• "Hiç olmasa ölmeseydi, gitmeseydi, babalık etseydi. Dursaydı, baba denecek biri olsaydı evin içinde. Ama gitti işte, ölüverdi adam, adına bile dillerini döndüremedikleri bir Bulgar kasabası girişinde. Gitmesinde sorun yok, asıl sorun bir daha gelmeyecek olmasında."
  • Sorun da buydu işte. Asla güzel ve huzurlu bir yer bulamıyordunuz çünkü öyle bir yer yoktu.
  • "Körbağırsakmış, böbrekmiş... bunlarla hiç alakası yok! Yaşam ve... ölüm! İşte o kadar! Yaşıyordum... bir yaşamım vardı, ama şimdi usulca elimden kayıyor ve ben onu tutamıyorum. Evet. Ne diye kendimi aldatayım? Benden başka herkes bilmiyor mu ölmekte olduğumu sanki... Bu hafta mı; bugün mu yarın mı? Sorun bundan ibaret! Belki de bugün, şimdi! Az önce aydınlıktı ortalık, şu anda karanlık. Şimdi buradayım, az sonra orada olacağım. İyi de orası neresi?"
  • Sonra dayanamıyorsun. Her şeyi içine atmaktan yavaş yavaş tükendiğini hissediyorsun seni çok iyi anlıyorum diyen herkesin, seni anlamadığını görüyorsun. En yakınından uzaklaşıyorsun. Yapabildiğin en iyi şeyin, yazmak olduğunu görüyorsun. Ve yazıyorsun. Herkesten saklasan da, gizlesen de tükeniyorsun. Hani o dışarıya verdiğin mutluyum imajı var ya, işte o içini yiyip bitiriyor. Biri gelse ve gerçekten de tam anlamıyla yanında olsa, düzeliceksin gibi geliyor. Ama o kadar çok yenilgiye uğradın ki sevmede, değer vermede, bir yanın hep kimseye güvenme diyor. O yanına yenilmeye başladığın zaman, asıl acıları tatmaya başlıyorsun. İşte o anlar kalbinin, aklını yendiği anlar oluyor. Ve benim kalbim aklımı hep yeniyor. Değer vermekte bir sorun yokda, aynı önemi, ilgiyi, sevgiyi, değeri göremeyince başlıyor asıl sorun. Asıl sorunlar, asıl canını yakanlar oluyor. Birde yitirdiklerin var, dönülmez yolda bıraktıkların, geri dönemeyeceğini ezberlediklerin. Hani her şeyde derler ya "hayat devam ediyor" aynen öyle. Ne giden geri geliyor, ne kalanlar değerini biliyor, ne de sen o aynada baktığın insan olarak kalabiliyorsun.
    Sen sadece günden güne hissizleşiyorsun. 👋
  • 172 syf.
    ·Puan vermedi
    Okunması gereken kitaplar listemize distopik bir eserle Filme de çevrilen Otomatik Portakal, İngiliz yazar Anthony Burgess’e tümör teşhisi konup 1 yıllık ömrü kaldığı söylendiğinde yazılır. Şiddete eğilimli bir grup gencin lideri Alex, modern toplumu şiddete başvurarak ve çok sert bir dille eleştirir. Distopya edebiyatta yeni bir soluk olarak edebiyat tarihine geçmiş bir eserdir.
    1917 doğumlu Anthony BURGESS’e 1959 yılında ameliyat edilemez bir beyin tümörü tanısı konmuş ve bir yıldan daha az ömür biçilmiştir. Eşinin geçimini sağlamak için masa başına geçmiş ve 1 yıl içinde 5 roman yazmıştır. Sonrasında konulan teşhisin yanlış olduğu anlaşılmıştır.  Bu arada artık Burgess tanınan bir yazar olmuştur. 1993 yılında vefat etmiştir.

    Burgess’in Otomatik Portakal’ı psikoloji dizilerinde muhakkak okunması gerekenler arasında gösterilmektedir. Kitapta Pavlov’un köpeğini koşulladığı gibi bir insanın nasıl koşullandığı anlatılmaktadır. Kitabın ismi yazar tarafından şu şekilde açıklanmaktadır: “Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. ‘uqueer as as clockwork orange.’ Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir.  Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Maleyza’da “canlı” anlamına gelen “orang” sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikayeye çok iyi oturduğunu düşündüm.”


    Kitabın içeriğine değinecek olursak başkahraman Alex klasik müziğe oldukça ilgili bir sokak çetesi lideridir. Dört kişiden oluşan bu çetenin diğer üyeleri Pete, Georgia ve Dim isimli 16-19 yaşlarındaki gençlerdir. Oldukça saldırgan olan bu çete, diğer çetelerle kavga etmekte, yardım talebiyle evlere girmekte, karşılaştığı insanlara zarar vermekte, hırsızlık yapmakta, kadınlara tecavüz etmektedirler. Oldukça sadist ruhludurlar. Birkaç kez polis tarafından yakalanmış ıslah evine gönderilmişler fakat buradan ayrıldıklarında yeniden yaşantılarına devam etmektedirler. Bir süre sonra grupta görüş ayrılıkları başlamış diğer çete üyeleri Alex’e kumpas kurmuş ve onu polisin eline düşürmüşlerdir. Alex itirafta bulunmuş gerçekleştirdikleri tüm suçları itiraf etmiştir. 2 yıl kadar Staja hapishanesinde kalan kahramanımız burada da bir mahkumla sorun yaşamış, olaya diğer mahkumlar da karışmış ve adam ölmüştür. Olay yine Alex’e yıkılmıştır.

     

    Bence kitabın asıl ilgi çeken kısmı bundan sonrasıdır. Oldukça şiddet eğilimli olan Alex’e bir deneye katılmayı kabul ederse 15 gün içinde tahliyesinin olacağı söylenmiştir. Genç Alex pek düşünmeden ve deneyin ne olduğunu araştırmadan buradan kurtulacağı hayaliyle denek olmayı kabul etmiştir. Sonuçta buradan kurtulduktan sonra kendine yeni bir çete kurabilir ve eski yaşantısına dönebilirdi. Kahramanımız hapishaneden alınmış ve bir kliniğe yerleştirilmiştir. Burada profesör ve asistanlarla tanışmış, ilk olarak kahramanımıza sadece bundan sonra iyi bir insan olması için çalışacakları söylenmiştir. Alex için en iyi ortam hazırlanmıştır: iyi bir yatak, iyi yemekler, okunacak dergiler…


    Süreç başlatılmıştır. Alex’e günde iki kez, sabah ve akşamları, ludovico adlı bir madde enjekte edilmekte, Alex bir sinema salonuna alınmakta ve şiddet görüntüleri izletilmekte ve klasik müzik dinletilmektedir. Savaşlarda yapılan zulümler, gerçekleşen tecavüzler, işkenceler… Bir taraftan Alex’in tepkileri ölçülmektedir. Her gün aynı şeyler tekrarlanmaktadır. Şiddetten oldukça zevk alan Alex deney ilerledikçe bu görüntülere katlanamamakta fakat izlemek zorunda bırakılmaktadır. Alex’ten istenen ludovico maddesi vücuda verilmeden de aynı tepkileri vermesidir. Ve o gün gelmiştir artık o kan görünce, ölümü, zulümü hatta seksi düşününce nefesi kesilen yerlere yığılan birine dönüşmüştür. O artık iyi olmak zorundadır, bir tercih şansı yoktur. Basın mensupları, devlet erkanı çağrılmış ve deneyin olumlu olduğu haberleri yapılmış, halka duyurulmuştur. Artık bu yöntem uygulanarak tüm mahkumlar suç işleyemeyecek hale getirilebilir ve hapishaneler boşaltılabilir düşüncesi sağlanmıştır.


    Alex’in çıkışı sağlanmış evine dönmüş fakat beklendiği gibi karşılanmamıştır. Onun uzun süre hapishanede kalacağını düşünen ailesi onun odasını başka birine kiraya vermiştir ve ona kendi çocukları gibi davranmaktadırlar. Ne yapacağını bilemeyen ve boşluğa düşen Alex eskiden plak aldığı yere gitmiş ve biraz müzik dinlemenin onu aydınlatacağını düşünmüştür. Halbuki beklediği gibi olmamıştır. Dinlediği parçalarda gözlerinin önüne şiddet görüntüleri ve sürekli ağlama isteği gelmektedir. Alex, klinikte şiddet görüntüleri ve müziğe eş zamanlı maruz kaldığı için birleşik koşullanma yaşamıştır. Hayatta en çok zevk aldığı iki şey artık ona yaşamı çekilmez kılmakta, zayıf hissettirmektedir. Ölmek istemekte fakat bunu düşünürken de aynı acıya maruz kalmaktadır, yani Alex artık ölmeyi dahi becerememektedir.

    Kitabın ilerleyen bölümlerinde Alex eski düşmanları tarafından dövülmüş bir köyün kenarına atılmıştır. Burada hükümet karşıtı biri ona yardımcı olmuş ve başından geçenleri dinlemiştir. Yanına birilerini çağırmış ve bu yaşadıklarını herkese anlatmasını istemiştir. Alex belki bu halden kurtulurum diyerek teklifi kabul etmiştir. Bu hükümet karşıtı insanlar Alex’i bir odaya kapatmış ve odaya yüksek seste müzik vermişlerdir. Alex kriz geçirmiş, acılar içinde kıvranırken tek kurtuluşun pencereden atlamak olduğunu fark etmiştir. Düşüncesini harekete geçirmiş, yaklaşık bir hafta kadar komada kalmıştır. Uyandığında ise ona bazı şiddet ve seks içerikli resimler gösterilmiş bunlar karşısında neler yapmak istediği sorulmuştur. Müzik dinletilmiş ve bundan da keyif almıştır. Alex artık eski haline dönmüştür, 16 yaşındaki haline. Doktorlar bunu bir haftalık sürede uygulanan “derin hipnopedya” ile açıklamaktadırlar. Bu haliyle tekrar haber olmuş ve hükümet aklanmıştır. Artık yeniden nasıl bir insan olacağını seçme şansı vardır.

    Romanın son kısmında ise Alex artık kendisine yeni bir çete kurmuş ve hükümet ona ulusal gramodisk arşivlerinde iş ayarlamıştır. Her şey yolunda gibi gözükmekle beraber Alex artık istediğinin bu olmadığını fark eder. 18 yaşındadır artık sokaklarda dehşet saçmak ona cezp edici gelmemektedir. Eski çetesinin üyelerinden biriyle karşılaşır, Pete artık evlenmiştir ve bir işte çalışmaktadır. Bunun üzerine biraz konuşurlar ve Alex de büyüdüğünü, Pete’ninkine benzer bir yaşam istediğini fark eder. O andan itibaren yaşamını değiştirmeye karar verir ve Alex okuyucuya veda eder.

    Kitabı okuduğunuzda neden bu kadar çok okunduğunu ve önerildiğini anlayabiliyorsunuz. Daha masum olduğuna inandığımız koşullanmaların nelere yol açabildiğini görmek insanı biraz ürkütüyor fakat konuya bakışımızı da oldukça derinleştirecek cinsten. Sadece bir kurgu da olsa insan “neden olmasın?” diye sorguluyor kendini. Kitaptan keyif almanız dileklerimle