• “Hayattaki amacın para, şöhret yada bir sıfat edinebilmek olmamalı. Her seferinde senin var olma amacının anlamını pekiştiren bir çabada olursan, yaşamın içinde olduğunu, evrenin bir parçası olduğunu hissedersin” : Kitap bitince koltukta kalakalmış bir ben ve düşünce bulutumun içinde yazanlar bunlardı :)
    Martin Eden, ne harika bir anlatımdın. Yıllardır kütüphanemde olan kitap, bence zamanının gelmesini beklemiş.
    Eğitimsiz bir denizcinin, aşık olduğu kızın gözüne girmek amacıyla başladığı bilgi yolculuğu. Bilim ve felsefe alt metni, kurgunun içine öyle güzel yerleşmiş ki, Martin sorgularken ben de onunla birlikte cevapları bulmaya çalıştım.Evren, toplum, başarı, edebiyat dünyası, aşk, eğitim üzerine çokça düşündüm.
    Harika bir yolculuktu.
    Benim için değerli kitaplar arasına girdi.
    Mutlaka okumanızı öneririm⭐️
  • Bu inceleme olaylarını pek beceremiyorum ama bu kitap hakkında birkaç bir şey söylemezsem büyük haksızlık olurmuş gibi geldi. Bu yüzden inceleme yazma çabam başlamış bulunmaktadır...

    Öncelikle yazarın ilk kitabı Ölümden Beter Yaşamlar. 2014 yılında ilk basımı gerçekleşmiş. Kitabı bitirdiğimde neden 4 yıldır bu kitabın ismiyle karşılaşmadım diye sorgularken buldum kendimi. 1k'da da okunma sayısı çok düşük oluşu şaşırttı biraz ama kaliteli kitapların ( bazı kaliteli kitapların demek daha doğru olur gibi), bu mecrada okunma sayısının düşük oluşuna valla ne yalan söyleyeyim alıştım gibi..

    Burada tanıştığım bir arkadaşımdan kitap önerisi istemiştim. Üç kitap önerdi, ikisini okuyup çok beğenmiştim (Toza Sor, Mumsema Han) ama Ölümden Beter Yaşamlar'a gelince nedense inanılmaz bir isteksizlik kaplıyordu içimi. Elimde okuyacak kitap kalmayınca kitaplığımdan çıkarıp okumaya başladım ve daha ilk on sayfasında beni inanılmaz bir şekilde olayın içine çekti. Bir bakmışım ki bir saat sonra yüz sayfa bitmiş bile..

    Kitabı birçok nedenden dolayı çok beğendim. Kısaca bahsetmek gerekirse :
    Birincisi : Kesinlikle konusu. 2000'li yıllardaki o ekonomik ve toplumsal geçişin işlendiği bir kitap. Bu geçişin insanlar üzerindeki etkilerini (özellikle işsizlik, istihdamdaki rekabet, esnek ve güvencesiz çalışma konularının etkisi), toplumsal tabakalaşmanın varlığını, sefaletin, dibe vurmuşluğun ve insan ilişkilerinin aslında çivisinin çıkmışlığının bir miktar kara mizahla harmanlanıp anlatılışı.

    İkincisi : Anlatıcı ve bakış açısı türü. Çoğulcu bakış açısıyla, romandaki tüm karakterlerin, yaşadıkları olayları kendi açısından anlatışı; bence olayların ve duyguların daha net bir şekilde kavranmasını sağlıyor.

    Üçüncüsü : Olay örgüsü. O kadar düşünülerek ve emek verilerek yazılmış ki.. Bana göre karakterler arası anlık geçiş yaparken okuyucuyu olaylardan koparmadan, sıkmadan ve okuyucunun daha fazla merakla okumasını sağlamak ustalık gerektirir. İlk romanı olmasına rağmen bunu 325 sayfanın her birinde harika bir şekilde başarmış yazarımız.

    Dördüncüsü : Karakterler. Başkahramanlarımız Adem Ziya ve Diler. Diğer bahsi geçen karakterler de dahil, hepsi günlük hayatta gördüğümüz, tanık olduğumuz kişiler, hatta kendimizden bir şeyler bulabileceğimiz kişiler.

    Kısaca bahsedeyim derken hep eleştirdiğim destansı kitap incelemeleri gibi inceleme yapmışım farkında olmadan. Ben okurken büyük zevk aldım yahu. Okunma sayısı isterim ki 9 değil 9000 olsun. Öyle güzel bir kitap. İçeriği dolu ve dolu olduğu kadar sağlam. Bir okuyun derim..
  • Ben;
    Dünyayı, yaşamları, kaderi, varlığı sorgularken 'insanlar ' sadece ' insanları' sorguluyor
    Buradaki adaletsizliği çözemiyorum doğrusu.
  • " Ceheneme inanıyordu inanmasına ama insanların oraya gerçekten gittiğine ikna edememişti.
    Cehennemin olduğuna ama boş olduğuna inanıyordu."
    George Orwell
    Sayfa 86 - Can yayınevi
  • Kendine özgü düşünce yapısı, olaylara olgulara farklı bakış açısı yüzünden sancılı bir hayat geçirmiş ve erken yaşta hayata veda etmiş en sevdiğim yazarlardan birisi. Bu kadar sevmemin sebebi ise tüm yaşanmışlıkları en doğal şekliyle kaleme alıyor ve bunu yaparken de okura da o anı yaşatıyor olması.

    Kitapta kendinizi , buzsoğuğu tımarhane odalarında hayatı, ölümü, gerçekleri, deliliği sorgularken bulacaksınız. Aklın sınırlarını sorgulayarak edindiği farklı düşüncelerini çevresiyle paylaştığı için deli muamelesi gören, gençliğinin bir kısmını kliniklerde geçiren yazarımız sayfa 48de "Biraz istediğim gibi davranmaya başladığımda, götürülüp, demir parmaklıklar gerisine kilitleniyorum." diyerek hâlini izah ediyor.

    Defalarca ölmeyi deniyor, ölemiyor. İntiharlarında ki başarısızlıklarından sonra ise, "İntihar düşüncesi peşimi bırakıyor. Çoğunluk gibi doğal ölümü bekleyeceğim." diyerek artık o günün özlemiyle yaşamaya başlıyor. Ve çok erken bir yaşta kanser hastalığı sebebiyle bahsettiği doğal ölüme ulaşıyor.

    Ben kitaptan sonra ki kendi hissiyatlarımı yazmaya kalksam, sonu gelmeyen incelemelerden birisini de ben yazmış olurum.. Sizi sıkmadan kitabı tavsiye etmekle yetineceğim. Okuyun, benim anlatamadığım bu hissiyatlar iliklerinize kadar işleyecektir zaten.

    Tezer'li, bol kitaplı günler dilerim.
  • Çürümenin kitabı...Bu kitap için ne diyebilirim inanın bilmiyorum.
    Yazar E.M. Crion bu kitapta kısa yazılarla bir çok konudaki fikirlerini aktarmış bize. Bunların içinde ben çok etkileyen iki paragraf var ve bunları size aktarmak istedim;
    (1)
    "Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet - geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki?"
    İnsan bu cümleyi okuduktan sonra ister istemez kendi hayatını sorgularken buluyor kendini; ne yaptım ben? rüyam neydi? ve eğer ki eksikseniz içinizi acıtıyor bu cümle...
    Bu sorgulama benim için çok derin bir sorgulama oldu ve bu cümle benim kafamda yankılanıp duruyor ...
    (2)
    "Kökeninde aldatıcı ve yıkıma mahkum olmayan hiçbir "yeni" hayat görmedim şimdiye kadar. Her insanın zaman içinde ilerleyip bunaltılı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerinin beklenmedik yüz buruşturmasıyla karşılaşıp kendi içine düştüğünü gördüm."
    Bu cümleyi insanın yeni bir hayat için topladığı cesaretinin yine kendi kendine yenilmesiyle nasıl bir hayal kırıklığına dönüştüğünün en güzel anlatımı bence.
    Size diyebileceğim tek şey kitap insanı sarsıyor ve de sorguluyor...Okuyun
  • Geniş yığınların yoksulluğunu ,acılarını,toplumsal eşitsizliğini okurken ve suç karşısında vicdanla cezayı sorgularken kitabın o taptaze dili ;bunca karanlığa rağmen içinizde kuşlar uçuruyor.Ben bu duyguyla okudum.