bu durum, gövdenin yarısında görüldüğü takdirde, "hemiballismus" adını alır.

    BANDAJ: Yara sarmaya veya yaraları kapatan gazları ve tespit edici tahtaları yerinde tutmaya yarayan kumaş parçasıdır.

    BARBİTÜRAT'LAR: Sinir sistemini uyuşturucu etkileri olan maddelerdir.

    BASİL: Çomak şeklindeki mikroorganizmalardır. Örneğin Tüberküloz'un etkeni Koch adı verilen basildir.

    BAZAL METABOLİZMA: Vücut yüzeyi birimine göre hesap edilen, istirahat anında sarf edilen enerji miktarıdır.Vücut yüzeyi şahsın, boyu ve kilosundan hesap edilir. Troid bezinin fazla çalışmasında, bazal metabolizma yükselir.

    BATIN: Gövdenin, göğüs ve pelvis bölgeleri arasındaki kısmıdır. Göğüsten, bir kas bölme teşkil eden diafram ile ayrılmış olan batının, alt kısmında pelvis boşluğu ile devamlılığı vardır.

    BELL PARALİZİ: Yüz siniri felcidir.

    BENCE-JONES PROTEİNİ: Myelomatosis gibi kemik iliğini ilgilendiren hastalıklarda, idrarla çıkartılan bir cins protein.

    BERİBERİ: B vitamini noksanlığında meydana gelen ağır bir polinevrit.

    BİKONKAV: Her iki yüzeyi de konkav, iç bükey veya oyuk olan.

    BİFİD: İki bölüme ayrılmış durumda olan, çatallı, yarık.

    BİFURKASYON: İki dala ayrılma yeri.

    BİLATERAL: Her iki tarafa ait olan, iki taraflı.

    BİLÜRİBİN: Hemoglobinin yıkılmasından açığa çıkan kırmızı boya.

    BİLÜRİBİNEMİ: Kanda bilüribinin artması.

    BİOPSİ: Canlı bir dokudan muayene edilmek üzere küçük bir parça alınması.

    BİSEKSÜEL: İki cinsiyetli, hem erkek hem dişi.

    BİLEFARİT: Göz kapaklarının, özellikle kenar bölümlerinin iltihabı.

    BONE: Kemik.

    BOTULİSMUS: Basillus Botulismus toksinleri ile meydana gelen zehirlenme.
    BRAKİYALJİ: Kol ağrısı.
    BRADİKARDİ: Kalbin dakikadaki atım sayısının azalması.

    BRONCHİOLİTİS: Solunum sisteminin en küçük fonksiyonel üniteleri olan bronşiallerin iltihabına denir.

    BÜL: Ciltte içi sıvı dolu kabarık oluşumlar. Çapları 0.5 cm'den büyüktür. Küçük olanlarına vezikül denir.

    BÜLLÖZ: Büllerden oluşan lezyon.





    C HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    CADUCEUS: Mitolojide Tanrı'nın habercisi olan Merkür'ün asasıdır. ABD ordusu tıp mensuplarının sembolü olup, tıp biliminin sembolü olan Eskülap asaından farklıdır. Merkür asaının çevresinde iki yılan vardır, Eskülap'ta ise, bir yılan bulunur.

    CAISSON HASTALIĞI: Vurgun. Dalgıçlarda ve çok yükselen havacılarda atmosfer basıncının ani değişimlerine bağlı olarak meydana gelir.

    CALCANEUS: Topuk kemiği.

    CANDIDA: Bir mantar çeşidi.

    CERAHAT: Alyuvarlar, bakteri ve yıkılmış doku kalıntıları gibi iltihap ürünlerini kapsayan doku sıvısıdır.

    CERRAHİ: Tıbbın en eski dallarından biridir. İlaçla ya da başka tedavi yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı bozukluklarının ameliyatla onarılmasına ya da hastalıklı organı kesip çıkararak iyileştirilmesine dayanır.

    CERUMEN: Kulak kiri. İnsan kulağında normal olarak bulunan balmumu kıvamındaki salgıdır. Bu salgının fazlalığı, kulak tıkanması ve geçici sağırlığa yol açar.

    CESTODIASIS: Yassı solucan enfeksiyonudur.

    CLAVİCULA: Köprücük kemiği.

    COR: Kalp.

    COXAE: Kalça kemiği.





    D HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    DAKRİYOADENİT: Gözyaşı bezi iltihabı.

    DAKRİYOSİSTİT: Gözyaşı kesesi iltihabı.

    DAKRİYOSİSTEKTOMİ: Gözyaşı kesesinin ameliyatla çıkartılması.

    DAKRİYOSİSTOGRAFİ: Kontrast madde verilerek gözyaşı kesesi ve kanalının radyolojik olarak incelenmesi.

    DAKRİYOSİSTORİNOSTOMİ: Gözyaşı kanalının tıkalı olduğu durumlarda uygulanan, kesenin burun boşluğuna direnajını sağlayan ameliyat.

    DAKRİYOLİT: Gözyaşı taşı.

    DALTONİZM: Renk körlüğü.

    DAR KANAL ( Spinal Stenoz ): Spinal kanal ön-arka uzunluğunun, normal ölçünün altına inecek şekilde dar olması. BT incelemeleri için ( lomber bölgede ) 11.5 mm. nin altında olması dar kanal olarak değerlendirilir.

    DEBİLİTE: Zeka geriliği.

    DEFEKASYON: Dışkının dışarı atılması.

    DEFEKT: Eksiklik, kusur.

    DEFİBRİLATÖR: Kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak tekrar normal kalp ritmine dönmesini sağlayan araç.

    DEFLORASYON: Kızlık zarının yırtılması.

    DEFORMİTE: Şekil bozukluğu.

    DEFORMASYON: Şeklini bozma.

    DEKÜBİTİS: Yatalak olanlarda hareketsizlik sonucu sırtta ve kalçalarda açılan yaralar.

    DEKOMPRESYON: Baskı yapan gücün veya baskının kaldırılması.

    DEKONJESSAN: Konjesyonu (şişme) azaltan, dekonjessif.

    DELİRİUM: Zehirlenmeler, ateşli hastalıklar, epilepsi, histeri ve akıl hastalıklarında görülebilen, titreme, hallüsinasyonlar ve saldırganlıkla birlikte bilincin kaybolması tablosuna verilen isim.

    DEMANS: Beyin korteksinin ( Beynin en dış tabakası, gri cevher ) yaygın hastalığı sonucu entellektüel davranış ve kişiliğin ilerleyici bozulması. Demans her yaşta ortaya çıkabilirse de yaşlılarda daha yaygındır ve 65 yaşın üstündeki kronik psikiatrik hastaların % 40 ını oluşturur. Demans tek başına bir hastalık olmaktan çok bir hastalık belirtisidir. 65 yaşın altında ortaya çıktığı zaman presenil demans olarak adlandırılır. Alzheimer hastalığı tüm demansların % 60 ını, serebrovasküler hastalık % 20 sini oluşturur. Nedene bağlı olmakla birlikte tedaviden sonra ancak % 10-15 i geri dönebilir.

    DEMONSTRASYON: Göstererek öğretme.

    DEMYELİNİZAN HASTALIKLAR: Myelin ya doğuştan anormaldir ya da düzgün biçimde oluşmamıştır. Diğer bir şekil de myelin oluştuğu zaman normaldir ancak patalojik bir olay sonucunda parçalanır. Örn. Multipl skleroz.

    DEJENERASYON: Dokuların normal yapılarının bozulup normal fonksiyonlarını yapamıyacak hale gelmeleri.

    DEMORALİZASYON: Moral çöküntü.

    DEMİYELİNİZASYON: Sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı.

    DANSİMETRE: Yoğunluk ölçen cihaz.

    DEONTOLOJİ: Aynı meslek grubunda olan insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde uyulması öngörülen ahlaki, moral değerler.

    DEPİLASYON: Kılların çıkartılması işlemi.

    DEPRESYON: Ruhsal ve bedensel çöküntü, isteksizlik.

    DERMABRAZYON: Deri üzerindeki benler veya yara izlerini ortadan kaldırma amacı ile yapılan kazıma işlemi.

    DERMATİT: Cildin iltihabi durumu.

    DERMATOLOJİ: Cildiye, cilt hastalıklarını inceleyen bilim dalı.

    DERMİS: Ciltte en üst tabaka olan Epidermis'in altındaki tabakaya dermis adı verilir.

    DİSK HERNİ: Bel fıtığı

    DİYABET: Şeker Hastalığı

    DÜŞÜK: Fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin dışa atılmasıdır.





    E HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    EDEMA: Ödem, vücudun her hangi bir yerinde hücre dışında anormal su birikmesi.

    EFFEKT: Tesir, etki.

    EFFEKTİF: Etkili, tesirli.

    EFERVESAN: Suya atıldığı zaman küçük gaz kabarcıkları çıkartarak köpüren, eriyen.

    EFFÜZYON: Vücut boşluklarında veya doku içerisinde sıvı birikmesi. "Plevral effüzyon" iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesidir.

    EFOR DİSPNESİ: Efor esnasında ( herhangi bir bedeni faaliyet, merdiven çıkma, yük taşıma, koşma gibi ) ortaya çıkan dispneye efor dispnesi denir.

    EKİNOKOK: Köpek ve kurtlar, nadiren kedilerde bulunan bir parazit olup larvaları memeli canlılarda büyüyerek hidatik kistleri yaparlar.

    EKLAMPSİ: İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa bilincin kaybolması hali.

    EKO: Yankı.

    EKOKARDİYOGRFİ: Kalp, damar sisteminin teşhisinde kullanılan ultrasonik bir yöntem.

    EKOKARDİYOGRAM: Ekokardiyografi yoluyla elde edilen çizelge.

    EKOENSEFALOGRAM: Beynin ekoensefalografi ile elde edilen çizelgesi.

    EKOLALİ: Hastanın kendisine söylenilen sözleri anlamsız şekilde aynen tekrarlaması.

    EKLAMPSİ: Gebelerde plasentadan gelen toksinlerle oluşan bilinç kaybı ve konvulsiyonlarla birlikte seyreden tablo.

    EKSİZYON: Bir dokunun çıkartılıp atılması.

    EKTAZİ: Genişleme. Örn. Bronşektazi.

    EKTODERM: Derinin en dış tabakası.

    EKTOPİ: Her hangi bir organın normal bulunması gereken yerde değil de, vücudun başka bir yerinde olması hali.

    EKTROPİON: Göz kapaklarının serbest kenarlarının dış tarafa kıvrılmaları.

    EKZEMA: Deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok psikosomatik nedenli cilt rahatsızlığı. Akut ve Kronik diye ayrıldığı gibi Yaş ve Kuru egzema cinsleri de vardır.

    ELEKTROENSEFALOGRAFİ( E.E.G ): Beynin elektrikli faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.

    ELEKTROKARDİOGRAFİ( E.K.G ): Kalp adalesinin faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.

    ENDOKRİNOLOJİ: İç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini inceleyen tıp dalıdır.

    ENDOKRİNOLOG: Endokrin sistemin yapı, patolojileri ve tedavisi konusunda uzman kişi.

    ENSEFALİT: Beyin iltihabı.

    ENSEFALON: Beyin.

    ENVAZYON: Yayılma, örneğin kafatasındaki bir tümörün beyin dokusuna envazyonu denince tümörün beyine yayılması kastedilir.

    EPİTEL: Organ ve vücut yüzeylerini örten hücre tabakası.
    EROZYON: Deri veya mukozada görülen, sınırlı bir bölgede epitel kaybı, yüzeysel yaralar. Örneğin; Servikal erozyon, halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinir.





    F HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    FALLOP TÜPLERİ: Her biri yaklaşık 10 ar cm. uzunluğunda, uterusun üst köşelerinden yumurtalıklara kadar uzanan iki borudur. Tuba uterina veya uterus tüpleri de denir.

    FALLOT'S TETRALOGY: Kalbin doğumsal bir anomalisine verilen isim.

    FALKS SEREBRİ: Beynin sağ ve sol yarı kürelerini birbirinden ayıran, orağa benzediği için bu isim verilen kalın zar.

    FAMİLYAL: Irsi, kalıtsal, herediter.

    FARİNKS: Yutak.
    FASİAL SİNİR: Yüz siniri, yedinci kafa çifti.

    FASİAL PARALİZİ: Yüz siniri felci, bu sinirin felcinde yüzün yarısı kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalır. Santral ve Periferik olmak üzere iki türlü olur.

    FAT: Yağ.
    FATAL: Öldürücü, ölümle sonuçlanan.

    FEBRİL: Ateşli, hummalı.

    FEKALİT: Bağırsakta bir kısım dışkının sertleşmesi sonucu oluşan dışkı taşı.

    FEÇES: Dışkı.

    FEMUR: Uyluk kemiği.

    FERMENT: Bazı organların salgılarında bulunup kimyasal değişikliklere etki eden maddeler.

    FERMENTASYON: Mayalanma.

    FERRİTİN: Demir elementinin vücutta depo edilen şekli.

    FERTİL: Gelişme yeteneği olan, doğurabilen.

    FERTİLİTE: Doğurma yeteneği, verimlilik.

    FETUS: Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen isim.

    FETAL: Fetusa ait.

    FİBRİN: Kanın pıhtılaşmasına yarayan albumin cinsinden bir madde.

    FİBRİNEMİ: Kanda fibrin bulunması.

    FİBRİNÜRİ: İdrarda fidrin çıkması.

    FİBROM: İyi huylu bağ dokusu uru.

    FİBRO-SARKOM: Bağ dokusunun kötü huylu tümörü.

    FİBRÖZ: Lif dokusu

    FİBULA: Bacaktaki iki kemikten dış kısımda olanıdır. Üstte Tibia ile eklem yapar diz eklemi yapısına girmez, altta ise ayak bileği eklemine iştirak eder.

    FİLARİA: Omurgalı canlıların kanında ve dokularında yaşayan kıl kurdu cinsi parazit. Elefantiazis denilen rahatsızlığa neden olur.

    FRENİK SİNİR: Nervus Frenicus. Göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran diaframın sinirine verilen addır.





    G HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    GALAKTEMİ: Kanda süt bulunması.

    GALAKTOSEL: Memede, içi süt dolu kist.

    GALAKTORE: Memeden kendiliğinden süt gelmesi.

    GALAKTOZ: Süt şekeri.

    GALAKTOZÜRİ: Gebelerde idrarla galaktoz çıkması.

    GALAKTÜRİ: İdrarın süt görünümünde çıkması.

    GANGLİON: Lenf bezi, bazı ufak urlara verilen isim.

    GANGREN: Dokunun ölmesidir, ancak halk arasında daha çok bir uzvun vücuda bağlıyken ölmesi anlaşılır.

    GASTRİT: Mide iltihabı.

    GASTRODÜODENİT: Mide ve onikiparmak bağırsağının iltihabı.

    GASTROENTERİT: İshalle seyreden mide barsak iltihabı.

    GASTROENTEROLOJİ: Mide, barsak hastalıkları bilgisi.

    GASTROENTERELOG: Mide, barsak hastalıkları mütehassısı.

    GASTROSKOPİ: Hastaya yutturulan bir kamera ile midenin görerek muayene edilmesi.

    GASTROİNTESTİNAL: Mide - barsak.

    GASTROLİT: Mide taşı.

    GASTROMEGALİ: Midenin genişlemesi.

    GASTRONOMİ: İyi yemek yeme bilimi.

    GASTROPTOZİS: Mide düşüklüğü.

    GİARDİA: Tek hücreli organizmalardandır. Esas adı Giardia Lamblialis olup, sindirim sisteminde yerleşir.

    GİARDİASİS: Giardia İntestinalis adlı mikroorgnizmanın sebep olduğu hastalık.

    GLOKOM NEDİR? Glokom hiçbir belirti vermeyen sinsi bir hastalıktır ve ancak düzenli göz muayenesi esnasında yapılan ölçümler ile tespit edilebilir. Glokom göz içi basıncının yükselmesi ile görme sinirinde oluşan tahribattır. Görme siniri, gözden aldığı bilgiyi ( görüntü ) beyindeki görme merkezine götüren bağlantıyı sağlar.Görme sinirindeki tahribat, zamanında kontrol altına alınmadığı durumlarda, körlüğe kadar varabilen görme azalmasına ve görme kayıplarına yol açar.





    H HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    HABİTÜEL: İtiyadi, alışkanlığa bağlı.

    HALLÜSİNASYON: Gerçekte olmayan şeyleri algılamak.

    HALLUKS: Ayak başparmağı.

    HALOTAN: Anestezik bir madde.

    HAMARTOM: Yeni oluşmuş kan damarlarında meydana gelen tümör.

    HAMARTROZ: Eklem boşluğuna kan dolması.

    HAŞİŞ: Esrar, haşhaş.

    HEMATOM: Organ içerisinde veya aralarında kan birikmesi.

    HEMORAJİ: Kanama.

    HEMAGLÜTİNASYON: Kan yuvarlarının aglütinasyonu.

    HEMANJİEKTAZİ: Kan damarlarının genişlemesi.

    HEMANJİOM: Kan damarlarından doğan urlar.

    HEMATEMEZ: Kan kusma.
    HEMATOSEL: Testis torbalarında kan birikmesi.

    HEMATOLOG: Kan hastalıkları uzmanı.

    HEMATOMİYELİ: Omurilikte kanama.

    HERPES: Uçuk, içi sıvı dolu vezikül.

    HERPES SİMPLEKS: Aynı adı taşıyan virüsün sebep olduğu çeşitli deri ve mukoza bölgelerinde yaygın, küçük, içi sıvı dolu oluşumlar ile belirgin virütik enfeksiyon.

    HİLER: Hilus'a ait. Örneğin, Hiler Lenf Adenopati denildiği zaman Hilus'a komşu lenf bezlerinde büyüme anlaşılır.

    HİLUS: Organlarda büyük damar ve sinirlerin, akciğerlerde solunum yollarının giriş kapısı.

    HİPOFİZ: Beyin tabanında burun arkasının üst kısmına uyan bölgede hormon salgılayan bir bezdir.

    HİPOSPADİAS: Penisin doğumsal bir şekil bozukluğudur. İdrar yolunun son kısmı olan üretra'nın dışa açılan deliğinin normal yerinde değil, penisin alt yüzünde herhangi bir yerde olması halidir.





    İ HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    İHTİYOZİS: Cildin pul pul ve kuru oluşu ile kendini gösteren bir hastalık.

    İDİOPATİK: Oluşumunda bir sebep gösterilemeyen.

    İKTER: Sarılık.

    İKTUS: İnme. darbe.

    İDİOT: Doğuştan aptal.

    İLEİTİS: İnce bağırsak iltihabı.

    İLEUM: İnce bağırsağın son bölümü.

    İLEUS: Bağırsak tıkanması

    İLLUZYON: Dışarıdan gelen görsel uyarıların olduklarından faklı algılanması.

    İMBESİL: Geri zekalı.

    İMİTASYON: Taklit.

    İMMATÜR: Tam gelişmemiş.

    İMMİNENT: Tehdit eden.&

    İMMİNENT ABORTUS: Düşük tehdidi altındaki gebelik.

    İMMOBİL: Hareketsiz.

    İMMÜN: Bağışık,bulaşıcı hastalıktan muaf.

    İMMÜNİTE: Bağışıklık,muafiyet.

    İMMÜNİZE: Bağışık kılmak.

    İMMÜNOLOJİ: Bağışıklığı inceleyen bilim.

    İMMÜNOLOG: Bağışıklık uzmanı.

    İNFLAMASYON: Çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlerine karşı vücudun göstermiş olduğu; hararet artması, kızarıklık ile karakterize iltihabi reaksiyon.

    İNTERMEDİER: Arada oluşan, meydana gelen.

    İNTERVERTEBRAL: Vertebralar arası, omurlar arası.

    İNTRAEPİTELİAL: Epitel hücreleri içerisinde.





    J HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    JARGON: Kelimeleri yerinde kullanamama ile karakterize anlamsız ve anlaşılmaz konuşma.

    JEJUNUM: Oniki parmak bağırsağından sonra gelen ince barsak bölümü.

    JEJUNİT: Jejunum iltihabı.

    JİGANTİZM: Ergenlik çağından önce oluşan hipofiz bezi tümörlerinde büyüme olayının kontrolden çıkması sonucu oluşan dev görünüm.

    JİNEKOLOJİ: Kadın hastalıkları ile ilgili tıp dalı.

    JİNEKOMASTİ: Erkeklerde memenin anormal ölçüde büyümesi.

    JİNJİVİT: Diş etleri iltihabı.

    JOİNT: Eklem.

    JUVENİL: Gençliğe ait.





    K HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    KAKOZMİ: Pis koku.

    KALYUM: Potasyum.

    KARDİAK: Kalbe ait.

    KARİNA: Trakeanın (nefes borusu), sağ ve sol akciğerlere girmeden önce ikiye ayrıldığı kısıma verilen ad.

    KARPAL TUNEL SENDROMU: Üst ekstremitedeki ( kollar ) en yaygın tuzak nöropatisidir. Tuzak nöropatisi, omurilikten çıkan periferik sinirlerin ekstremitelere giderken yakınındaki anatomik yapılardaki oluşan basılar nedeniyle gelişen bir nevi periferik sinir yaralanmalarıdır. Median sinir ( N. Medianus ), bilek çizgisinin hemen altında "Karpal Tunel" içindeki seyrinde basıya uğrar. Genellikle orta yaşlı insanlarda görülür. Kadınlarda rastlanma oranı erkeklere nazaran 4 katı fazladır. Vakaların yarısında tutulum her iki eldedir.

    KAŞEKSİ: Genel sağlık durumunun bozukluğu ile ilgili ileri derecede zayıflama hali.

    KATABOLİZMA: Maddelerin yüksek terkiplerinin, dokularda yakılarak daha basit terkipte maddeler meydana gelmesi.

    KELOİD: Eski bir kesi veya ameliyat yerinde aşırı nedbe dokusu oluşmasıdır.

    KERATİN: Tırnak ve boynuzun ana maddesi.

    KERATİNİZASYON: Boynuzlaşma.

    KERATİT: Kornea iltihabı.

    KERATOMA: Nasır.

    KERATOMETRE: Kornea kavislerini ölçmekte kullanılan alet.

    KERATOPLASTİ: Matlaşmış korneanın yerine başkasından alınan korneanın konulması ameliyatı.

    KERATOSKOP: Korneayı muayene aleti.

    KERNİCTERUS: Yeni doğanın şiddetli ikterinde beynin bazı çekirdeklerinin bilüribinin etkisiyle toksik dejenerasyonudur.Çocukta zeka geriliği ve spastisite görülebilir.

    KETONEMİ: Kanda keton cisimciklerinin bulunması.

    KETONÜRİ: İdrarla keton çıkarılması.

    KIZAMIK: Salgın yapan virütik bir çocukluk çağı hastalığıdır.

    KİFOZ: Omurganın açıklığı öne bakan kamburluğuna verilen ad.

    KİST: Etrafı membranla (zar) çevrili içi sıvı dolu oluşumlar. Büyüklükleri muhtelif olup vücudun her tarafında oluşabilir.

    KİST HİDATİK: Bazı organlarda (daha çok karaciğer, akciğer , beyin) ekinokok adı verilen parazitlerin neden olduğu içi berrak su görünümünde kistler.

    KİST SEBASE: Yağ bezlerinin büyümesi sonucu deri altında oluşan kistler.

    KLOSTROFOBİ: Kapalı yerlerden sebepsiz yere korkma reaksiyonudur.

    KLEPTOMANİ: İhtiyacı olmaksızın patalojik çalma dürtüsüne verilen addır.

    KOCH BASİLİ: Tüberküloz basiline, bulanın adına izafeten verilen ad.

    KOLESTEROL: Hayvansal ve bitkisel yağların içerisinde bulunan, karaciğer tarafından sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunması halinde, damar sertliğine neden olur, ve bazen de safra pigmentleri ile birleşerek safra taşlarının oluşumunda rol oynar.

    KORPUS: Gövde.

    KÜRTAJ: Küretajın kelime anlamı kazımaktır. Ama burada adı geçen Kürtaj halk arasında, küçük hamileliklerde rahim içerisindeki ceninin tıbbi müdahale ile alınması kastedilmektedir. Kürtaj ayrıca teşhis amaçlı da yapılabilir. Yani rahim iç duvarından kazınarak örnek alınıp incelenmesi de kürtaj olarak adlandırılır.





    L HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    LABİL: Kararsız, çabuk değişen.

    LAKTASYON: Annenin süt verme devresi.

    LAKRİMA: Göz yaşı.

    LAKÜN: Küçük boşluk, delik.

    LAGOFTALMİ: Göz kapaklarındaki bozukluk nedeniyle gözlerin tam kapanmaması hali.

    LAP: Lenfadenopati'nin kısaltılmış şeklidir. Lenfadenopati, lenf bezlerinde büyüme anlamına gelir.

    LAPARATOMİ: Teşhis amaçlı veya ameliyat için karın boşluğunun açılması.

    LAPAROSKOPİ: Ucunda kamera olan, laparoskop denilen aletle karın boşluğunun endoskopik incelenmesi.

    LARVA: Tırtıl, kurtçuk.

    LARENKS: Gırtlak.

    LARENJİT: Larenks iltihabı.

    LARENGOSKOP: Boğazın muayenesine yarayan aynalı ışıklı alet.

    LARENGOSKOPİ: Gırtlağın içinin larengoskop ile muayenesi.

    LENFOMA: Başlangıcını lenfoid dokudan almış ur.

    LEZYON: Genel anlamda henüz tam olarak niteliği tespit edilmemiş bozukluk.

    LİGAMENT: Vücudun muhtelif eklemlerinde, organlarında bulunan bağlara verilen isimdir.

    LOMBER BÖLGE: Bel bölgesi.

    LUMBAGO: Bel ağrısı.

    LUMBO-SAKRAL BÖLGE: Kuyruk sokumu-bel bölgesi.

    LUMBOSİYATALJİ: Belden bacağın arka kısmına siyatik sinir boyunca yayılan ağrı.





    M HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    MAKRO: Büyük.

    MAKROSEFALİ: Başın (beynin) normalden büyük olması.

    MAGNET: Mıknatıs.

    MALABSORBSİYON: Emilimin bozuk oluşu.

    MALADİ: Hastalık.

    MALASİ: Keyifsizlik, kırıklık.

    MALARYA: Sıtma.

    MALE: Erkek.

    MALFORMASYON: Kusurlu oluş, sakatlık.

    MALFONKSİYON: Her hangi bir organın yetersiz veya dengesiz görev yapması.

    MALİN: Habis, kötü huylu.

    MALLEOL: Ayak ekleminin her iki tarafındaki kemik çıkıntılarına verilen isim.

    MALLEUS: Orta kulaktaki çekiç kemik.

    MALNUTRİSYON: Sağlık için şart olan, vitamin, mineral, protein ve benzeri maddelerin yetersiz alınmasından doğan hastalıkları tanımlayan bir terimdir.

    MALPRAKTİS: Tıpta yanlış, özensiz tedavi.

    MASTEKTOMİ: Ameliyatla memenin alınması.

    MAMİLLA: Meme başı.

    MAMOGRAFİ: Meme filmi.

    MANDİBULA: Alt çene kemiği.

    MANİ: Aşırı neşe şeklinde beliren psişik hastalık.

    MANİFEST: Aşikar, gizli olmayan.

    MARFAN SENDROMU: Sebebi bilinmeyen herediter genetik bir hastalık.

    MARİHUANA: Esrar.

    MASTEKTOMİ: Memenin her hangi bir rahatsızlık nedeniyle alınmasıdır. Basit mastektomi sadece meme dokusunun çıkartılmasıdır. Radikal mastektomi ise, kanser vakalarında baş vurulan memeyle birlikte, memenin altındaki kasların ve koltuk altındaki lenf bezlerinin de çıkartılmasıdır.

    MASTİTİS: Memenin iltihabıdır, emziren annelerde sütün birikmesi nedeniyle veya meme başındaki çatlak nedeniyle sık rastlanan bir durumdur.

    MASTOİDEKTOMİ: Mastoid hücrelerin iltihaplanması nedeniyle mastoid kemiğin çıkartılması ameliyatıdır.

    MASTOİDİT: Kulak arkasında bulunan mastoid kemikteki,mastoid hücrelerinin iltihabıdır. Genellikle orta kulak iltihaplarını takip eder.

    MAZOHİST: İşkenceden zevk alan, işkence tarzı hareketlerden cinsel haz duyan.

    MENENJİT: Beyin zarlarının (Meninkslerin) iltihabıdır.

    MENOPOZ: Adetten kesilme.

    MENSTRUAL: Menstruasyonla ile ilgili, adet görme ile ilgili.

    MENSTRUAL SİKLUS: Adet görme dönemleri, iki adet arası.

    MENTRUASYON: Adet görme, ay başı. (bayanlarda periodik kanama)

    MENTAL RETERDATION: Zeka gelişiminde gerilik.

    METASTATİK: Metastaz yapmış lezyona verilen isim. (Başka bir organdan atlamış tümöral oluşum)

    METASTAZ: Herhangi bir organdaki kanser hücrelerinin, vücudun başka bir bölümüne atlamasıdır.

    MİTOZ: Hücre bölünmesi.

    MİTRAL KAPAK: Sol atriumu sol ventriküle bağlayan ve tek yönlü akımın oluşmasını sağlayan bir sistemdir.

    MİYOM: Uterus adalesinin iyi huylu tümörüdür.

    MUKOLİTİK: Mukus'u eriten anlamındadır. Yani, akciğerlerde oluşan ve katılığı nedeniyle çıkarılmakta güçlükle karşılaşılan mukus'un (balgam) kıvamını azaltarak, atılmasını sağlayan ilaçlar.

    MUKOZA: Bazı organların iç yüzlerini kaplayan ve salgı üreten doku tabakası.

    MYELİN: Sağlıklı sinir liflerinin etrafını saran ve mesajların iletilmesini kolaylaştıran bir madde olup yapı olarak % 20 protein geri kalan kısmı da lipidten( kolesterol, lesitin ) teşekkül eder. Beyinin büyük bölümünün myelinizasyonu 2 yaşın sonuna kadar tamamlanır ancak santral sinir sisteminde myelin oluşumu 10 yaşına kadar sürer.

    MYELİN BOZUKLUKLARI: Myelin ya doğuştan anormaldir ya da düzgün biçimde oluşmamıştır. Diğer bir şekil de myelin oluştuğu zaman normaldir ancak patalojik bir olay sonucunda parçalanır. Örn. Multipl skleroz.





    N HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    NARKOANALİZ: Psikanalize yardımcı olmak amacıyla, bir narkotik ilacın kullanılmasıdır.

    NARKOLEPSİ: Önüne geçilemeyecek kadar şiddetli uyuma eğilimi.

    NARKOZ: Ameliyat yapmak için duyu, hareket ve bilincin damar yolu veya solunum yolu ile narkotik madde verilerek uyuşturulmasıdır.

    NARKOTİK: Uyutucu, uyuşturucu.

    NARSİZM: Kendi kendini sevmek anlamına gelir.Aslında gelişimin normal bir safhasını teşkil eder,ancak hayatın ileri devrelerinde varlığı anormal sayılır.

    NATAL: Doğuşa ait.

    NAZAL KEMİK: Burun kemiği.

    NAZOFARİNKS: Burnun arka kısmı ile yutağın komşuluk yaptığı bölge.

    NATRİUM: Sodyum.

    NATUREL: Normal, tabii.

    NAUSEA: Mide bulantısı.

    NEBULİZER: Sıvıyı püskürterek uygulamaya yarayan alet.

    NEONATAL: Yeni doğana ait.

    NEOPLAZİ: Patalojik anlamda yeni doku oluşumu.

    NÖROLOJİ: Asabiye, sinir hastalıkları.

    NÖROŞİRÜRJİ: Beyin cerrahisi.

    NODÜL: Yuvarlak, çapı 1 cm'den küçük patolojik oluşumlar.





    O HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    OBDUKSİYON: Otopsi.

    OBEZ: Şişman.

    OBEZİTE: Şişmanlık.

    OBJE: Görülebilen veya dokunulabilen herhangi bir şey.

    OBJEKTİF: Duyulup, görülebilen, idrak edilebilen.

    OBLİTERASYON: Vücuttaki boşlukların tıkanması.

    OBSERVASYON: Müşahede.

    OBSESYON: Daimi endişe,fikri sabit, nöroz.

    OBSTRÜKSİYON: Tıkanma, engel.

    OBSTETRİ: Doğum bilgisi.

    ODİOGRAM: Kulağın işitme gücünün kaydıdır, odiometri cihazı ile ölçülür.

    OEDİPUS KOMPLEKSİ: Erkek çocuğun annesine karşı duyduğu bilinçsiz yakınlık nedeniyle babasını kıskanması ve bununla ilgili ruhsal bozukluklar kompleksine verilen isimdir.

    ODONTOİD: Diş şeklinde.

    OFTALMİK: Göze ait.

    OFTALMOPLEJİ: Göze ait sinirlerin felci sonucu göz kapağının düşmesi ve gözün hareket edememesi ile birlikte oluşan tablo.

    OFTALMOLOJİ: Göz ve göz hastalıkları ile uğraşan bilim dalı.

    OFTALMOSKOP: Göz içi muayenesinde kullanılan bir alet.

    OFTALMOSKOPİ: Oftalmoskop ile gözün içinin muayene edilmesi.

    OFTALMOLOJİST: Göz hastalıkları uzmanı, göz mütehassısı.

    OFTALMOTONOMETRİ: Göz içi basıncın ölçülmesi.

    OKKULT: Gizli, kapalı.

    OKLUDE: Kapalı, tıkalı.

    OKSİPUT: Başın arka kısmı.

    OKULOMOTORYUS: Gözü hareket ettiren sinirlerden birisidir.(3.kafa çifti Nervus Oculomotorius)

    OKÜLER: Göze ait.

    OLEKRANON: Dirsekteki çıkıntı.

    OLFAKTORYUS: Koku siniri.(Nervus Olfactorius)

    OLİGÜRİ: İdrarın normalden az çıkartılması.

    OLİGO: Geri,küçük.

    OLİGODENDROGLİOMA: Sinir sistemi destek dokusuna ait, özellikle beyincikte görülen kötü huylu tümör.

    OLİGOSPERMİ: Menide spermatozoidlerin normalden az oluşu.

    OMENTUM: Karın içerisinde, bağırsakları örten oluşum.

    ONANİZM: Genital organlar ile oynayarak kendi kendine tatmin.

    ONKOLOJİ: Tümöral oluşumlarla ilgili bilim dalı.

    OPAK: Donuk, şeffaf olmayan.

    OPERABL: Ameliyat edilebilir, ameliyat edilmekle halen bir şansı olan. ( aksi; inoperabl )

    OPERASYON: Cerrahi müdahale, ameliyat.

    OPİAT: Afyonlu ilaç, uyuşturucu.

    OPİSTOTONUS: Bazı hastalıklarda vücudun ekstansör (gerici ) kaslarının gerilmesi sonucu gövdenin yay biçimi alarak kasılmış hali. ( Örn. Tetanozda )

    ORTOPNE: İstirahatte, yatar durumda dispne ( nefes darlığı ) hissedilmesi oturunca veya ayağa kalkınca kaybolmasına ortopne denir.

    OSTEOGENESİS: Kemik oluşumu, kemiklerin gelişimi.

    OSTEOGENESİS İMPERFEKTA: Kemiklerin kolayca kırılacak şekilde gevrek oluşu ile karakterize kalıtsal nitelik gösteren hastalık.

    OSTEOJENİK: Kemik yapıcı.

    OSTEOİD: Kemik gibi, kemiğimsi.

    OSTEOLİZ: Kemiğin çürümesi, nekrozu, erimesi.

    OSTEOMALASİ: Kemiklerin yumuşaması ile karakterize bir hastalık.

    OSTEOMİYELİT: Kemik iltihabı.

    OSTEOFİT: Kemiklerde patalojik olarak oluşan çıkıntı şeklindeki oluşumlar.

    OSTEOPLASTİ: Kusurlu kemiği düzeltme veya sağlam kemikle değiştirme ameliyatı.

    OTOTRANSFÜZYON: Transfüzyon için hastanın kendi kanının kullanılması yöntemidir. Özellikle son yıllarda önem kazanmıştır. ( AIDS tehlikesine karşı ) Kanın güvenle 35 gün kadar saklanabilmesi bu uygulamaya temel olmuştur. Sağlıklı kişiden ameliyat öncesinde aralıklı olarak 2-4, hatta 5-6 ünite kan alınıp bankada saklanabilir. Bu işlem süresince hastaya ağızdan demir preparatları verilmelidir. Hastadan daha önceden alınan kan ameliyat esnasında güvenle kullanılır.

    OVOBLAST: Yumurtanın geliştiği hücre, yumurta hücresi.

    OVOSİT: Olgunlaşma devresinden önceki dişi cinsiyet hücresi.

    OVÜLASYON: Kadınlarda yumurtalıklarda ovumun (Yumurtanın) atılmasıdır. Ovülasyon genellikle adet dönemlerinin ortasına rastlayan 11-14. günler arasında olur.





    Ö HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    ÖDEM: Vücutta anormal miktarda su toplanmasıdır. Kalp, damar ve böbrek hastalıklarının bir belirtisi olabildiği gibi bazı allerjik durumlarda ve beyin travmalarında ciddi sonuçlar doğurabilir.

    ÖSTAKİ BORUSU: Orta kulakla nazofarenksi birleştiren, atmosfer basıncı ile orta kulak içi basıncı dengeleyen yola verilen isimdir.

    ÖSTROJEN: Yumurtalıklardan salgılanan ve insanlarda sekonder cinsel karakterlerin gelişmesini sağlayan hormondur.

    ÖTENAZİ: Kısaca ölüm hakkı da denilebilir.Tedavisi mümkün olmayan kronik hastalıklarda, hayattan umudunu kesmiş hastanın ağrısız bir metotla ölümüne izin verilmesidir.Yasal değildir.

    ÖZEFAGUS: Yemek borusuna verilen isimdir, yutak ile mideyi birleştirir.





    P HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    PAKİMENENJİT: Beynin en dış zarının (dura mater) iltihabıdır.

    PANDEMİ: Salgın bir hastalığın kıta düzeyinde çok geniş bir alana yayılmasına verilen isimdir.

    PALİLALİ: Psikolojik bir bozukluk olup, aynı cümle veya kelimenin bir çok defa tekrarlanmasıdır.

    PALYATİF: Hafifletici.

    PALPASYON: Elle dokunularak yapılan muayene.

    PALPİTASYON: Kalp çarpıntısı.

    PALSY: Felç, inme.

    PAN: Bütün.

    PANARİS: Tırnak yatağı iltihabı, dolama.

    PANARTERİT: Bütün arterleri kapsayan iltihabi durum.

    PANKARDİT: Kalbin bütün zarlarının iltihabı.

    PANKREAS: Karın boşluğunun üst tarafında ve bel omurlarının ön kısmında yerleşik bir organdır.Salgılarıyla sindirm fonksiyonuna yardımcı olur ve kan şekerini düzenler.

    PANKREATİT: Pankreas iltihabıdır.

    PANOFTALMİ: Gözün bütün tabakalarının iltihabı.

    PANSİNÜZİT: Bütün yüz sinüslerinin iltihabı.

    PAPİLLOM: Meme başı gibi çıkıntılar yapan iyi huylu tümörler.

    PAPİLLOKARSİNOM: Kötü huylu papillom.

    PAPAVERİN: Opiumdan elde edilen, düz kasların spazmını çözücü etkiye sahip bir alkaloid.

    PAPİLLİT: Görme sinirinin retinaya girdiği yerin(optik papilla)ödemli iltihabı.

    PAPÜL: Ciltteki, sınırları belirgin, kabarık, 1 cm'den küçük çaplı lezyonlardır.

    PARA: Yanında, yan. Örn. (Para-aortik aortun yanında)

    PARAKARDİAK: Kalbin yanında, kalbe komşu.

    PARALİTİK: Felç olan, felçli kişi.

    PARALİZİ: Felç.

    PARAMEDİAN: Orta hattın yanında, orta hatta yakın.

    PARAMEDİKAL: Bir dereceye kadar tıpla ilgili, hekimliği kısmen ilgilendiren.

    PARANAZAL: Burun boşluğunun yanında, buruna komşu.

    PARANKİM: Bir organ yada bezin görev gören dokusudur. Örneğin, karaciğer parankimi denildiği zaman, karaciğerin bütünü anlaşılır.

    PARAOZEFAGEAL: Özefagusun ( yemek borusu ) yanında yer alan.

    PARAPLEJİ: Belden aşağı her, iki bacağın tutmaması, felç hali.

    PARAPAREZİ: Belden aşağı her iki bacağın kısmi felci, örn. hareket olup, yardımsız yürüyecek kadar güç olmaması.

    PARATİROİD: Tiroid bezi arkasında bulunan dört adet küçük beze verilen isim.

    PARATİROİDEKTOMİ: Paratiroidlerin ameliyatla çıkartılması.

    PARATRAKEAL: Nefes borusunun yanında yer alan.

    PARAVERTEBRAL: Omurganın ( Vertebral Kolon ) yanında yer alan.

    PARAZİTEMİ: Kanda parazit bulunması.

    PARAZİT: Asalak.

    PARASENTEZ: İçinde su veya cerahat toplanmış bir vücut boşluğundaki sıvıyı çıkarmak için yapılan delme ameliyatı.

    PARENKİM: Organın kendine özel doku yapısı.

    PARENTERAL: İlaç veya serumların ağız yolu ile değil damar yolu, adale içi gibi yollarla verilmesi.

    PARESTEZİ: Uyuşma, karıncalanma veya yanma hissi gibi duyusal bozukluklar.

    PARİETAL KEMİK: Kafatasının her iki yan tarafındaki kemiklere verilen isim.

    PAROKSİSMAL: Ani ve geçici krizler halinde gelen.

    PARSİYEL: Bütününü kapsamayan, tam olmayan, kısmi.

    PARTİKÜL: Parçacık, zerre.

    PARTUS: Doğum.

    PAROTİS BEZİ: Kulak altı tükürük bezi.

    PAROTİTİS: Kabakulak.

    PATELLA: Diz kapağı kemiği.

    PATOJEN: Hastalık yapan madde veya mikroorganizmalar.

    PATOGENEZ: Hastalığın esas ve gelişimi.

    PATOGNOMONİK: Bir hastalık için çok özel belirti, bu varsa mutlaka o hastalık akla gelmelidir gibi.

    PATOLOJİK: Normal olmayan, hastalıklı.

    PATOLOG: Hastalık nedeni ile dokularda meydana gelen değişimleri inceleyen bilimle uğraşan kişi.

    PEDİATRİ: Çocuk hastalıkları ile uğraşan tıp dalı.

    PEDİATRİST: Çocuk hastalıkları uzmanı.

    PELVİS: Leğen kemiği.

    PENİS: Erkek cinsel organı.

    PERİTON: Karın içi organları çepeçevre saran, karın boşluğunun iç yüzünü örten zardır.

    PERİTONİT: Peritonun iltihabıdır.

    PERORAL: Ağız yolu ile.

    PETEŞİ: Ciltte nokta biçiminde kanamalar. (Damar dışına kan çıkması)

    PHENOTYPE: Kişinin kalıtsal yapısının dışa akseden görünümü, aynı tür fertlerini belirleyen, gözle görülebilen özelliklerin tümü.

    PITRIASIS: Daha çok gövdede ve uzuvların gövdeye yakın yerlerinde yerleşen, bazen kepeklenme gösteren bir cilt hastalığıdır. Çeşitli türleri vardır, bunlardan PITRIASIS VERSICOLOR'da deniz mevsimlerinde hasta olan bölge güneş ışını almadığı için daha belirgin hale gelir.

    PLAK: Plak, dermatologlar için açık bir anlamı olan ancak başkaları tarafından genellikle anlaşılmayan bir terimdir. Yüksekliğine oranla kapladığı alan geniştir ve keskin bir kenarı vardır. Plaklar en sık sedef hastalığında (psöriasis) görülür.

    PLEVRA: Akciğerleri ve göğüs kafesinin iç yüzünü örten zar.

    PLEVRAL: Plevraya ait.

    PLÖREZİ: Plevra iltihabı. Akciğerin üzerini örten plevra ile göğüs duvarını örten iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesi.

    PLÖRİT: Plevranın, sıvı birikmeksizin kuru iltihabı.

    POLİKİSTİK: Bazı organlarda çok sayıda içi sıvı ile dolu oluşumlara verilen addır. Polikistik böbrek, polikistik meme gibi.

    POLİP: Organların ve vücut boşluklarının iç yüzünü kapsayan mukoza adı verilen tabakadan menşeini almış, saplı iyi huylu küçük ur.

    POSTERİOR LONGİTİDUNAL LİGAMENT: Omurgaların, omurilik kanalına bakan yüzünü saran bağ dokusuna verilen ad. Bu bağ dokusunun omurgaların ön yüzünde olanına da anterior longitidunal ligament adı verilir.

    POSTERO-LATERAL: Arka - yan.

    PROSTAT: Erkeklerde mesanenin altında ve idrar yolunun başlangıcında bulunan genital sisteme ait bir bez.

    PROSTATİT: Prostat iltihabı.

    PSORIASIS: Halk arasında sedef hastalığı olarak bilinir. Sık rastlanan, özellikle diz ve dirseklerde ve vücudun diğer bölgelerinde rastlanan simetrik, kırmızı, kabuklanma ve pullanma gösteren bir cilt hastalığıdır. Sebebi bilinmemektedir.

    PULMONER: Akciğer veya akciğerlerle ilgili.

    PULMONER ARTER: Akciğerin büyük besleyici arteri.

    PÜSTÜL: Ciltte, içerisinde cerahat bulunan kabarık lezyonlardır.





    R HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    RABİES: Kuduz.

    RADİUS: Ön kolun dış tarafında (baş parmak tarafında) bulunan kemiktir.

    RADİKAL: Sebebe yönelik, köklü.

    RADİKÜL: İnce dal, küçük kök.

    RADİKÜLİT: Omurilikten çıkan sinirlerin (spinal sinir) kök iltihabıdır.

    RADİKÜLOPATİ: Spinal sinir köklerini tutan herhangi bir hastalık.

    RADYOAKTİF: Radyasyon yayan özelliğe sahip.

    RADYODERMATİT: Işına maruz kalmış ciltte meydana gelen dermatit.

    RADYOLOJİ: Genel anlamda X ışınları, ses dalgaları veya diğer yöntemleri kullanarak teşhis hizmetleri veren tıp dalıdır.

    RADYOTERAPİ: Işınlama kullanılarak yapılan tedavi yöntemi.

    RAHİM: Uterus, döl yatağı.

    RAŞİTİZM: D vitamini eksikliğinin neden olduğu, çocuklarda görülen bir hastalıktır.Kemik teşekkülünün tam olmaması nedeniyle tedavisi geciktirilmiş, ihmal edilmiş vakalarda uzun kemiklerde deformiteler teşekkül eder.

    REFRAKSİYON: Kırılma.

    REFRAKTOMETRE: Görme bozukluklarını ölçen cihaz.

    REJENERASYON: Harap olmuş bir dokunun kendini yenilemesi, tamiri.

    REJİONAL: Bir bölgeye ait.

    REGRESYON: Bir hastalık belirtisinin gerilemesi, şiddetinin azalması.

    REGURJİTASYON: Yenilen yiyecek ve içeceklerin, kusma olmaksızın ağız içerisine geri gelmesi.

    REHABİLİTASYON: Fiziki hareket kusurlarını düzeltme, yeniden kazandırma.

    RELAKSİN: Gebelik esnasında meydana gelen ve doğum işlevinde gevşetici rol oynayan hormon.

    REMİSYON: Hastalık belirtilerinin sönmesi.

    RENAL: Böbrekle ilgili.

    RENAL ARTER: Böbrek arteri.

    REPRODUKTİF : Çoğalabilen.

    RESPİRASYON: Solunum, nefes almak.

    RESPİRATUVAR SİSTEM: Solunum sistemi.

    RETANSİYON: Birikme, toplanıp kalma. ( Örn. İdrar retansiyonu;idrar tutulması, idrar yapamama.)

    RETİKÜLER: Ağ gibi, ağ biçiminde.

    RETİNA: Gözün en iç tabakası, ağ tabaka.

    RETİNİT: Retina iltihabı.

    RETROBULBER: Göz küresinin arka kısmı.

    RETROBULBER NÖRİT: Görme sinirinin, gözün arka kısmındaki bölümünün ani görme kaybı ile karakterize iltihabi durumu.

    RETROGRESSİV: Gerileyen.

    RETROPERİTONEAL: Periton zarının arkasında.

    RETROVERSİ: Bir organın normal konumda değil arkaya doğru eğik durumda olması.

    REVASKÜLARİZASYON: Yeniden damarlanma.

    REYNAUD: Sebebi bilinmeyen, daha çok orta yaşlı kadınlarda rastlanan bir rahatsızlık olup, özellikle soğuğa maruz kalınca parmaklarda morarma ve hissizleşme ile karakterize bir damar rahatsızlığıdır.

    REZEKSİYON: Bir organ veya vücut kısmının bir bölümünün veya tamamının çıkartılması.

    REZİDÜ: Artık, bakiye.

    REZİDÜEL: Kalan, artan. ( Örn. Rezidüel İdrar; İdrar yapıldıktan sonra çıkartılamayarak geride kalan idrar.)

    REZİSTAN: Mukavim, dirençli.

    REZİSTANS: Direnç, mukavemet.

    REZORBSİYON: Emilme.





    S HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    SAFRA: Karaciğer tarafından salgılanan, yeşilimsi kahverengi bir sıvıdır.Safra, kısmen yağ sindirimine yarayan bir salgı, kısmen de eskimiş alyuvarların tahrip olmaları sonucu oluşmuş bir atılma ürünüdür.

    SAFRA KESESİ: Karaciğerden salgılanan safranın toplandığı, karaciğerin alt kısmında bulunan torba şeklinde bir organ-dır.Kesenin görevi, safrayı depolayıp, yoğunlaştırmak, ve gerekli aralıklarla oniki parmak bağırsağına safra salgılamaktır.

    SAK: Kese, torba.

    SAKKÜLER: Keseye benzer, torba gibi.

    SAKRUM: Kuyruk sokumu.

    SAKRALİZASYON: Beşinci bel omuru ile kuyruk sokumu kemiğinin birleşik olmasına verilen isim.Yapısal bir farklılıktır.

    SAKROİLİAK EKLEM: Sakrumla kalça kemiğinin, sağda ve solda yapmış olduğu eklem.

    SADİZM: Başkalarına acı vermekten cinsel haz duyma.

    SADİST: Başkasına işkence etmekten zevk alan kişi.

    SAGİTTAL: Vücudu sol, sağ şeklinde ortadan ayıran düzlem.

    SAKRO-İLİAK EKLEM: Kuyruk sokumu kemiği ile leğen kemiğinin yapmış olduğu eklem ( Sağ ve solda olmak üzere her iki tarafta da vardır. )

    SAKRUM: Kuyruk sokumu kemiği.

    SALİSİLİK ASİT: Ateş düşürücü etkisi olan ve aspirin yapımında kullanılan bir madde.

    SALMONELLA: Bir bakteri türü.

    SALPİNKS: Tuba uterina, rahimle yumurtalıklar arasındaki geçişi sağlayan, sağlı sollu iki tarafta bulunan tüpler.Tüplerin tıkalı olması kısırlığa neden olur.

    SALPENJİT: Tuba uterinaların iltihabı.

    SEDASYON: Hastanın sakinleştirilmesi.

    SİMPLEKS: Tek maddeden oluşmuş, basit, sade.

    SİNÜZİT: Sinüs adı verilen yüzdeki kemik boşlukların iç yüzünü kaplayan mukoza iltihabına ve boşlukta cerahat toplanmasına sinüzit adı verilir.

    SİRENGOMYELİ : Spinal kordun ( omurilik ) kistik kavitasyonu. Doğumsal anomaliler, tümör veya travma menşeli olabilir. Basit şekli, Hidromiyeli olarak da isimlendirilir; santral spinal kanalın genişlemesidir. Nonkominikan Sirengomyeli; de ise kist omurilik dokusundan çıkar ve santral kanalla birleşmez.

    SİROZ: Bir organda sertleşme ve nedbeleşme ile karakterize fibröz doku oluşumuna verilen isimdir. Ancak bu terim hemen her zaman karaciğerin görevini yapamamasıyla ilgili, kronik karaciğer iltihabı için kullanılır.

    SİTOLOJİ: Hücre bilimi.

    SKOLYOZ (SKOLİOSİS): Omurganın sağ veya sola doğru eğrilikleri ile karakterize şekil bozukluğu.

    SPİNAL STENOZ ( Dar kanal ): Spinal kanal ön-arka uzunluğunun, normal ölçünün altına inecek şekilde dar olması. BT incelemeleri için ( lomber bölgede ) 11.5 mm. nin altında olması dar kanal olarak değerlendirilir.

    SPONDİLOZİS: Omurların ( vertebra ), spesifik olmayan dejeneratif süreci; omurlarda yaşın ilerlemesiyle veya travmalar sonucu kemik yapıda dikensi çıkıntılar eklem aralıklarında daralmalar gibi değişimlerin oluşması. Halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılmaktadır.

    SPONDİLOLİSTEZİS: Bir omurun ( Korpus vertebra ) diğerinin üstünde öne doğru kayması. Genellikle S1 ( 1. sakral vertebra ) üstünde L5 ( lomber 5. vertebra ), daha seyrek olarak da L5 üstünde L4.

    STERNUM: İman kemiği.

    SUBKARİNAL: Karinanın altında. (Karina: Trakea'nın ikiye ayrıldığı yere verilen isim)

    SUBPLEVRAL: Akciğer zarının altında.

    SÜT BEZESİ: Meme dokusu içerisindeki süt üreten bezler.





    T HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    TABES DORSALİS: Sifilizin ilerlemiş döneminde sinir sistemi tutulumuna bağlı olarak dengesizlik, yürüme güçlüğü görme bozuklukları ile seyreden tabloya verilen isimdir.

    TALAMUS: Orta beyindeki bir çekirdek grubuna verilen addır.

    TALASEMİ: Kalıtsal bir kan hastalığıdır. Akdeniz kıyılarında yaşayanlarda daha sık görülür.

    TAKİPNE: Çok hızlı solunum.

    TARTAR: Diş taşı.

    TELENJEKTAZİ: Deride veya mukozalarda kırmızı lekeler şeklinde görülen kılcal, arteriol ve venüllerin genişlemesinden oluşan lezyonlar.

    TELEKARDİOFON: Kalp seslerini hastadan uzakta dinleten alet.

    TELEPATİ: Beş duyu işe karışmaksızın düşüncelerin, bu duyuların üstünde bir yolla aktarılması.

    TEMPORAL BÖLGE: Şakak bölgesi.

    TENDİNİT: Tendon iltihabı.

    TENDON: Kasların kemiklere yapışmasını sağlayan yapılar.

    TENESMUS: Rektum veya mesanenin iltihaplı durumlarında görülen, ağrılı işeme veya defekasyon duygusu.

    TENYA: Bağısak paraziti, şerit, yassı solucan.

    TESTOSTERON: Erkek seks hormonuna verilen addır.

    TREMOR: İrade dışı titremelere verilen addır. Örneğin, Hipertiroidi (Tiroid bezinin fazla çalışması) adı verilen rahatsızlıkta ellerde görülen ince amplitüdlü titremelere tremor adı verildiği gibi, Parkinson da görülen kaba ve büyük amplitüdlü titremelere de tremor denir.

    TRİKÜSPİT KAPAK: Sağ atrium ile sağ ventrikül arasındaki sistem, triküspit kapak sistemidir. Kanın sağ atriumdan, sağ ventriküle geçmesini sağlayan delik " sağ ostium atrioventrikülare " yaklaşık 3 parmak sığabilecek kadar genişlikte olup burada sağ atrioventriküler kapak bulunur. Kapak 3 parçadan yapılmıştır ve her bir parça üçgen şeklindedir. Bu nedenle kapağa triküspit kapak adı verilmiştir.

    TROMBOZ: Kan damarlarının pıhtı veya ateron (kolesterol) plakları oluşarak tıkanmasıdır.





    U HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    ULCUS: Ülser

    ULNA: Önkolun iki kemiğinden içte (serçe parmağı tarafında)bulunanıdır.

    ULTRASOUND: İnsan kulağının duyamayacağı kadar yüksek frekanslı ses dalgaları.Ultra-ses.

    ULTRASONOGRAFİ: Ultra-ses kullanılarak elde edilen görüntüler.Bir çok hastalığın ön teşhisinde kullanılan, ancak daha çok karın organları gibi ses dalgalarının kolayca geçebileceği konumdaki organların tetkikinde etkili bir inceleme yöntemidir.Şua söz konusu değildir.

    ULTRAVİOLE: Dalga boyu 2000-4000 arası olan mor ötesi ışınlar.

    UTERUS: Rahim, döl yatağı.

    UTERUS BİCORNİS: Uterusun iki boynuzlu olması anlamında bir terimdir.Uterusun üst kısmının çökük olması nedeniyle her iki uç kısımlarının belirgin hal alması sonucu ortaya çıkan görünümdür.

    UVULA: Küçük dil.





    Ü HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    ÜLSER: Geniş anlamıyla deri ya da mukoza altı dokuları meydanda bırakan kronik yaralardır.

    ÜLSERATİF KOLİT: Kalın bağırsakla rektumun, kronik iltihabı ve ülserasyonudur.

    ÜREMİ: Kandaki üre oranının normalin üzerinde olması halidir.

    ÜRETER: Böbreklerle idrar torbasını birleştiren, idrarın torbaya ulaşımını sağlayan tüptür.Her iki tarafta birbirinden bağlantısız olarak bulunur.

    ÜRETRA: İdrarın dışarıya atılmasını sağlayan ve idrar torbasından sonraki idrar yoluna verilen isim.

    ÜRETRİT: Üretranın iltihabıdır.

    ÜROLOJİ: Kadın ve erkeklerdeki idrar yolları ve üreme sistemleri ile ilgili hastalıkları inceleyen bilim dalıdır.Bevliye.

    ÜRTİKER: Hassasiyet sonucu ortaya çıkan deri döküntüleri ve kaşıntı ile belirgin bir durumdur.

    ÜRİN: İdrar.

    ÜROGENİTAL: Genital ve idrar yolları sistemi ile ilgili.

    ÜROGRAFİ: Damardan kontrast madde verilerek böbrekler,idrar torbası ve idrar yollarının belirli zaman aralıkları ile filmlerinin çekilmesidir.Üriner sistem hakkında teşhis amaçlı yapılan işlemdir.





    V HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    VAGOTOMİ: Vagus sinirinin etkisini ortadan kaldırmak amacıyla dallarından birisinin kesilmesidir.

    VAGUS: Nervus Vagus onuncu kafa siniridir, kafatasından çıktıktan sonra mide , barsak sisteminin bir kısmına, kalp ve akcigerlere dallar verir.Bu sistemlerin fonksiyonlarında önemli rol oynayan bir sinirdir.

    VAJEN: Kadın cinsel organı.

    VAJİNİT: Vajina iltihabı.

    VAKSIN: Aşı.

    VARİS: Kirli kan taşıyan damarların, fonksiyonel bozuklukları sonucu ya da kan akımının önündeki bir engel nedeniyle genişleyerek kıvrımlı bir hal almasıdır.Yüzeysel olduğu gibi derin venlerde de varis gelişebilir.

    VARİKOSEL: Erkeklerde spermatik kordon venlerinin genişlemesi sonucu torbalar içersinde varis oluşumu.

    VASKÜLİT: Damar iltihabı.

    VAZODİLATASYON: Damar genişlemesi.

    VAZODİLATATÖR: Damar genişletici etkiye sahip ilaç, madde.

    VAZOKONSTRÜKSİYON: Damarları büzülmesi, kasılması.

    VAZOKONSTRÜKTÖR: Damarları büzen etkiye sahip ilaç, madde.

    VAZOSPAZM: Damar kasılması, büzülmesi.

    VEJETERYAN: Bitkisel gıdalarla beslenen, etyemez.

    VEN: Kirli kanı kalbe taşıyan damarlar.

    VERTEBRA: Omur.

    VERTİGO: Genel anlamda baş dönmesi, hareket duygusu demektir. Ancak tansiyon düşmesi ile ilgili baş dönmeleri bu kapsamda değildir. Vertigodan kastedilen labirentit, iç kulak iltihabı, Meniere hastalığı gibi durumlarda olan baş dönmesi hissi Vertigo diye adlandırılır.

    VİTİLİGO: Bir cilt hastalığı olup, vücudun çeşitli bölgelerinde, yer yer renk (pigment) kaybı ile karakterize, normal bölgelerden keskin sınırlarla ayrılan beyaz lekeler.





    Y HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    YABANCI CİSİMLER: Vücudun belirli bir yerinde, normalde bulunmayan her hangi bir madde yabancı cisimdir. Bunlara özellikle çocuklarda, barsaklar, kulak ve burunda rastlanır. Yutulan yabancı cisimler, yemek borusunda takılabilir, ya da tehlikeli olabilir.Bu nedenle bazen ameliyatla çıkartılmaları gerekebilir.

    YAĞ EMBOLİSİ: Büyük kemik kırıklarında görülebilen bir komplikasyondur. Kemik iliğindeki yağın bir kısmı açığa çıkar ve yağ damlaları kan dolaşımına karışıp damar tıkanmasına neden olur.

    YAĞLI DEJENERASYON: En çok kalp, karaciğer ve böbreklerde görülür. Bu organlarda, hücreler normal çalışma yeteneklerini kaybederler ve içlerinde yağ tanecikleri birikir.

    YALANCI GEBELİK: Tüm gebelik belirtilerinin olmasına rağmen, uterus boştur. Bu duruma yalancı gebelik denir. Daha çok psikolojik menşelidir.





    Z HARFİ İLE BAŞLAYAN TIBBİ TERİMLER
    ZAR: Anatomide makroskopik ya da mikroskopik boyutlu, az ya da çok farklılaşmış ya da karmaşık yapıda, geniş ve yassı katman biçimli oluşumların genel adıdır.

    ZATÜRREE (PNÖMONİ) : Akciğer dokusunun iltihabı. Çeşitli etkenlere bağlı olarak gelişmekle birlikte, genellikle birincil ya da ikincil mikrobik etkenlerin yol açtığı akut ya da sub-akut hastalık tablolarını belirten bir terimdir.

    ZAYIFLIK: Kişinin vücut ağırlığının yaşına, cinsiyetine ve boyuna göre hesaplanmış normal değerlerden daha düşük olması.

    ZEHİR: Hücrelere ve yaşayan dokulara kimyasal ya da biyokimyasal nitelikte zararlar veren her türlü madde. Zehrin en tipik özelliği bu zararlı etkisini en küçük dozlarda bile göstermesidir.

    ZEHİRLENME: Bir zehrin vücutta emilmesiyle ortaya çıkan belirtileri anlatan genel terim. Görece küçük miktarlarda kimyasal ya da biyokimyasal etki gösteren zehir, süresi ve ağırlığı değişebilen bir hastalık haline ya da ölüme yol açar.

    ZEKA: Yeni sorunları karşılayarak uygun çözümler bulmak amacıyla, zihnin tüm öğelerini amaca uygun kullanabilme yeteneği ya da gücü.

    ZEKA GERİLİĞİ: Zihinsel gelişmenin yavaşlığı. Doğuştan gelen ya da bebeklik çağında ortaya çıkan zihinsel yetersizliğe bağlı olarak ruhsal gelişimi duraklayan kişilerde görülür.

    ZEKA YAŞI: Psikolojide, zeka testleriyle saptanan ve takvim yaşından farklı olarak belirli bir yaş grubuna özgü becerilerle zihinsel yetkinliği ifade eden ölçü.

    ZİGOMA: Gözlerin alt ve yan kısımlarında, elmacık kemiklerine karşılık düşen yüz bölgesi.

    ZİGOT: Döllenme sırasında spermatozoitin yumurtayla birleşmesi sonucu oluşan hücre.

    ZONA: Etkeni su çiçeğine de yol açan virüs hastalığı. Herpesvirüs.
  • “Joker” makyajlı örümcek
    keşfedildi

    Yeni keşfedilen bir örümcek türünün
    sırtındaki çarpıcı kırmızı-beyaz
    desen, Batman’in ezeli düşmanı
    Joker’in sırıtışına benziyor. Benzerlik öyle
    şaşırtıcı ki örümceği tanımlayan
    araştırmacılar, 2019 yapımı Joker filminde
    baş karakteri canlandıran oyuncu Joaquin
    Phoenix’in adını örümceğe verdiler.
    İronik bir şekilde, renkli örümceğin cins
    adı (Loureedia) ise punk rock şarkıcısı Lou
    Reed’den geliyor. Reed, siyah giyinmesi ve
    hiç gülümsememesiyle ünlü. Bilim
    insanları, İran’da keşfettikleri bu yeni
    örümceğe Loureedia phoenixi adını verdi.
    Bu, Akdeniz bölgesi dışında keşfedilen ilk
    Loureedia örümceği. İlk olarak 2018’de
    tanımlanan cins, şu anda dört tür içeriyor.
    Joker’in sinir bozucu sırıtışının beyaz yüz
    makyajıyla tezat oluşturması gibi, erkek
    L. phoenixi örümceklerinin sırtlarında
    beyaz zemin üzerinde canlı kırmızı bir leke
    göze çarpıyor. Ancak örümcek yalnızca 8
    mm uzunluğunda olduğundan onu net bir
    şekilde görmek için büyüteç gerekiyor.
    Bu örümcek, müzisyen Lou
    Reed’in adını taşıyan
    Loureedia cinsinde
    tanımlanan dördüncü tür.
    How It Works 011
    Loureedia örümceklerinin keşfi zor
    çünkü her yıl yalnızca üç hafta boyunca yer
    üstünde aktif oluyorlar. İranlı araknolog ve
    taksonomist Alireza Zamani, “Bu
    örümcekler hayatlarının çoğunu yeraltı
    yuvalarında geçiriyor.” diyor. “Erkekler
    genellikle ekim sonundan kasım ortasına
    kadar dişileri avlamak amacıyla yuvalarını
    terk ediyor. Yavru örümcekler de
    annelerinin yuvasından ayrılıp yüzeye
    çıkıyor.”
    Şimdiye kadar bilim insanları sadece
    erkek L. phoenixi örümceklerini keşfedip
    tanımlayabildi. Bulunması daha zor olan
    dişileri, erkeklerin bulunduğu yerlerin
    yakınlarında aramaya devam ediyorlar.
    Zamani şöyle diyor: “Yeterince zamanınız
    ve sabrınız varsa gezgin bir erkeği izlemek
    ilginç olabilir. Dişiyi nasıl bulacağını o
    herkesten daha iyi bilir. Bu şekilde
    çiftleşme davranışını gözlemleme ve
    fotoğraflama şansınız da olabilir. Çiftleşme
    davranışı henüz hiçbir Loureedia türü için
    belgelenemedi.”
    11


    Güneş’ten 2,5 milyon
    kat parlak yıldız kayboldu

    2019’da bilim insanları, Güneş’ten
    milyonlarca kat daha parlak olan
    büyük kütleli bir yıldızın iz
    bırakmadan kaybolmasına tanık
    olmuştu. Astrofizikçilerden oluşan bir
    ekip, kayıp yıldız vakası üzerine
    çalışmalarını yakın zamanda
    tamamladı. Sundukları olası
    açıklamalar arasından sürprizli bir
    açıklama öne çıkıyor: Büyük kütleli
    yıldız ölmüş ve süpernova patlaması
    yaşamadan kendi içine çöküp karadeliğe
    dönüşmüş olabilir. Ama böyle bir yıldız
    intiharının eşi benzeri yok.
    Araştırmacı Jose Groh, “Yakın evrenin
    en büyük kütleli yıldızlarından birinin
    yavaşça karanlığa karıştığını tespit
    etmiş olabiliriz.” diyor. Çalışmanın baş
    yazarı Andrew Allan ise “Tespitimiz
    doğruysa bu, böyle devasa bir yıldızın
    hayatını bu şekilde sonlandırdığının ilk
    doğrudan tespiti olacak.” diyor.
    75 milyon ışık yılı uzaklıktaki Kova
    takımyıldızında bulunan söz konusu
    yıldız, 2001-2011 yılları arasında iyi bir
    şekilde incelendi. Bu yıldız mükemmel
    bir “mavi ışık değişeni” (LBV) örneğiydi.
    LBV’ler, ömrünün sonuna yaklaşan ve
    öngörülemeyen parlaklık değişimleri
    gösteren büyük kütleli yıldızlar. Bunun
    Gizemli bir şekilde kaybolan
    mavi ışık değişeni
    (sanatçının tasviri)
    gibi yıldızlar nadir görülüyor ve şimdiye
    kadar evrende sadece birkaç tanesi
    keşfedilebildi. 2019’da Allan ve
    meslektaşları, bu LBV’nin evrimini daha
    iyi anlamak için Avrupa Güney
    Gözlemevi’ndeki Very Large Telescope’u
    kullanacaklardı ki yıldızın tamamen
    ortadan kaybolduğunu fark ettiler.
    Normalde Güneş’ten çok daha büyük
    yıldızlar ömürlerinin sonuna gelince
    muazzam bir süpernova patlamasıyla
    patlar. Bu patlamalar, uzun ışık yılları
    boyunca her yöne uzanan iyonize gaz ve
    güçlü radyasyon yaydıkları için kolayca
    fark edilirler. Patlamanın ardından
    geriye kalan yıldız maddesinin yoğun
    çekirdeği, karadeliğe veya nötron
    yıldızına dönüşebilir. Bunlar uzayın en
    büyük ve gizemli nesnelerinden ikisi.
    Ancak kayıp LBV böyle bir radyasyon
    yaymadan sırra kadem bastı.
    Gizemi çözmeye çalışan araştırmacılar,
    2002 ve 2009 yıllarında yapılan eski
    gözlemleri incelediler. Yıldızın bu süre
    zarfında güçlü bir patlama dönemi
    geçirdiğini, çok büyük miktarda yıldız
    maddesini normalden çok daha hızlı
    püskürttüğünü keşfettiler. LBV’lerin
    yaşlılık döneminde bunun gibi çok
    sayıda patlama yaşanabiliyor. Bu
    patlamalar yıldızın normalden çok daha
    fazla parlamasına neden oluyor. Söz
    konusu patlama muhtemelen 2011’den
    sonra sona erdi.
    Bu durum, önceki gözlemler sırasında
    yıldızın neden bu kadar parlak
    göründüğünü açıklayabilir. Yine de
    yıldızın kaybolmasına neden olan
    patlamadan sonra ne olduğunu
    açıklamıyor. Bunun bir açıklaması,
    yıldızın patlamadan sonra parlaklığını
    önemli ölçüde yitirmesi ve ardından
    kalın bir kozmik toz perdesiyle daha da
    gizlenmesi olabilir. Eğer durum
    gerçekten buysa yıldız gelecekteki
    gözlemlerde yeniden ortaya çıkabilir.
    Daha tuhaf ve daha heyecan verici
    açıklamaysa şöyle: Yıldız, patlamadan
    sağ kurtulamadı ve süpernovaya
    dönüşmek yerine kendi içine çökerek
    karadeliğe dönüştü. Ekip, bunun nadir
    bir olay olacağını kabul ediyor. Yıldızın
    kaybolmadan önceki tahmini kütlesi göz
    önüne alındığında, kütlesi Güneş’in 85
    ila 120 katı büyüklüğünde bir karadelik
    yaratmış olmalı. Ancak bunun görünür
    bir süpernova olmadan nasıl
    gerçekleşebileceği hâlâ belirsiz. Yanıt
    bulmak için yıldızın galaksisi üzerinde
    daha fazla gözlem yapılması gerekiyor.
    12

    Avustralya kıyılarında
    devasa sualtı nehirleri
    akıyor

    R
    obot sualtı araçları, Avustralya
    kıyılarında sualtında gizlenen devasa
    nehirler keşfetti. Bilim insanları, bu
    nehirlerin kıyılardan okyanusun
    derinliklerine malzeme taşımada rol
    oynadığını düşünüyor. “Yoğun sahanlık
    suyu taşması” denilen gizli nehirler, soğuk
    geçen aylarda kıyılardaki sahanlık
    suyunun ısı kaybetmesiyle oluşuyor. Bu su,
    yaz aylarında buharlaştığı için oldukça
    tuzlu. Kıta sahanlığının (kıtanın genellikle
    sığ suya gömülü kenarları) iç kısmındaki bu
    soğuk ve tuzlu akarsuyun yoğunluğu
    derindeki sudan daha fazla. Yoğunluk
    farkından dolayı bu nehir, okyanus tabanı
    boyunca açık sulara doğru akıyor.
    Batı Avustralya Üniversitesi’nden bir grup
    araştırmacı, 2008-2019 arasında Avustralya
    kıyı şeridindeki sekiz noktadan sualtı keşif
    araçlarıyla toplanan verileri analiz etti.
    Üniversiteye bağlı Okyanus Enstitüsü’nden
    Dr. Tanziha Mahjabin, bu verilerin denizde
    2.500 gün geçirmeye eşdeğer olduğunu
    hatırlatıyor. Avustralya’nın Entegre Deniz
    Gözlem Sistemi kapsamında kıyılara
    konuşlandırılan otonom sualtı araçları,
    suyun sıcaklığı ve tuzluluğu (tuz derişimi)
    hakkında veri topladı. Bu ölçümler
    sayesinde araştırmacılar suyun
    yoğunluğunu belirleyerek sualtı
    nehirlerinin varlığını ortaya çıkarabildi.
    Ekip, Avustralya’da 10.000 kilometreye
    yayılan bir alanda sonbahar ve kış
    aylarında düzenli olarak sualtı nehirlerinin
    oluştuğunu buldu. Ayrıca, sualtı
    nehirlerinin suyu sık sık karıştıran şiddetli
    rüzgârlara ve gelgitlere dayanabildiğini
    keşfettiler. Bu, dünyada benzeri
    görülmemiş bir olaydı.
    Sualtı keşif araçları, organik maddeleri ve
    klorofili tespit eden sensörlerle de
    donatılmıştı. Klorofil; bitkilerde, alglerde ve
    siyanobakterilerde bulunan yeşil bir
    pigment. Bu sensörler sayesinde
    araştırmacılar, sualtı nehirlerinin kıta
    sahanlığı boyunca ve okyanusun
    derinliklerinde malzeme ve madde
    taşıdığını keşfettiler.
    Batı Avustralya Üniversitesi’nden
    Araştırma Görevlisi Yasha Hetzel şöyle
    diyor: “Besinleri, bitki ve hayvan
    parçacıklarını ve kirleticileri içeren asılı ve
    çözünmüş maddeler ‘kıyı okyanusu’ denilen
    bölgeye ulaşıyor. Karanın derin okyanusa
    bağlandığı bu bölge, okyanus çevresi için
    önemli bir bileşen.”
    14

    İskandinavya’da
    gizemli radyasyon
    artışı

    H
    ollanda Ulusal Halk Sağlığı ve
    Çevre Enstitüsüne göre Kuzey
    Avrupa üzerindeki atmosferde
    radyoaktivite seviyesi yükseldi. Bu
    durum, Rusya’nın batısındaki bir
    nükleer santral arızasına işaret ediyor
    olabilir. Radyoaktivite artışı, nükleer
    yakıt elemanının zarar gördüğünü
    gösteriyor. Ancak Rus nükleer enerji
    operatörü Rosenergoatom, bölgedeki
    Kola ve Leningrad şehirlerinde faaliyet
    gösteren santrallerde hiçbir sorun
    olmadığını öne sürdü.
    İskandinavya’daki gözlemci
    kurumlar, atmosferde radyonüklit
    (radyoaktif izotop) seviyelerinin
    arttığını tespit etti. Radyonüklitler,
    çekirdekleri kararsız olan atomlar:
    Radyoaktif bozunma yoluyla
    çekirdeklerinin içindeki fazla enerji
    açığa çıkıyor. Kapsamlı Nükleer Deneme
    Yasağı Antlaşması Örgütünün (CTBTO)
    açıklamasına göre Finlandiya, Güney
    İskandinavya ve Kuzey Kutbu’nun bazı
    bölgelerinde özellikle sezyum-134,
    sezyum-137 ve rutenyum-103
    radyonüklitlerinde artış görüldü.
    Bunlar insana zarar vermemelerine
    rağmen nükleer fisyonun yan ürünleri.
    İzotop verilerini inceleyen Hollanda
    Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü
    şu açıklamayı yaptı: “Radyonüklitler
    yapaydır, yani insan yapımıdır. Bu
    çekirdeklerin bileşimi, nükleer enerji
    santralindeki bir yakıt elemanının
    zarar gördüğünü gösteriyor olabilir.”
    Ancak yapılan ölçüm sayısı yetersiz
    olduğu için radyonüklitlerin gerçek
    kaynağı belirlenemedi
    14

    Beyin, vücudunuzdaki en
    çok enerji tüketen organdır.
    Enerjinizin %20’sini beyin
    harcar. Bu enerji sadece
    beynin işlevlerinde değil,
    bakımında da kullanılır.
    17

    Yıldırım, 100.000 dilim ekmek kızartmaya yetecek 5 milyar jul enerji içerir.
    17


    EN VERİMLİ ELEKTRİK SANTRALİ
    Brezilya ile Paraguay arasındaki Itaipu Hidroelektrik Barajı,
    dünyadaki tüm santrallerden daha fazla enerji üretiyor: 98 terawatt
    saat. Su, saniyede 62.000 metreküp debiyle akıyor.
    19

    Ortalama bir ABD vatandaşı bir Hindistan vatandaşının on katı enerji kullanıyor.
    19

    En fazla enerjiyi hangi olay
    açığa çıkarır?


    A-İnsan hapşırması
    B-Kasırga
    C-Atom bombası

    Cevap:
    Kasırgalar günde 1019 jul enerji açığa
    çıkarabiliyor. Bu miktar, Hiroşima’ya atılan
    atom bombasının bir milyon katı. Hapşırma
    sırasında damlacıklar yüksek hızda dışarı
    atılsa da açığa çıkan enerji çok küçük.
    21


    1848
    İlk modern petrol
    kuyusu Azerbaycan’da
    açıldı. 1900’lerin
    başında küresel
    üretimin yarısını
    oluşturuyordu.
    23

    Ağır el işçiliği yapan bir kişi, 100 W’lık bir ampulü çalıştırmaya yetecek kadar enerji üretir.
    23

    İzlanda’nın
    yenilenebilir şansı
    İzlanda’ya vuran jeolojik piyango sayesinde ülke,
    enerjisinin %80’inden fazlasını (ve elektriğinin
    %100’ünü) yenilenebilir kaynaklardan üretebiliyor.
    Tektonik levha hareketlerinin merkezi Atlantik Ortası
    Sırtı’nın ortasında yer alan İzlanda, birçoğu 250 derece
    sıcaklıkta kaynar su fışkırtan 200’den fazla volkan
    ve yaklaşık 600 kaplıcayla kaplı. Bu ısı sayesinde
    ülkenin enerji ihtiyacının %65’ini jeotermal
    enerji karşılıyor. Evleri, yüzme havuzlarını ve
    seraları doğrudan ısıtmak için bu sıcak su
    kullanılırken, jeotermal santraller de ısıyı
    elektriğe dönüştürüyor. Ülkedeki nehir
    ve şelale bolluğunun mümkün kıldığı
    hidroelektrik ise İzlanda’nın enerji
    ihtiyacının %20’sini daha
    karşılıyor. Yenilenemeyen
    enerjinin oranı %15. O da
    çoğunlukla petrol yakan
    taşımacılıkta kullanılıyor.
    23

    Genç anne babalar hasta çocukları yüksek
    ateş, yeşil burun akıntısı ve halsizlik
    şikâyetiyle doktora götürünce bol sıvı
    tüketme ve istirahat etme gibi standart
    önerileri duymak istemiyorlar. Semptomları
    anında hafifletecek bir şey, yani antibiyotik
    istiyorlar. Ne yazık ki bazı doktorlar da
    hastaların gerçekten antibiyotiğe ihtiyacı
    olup olmadığına bakmadan reçeteye
    antibiyotik yazıp geçebiliyor.
    24

    Amerikan Hastalık Kontrol Merkezlerine
    (CDC) göre vakaların yaklaşık %50’sinde
    antibiyotikler yanlış veriliyor.
    24

    2009 tarihli bir araştırmada sekiz doktordan birinin cep telefonunda MRSA bakteri kolonileri bulundu.
    25

    SÜPER
    MIKROPLARI
    ÖNLEMEK IÇIN
    ON IPUCU

    1
    Gereksiz
    veya yanlış
    antibiyotik kullanımının
    antibiyotik direncini
    artırdığını unutmayın.
    2
    Antibiyotiklerin nezle ve
    grip gibi viral
    enfeksiyonları değil, sadece
    bakteriyel enfeksiyonları
    tedavi edebildiğini bilin.
    3
    Asla kafanıza göre
    antibiyotik kullanmayın.
    4
    Doktor antibiyotik
    verdiyse talimatlarına
    uyun ve söylediği miktarın
    tamamını (genelde tüm
    kutu) kullanın.
    5
    Semptomlarınız aynı
    görünse bile
    arkadaşınıza verilen
    antibiyotiği kesinlikle
    kullanmayın.
    6
    Semptomlar şiddetli
    değilse sizi etkileyen
    patojenin belirleyecek
    tahlillerin yapılmasını
    bekleyin. Bu sayede
    doktorunuz geniş spektrum
    tedavisi yerine hedefli bir
    antibiyotik verebilir.
    7
    Doktordan antibiyotik
    istemeyin. Antibiyotik
    kullanmadan hastalığı
    giderebilecek tedavileri
    doktorunuza sorun.
    8 Hayvan enfeksiyonlarını
    gidermek için profilaktik
    antibiyotik tedavisi
    kullanmayan çiftlikleri ve
    işletmeleri tercih edin.
    Tarımsal antibiyotiklerin aşırı
    kullanımı, antibiyotik
    direncinin en büyük
    nedenlerinden biridir.
    9
    Kronik akneleri gidermek
    için düşük miktarda
    antibiyotik kullanmayın,
    diğer yöntemleri deneyin.
    10Sağlık çalışanları ve
    hastane ziyaretçileri,
    özellikle immün yetmezliği
    olan hastaların çevresinde
    el yıkama ve genel temizliğe
    dikkat etmelidir.
    27


    Ortalama bir insan günde en az iki kez hipnoz yaşıyor.
    31

    Bıçak altında
    hipnoz
    Açık kalp ameliyatlarını ve organ
    nakillerini sadece hipnotik ağrı hafifletme
    ile gerçekleştirmek mümkün görünmüyor
    ama o kadar invaziv olmayan ameliyatlar
    sırasında ağrıyı hipnozla yönetmek
    mümkün. Paris’te yaşayan Gineli şarkıcı
    Alama Kante, 2014’te boğazındaki
    paratiroit bezi tümörünün alınması için
    ameliyat edildi. Hayati risk taşıyan bir
    tümör olmasa da alınmaması şarkıcının
    kariyerini bitirebilirdi. Kante dünyada ilk
    kez, anestezi almak yerine hipnotize
    edilerek ameliyata girdi. Bu sayede
    ameliyatın kritik anlarında şarkı
    söyleyebiliyor, cerrahlar da ses tellerine
    zarar vermediklerini anlıyorlardı. Ameliyat
    başarılı geçti. Kante ise ameliyat boyunca
    çok uzaklardaki Senegal’i düşünüyordu
    ve hiçbir şeyin farkında değildi.
    32

    2017 yılında 73 yaşında bir hastaya dünyanın hipnoz altındaki ilk derin beyin ameliyatı yapıldı.
    33

    ünya genelindeki
    petrol rezervleri (varil)
    1 Venezuela
    298 milyar
    2 Suudi Arabistan
    268 milyar
    3 Kanada
    173 milyar
    4 İran
    155 milyar
    5 Irak
    141 milyar
    6 Kuveyt
    104 milyar
    35


    26.700.000
    TÜRKİYE’DE 2019’DA
    SATILAN AKARYAKIT (LİTRE)
    38

    13.000
    TÜRKİYE’DEKİ AKARYAKIT İSTASYONU SAYISI
    38

    0,02 $ VENEZUELA’DA BİR
    LİTRE BENZİNİN
    YAKLAŞIK FİYATI
    39

    Kolza yağı, geleceğin en büyük
    biyoyakıtlarından biri olabilir.
    39

    Dünyanın ilk yoğun bakım ünitesi 1953’te Kopenhag’da kuruldu.
    41

    231.000
    Türkiye’deki
    hastanelerin
    yatak
    kapasitesi
    42

    NHS Nightingale Hospital Londra,
    COVID-19 hastalarına hizmet vermek
    üzere dokuz günde inşa edildi.
    43

    Sosyal hizmet uzmanı
    Çoğu vakanın sonucu
    baştan belli olmaz. Yatakta
    yatan hasta kadar
    akrabalarının ve sevenlerinin
    de desteğe ihtiyacı olabilir.
    Bazı ülkelerde ve
    hastanelerde, ziyaretçilere
    duygusal destek veren
    sosyal hizmet uzmanları
    görev yapar. Hasta
    yakınlarına danışmanlık
    vererek durumu daha iyi
    anlamalarını sağlarlar.
    Sosyal güvencesi olmayan
    hastaların yönlendirilmesini
    de sağlayabilirler.
    43

    Avrupa’da hava kirliliğinden kaynaklanan en çok ölümün yaşandığı ülke İtalya.
    49

    DÜNYANIN EN BÜYÜK KARANTİNALARI
    Hindistan 1.380.000.000
    Çin760.000.000
    ABD297.000.000
    Bangladeş 165.000.000
    Rusya142.000.000
    Filipinler100.000.000
    Türkiye 83.000.000
    İngiltere68.000.000
    Fransa65.000.000
    İtalya60.000.000
    52

    Retba Gölü,
    Senegal
    Dünyanın en tuzlu
    göllerinden biri. Bu
    konuda Ölü Deniz’e
    rakip. Bu gölde yüzerken
    hiç batmazsınız.
    55

    Cidde Kulesi’nin 1,6 km olması planlanmıştı ama arazi analizinden sonra bu fikirden vazgeçildi.

    Cidde Kulesi
    Yükseklik: 1.000+ metre
    (planlanan)
    Kat sayısı: 200
    Kullanım alanı:
    Daireler ve ofisler
    İnşaat tarihi:
    2013-günümüz
    Mimar: Adrian Smith
    Yüzölçümü:
    530.000 metrekare
    Hedef:
    Dünyanın en yüksek binası
    57


    Dünyanın ilk gökdeleni, 1885’te Chicago’da inşa edilen 45 metrelik Home Insurance Binası’ydı.
    59

    Silisyum (silikon), dünyada en çok bulunan ikinci element. Ondan daha fazla olan tek element oksijen.
    63

    Dünyada 150 metreden daha uzun olan yalnızca yedi tane motorlu süper yat var.
    77

    Kare pencerelerde oluşacak basınç birikmesini önlemek için uçak pencereleri oval şekildedir.
    80


    Raspberry Pi’a PS2 emülatörü
    yükleyip PS2 kontrolcüsü bağlamak
    mümkün mü?

    Kesinlikle mümkün.
    Bunun için Raspberry Pi 2
    veya daha yeni bir modele, ek
    donanım olarak Raspberry
    Pi’a bağlayacağınız bir
    Playstation 2 portuna ve
    uyumlu bir emülatöre
    ihtiyacınız var.
    89


    Ekmek yanınca
    neden kararıyor?
    Organik maddeler (ekmek kızartma
    makinesindeki ekmek dilimi) ısınınca bir
    tepkime gerçekleşir. Ekmeğin içindeki
    karbon tutuşur ve atık ürün olarak yanmış
    karbon bırakır. Yanmış tost ekmeğinize
    siyah rengini veren budur.
    89

    Vücudun hangi kısmının büyümesi
    veya gelişimi en son durur?

    Ergenliğin sonunda vücudun tam gelişmiş haline
    ulaştığını düşünen birçok insan var ama aslında
    vücudumuz yaşam boyunca değişmeye devam ediyor.
    Hatta vücudun bazı kısımlarının büyümesi hiç durmuyor.
    Beyin gibi iç organlar, yeni bilgileri ve vücuttaki
    dalgalanmaları sürekli olarak işleyerek ölene kadar
    gelişmeye devam ediyorlar.
    Tüyleri ve tırnakları saymazsak (Bunlar ölümden sonra
    bile kısa süreliğine büyümeye devam ediyor.)
    vücudunuzun dışında yer alan ve boyutları yaşam
    boyunca büyüyen sadece iki organ var: kulaklar ve burun.
    Bunların ikisi de yumuşak doku ve kıkırdaktan oluşuyor.
    Bazı bilim insanları kıkırdak hücrelerinin daha uzun süre
    çoğalabildiğini düşünürken, bazıları ise bu büyümenin
    yerçekiminin desteğiyle gerçekleştiğini düşünüyor.
    90


    Vampir yarasalardan
    başka kan içen
    yarasa var mı?
    n Dünyada birkaç vampir yarasa türü var.
    Başka hayvanların kanını içerek yaşamını
    sürdürdüğü bilinen tek memeliler onlar. Meyve
    ve böcekle beslenen akrabalarının aksine,
    vampir yarasalardaki bağırsak mikropları
    farklı şekilde çalışarak kanı sindirebiliyor ve bu
    yarasalar kanla bulaşan virüslere karşı yerleşik
    bir dirence sahip. Ayrıca DNA’ları öyle
    programlanmış ki böbrek fonksiyonları,
    kandan ibaren beslenme tarzının getirdiği
    yüksek protein alımını tolere edebiliyor.
    90


    Evrenin ortalama
    rengi kabul edilen
    “kozmik latte”nin
    soluk bej rengi
    nereden geliyor?
    n 2002 yılında 200.000’den fazla yıldızın
    ışığının incelendiği bir çalışmayla evrenin
    ortalama rengi hesaplandı. Evrenin büyük
    kısmını simsiyah bir boşluk olarak hayal
    ederiz ama aslında yıldızların parlaklığı
    evrenin ortalama rengini değiştiriyor: Her
    şeyi karıştırırsanız ortaya sütlü kahve rengi
    gibi bir renk çıkıyor.
    91

    Vücudumuzdaki
    “iyi bakteriler” ne yapıyor?
    Sağlıklı kalmamıza yardımcı olan
    bazı bakteri türlerini “iyi” kabul
    ediyoruz. İnsan bağırsağı, “bağırsak
    mikrobiyotası” denilen geniş bir
    bakteri ve mikroorganizma
    popülasyonuna ev sahipliği yapıyor.
    Bakteriler bağırsaktaki yiyecekleri
    parçalamaya ve hastalıklarla
    savaşmaya yardımcı oluyor. Bu yüzden
    sağlığımız için hayati öneme sahipler.
    Bağırsak mikrobiyotanız beslenme
    tarzınızdan, yaşam tarzınızdan,
    çevrenizden ve antibiyotik
    kullanımından etkileniyor. Son
    bulgulara göre alerjiler, diyabet ve
    hatta kanser gibi birçok hastalık,
    bağırsak mikrobiyotasındaki
    bozulmalarla bağlantılı olabilir.
    92

    LCD ne anlama geliyor?
    LCD’nin açılımı “liquid crystal display”, yani “sıvı
    kristal ekran”. LCD ekranlarda kullanılan sıvı
    kristal molekülleri, ışık miktarını değiştirerek
    görüntüyü oluşturuyor.
    92

    Mideniz neden
    gurulduyor?
    Midenizde ve bağırsaklarınızda gıdaları,
    gazları ve sıvıları sindirim sisteminize
    iten kaslar var. Kasların gıdaları
    sıkıştırması gurultu sesini ortaya
    çıkarıyor. Mideniz boşsa beyniniz
    kaslara geriye kalan her şeyi
    itmelerini emrediyor ve bu de
    mide gurultusu dediğimiz sese
    neden oluyor.
    93
  • NEPTÜN'ÜN KEŞFİ


    1 Neptün yılı yaklaşık 165 Dünya yılına eşittir.
    1843 yılında Cambridge Üniversitesinden yeni mezun olan John Couch Adams, Uranüs'ün yörüngesinde görülen farklılıkları incelemeye başladı ve 1845 yılında bu etkinin, Uranüs'ten daha dışta dolanan bir gezegenin çekim etkisinden kaynaklanabileceğini söyledi. Adams ile yaklaşık aynı zamanda, ünlü Fransız astronom Jean Joseph Le Verrier de bağımsız olarak aynı sonuçları veren hesaplar yapmıştır. 1846 yılında Adams'ın önerisi Cambridge Gözlemevinde, Le Verrier'in önerisi ise Berlin Gözlemevinde test edildi ve beklenen konumlarda gerçekten bir gezegenin var olduğu gözlendi. Bu gezegene Le Verrier'in önerisi ile Neptün adı verildi.

    NEPTÜN'ÜN GÖZLENMESİ

    Neptün, Yer'den gözlendiğinde oldukça sönük görünen bir gezegendir. Karşı-konum anında bile görebilmek için ufak da olsa bir teleskopa ihtiyaç vardır. Yer'deki modern ve büyük teleskoplarla bakıldığında Neptün, sisli ve belirgin yüzey şekli göstermeyen yeşil-mavi renklerde görünür. Yer'den görünen açısal çapları, büyük uzaklıkları nedeniyle çok küçüktür. Karşı-konum anında Yer'den bakıldığında Neptün, 2" açısal çap altında görülmektedir.

    İlk bakışta Neptün, Uranüs'ün bir ikizi gibi görünmektedir. Yaklaşık olarak aynı çapa sahip olmalarına karşın, Neptün'ün kütlesi Uranüs'ten %18 daha fazladır. Neptün'ün dönme ekseni, ortalama bir eğime sahiptir ve gezegenin yörünge düzlemine dik doğrultu ile 29,5°lik bir açı yapmaktadır. Voyager 2 aracının Ağustos 1989'daki yakın geçişi sırasında, Neptün atmosferinin, Uranüs atmosferine göre çok daha aktif olduğu görülmüştür. Bu durum, Neptün'ün iç enerjisinin Uranüs'e göre daha yüksek olduğu anlamına gelmektedir.

    NEPTÜN'ÜN ATMOSFERİ


    Büyük Karanlık Leke
    Voyager 2 ölçümleri, Neptün'ün atmosferik bileşiminin Uranüs'ten çok farklı olmadığını göstermiştir. %79 hidrojen, %18 helyum ve %3 oranında metan kaydedilirken; amonyak(NH3) ve su buharının(H2O) yok denecek kadar az olduğu görülmüştür. Metan(CH4), aynen Uranüs atmosferinde olduğu gibi, Neptün'ün yeşil­ mavi renkte görünmesini sağlamaktadır. Neptün'ün üst atmosfer katmanlarına ait sıcaklık, aynen Uranüs'te olduğu gibi -218 °C civarında ölçülmüştür. Bu ölçüm sonuçları da, Güneş'e Uranüs'ten daha uzak olan Neptün'ün, daha kuvvetli bir iç ısı kaynağına sahip olduğunun bir göstergesidir.

    Uranüs'ten farklı olarak Neptün atmosferinde belirgin bulut yapıları izlenebilmektedir. Voyager 2, yakın geçişi sırasında izlenen en belirgin yapı Büyük Karanlık Leke olarak adlandırılan fırtına yapısıdır. Jüpiter'deki büyük kırmızı leke ile birçok açıdan benzerlik gösterir. Büyük karanlık leke içerisindeki hava akımları da saat yönünün tersi doğrultusunda hareket etmektedir. Ancak bu fırtınanın yaşam süresi, Jüpiter'de izlenen sürelerden daha kısadır. 1994 yılında Hubble Uzay Teleskopu ile elde edilen görüntülerde, büyük karanlık lekenin yok olduğu gözlenmiştir. 1995 yılında ise yeni bir fırtına bölgesinin ortaya çıktığı belirlenmiştir.

    Voyager 2 gözlemleri, Neptün atmosferinde belirgin beyaz renkli bulutların varlığını da ortaya çıkarmıştır. Bu bulutlar, yüksek rüzgar hızları ile üst atmosfer katmanlarına taşınan ve hızla donan metan buzu kristalleri tarafından üretilmektedir. Voyager görüntüsünde, bu yüksek bulutların daha derin katmanlar üzerindeki gölgesi açıkça izlenebilmektedir.

    NEPTÜN'ÜN İÇ ISISI

    Neptün, Güneş'ten aldığı ışınım miktarından daha fazlasını yaymaktadır. Bu durum Neptün'ün halen büzülme aşamasında olduğunu göstermektedir. Ürettiği fazladan iç ısı sayesinde, atmosferi ile iç kısımları arasında konveksiyon hareketleri oluşmakta ve atmosferinde izlediğimiz bulutların ve açık-koyu renkli kuşakların oluşmasını sağlamaktadır. Uranüs'te durum farklıdır, Güneş'ten aldığı ışınıma neredeyse denk bir ışınım yaymaktadır. Dolayısıyla ek bir iç ısı kaynağı bulunmamaktadır. İç bölgelerle, atmosfer arasında belirgin konveksiyon hareketleri bulunmadığından, yüzeyinde kuşaklar ve bulutlar da oluşmamaktadır. Hubble Uzay Teleskopu ile elde edilen Neptün görüntüsünde, farklı tonlardaki kuşak yapıları ve yüksek bulutlar açıkça izlenebilmektedir. Aynen Jüpiter'de olduğu gibi, açık renkli kuşaklar, atmosferde yükselen maddelerin; koyu renkli kuşaklar ise alçalan maddelerin bulunduğu bölgelere karşılık gelmektedir.

    NEPTÜN: JÜPİTER VE SATÜRN'DEN DAHA YÜKSEK ORANDA AĞIR ELEMENT İÇERİR


    Neptün
    İlk bakışta Neptün, Jüpiter ve Satürn'den daha küçük bir çapa, daha küçük bir kütleye sahiptir, adeta bunların bir türevi gibi görünmektedir. Jüpiter ve Satürn'ün kimyasal bileşimlerinin kabaca Güneş'e çok benzediğini biliyoruz. Ancak Neptün'ün ortalama yoğunluk değeri olan 1640 kg/m3, Jüpiter ve Satürn'e oranla beklenenden daha fazladır. Bu sonucu Neptün'ün daha fazla ağır element içerdiği şeklinde yorumlayabiliriz.

    Dev gezegenlerin oluştuğu bölgede, oluşum zamanlarında daha fazla hidrojen ve helyum bulunduğunu biliyoruz. Bu koşullar altında Neptün'ün daha düşük hidrojen ve helyuma karşı daha fazla ağır element içermesi, beklenmeyen bir sonuçtur. Dev gezegenlerin, oluşumlarını iki temel aşamada tamamladıklarına ilişkin belirgin delillere sahibiz. Buna göre ilk aşamada gezegenimsilerin ve buzların birleşmesiyle büyük boyutlu kayalık çekirdekleri oluşmuştur. İkinci aşamada ise, katı kayalık çekirdeğinin yüksek çekim etkisiyle çevresindeki hidrojen ve helyum gibi hafif gazların yakalanmasıyla üst katmanları oluşmuştur.

    Ayrıca Güneş sistemini oluşturan bulutsunun dış bölgelerine gidildikçe parçacık yoğunluğunun azaldığı büyük ölçüde kabul gören bir yaklaşımdır. Ancak yapılan hesaplamalar, Neptün'ün çekirdek boyutunun, Jüpiter ve Satürn çekirdekleri ile karşılaştırılabilir boyutta olduğunu ortaya koymaktadır. Bu koşullar altında önerilen bir teoriye göre Neptün'ün ilk oluşum aşamaları, Jüpiter ve Satürn'e oranla daha uzun sürmüştür. Çevredeki parçacık sayısının düşük olması sonucu uzun zaman alan çekirdek oluşumu süresince, çevrelerindeki hidrojen ve helyumun önemli bir miktarı yıldızlararası ortama kaçmıştır. Sonuç olarak Neptün, çevresinden daha az hidrojen ve helyum yakalayabilmiştir. Ancak bu teorinin açıklamakta zorluk çektiği önemli bir ayrıntı bulunmaktadır.

    Eğer Neptün, bugünkü izlenen konumunda oluşmuşsa, bu uzaklıklardaki seyrek maddeden bugünkü kütlesine ulaşabilmesi için geçmesi gereken süre, Güneş sisteminin yaşını geçmektedir. Bu sorun, Neptün'ün Güneş bulutsusunun daha iç bölgelesinde oluştuğu varsayımı ile aşılabilmektedir. Bu koşulu dikkate alan diğer bir teoriye göre, Neptün, Güneş'ten 10 AB uzaklıkta oluşmaya başlamıştır. Bu uzaklıkta yeterince büyük çekirdeğini oluşturarak ilk aşamayı geçmiş ancak ikinci aşamasını tamamlayamadan, ön-Jüpiter, ön-Satürn'ün birleşik çekim etkisiyle bugünkü izlenen daha geniş yörüngesine yerleşmiştir. Yeni yörüngesi civarındaki düşük parçacık yoğunluğu nedeniyle yeterince hidrojen ve helyum yakalayamamış ve gelişimi sona ermiştir.

    Neptün kabaca Yer hacminde ancak Yer'den daha büyük kütleye ve kayalık bir çekirdeğe sahiptir. Gezegenin kayalık çekirdeği, sıvılaşmış su ve amonyak buzu içeren bir manto ile sarılıdır. Gezegenin dış katmanı ise büyük oranda sıvılaşmış hidrojen, helyum ve düşük oranda sıvı metan içerir. Neptün'deki bu katman, Jüpiter ve Satürn'dekine oranla daha sığdır ve yeterli basınç üretilemediğinden metalik yapılı sıvı hidrojen oluşumu gerçekleşmemiştir.

    NEPTÜN'ÜN MANYETİK ALANI

    Neptün'ün manyetik alanının Voyager 2 manyetometreleriyle yapılan ölçümleri, manyetosferindeki yüklü parçacıkların radyo gözlemleri ile birleştirildiğinde şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Gezegenin manyetik ekseni, dönme ekseni ile çok büyük açı yapmaktadır. Yer, Jüpiter ve Satürn için 12°den daha büyük olmayan bu açı, Neptün'de ise 47°dir. Ayrıca manyetik merkezi, kütle merkezi ile çakışık değildir ve büyük sapmalar göstermektedir.

    Manyetik karakterindeki bu beklenmedik yapıların, bir zamanlar karşı karşıya kaldığı büyük boyutlu çarpışmalarla oluştuğu düşünülmektedir. Bir başka teoriye göre gezegenin manyetik polaritesini değiştirme aşamasında olduğu düşünülmektedir. Yer'in uzak geçmişinde manyetik polaritesini birkaç kez değiştirdiğine dair elimizdeki kanıtlardan hareketle bu varsayım yapılmaktadır. Manyetik polarite değişimi sırasındaki kararsızlıklar, Neptün'de izlenen tuhaf manyetik alan yönelimini doğurabilecek niteliktedir. Neptün'ün içerdiği hidrojen, metalik karaktere ulaştırabilecek iç basınca sahip değildir. Bu koşul altında, gezegenin manyetik alanının, sıvılaşmış buzlar içeren manto katmanında üretildiği düşünülmektedir. Bu katmandaki yüksek basınç altında elektronlarını kaybeden amonyağın, ortamın elektrik iletkenliğini arttırdığı varsayılmaktadır. Bu şekilde yüklü parçacık içeren mantoda gerçekleşen akışkan hareketleri gözlenen manyetik alanı üretmektedir.

    NEPTÜN'ÜN HALKALARI


    Neptün'ün Halkaları
    Neptün de aynı Uranüs'te olduğu gibi bir dizi sönük halka sistemiyle sarılıdır. Neptün'ün de halkalarının varlığı yıldız örtmesi gözlemlerinden bulunmuştur. Voyager 2'nin Neptün halkalarına ilişkin ilk gözleminde, 2 ana halka yapısının yanı sıra daha içte üçüncü ve sönük bir halka daha bulunmaktaydı. Yapılan ölçümler Neptün halkalarında yer alan parçacıkların 1 µm (10-6 m) ile 10 m arasında olduğunu göstermiştir. Gezegenin halka bölgelerindeki sıcaklık, metanın buz halinde halka parçacıkları üzerinde yoğunlaşmasına izin verecek ölçüdedir. Ancak buna rağmen düşük yansıma gücü göstermektedirler.

    Bilim adamları bu olayları gezegenin manyetosferi tarafından yakalanan serbest elektronların halka buzları ile etkileşmesine bağlamaktadır. Bu teoriye göre yakalanan elektronlar metan buzlarına büyük hızla çarparak farklı karbonlu bileşiklerin açığa çıkmasına neden olmaktadır. Kömürün yansıtma gücü değerine sahip bu bileşikleri açığa çıkaran sürece ışınım kararması adı verilmektedir. Sonuç olarak gezegenin halkaları son derece düşük yansıtma gücüne sahiptir.

    NEPTÜN'ÜN UYDULARI


    Triton
    Proteus
    Nereid
    1989'daki Voyager 2 yakın geçişi öncesinde, Neptün'ün sadece iki uydusunun yani Triton ve Nereid'in varlığı biliniyordu. Voyager 2 keşifleri ile bu sayı 8'e yükselmiştir. 2003 yılı sonuna gelindiğinde ise Neptün'ün bilinen uydu sayısı 13'e yükselmiştir. Uyduların bazı fiziksel özellikleri liste halinde verilmiştir. Bu uyduların çoğu, haklarında kısıtlı bilgiye sahip olduğumuz buzla kaplı ufak cisimlerdir. Uranüs'ün küçük boyutlu uyduları ile benzer özelliklere sahip oldukları düşünülmektedir.

    Uydu Adı

    Uranüs Merkezine
    Uzaklık (km)

    Yörünge Dönemi
    (gün)

    Çap (km)
    Ortalama Yoğunluk
    (kg/m3 )

    Naiad 48 227 0,294 58 -
    Thalassa 50 075 0,311 80 -
    Despina 52 526 0,335 148 -
    Galatea 61953 0,429 158 -
    Larissa 73 548 0,555 192 -
    Proteus 117 647 1,122 416 -
    Triton 354 800 5,877 R 2706 2054
    Nereid 5 513 400 360,1 340 -
    2002 N1 15 728 000 1879,71 R 62
    2002 N2 22 422 000 2914,07 44
    2002 N3 23 571 000 3167,85 42
    Psamathe 46 695 000 9115,91 R 24
    2002 N4 48 387 000 9373,99 R 60
    Tablo: Neptün'ün 2003 yılı sonuna kadar bilinen 13 uydusunun fiziksel özellikleri.
    R: Retrograt yörünge hareketi, Ortalama yoğunluğu listelenmeyen uyduların kütleleri henüz bilinmemektedir.

    Voyager 2 aracıyla izlenen Triton yüzeyi.
    Neptünün Uydusu Triton: Buzdan Genç Yüzey, Belli Belirsiz Atmosfer

    Neptün'ün en büyük uydusu Triton diğer uydulardan belirgin farklılıklar göstermektedir. Yörünge hareketi retrograt yöndedir, yani Neptün'ün dönüş yönünün tersi yöndedir ve yörüngesi Neptün'ün ekvator düzlemiyle 23° gibi oldukça büyük bir açı yapmaktadır. Jüpiter ve Satürn'ün bazı dış uydularına benzer şekilde, Triton'un da Neptün tarafından asteroit kuşağından yakalandığı düşünülmektedir. 2706 km çapı ile, Güneş sisteminin asteroit kökenli uyduları arasında en büyük olanıdır.

    Triton'un buzlarla kaplı, yüksek yansıtma gücüne sahip yüzeyine ilişkin, Voyager 2 görüntüleri elde edilmiştir. Çarpma krateri sayısının düşük olması, yakın geçmişindeki tektonik aktivitelerin bir göstergesidir. Dolayısıyla yüzey yaşı oldukça düşüktür. Donmuş geniş göl alanlarını andıran yapılar, bir zamanlar buz volkanizmasının son derece etkin olduğuna işaret etmektedir.

    Ayrıca Europa ve Ganymede'nin yüzeyinde görülen benzer uzun çatlak yapıları bulunmaktadır. Buruşuk yüzey yapısı sadece Triton'a özgüdür ve bir kavunun yüzeyini andırmaktadır (Cantaloupe bölgesi). Voyager 2 aracıyla izlenen koyu renkli madde çıkışlarına ait volkanik şemsiye yapıları, Triton'un iç bölgelerinin halen sıcak olduğunun bir delilidir. Bu görüntüden şemsiyelerin yüzeyden olan yükseklikleri 8 km olarak ölçülmüş ve izlenen volkanik etkinliklerin, Yer'deki gayzer çıkışları ile aynı mekanizmaya sahip olduğu tespit edilmiştir.

    Triton'un yüzey sıcaklığı -235°C olarak ölçülmüştür. Bu değer bugüne kadar uzay araçları tarafından, Güneş sistemi üyeleri için ölçülen en düşük yüzey sıcaklığı değeridir. Bu sıcaklık değerinde azot(N) katılaşarak buz haline gelebilmektedir.

    Triton yüzeyinden alınan yansımış Güneş ışığı tayfında azot(N) ve metan(CH4) buzunun oluşturduğu soğurma yapıları görülmektedir. Triton'un yüzeyindeki sıcaklık ve basınç koşulları altında azot buzları belirli oranda süblimleşerek buharlaşabilmektedir.

    Voyager 2 aracı, Triton'un son derece düşük yoğunluklu ve temel olarak azottan oluşma bir atmosfere sahip olduğunu doğrulamıştır. Bu atmosfer yüzeyde 1,6x10-5 atm gibi çok düşük bir basınç yaratmasına rağmen Neptün'ün uydusu Triton'un yüzey detayları oldukça dinamiktir ve oluşturduğu sabit rüzgarların etkisiyle, gayzerlerden fışkıran koyu renkli maddeleri çıkış noktasından 150 km uzağa sürükleyebilmektedir.

    TEDİRGİNLİK ETKİLERİ VE TRİTON'UN SONU

    Triton'un, Neptün üzerinde oluşturduğu çekimsel tedirginlik etkisi, Neptün'ün Triton'a bakan yüzünde ve bunun zıt tarafında gel-git şişkinlikleri oluşturmaktadır. Hatırlanacak olursa, Yer-Ay arasındaki benzer etkileşme, Yer'in okyanuslarında gel-git kabarmaları oluşturmakta ve bu kabartılar, Ay üzerinde ek bir çekim etkisi yaratarak, Ay'ın düzenli olarak spiral bir yörünge boyunca Yer'den uzaklaşmasına neden olmaktaydı. Neptün'de oluşan şişkinliklerin benzer etkisi altında kalan Triton'un spiral yörüngesi, retrograt hareketten dolayı dışa doğru değil, içe doğrudur. Şu andaki yaklaşma oranı ile Triton'un 100 milyon yıl sonra Neptün'ün Roche limitinin içine gireceği ve parçalanarak yeni bir halka sistemi oluşturacağı tahmin edilmektedir.

    "NEREİD" UYDUSU

    Voyager 2 yakın geçişi öncesinde varlığı bilinen diğer uydu Nereid, Yer'den yapılan gözlemlerle 1949 yılında keşfedilmiştir. Prograt yönde yörünge hareketini yapmasına rağmen Güneş sisteminde bilinen en basık yörüngeye sahip uydudur. Bir yörünge dönemi boyunca Neptün'e olan uzaklığı 1,4 milyon km ile 9,7 milyon km arasında değişmektedir. Nereid'in bir zamanlar çember olan yörüngesinin, yakalandıktan sonra Triton ve Neptün tarafından oluşturulan ortak çekim alanı altında basık bir elipse dönüştüğü düşünülmektedir.