• “Sadece sizin gibi düşünen/konuşan insanları okuyorsanız, okumuyorsunuz demektir.”
    “Bebekken verilmeyen konuşma hakkı büyüyünce de verilmiyordu aslında.Hep başkaları dolduruyordu bilgilerimizi bizim adımıza.”
    “Bazen kendi zihninden korkuyordu
    doğrusu.Düşündüklerinden,yapabileceklerinden...”
    Kitap incelemesine altını çizdiğim birkaç satırla başlamak istedim.Kitabı aldığımda konusu hakkında çok fazla bilgi sahibi değildim,okumaya başladığımda konusu çok farklı ve birbirinden apayrı dünyaların güzel bir şekilde bir arada yer aldığını görüyoruz.Kitapta o farklı mozaiğin hikayesi anlatılıyor.Elif Şafak diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de okurları düşündürüp,kafalarında soru işaretlerinin oluşmasına neden oluyor.En çokta yazarı bu yüzden okuyorum çünkü sorgulamayı unutuyoruz,aklımız tembelleşiyor.Bu gerçekten yapmamalıyız insan düşündükçe vardır ve kendini besler.Genel olarak Atatürkçülük,feminizm,hümanizm,rasyonalizm ve dindarlık gibi konular üzerinde durulmuştur.Konu olarak Peri,Mona ve Şirin isminde üç kız arkadaşın Oxford’da tanışmalarıyla başlayan olaylara yer verilmiştir.
    Mona : Muhafazakar ve çok yönlü biridir.
    Peri : Mona ve Şirin arasında kendi düşüncelerini bulmaya çalışan biridir.
    Şirin :Özgür ruhlu biridir.
    Üç karakterin kadınsal,siyasi ve dini düşünceleri,kimlik kazanımını,doğu-batı sorunu ve kadın-erkek ilişkilerini bakış açılarıyla kaleme almıştır.Yani yazar güncel ve herkes tarafından tartışılan konuları konu edinmiştir onun için okuyucular yabancılık çekmemektedir ancak bazen yazar kendi görüşlerini belirtmek üzerine o kadar uzun yazmış ki roman okuduğunuz unutuyorsunuz.Onun için çok fazla beğenemediğim bir eser oldu.
    Keyifli Okumalar Dilerim
  • ''En doğru şekilde nasıl yaşarım?''sorusuyla hayatı bağlı her insan gibi kendime işkence çektirdiğim ve,''İlerlemeye uygun olarak yaşa,''cevabını verdiğim zamanlar henüz sadece,kayığı rüzgar ve dalgalarca sürüklenirken kendisi ve hayati tek soru olan,''Dümeni ne tarafa kırmalı?''sorusuna,''Biz bir yerlere sürükleniyoruz,''cevabını veren adama benzediğini bilmiyord
    um.
  • Zorla attın kendini dışarı diyelim, sokak başka bir zulüm... Etrafa bomboş bakan gözlerin... Amaçsız, adeta kendi kendine dolaşan ayakların... Ne işin tadı var, ne dostlarla yapılan sohbetin, ne rakının, ne denizin... Üstelik nereye gidersen git, bir türlü kurtulamadığın, aklına mıh gibi çakılmış o soru: Onlar -sevdiklerimiz- öldükten sonra ben niye yaşıyorum ki?
  • “Tanrım! Benim ki de soru mu? Sizin gibi meşhur birinin dünyada tanımadığı biri elbette yoktur.” Dedi. Başının ağırlaştığını hissediyordu Amelia.


    “Aslında bir kişi var.” Diyerek mırıldandı Bay Jasper, Amelia’nın şerefine kadeh kaldırırken.
    “Kim o şanssız kişi? Sizinle tanışmadığı için oldukça şanssız olmalı.” Diyerek bir kez daha karşılık verdi Genç Amelia.

    “Tanrı. Tanrı ile daha önce hiç tanışmamıştım.” Dedi Jasper. Amelia bir kaç dakikalığına bile olsa içmeye ara vermişti.
  • Biz aslında toplumun aksayan yönlerini hep şehirlerde ararız ,şehirlerin insanları bozduğunu anlatır durur büyüklerimiz.Hırsızlıktan ,tacizden,tecavüzden en çok şehirlerde korkar insan.Halbuki öyle değildir.Taşrada üstü kapatılmış bir çok duygu, bir çok yaşanmışlık şiirlerde ,romanlarda ,öykülerde bize kapılarını aralar."Dünya Ağrısı" kimilerine göre bir yabancılaşma süreci gibi algılansa da bana göre edebiyatın taşraya bakışından bir parça.Romanın ana teması son dönemlerde gündemi çokça meşgul eden "cinsel istismar" meselesi, fakat öyle uzun uzun anlatılmamış olması ,sadece psikolojik sonuçları ile irdelenmiş olması bana göre romanın akışını önemli oranda etkilemiştir ve daha keyifli bir okuma için olanak sağlamıştır.Tüm bunların yanında altını çizdiğimiz birçok cümlede bize aslında bildiğimiz gerçekleri pervasızca söyleyen yazar ucuz bir romantizmin ötesinde bir bakış açısı kazandırır.Okurken aklımdaki en önemli soru ise; "otel"i Yusuf Atılgan 'ın "Anayurt Oteli" adlı romanındaki temsili ile mi yorumlamak lazım ? sorusu olmuştur.Çarpıcı cümlelerle dolu bir solukta okunacak bir roman."Aylak " kavramını yeniden yorumlayışım.
    Bir de söylemeden yapamayacağım,kitaba her baktığımda bir başka romanda okuduğum bir cümle zihnimde gezinip durdu."Serin bir rüyanın hatrınadır çektiğim dünya ağrısı." diyordu yazar.Bu da bir çeşit metinler arasılık olabilir bence .
  • Dünya siyaseti her geçen gün biraz daha karmaşık hale gelmekte kimi ülkelerde yapılan seçimlerdeki sürprizler hepimizi şaşırtmakta. Ortadoğu kan gölü haline dönmüşken, Dünyada milyonlarca mülteci sorunu çıkmışken sizin de aklınıza bazen şu soru gelmiyor mu; "3.Dünya Savaşı yakın mı?" Erich Maria Remarque'ın Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok adlı kitabı bizlere bu korkunç ortamı 200 sayfa içinde anlatmaya çalışmakta. Savaşla bir insan insani duygularını nasıl kaybeder, bir aileyi, milleti derinden yıkan etkileri nelerdir. 1 Dünya savaşından etkilenerek yazılan kitapta on dokuz yaşındaki bir gencin gözüyle yazılması ise kitabın etkili olmasını kat kat artırıyor. Savaş gibi yıkıcı kararlarda bazen 2 kere hatta 100 kere düşünmek lazım.
  • Seni, acundan yüce tek 'var' saymışım Tanrı'm
    Göğe değen başımı, yere eğmişim Tanrı'm
    Ve gönlümde yanına çiçek koymuşum Tanrı'm
    Bu sevgiyi sen verdin, bu da benim nazımdır
    Korkak kullarca değil, erkekçe niyazımdır

    Ey Tanrı'm, yüce Tanrı'm
    Kat, gücü güce Tanrı'm
    Bölük bölük bölündük
    Sonumuz nice Tanrı'm

    Sensin derdi yaratan, derman olan yine sen
    Sensin Türk'ü yaratan, ayrı kılan yine sen
    Yüce dağlar birleşir, eğer ki sen 'ol' desen
    Dilersen kes hakkımı ekmeğimden, suyumdan
    Bu birlik, varlık demek esirgeme soyumdan

    Kapına durdum Tanrı'm
    Yere diz vurdum Tanrı'm
    Çek şu kızıl perdeyi
    Bir olsun yurdum Tanrı'm

    Tanrı'm, şerefim için, namusum, dinim için
    Şerefsize bilenen şerefli kinim için
    'Ben' dedim ya, andolsun, sanma ki benim için
    Ahlaksız çarklar için, saklanmaz farklar için
    Şu çakal insancıklar, şu bozkurt Türkler için

    Açtım elimi Tanrı'm
    Çözdüm dilimi Tanrı'm
    Kabul et bu duamı
    Arz-ı halimi Tanrı'm

    Bir gece, ağlar gibi kurtlar uludu dağdan
    Gözlerime kan değdi, dokuz yaralı tuğdan
    Bir türkü, bir de ağıt kopardım eski çağdan
    Türküm umudum olsun, ağıdım yaram olsun
    Türküsüz ve ağıtsız gün bana haram olsun

    Bu acı beter Tanrı'm
    Sanmam ki biter Tanrı'm
    Belki benden artar da
    Neslime yeter Tanrı'm

    Bizi zulme bileyen bu kutlu güç senindir
    Haklı ve yiğit kılan terefli taç senindir
    Türk olmaksa suçumuz, bu soylu suç senindir
    Sanma ki bu sorgudur, sen Tanrı'sın, ben kulum
    Sen sabırda zenginsin, bense işte yoksulum

    Dört yanım soru, Tanrı'm
    Hepsi en zoru Tanrı'm
    Soruların zorundan
    Soyumu koru Tanrı'm

    Sen Tanrı değil misin, adını yargılatma
    Sana Tanrı deyince, dinimi sorgulatma
    Ya adam et bunları, ya beraber yaşatma
    Kanı bozuk olanlar 'Türk'üm' diyemesinler
    Ve Türk'ün dik başını yere eğemesinler

    Gökçek Tanrı'm, gök Tanrı'm
    Sevgisi büyük Tanrı'm
    İti kurda baş kılma
    Bu ne ağır yük Tanrı'm

    Şimdi beni ezenler, demek soyumu bilmez
    Bozgunun ardındaki mutlak toyumu bilmez
    Demek beni bilir de, deli huyumu bilmez
    Çin'de kırkbir çeriyle ihtilal yapan kimdi? 
    Peki o uslanmaz kan hangi bedende şimdi?

    Şükür ki bende, Tanrı'm
    'Niçin'i, sende Tanrı'm
    Bugünü de kutlu kıl
    Gözlerim dünde Tanrı'm

    Türkiye benim yurdum, canım kurban bu yurda
    Fakat bir dağ az gelir mayası hür bozkurda
    Kıralım şu zenciri artık ferman buyur da
    Sınırları bozalım, yeni baştan çizelim
    Kendi toprağımızda hesapsızca gezelim

    Bir ferman buyur Tanrı'm
    Dünyaya duyur Tanrı'm
    Türk'ü Türk'e kavuştur
    Var beni ayır Tanrı'm
    Çünkü o gün her ölen
    Sadece uyur Tanrı'm