• Yazar Aydın Başar, Ehl-i Sünnet hassasiyetine dikkat ederek Müslümanlar için 300 kitaplık bir liste oluşturdu. Kur’an’da hata bulan ve usulsüz dini yorumlar yapan itikadı bozuk eserleri listeye karıştırmayan Başar, uzun araştırmalar sonucunda doğudan batıya birçok farklı kişinin eselerini listeledi. 

    Çok sayıda isimden fikir aldı.

    Listeyi oluştururken, çok sayıda alim, akademisyen ve yazarlardan fikir alan Başar, Mahir İz, Esad Coşan, Kadir Mısıroğlu ve Yusuf Kaplan gibi isimlerin de listelerini inceledi. Ayrıca sosyal medyadan da kitap tavsiyesi yapan hocaların fikirlerini dikkate alan Başar, "Rabbim’den bu listenin insanlara faydalı olmasını niyaz ediyorum." diyerek 300 kitaplık 'Müslüman kitaplığı' kitap tavsiyesini yayınladı. İşte 300 kitaplık o liste;

    A. İMAN VE İSLAM
    1. Ömer Nasuhi Bilmen, İslam İlmihali
    2. Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslam
    3. Ahmet Hamdi Akseki, İslam Dini
    4. Muhammed Hamidullah, İslam’a Giriş
    5. Necip Fazıl Kısakürek, İman ve İslam Atlası
    6. Ümit Şimşek, İslam İnanç İlmihali
    7. Ali Kemâl Belviranlı, İslâm Prensipleri
    8. Ali Tantavi, Ana Hatlarıyla İslam Dini
    9. Mahmud Esad Coşan, İslam’ın ve İmanın Korunması
    10. Muhammed Kutub, İslâm’ın Etrafındaki Şüpheler
    11. Babanzâde Ahmed Naim, İslâm Ahlâkının Esasları
    12. Haluk Nurbaki, Kur’an-ı Kerim’den Ayetler ve İlmi Gerçekler
    13. Tahirül Mevlevi, Müslümanlıkta İbadet Tarihi
    14. Rahmi Telkenaroğlu, İslam İbadet Esasları
    15. Kemal Yıldız, İbadet ve Hayat

    B. İTİKAT VE AKAİD
    1. Mehmet Zahid Kotku, Ehli Sünnet İtikadı
    2. İbrahim Cücük, Delileriyle Ehl-i Sünnet Akaidi
    3. Nureddin es-Sabuni, Matüridiyye Akaidi
    4. Mehmet Keskin, İmam Eş’ârî ve Eş’ârîlik
    5. Sadettin Taftazânî, Şerhû’l-Akâid Tercümesi
    6. Numan Kurtulmuş, Amentü Şerhi
    7. Ramazan Altıntaş, Sana İtikattan Soruyorlar
    8. Cağfer Karadaş, İslam Akaidi
    9. Saim Kılavuz, Anahatlarıyla İslâm Akaidi ve Kelama Giriş
    10. Süleyman Uludağ, İslam Düşüncesinin Yapısı
    11. Metin Bozkuş, Anadolu’da İslam ve Mezhepler
    12. Hasan Gümüşoğlu, İslam Mezhepleri Tarihi
    13. Abdulmecit Zindani, Kur’an ve Kainat Ayetleri Işığında Tevhid
    14. İbni Teymiye, Tevhid Risalesi
    15. Bekir Topaloğlu, Kelam İlmi

    C. KUR’AN-I KERİM
    1. İsmail Karaçam, Sonsuz Mucize Kur’an
    2. Osman Keskioğlu, Kur’an Tarihi
    3. Kerim Buladı, Kur’an’ın Anlaşılmasında Anahtar Kavramlar
    4. Muhammed Gazali, Kur’an’ı Anlamada Yöntem
    5. Ebul Âla Mevdudi, Kur’an’da Dört Terim
    6. Halis Aydemir, Kur’an’da Hata Yok
    7. Mehmet Halil Çiçek, Müşkilu’l-Kur’an’ı Yeniden Değerlendirmek
    8. Enbiya Yıldırım, Kur’an Bize Yeter Söylemi
    9. İhsan Şenocak, Sünneti Reddeden Kur’an Müslümanlığı
    10. Ali Akpınar, Kuran Niçin Ve Nasıl Okunmalı
    11. Murat Padak, Kur’an’dan Hikmetler
    12. Hasan Keskin, Kur’an’da Fitne Kavramı
    13. Recep Akakuş, İslam’da Hamele-i Kuran
    14. Fatih Çollak, Kur’ân Risalesi
    15. Ruhi Özcan, Vahiy Kültürü

    D. HADİS VE SÜNNET
    1. Mehmet Yaşar Kandemir, Hadis Karşıtları Ne Yapmak İstiyor
    2. İbrahim Hatiboğlu, Çağdaşlaşma ve Hadis Tartışmaları
    3. Yusuf el-Karadavî, Sünneti Anlamada Yöntem
    4. Muhammed Taki el-Usmânî, Sünnet’in Bağlayıcılığı
    5. Muhammed Salih Ekinci, Huccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet
    6. Ömer Faruk Korkmaz, Ayet-i Kerimeler Işığında Sünnetin Hucciyeti
    7. Şatıbi, Bid’atler Karşısında Kitap ve Sünnete Bağlılıkta Yöntem
    8. İmam Suyuti, Sünnetin İslam’daki Yeri
    9. Said Nursi, Sünnet-i Seniyye Risalesi
    10. Halil İbrahim Kutlay, Nebevi Mesaj
    11. Muhammed Ali Es-Sabuni, Nebevi Sünnet
    12. Aynur Uyarel, Sahabe Uygulaması Olarak Sünnete Bağlılık
    13. Mehmet Görmez, Hadis İlminin Temel Meseleleri
    14. Saffet Sancaklı, Hadis İnkârcılığı
    15. Zekeriya Güler, Hadis Günlüğü

    E. SİYER-İ NEBİ
    1. Mustafa Asım Köksal, İslam Tarihi
    2. Ali Muhammed Sallabi, Siyer-i Nebi
    3. Kasım Şulul, Siyer Usulü
    4. Martin Lings, Hazreti Muhammed’in Hayatı
    5. İzzet Derveze, Kur’an’a Göre Hazreti Muhammed’in Hayatı
    6. Mustafa Sıbai, Peygamberimizin Hayatından Dersler ve İbretler
    7. Mehmet Emin Ay, Şefkat Peygamberi Hazreti Muhammed
    8. Münir Muhammed Gadban, Resulullah’ın Hayatı ve Daveti
    9. Ahmet Önkal, Resulullah’ın İslam’a Davet Metodu
    10. İhsan Süreyya Sırma, Mekke Dönemi ve İşkence
    11. Mustafa Ağırman, Hazreti Muhammed Devrinde Mescid Ve Fonksiyonları
    12. Rıfat Oral, Hazreti Peygamber’in Veda Haccı
    13. Âdem Apak, Kur’an’ın Geliş Ortamında Arap Toplumu
    14. Muhammed Emin Yıldırım, Efendimizi Sahabe Gibi Sevmek
    15. Mutlu Binici, Uhud’un Ardında Cennet Var

    F. FIKIH VE İSLAM HUKUKU
    1. Hayreddin Karaman, Günlük Hayatımızda Helaller ve Haramlar
    2. Halil Günenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar
    3. Hamdi Döndüren, Güncel Fıkhi Meseleler
    4. Abdullah Kahraman, Güncel Dini Konular ve Fıkhi Hükümler
    5. Hacı Yunus Apaydın, Din ve Fıkıh Yazıları
    6. Faruk Beşer, Güncel Meselelere Dini Çözümler
    7. Vehbe Zuhayli, Günümüz Meselelerine Fetvalar
    8. Ekrem Buğra Ekinci, İslâm Hukukumda Değişmenin Sınırlan
    9. Halit Çalış, Ahmet Yaman, İslam Hukukuna Giriş
    10. Ahmet Yaman, Halit Çalış, İslam Hukuku
    11. Abdülkerim Zeydan, İslam Hukukuna Giriş
    12. Fahrettin Atar, Fıkıh Usûlü
    13. Mehmet Zahit Kevserî, Hanefi Fıkhının Esasları
    14. Mustafa Kelebek, İslam Aile Hukukunda Velayet
    15. Orhan Çeker, Fetvalarım

    G. UFUK KİTAPLARI
    1. Sezai Karakoç, İslam’ın Dirilişi
    2. İsmet Özel, Taşları Yemek Yasak
    3. Roger Garaudy, Geleceğimizde İslâm Var
    4. İsmail Faruki, Bilginin İslamileştirilmesi
    5. Rene Guenon, Modern Dünyanın Bunalımı
    6. Akif Emre, Müstağrip Aydınlar Yüzyılı
    7. Özcan Hıdır, Batı Dünyasında İslamofobi ve Anti-İslamizm
    8. Aliya İzzetbegoviç, Doğu Batı Arasında İslam
    9. Said Ramazan el-Buti, Kur’an’da İnsan ve Medeniyet
    10. Bedri Gencer, İslam’da Modernleşme
    11. Erol Güngör, İslam’ın Bugünkü Meseleleri
    12. İbrahim Kalın, İslam ve Batı
    13. Şemseddin Dursun, Hayata Dair Kavramlar Analizi
    14. Yücel Oğurlu, Perspektif Kodları
    15. Cemil Meriç, Bu Ülke

    H. DAVA VE ŞUUR
    1. Seyid Kutub, Yoldaki İşaretler
    2. Ahmet Ağırakça, Dava Adamı Olmak
    3. Yusuf Kerimoğlu, Kelimeler Kavramlar
    4. Kadir Mısıroğlu, İslam Dünya Görüşü
    5. Abdulkadir Udeh, İslam ve Siyasi Durumumuz
    6. Muhammed Ebu Zehra, İslam’da Sosyal Dayanışma
    7. Salim Öğüt, Modern Bir Din Projesinin Tenkidi
    8. Mehmet Doğan, Batılılaşma İhaneti
    9. Said Halim Paşa, Buhranlarımız
    10. Abdurrahman Dilipak, Cumhuriyete Giden Yol
    11. Burhan Bozgeyik, İşte Zulmün Belgesi
    12. Osman Yüksel Serdengeçti, Bir Nesli Nasıl Mahvettiler
    13. Mehmet Beşir Eryarsoy, Küreselleşmeye Karşı Duruşumuz
    14. Salâh Abdulfettâh el-Hâlidî, Müslümanın Değişmez Prensipleri
    15. Ebul Hasen En Nedvi, Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti

    I. MÜSLÜMANCA DÜŞÜNCE
    1. İmam Gazali, Müslümanca Bir Hayat
    2. Ebubekir Sifil, Müslümanca Bir Hayat İçin
    3. Abdurrahman Arslan, Dünyaya Müslümanca Bakmak
    4. Mehmet Sürmeli, Siyasette Müslümanca Duruş
    5. Aydın Başar, Hayatı Müslümanca Okumak
    6. İsmail Lütfi Çakan, Müslümanca Yaşamak
    7. Yavuz Köktaş, Modern Dünyada Müslümanca Düşünmek
    8. Rasim Özdenören, Müslümanca Düşünmek Üzerine Denemeler
    9. Serdar Demirel, Postmodern Çağda Müslüman Bilincin İnşası
    10. Ali Haşimi, Kur’an ve Sünnet’e Göre Müslüman Şahsiyeti
    11. Fethi Yeken, Müslüman Olmam Neyi Gerektirir?
    12. Ali Haydar Haksal, Müslümanca Duruş
    13. Vehbi Karakaş, Müslümanca Bakış
    14. Nureddin Yıldız, Mümin Kimliğimiz
    15. Ramazan Kayan, Vahyin Gölgesinde Kimlik İnşası

    İ. TASAVVUF VE NEFİS TERBİYESİ
    1. Hasan Kamil Yılmaz, Tasavvufun Meseleleri
    2. Dilaver Selvi, Kur’an ve Tasavvuf
    3. Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar
    4. Hasan El Benna, Tasavvuf Ve Ahlak Eğitimi
    5. Necdet Yılmaz, Osmanlılarda Tasavvuf
    6. Ebu’l-Alâ el-Afîfi, Tasavvuf İslâm’da Mânevî Hayat
    7. Mahir İz, Tasavvuf
    8. Muhammed Bin El Hani, Adap
    9. Abdu’l-Bari En-Nedvi, Tasavvuf ve Hayat
    10. Ferîdüddîn Attar, Tezkiretü’l Evliyâ
    11. Said Havva, İslam’da Nefis Tezkiyesi
    12. İbni Kayyım El Cevziyye, Nefis Terbiyesi
    13. Abdulkerim Kuşeyri, Kuşeyri Risalesi
    14. Haris el Muhasibi, Selefi Tasavvuf
    15. Muhammed Emin Er, Fıkh-ı Batın Kalp Temizliğinin Esasları

    J. İRFAN VE HİKMET
    1. Abdulkadir Geylani, İlahi Armağan
    2. Osman Nuri Topbaş, Son Nefes
    3. Necdet Tosun, İrfan Bahçesi
    4. Abdulfettah Ebu Gudde, Zamanın Kıymeti
    5. İbn Hacer el-Askalani, Erdem Yolcusuna Uyarılar
    6. İmam Şarani, Sufilere Armağan Selefi Salihin Ahlakı
    7. İbn Ataullah el-İskenderi, Hikemü’l-Atâiyye
    8. Mustafa Kara, Gönül Mektupları
    9. Musa Tektaş, Gönül Zaviyesi
    10. Hayati İnanç, İşte Geldik Gidiyoruz
    11. Raşit Küçük, Sevgi Medeniyeti
    12. Ahmet Ziylan, İki Çift Söz Yeter
    13. Sadi Şirazi, Bostan ve Gülistan
    14. Beydaba, Kelile ve Dimne
    15. Mehmet Nezir Gül, Geçmişten Günümüze Latifeler Hikmetler

    K. İLHAM VEREN KİTAPLAR
    1. Soner Duman, Hayata Bir de Böyle Bak
    2. Mehmet Lütfi Arslan, Uyanın Rüya Vaktidir
    3. Mustafa Asım Küçükaşçı, Kıyameti Koparan Kopuşlar
    4. Süleyman Ragıp Yazıcılar, Baht Meselesi
    5. İsmail Kılıçarslan, Benim Meselem
    6. Erol Erdoğan, İnsan Mevsimi
    7. Erhan Erken, Dünya Görüşü
    8. Ömer Faruk Demireşik, Şafak Sökerken
    9. Âdem Özköse, Ümmet Coğrafyası
    10. Sefa Saygılı, Dünyayı Aldatanlar
    11. Mustafa Sabri Beşer, Ve İnsan Aldandı
    12. Ahmet Murat, Kalbin Kararı
    13. Mikail Çolak, Alemlere Rahmet
    14. Faruk Öndağ, Sıradışı Adamlar
    15. Mustafa Nezihi Pesen, İstanbul’a Zikirle Girdin Mi Hiç?

    L. FAYDALI DİNİ KİTAPLARI
    1. Abdullah Yıldız, Namaz Bir Tevhit Eylemi
    2. Şerafettin Kalay, Müminin Miracı Namaz
    3. Mehmet Şevket Eygi, Müslümanın 100 Vazifesi
    4. Âdem Ergül, Medeniyet Öncülerimizden 365 Lider Davranış
    5. Hikmet Özdemir, Hazreti Ali’nin 100 Veciz Sözü
    6. Murat Kaya, Hazreti Ömer’den 111 Hatıra
    7. Mustafa Meşhur, İslam’a Davet Fıkhı
    8. Ali Nar, 40 Hadisle Müslüman Kimliği
    9. Mecdi El Hilali, Allah Sevgisi
    10. Mehmet Paksu, Sünnete Göre Günlük Hayat
    11. Mehmet Akbaş, Asr-ı Saadetten Üç Öğretmen
    12. Ali Ramazan Dinç, Kemale Dair Sohbetler
    13. Ertuğrul Düzdağ, Ali Ulvi Kurucu Hatıralar
    14. Nazif Yılmaz, Ahmet İslamoğlu Hatırlar ve Mülahazalar
    15. İbrahim Emiroğlu, Yanlış Düşünce ve Davranışlar Karşısında Mevlana

    M. KÜLTÜR VE EDEBİYAT
    1. Haluk Dursun, İstanbul’da Yaşama Sanatı
    2. Ahmet Yüksel Özemre, Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı
    3. Münevver Ayaşlı, Haminne’nin Suret Aynası
    4. Yahya Kemal Beyatlı, Kendi Gökkubbemiz
    5. Dursun Gürlek, Kültür Dünyamızdan Manzaralar
    6. Sadettin Ökten, Aslında Bir Sanat Var
    7. Nihat Sami Banarlı, Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri
    8. Mehmet Nuri Yardım, Edebiyatımızın Güler Yüzü
    9. Âlim Yıldız, Geleneğin İzinde
    10. Nidayi Sevim, Keşf-i İstanbul
    11. Emin Işık, Belh’in Güvercinleri
    12. Serhan Tayşi, Ali Emiri’nin İzinde
    13. Turgut Cansever, İslam’da Şehir ve Mimari
    14. Beşir Ayvazoğlu, Geleneğin Direnişi
    15. Evliya Çelebi, Seyahatname

    N. HİKÂYE, ROMAN VE DENEME
    1.Muhyiddin Şekur, Su Üstüne Yazı Yazmak
    1, Carl Vett, Dervişler Arasında İki Hafta
    2. Muhammed Esed, Mekke’ye Giden Yol
    3. Şule Yüksel Şenler, Huzur Sokağı
    4. İskender Pala, Şah Sultan
    5. Cahit Zarifoğlu, Yaşamak
    6. Tarık Buğra, Küçük Ağa
    7. Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir
    8. İbrahim Tenekeci, Son Düzlük
    9. Mustafa Kutlu, İyiler Ölmez
    10. Vehbi Vakkasoğlu, Bir Destandır Çanakkale
    11. Mehmet Niyazi, Yemen Ah Yemen
    12. Yavuz Bahadıroğlu, Selahaddin Eyyubi
    13. Mustafa Uslu, Yunus Emre Gönlüm Düştü Bir Sevdaya
    14. Aziz Erdoğan, Abide Şahsiyet Mehmet Akif Ersoy
    15. Ahmet Yapıcı, İnanmış Bir Adam Mehmet Akif

    O. EĞİTİM VE AİLE
    1. Ali Fuat Başgil, Gençlerle Başbaşa
    2. Seyit Mehmet Şen, Gençlik Geleceğimizdir
    3. Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası
    4. Samiha Ayverdi, Milli Kültür Meseleleri ve Maarif Davamız
    5. Dursun Ali Taşçı, Eğitim Yazıları
    6. Said Havva, İslami Eğitim Modeli
    7. Memiş Okuyucu, Maarifimiz ve Geleceğimiz
    8. Ali Erkan Kavaklı, En Sevilen Öğretmen Hazreti Muhammed ve Eğitim Metotları
    9. Bekir Kuzudişli, Eğitim ve Öğretime Dair 40 Hadis
    10. Osman Öztürk, İslam’da Evlat Terbiyesi
    11. Mehmet Zeki Aydın, Ailede Ahlak Eğitimi
    12. Durak Pusmaz, Ailede Mutluluk Prensipleri
    13. Sıtkı Aslanhan, Bilinçli Aile
    14. Mustafa K Topaloğlu, Evliliğin Yol haritası
    15. Sema Maraşlı, Mutlu Aile Okulu

    Ö. TARİH
    1. Ahmet Akgündüz, Bilinmeyen Osmanlı
    2. Mustafa Armağan, Osmanlı İnsanlığın Son Adası
    3. İrfan Gündüz, Osmanlılarda Devlet Tekke Münasebetleri
    4. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı
    5. Koray Şerbetçi, Bir Osmanlı Var İmiş
    6. Fuat Köprülü, Osmanlı Devletinin Kuruluşu
    7. Osman Turan, Selçuklular ve İslamiyet
    8. Coşkun Yılmaz, Sultan İkinci Abdulhamit ve Dönemi
    9. Vahdettin Engin, Bir devrin Son Sultanı II. Abdulhamid
    10. Mustafa Sabri Efendi, Hilafetin İlgasının Arka Planı
    11. Ziya Kazıcı, İslam Medeniyeti ve Müesseseleri Tarihi
    12. Mahmud Şakir, İslam Tarihinden Dersler ve İbretler
    13. Davut Nuriler, Sancak’ın Asırlık Hak Mücadelesi
    14. Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya
    15. Fuat Sezgin, İslam Bilim Tarihi

    P. ABİDE ŞAHSİYETLER
    1. Salih Suruç, Sadakatte Zirve Hazreti Ebu Bekir
    2. İbnül Cevzi, Emirül Müminin Hazreti Ömer’in Hayatı ve Tarihi
    3. Mustafa Necati Bursalı, Hayâ ve Edep İncisi Hazreti Osman
    4. Mahmut Sami Ramazanoğlu, Hazreti Aliyyül Murtaza
    5. Ömer Sabuncu, Hazreti Aişe Binti Ebi Bekir
    6. Ömer Döngeloğlu, Musab Bin Umeyr
    7. Fatih Çınar, Mustafa Taki Efendi
    8. İbrahim Baz, Abdülehad Nuri-i Sivasi Hayatı Eserleri Görüşleri
    9. Vahit Göktaş, Muhammed Es’ad-ı Erbili Hayatı, Eserleri ve Tasavvuf Felsefesi
    10. Adnan Memduhoğlu, Bir Fakih Olarak İmam Nevevi
    11. Ahmet Turan Arslan, İmam Birgivi
    12. Nesimi Yazıcı, Kamil Miras Hayatı ve Eserleri
    13. Ethem Cebecioğlu, İmam-ı Rabbani Hareketi ve Tesirleri
    14. Bilal Kemikli, Erzurumlu Bilge İmam Muhammed Lütfi Efendi
    15. Yusuf Temizcan, Muhsin Kıvamında Yaşamak Abdullah Tivnikli

    R. İLMİ ETÜDLER
    1. Necdet Çağıl, Kur’an’ın Belagat ve Fonetik Yapısı
    2. Nasrullah Hacımüftüoğlu, Kur’an’ın Belagatı ve İ’cazı Üzerine
    3. Mehmet Yalar, Modern Arap Edebiyatına Giriş
    4. Yusuf Ziya Kavakçı, İslam Araştırmalarında Usul
    5. Rahmi Yaran, İslam Fıkhında İhtiyaç Kavramı ve Kurumsallaşma
    6. Hasan Çelikkaya, Fonksiyonel Eğitim Sosyolojisi
    7. Mehmet Ünal, Kur’an Anlaşılmasında Kıraat Farklılıklarının Rolü
    8. Cemal Abdullah Aydın, Hadislerin Kaynaklarını Bulma Yolları
    9. Cemal Ağırman, Hadis Kaynaklarının Dili
    10. Hüseyin Yılmaz, Dini Hitabet ve Mesleki Uygulama
    11. Nuri Adıgüzel, İslam Ahlak Düşüncesi ve Müslüman Ahlakçılar
    12. Fethi Ahmet Polat, İslam Tefsir Geleneğinde Akılcı Söyleme Yöneltilen Eleştiriler
    13. Ömer Çelik, Tefsir Usulü ve Tarihi
    14. Harun Öğmüş, Cahiliye Döneminde Araplar
    15. Mehmet Fatih Kaya, Hadis Usûlünde İhtilât

    S. TEMEL CİLTLİ ESERLER
    1. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Din Kur’an Dili
    2. Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t Tefasir
    3. İmam Nesefi, Tercüme: Harun Ünal, Nesefi Tefsiri Tercümesi
    4. Babanzade Ahmed Naim ve Kamil Miras, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi
    5. Yaşar Kandemir, İsmail Lütfi Çakan, Raşid Küçük, Riyazüs Salihin Şerhi
    6. Kadı İyaz, (Yaşar Kandemir), Şifa-i Şerif Şerhi
    7. Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-u İslamiyye ve İstılahat-ı Fıkhiyye Kamusu
    8. İmam Nebevi Hazretleri, Hatib eş-Şirbini (Tercüme Soner Duman), Muğni’l Muhtac
    Minhacü’t-Talibin Şerhi
    9. İmam Gazzali, İhya-ü Ulumi’d Din
    10. Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatüs Sahabe
    11. Hayredin Karaman, Ana Hatlarıyla İslam Hukuku
    11. Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi
    12. Hayati Ülkü, İslam Tarihi
    13. Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı
    14. İmam-ı Rabbani, Mektubat
    15. Tahirül Mevlevi, Mesnevi Şerhi

    Aydın Başar
  • GENÇLİĞİMİ, GÜZELLİĞİMİ, ZİNDELİĞİMİ BU ÜRÜNE BORÇLUYUM! (*)


    Tarih boyunca insanlık pek çok din ve felsefe ve son olarak da bilim yoluyla çeşitli kıyamet senaryoları yazmıştır.

    Ha bugün ha yarın koptu kopacak dediğimiz kıyamet ya hiç kopmayacak ya da çeşitli dönemlerde kopuyor insanlığın bundan haberi olmuyor veya çokta umursamıyor kim bilir.

    Dünya genelinde o kadar çok olay oluyor ki bu olayları alt alta sıraladığımızda bir açıdan neredeyse her gün kıyamet oluyor.

    kapitalizmin insanlığı ve doğayı sömürüsünden kaynaklanan, insanlığa ve doğaya aykırı olan kapitalizmin doymak bilmez aç gözlülüğü her gün aslında kıyamet yaşatıyor bizlere.

    Dünyada ülke ülke kaybolan ÇOCUK sayılarından haberiniz var mı?

    Bu çocukların on binlerce değil, yüz binlerce değil, milyonlarca olduğuna inanmazsınız değil mi?

    Evet, milyonlarca ÇOCUK kayıp!

    Bu çocuklar sizlerin çocukları olmadığı için, her sabah okula arabanızla götürdüğünüz, sırf moda diye çeyrek patates kızartmalarına 15 sterlin verdiğiniz, hamburgercilerden çıkarmadığınız, sadece tuvalete ayrı gittiğiniz yanınızdan ayırmadığınız, ne kadar marka kıyafet varsa aldığınız, derslerine çalışsa da çalışmasa da elinden cep telefonun eksik etmediğiniz, tabak tabak tatlıları, pastaları, börekleri, çerezleri bir avuç bile yemeseler de önüne koyduğunuz, onlar için çöp dağları yarattığınız, aldıklarınızla zenginliğinizi adeta gösterişe dönüştürdüğünüz, alabildiğine lükste sınır tanımadığınız burjuvazinin ve onun kırıntılarıyla beslenen işbirlikçi hizmetçilerinin çocuklarından bahsetmiyoruz.

    Peki, bu ÇOCUKLAR neden kayıp, daha doğrusu kayıp değil, kaçırılıyor?

    Bunun pek çok nedeni var ancak burada adrenochrome için kaçırılan ÇOCUKLARA değineceğiz.

    Adrenochrome, genelde 0-9 yaş aralığındaki ÇOCUKLARDAN elde edilir ve kalitesi kaçırılıp katledilen ÇOCUĞUN yaşı ve ölüm anında salgıladığı adrenalin miktarına bağlıdır.

    Bu nedenle en kaliteli adrenochrome, 9 yaş altı ÇOCUKLARIN şiddet, işkenceye ve dehşete sokulmasıyla elde edilmektedir.

    Özellikle küçük ÇOCUKLARIN katledilmesinin ve onlardan adrenochrome elde edilmesinin sebebi bir yetişkinden daha saf oldukları için hissedecekleri korkunun farkı, salgılanan adrenalinin kalitesini belirlemektedir.

    ÇOCUKLARI kaçırdıktan sonra şiddet, işkence ve dehşet yöntemiyle ve ölüm süresi uzatılıyor, bu sayede vücudun salgıladığı adrenochrome miktarı çoğalıyor ve ÇOCUKLAR öldürüldükten sonra boynun arka kısmından şırınga yardımıyla bu kimyasal emiliyor.

    Bu yöntem insanlıkdışı kapitalizmin doymak bilmez sermaye birikimi ve bir avuç burjuvanın ve onların işbirlikçilerinin lüks içinde yaşamasını saylayan tüketim malları için uygulanmaya devam etmektedir.

    Adrenochrome öncesinde ÇOCUKLARIN pipilerinin (çüklerinin) yarısından elde edilen kimyasallarla aynı arz talep çarkı dönmekteydi.

    Doymak bilmez kapitalizm ve ona tapınan tüketicileri çocukların pipisiyle doymamışlar artık ÇOCUKLARIN işkenceyle katledilip, korkutulup, yaşadıkları adrenalin sonucu salgıladıkları adrenochrome adlı kimyasal ÇOCUKLARIN boyunlarından alınarak bu piyasa devam etmektedir.

    Peki, tüm bu ÇOCUK kaçırmaları, ÇOCUKLARI işkenceyle korkutup katletmeler ve onlardan alınan bu kimyasal ne işe yarıyor.

    Kadınların kozmetik malzemelerinde, daha genç, daha güzel, daha zinde, daha çekici, kırışlarının önlenmesi, için kullanılmaktadır.

    Evet, sonuna kadar kadın haklarını savunmalıyız, kadınların özgürlüğünü savunmalıyız, kadın devrimini savunmalıyız!

    Evet, sonuna kadar kadınlara yapılan tacize, tecavüze, işkenceye, şiddete karşı çıkmalıyız!

    Evet, kadının sosyal, siyasal, kültürel, bilimsel, kısacası her alanda eşit insan haklarına sahip olmasını savunmalıyız!

    Tüm bu hakları asla kapitalizmin ona vermeyeceğini, kapitalizm kendini var ettikçe de bunların olmayacağını, kapitalizmin özellikle kozmetik ürünlerle insanlığı ve doğayı en vahşi şekliyle sömürdüğü gerçeğini ve kozmetik ürünleri kullanmamakla kapitalizme çok büyük bir darbe vurulacağını, kadınların bunu tamamen erkeksiz, erkeğe bağımlı olmadan, erkeğin desteği olmasa da yapabileceği bir eylem oluğunu anladığı gün milyonlarca ÇOCUĞUN işkencelerle katledilmemesini sağladığını ve büyük bir devrimin ilk adımını atarak insanlık tarihinde yeni bir sayfa açabileceğini görmesi şarttır.

    “Gençliğimi, güzelliğimi, zindeliğimi bu ürüne” değil ÇOCUKLARIN işkencelerle katledilmesine borçlusunuz unutmayın!


    (*) Kapitalizmin, çocuk, kadın ve adrenochrome felsefesi üzerine

    H.H.B.
    16.08.2020
  • 388 syf.
    ·Puan vermedi
    Prof.Dr.Niyazi Kahveci,Marmara Üni.İlahiyat Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Manchester Üniversitesi'nde Sosyal Bilim üzerine master ve doktora yapmıştır. Meslek hayatı boyunca verdiği dersler: İnsan ve Toplum Bilimleri, Milletlerarası İlişkiler, Felsefe, Sağlık Sosyolojisi, Ekonomi, Eğitim Felsefesi, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Sosyoloji, Siyâset Bilimi, Siyâsî Düşünceler Târihi, Milletlerarası Politikada Din, Toplumsal Yapılar ve Târihî Dönüşümler, Din Sosyolojisi, Ahlak Sosyolojisi, Gençlik Sosyolojisi, Bilgi Sosyolojisi'dir.
    Yazar bu kitabında; temel olarak sistematik düşünme tarihini anlatmış ve sistematik düşünme nasıl yapılır sorusuna cevap vermeye çalışmıştır.İnsanlık çizgisi oluşmaya başladığı andan itibaren zaman içerisinde teoloji ve felsefenin diyalektiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermiştir. Bu kitap ,dünyanın düşünsel gelişimini, teolojik ve felsefik olarak Doğu'nun Batı 'dan aslında neden geri kaldığını merak edenlerin mutlaka okuması gereken bir eserdir..
  • Tıbbın, örneğin kanserden bahsettiği güvenle zulümden söz edemeyen bir sosyal bilim, sosyal olguları oldukları gibi anlayamaz.
  • 320 syf.
    ·4 günde·10/10
    Nota Bene'den çıkan kitap, yaklaşık 320 sayfalık bir özgün yapıt. Özgün, çünkü bir dizi film ile o dizi filmin içindeki hususları felsefeye bağlayan farklı bölümlerden oluşuyor ve özellikle dizi filme aşina olanlar ile felsefeye meraklılar için çok keyifli bir okuma serüveni vadediyor. Ben de bu vesileyle kitabı aldım ve okudum.

    Kitap 4 farklı ana bölüm ve 20 farklı alt bölümden oluşuyor. Her bölüm, 12 kişilik bir yazar ekibinin ortak çalışmasıyla oluşturulmuş. Bu bölümlerde GOT karakterlerinin ve olaylarının, felsefe tarihindeki eğilim ve öğretilerle karşılaştırılmasını ve açıklanmasını okuyoruz.

    Tabii kitap, "Taht Oyunları" (GOT) isimli kitabı zemin olarak hazırlansa da ben "Taht Oyunları" serisini okumadığım ve fakat dizi filmi sonuna kadar, sahne sahne seyrettiğim için bağlantıyı dizi film ile kurmak durumunda kaldım. Gayet de iyi yapmışım.

    Kitabın ilk bölümü siyaset felsefesi üzerine kuruluyor. "Taht Oyunları"ndaki siyasal zemini Thomas Hobbes'un siyaset felsefesiyle bağlantılandırıyor (Bak. https://www.felsefe.gen.tr/...kci-devlet-anlayisi/). Burada kitap Hobbes'un mutlakçı devlet anlayışı ile GOT'ta geçen krallıklar arası çatışmaları ve kralların halka ve diğer krallara karşı davranışlarını değerlendiriyor. Temelinde "İnsan insanın kurdudur" anlayışı altında, GOT'un karmaşık siyasal zeminini tartışıyor.

    İkinci bölüm, ahlak felsefesi üzerine kurulmuş ve genel hatlarıyla GOT'taki yalan, iftira, kumpas, aldatma ve genel olarak da entrikalar üzerinde felsefi örneklerle yorumlar yapılıyor. Örneğin "Bilgilendirmemek, yalan söylemek midir? Ya da yalan bir eylem olarak gerçekleşmediği için buna yalan demek doğru mudur?" sorunu ele alınıyor. Aldatma ile yalan söyleme arasındaki bağlantı, "Bir şeyi gizlemek, aldatmaktır. Ama peki aldatmak, yalan söylemek midir?" tartışması da GOT'taki olaylar üzerinden yorumlanıyor. Locke'tan Kant'a), Kant'tan Mill'e kadar birçok filozofun ahlak görüşü ile GOT değerlendiriliyor (Bak. https://www.felsefe.gen.tr/ahlak-felsefesi-nedir/).

    Üçüncü bölümde bizi Maklavelizm karşılıyor. Makyavel'in siyaset anlayışı (Bak. https://www.felsefe.gen.tr/...avel-siyaset-gorusu/) ile GOT'taki taht mücadeleleri yorumlanıyor. Örnekleriyle birlikte Makyavelyan tutum nasılmış, onu önümüze seriyor.

    Kitabın dördüncü bölümü "Adil Savaş Kuramı" üzerine kurulu. Bu bölümde savaş kuralları ve daha ziyade savaş ahlakı ele alınarak ne tip savaşların elzem ya da haklı, hangi savaşların haksız olduğu ve savaşın getiri ve götürüleri tartışılıyor. Bu bağlamda gene GOT'ta alınan savaş kararları, bu savaşlarda uyulan ya da uyulmayan savaş kuralları değerlendiriliyor. Mesela Joffrey'in acımasızlığı örneklendiriliyor ve savaşta her zaman bir ahlaki duruş olamayacağı, bu örnekle aktarılmaya çalışılıyor.

    Beşinci bölümde bu kez mutluluk kavramıyla karşı karşıyayız. Platon ve Aristoteles zemininde "Mutluluk nedir?" sorusuna GOT için cevap arıyoruz. Mutluluk erdem midir? Erdemli olan insan mutlu insan mıdır? Cersei... GOT'un kraliçesi... Neden mutlu olamamakta, her şeye sahip olmasına rağmen?

    Kitabın altıncı bölümü, GOT'taki Lord Stark'ın idealist tutumunun onu ölüme sürüklemesi üzerinde durmakta. Burada Stark'ın aslında birkaç polimle bütün krallığı ele geçirebilecek durumdayken bunları karakterinin getirdiği onur ve haysiyetle yapmaması ve onurunun cezasını (!) ölümü ile çekmesi konusu, idealizm çerçevesinde ele alınıyor.

    Bütün bölümleri tek tek ele almak çok güç. O sebeple sonrasını özetleyeceğim. Kitabın sonrasında, ahlak felsefesi vurgusu aynen devam etmekte. Buna sekizinci bölümde "kişi ve insan" ayrımı temelli biyoetik eşlik ediyor. Örneğin kişinin yaşam hakkı ne kadar değerlidir sorusu soruluyor ve ötenazi tartışılıyor. Ardından dokuzuncu bölümde hayvanların da bir bilince sahip olup olmadığı konusu, GOT'taki Ulukurt'lar nezdinde ele alınıyor. Gene dokuzuncu bölümde metafizik ögeler tartışmaya açılıyor ve büyüden algı kapasitemizin neliğine kadar "gerçeğin mutlak doğası" hakkında konular bizlere sunuluyor. Psikoloji bilimi de gene bu kısımlarda ele alınan bir konu oluyor.

    Bilim, büyü ve metafizik arasındaki bağlantılar GOT çerçevesinde ele alınıyor ve örneğin Daenerys Targaryen'in ateşte yanmaması konusu fizikalizm ile bağlantılandırılıyor ve bilimsel zeminde tartışılıyor.

    Cehaletin boyutu, sosyal ilişkiler arasındaki farklılıklar nezdinde ele alınarak Jon Snow'un Ygritte'i anlamaması, anlayamaması örneklendiriliyor. Çünkü ikisi farklı kültürlerin insanlarıdır ve birbirlerini anlamamaları doğaldır. Burada bir sosyoloji atfında bulunuluyor.

    Kötülük problemi de gene ele alınan konulardan bir başkası. Bunları da tek tek açıklamak yerine sadece kitapta değinilen konuları alt alta dizmekle yetineceğim, zira metin çok uzun oldu :)

    Kitapta buraya kadarkilerden sonra değinilen konular şöyle:

    Kötülük problemi.
    Augustinus'un Tanrı kanıtlamaları.
    Ahlak problemi (Neden ahlaklı davranmalıyız?).
    Gyges'in yüzüğü sorunsalı.
    Milgram deneyleri.
    Nazi Almanya'sının ahlaki eleştirisi.
    Kant'ın ödev ahlakı.
    Kültürel farklılıklar (Dothraklar örneği)
    Kadın erkek eşitliği
    Cinsiyet ayrımcılığı
    Toplumsal cinsiyet
    Varoluşçuluk
    Fatalizm
    Taoculuk
    Zen felsefesi
    Aristoteles etiği

    ve daha atladığım nicesi...

    Velhasılıkelam, eğer hem bir sıkı GOT meraklısı hem de felsefe derdine düşmüş bir bireyseniz, bu kitabı okumanız, iyi olacaktır.
  • Son bölümde, İslâm'a yönelik eleştirel görüşleri üzerinde durduğumuz Turan Dursun ve Erdoğan Aydın'ın genel olarak eleştirilerinin niteliği, temel görüş ve iddialarının düşünce tarihindeki yeri ve günümüzdeki anlamı ile vardığımız sonuçlar ve önerilerimizüzerinde duracağız. Şunu da belirtelim ki, yazarların eleştirileri, sadece kendi görüşlerini değil başta İlhan Arsel, Server Tanilli gibi yazarlar olmak üzere ülkemizdeki “maddeci sol” düşüncenin -üs-lup farklılıkları dışında temel iddiaları ve nitelikleri bakımından: İslâm'a yönelik eleştirilerini de büyük ölçüde yansıtmaktadır.
    Özetle, yazarlar İslâm'ı pozitivist 'bilim ve akıl ile çağdaş insanlık değerleri" ölçütünde değerlendirirler. İslâmi değerlerin bu ölçülere ters düştüğü, çağın gerisinde kaldığı, modernleşme imkânı olmadığı gibi, modernleşmemizi de engellediği, dolayısıyla reddedilmesi gerektiği sonucuna varırlar. Ayrıca dinin dogmatik bir yapıda olduğunu, özgür, yaratıcı düşünceyi engellediğini de sıkça vurgularlar.
    Yazarlar ateizmden yanadır, ancak onlar ateizmi felsefi bir problem olmaktan ziyade, ideolojik bir dünya görüşü ve politik bir yaşam biçimi olarak sunmaktadırlar. Eski Sovyetler Birliği'nde ve sosyalizmin hakim olduğu bazı üçüncü dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizdeki sosyalistler de ateizmi, ideolojilerinin ayrılmaz bir parçası ve prapaganda aracı olarak değerlendirirler ve bilimsel ateizm adıyla takdim ederler. Özellikle Turan Dursun'un -ki o bir sosyalist değildir- dine karşı eleştirilerinin oturtulduğu zemin ile Erdoğan Aydın'ın eserleri ve görüşleri bunun örnekleridir.
    1) Eleştirinin hislerin tuzağından kurtulma ve kapsamlı bir “anlama”, “yorumlama” çabası olarak algılanması gerektiği kanaatindeyiz. Böyle bir eleştiri faaliyeti bir çok bakımdan değerlidir ve takdire şayandır. Hür düşünce ve kültürel farklılıklar ötekilerle diyalog kurarak varolabilir, kendisini geliştirip yenileyebilir. Böyle bir eleştiri bir bakıma kendini ötekinin diline tercüme etmek olduğu için her iki dili de iyi bilmeyi gerektirir. Ne var ki ülkemizde yaratıcı, ufuk ve zihin açıcı, geliştirici ve diyaloğa dayalı eleştiri gelenekleri icat etmeyi başarabilmiş değiliz. Böyle bir gelenek oluşturamayışımızın temel sebebi, hem tarihi kimliğimizi ifade edebileceğimiz inanç ve değerlerimizi, kültürümüzü hem de çağımızın ruhunu gereği gibi kavrayamayışımızdır.

    Kanaatimizce dünya standartlarına ve bilimsel ölçülere göre, gerek müslüman ilim adamları, gerekse müsteşrikler tarafından yapılmış çalışmalara kıyasla değerlendirmek gerekirse, yazarların bu eleştirilerini, “ideolojik kavram ve şablonlar", “bilimsellikten uzak” “avami, kaba, ham, hamasi” bazen de “agresif” unsurların belirlediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak çalışmalarının bu özelliği onların etkinliğini, onlara olan rağbeti, alâkayı azaltması bir yana tam da halk düzeyindeki ilginin sebebini oluşturmaktadır. Daha da üzücü olanı şu ki, bu eleştiriler düzeyinde şekillenen din anlayışı, aralarında bazı aydınların da bulunduğu, azımsanmayacak bir kesimin, çoğu zaman medyada ve siyasi düzlemde gündeme gelen din anlayışının da düzeyine işaret etmesidir. Aslında bu durum toplum olarak bizim kendi kültür tarihimiz, inanç ve değerlerimiz konusundaki amatörlüğümüzün de bir işareti olarak görülebilir.

    Bu durum sadece itikadi bakımdan değil, sosyal, siyasi ve iktisadi bakımdan da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bunun sonucu olarak profesyonellerce belirlenen dünya arenasında, hem “milli varlığımızı” ortaya koymamız zorlaşmakta hem de aleyhimizdeki kültürel ve siyasi tehlikeleri fark etme konusundaki basiretimiz bağlanmaktadır.

    Günümüzdeki bu İslâm eleştirilerinin bir yönüyle XIX. yy'lın son ve XX. yy.'lın ilk yarısında pozitivizmin Türkiye'ye girişiyle, Abdullah Cevdet (1869-1932), Kılıçzade Hakkı (1872-1959), Hüseyin Cahit Yalçın (1874-1959) vb. isimler tarafından ortaya konulan eleştirilerin” -biraz daha vulgarize- bir versiyonu ve kendi geleneğimiz bakımından “köksüz” olduğunu söyleyebiliriz; Batı kökenli bu geleneğin en önemli zaaflarından birisi de İslam ve Hristiyanlığı “din” adı alında aynı kefeye koyup aynı ölçülerle değerlendirmesidir.
    Modern Batılı araştırmacı Leslie Lipson'un da ifade ettiği gibi İslâm inançlarında, Hıristiyan teolojisinde bulunduğu türden, Tanrının insan biçiminde, bakireden doğma bir oğulun babası olması ve onun yeniden dirilmesi hikayesine, üçlü birlik kavramı gibi doktrinlere, İsa'nın yaşamını ve ölümünü kuşatan mitlere vs. yer verilmez.
    İslâmi doktrin basit, açık ve dolaysızdır İslâm'da Allah'ın birliği ve Hz. Muhammed'in peygamberliği kabul edilince gerisi akli olarak temellendirilebilir. Hatta birçok İslâm filozofu ve kelâm alimine göre Allah'ın varlığı peygamberliğin gerekliliği de akılla bilinebilir.

    2)Çalışmamızda gözettiğimiz ve önemle üzerinde durduğumuz
    Şu ayrıma dikkat çekmek istiyoruz. Biz, bilimsel ve rasyonel olarak temellendirilebilecek anlam dünyasına sahip yegane sistemin; İslâm olduğunu iddia etmiyoruz. Her inancın, ideolojinin kendi usülü ve mâkuliyeti içinde kurulabileceğini, tutarlı olabileceğini
    ötekilerle karşılaştırılabileceğini kabul ediyoruz. Ancak bütün bu inanç ve ideolojilerin hakikatle ilgisini kurma, bilimsel değil, felsefi, kalbi, şahsi tecrübelerin ve subjektif tercih ve unsurların katıldığı bir süreçtir. Bilim kendi sınırlarının, tecrübi alanın dışi çıktığında, bilim olma özelliğini ve nesnelliğini yitirir.

    Oysa yazarlar kendi materyalist dünya görüşlerini bilimsel, rasyonel, dini ise bilim ve akıldışı, hayali vs. diye nitelerler. İşte bizim “bilim-dişı, ideolojik” tavır derken kastetiğimiz de budur. Bir insanın bilimsellik adına, “doğru, bilimsel tek yaşam tarzı vardır, herkesin onu kabul etmesi zorunludur” şeklindeki tavrı bilimsel, entelektüel bir yönteme değil, ilkel bir inanca işaret eder.

    3)İslâm'ı değerlendirirken “bilim” ve "akıl”ı temel ölçüt alan yazarlar “bilim“i aklı “Akılcılık ” ile karıştırmak suretiyle zaman zaman “dogmatizm” olarak nitelendirilebilecek “katı, ideolojik” bir yaklaşım sergilerler. Felsefi ve metafizik konular mahiyeti itibariyle deney ve tecrübenin, dolayısıyla pozitif bilimin konusu olmadığı halde, yazarlar -bilimin çağımızdaki otoritesinden yararlanmak amacıyla- İslâmi inançları çoğu zaman bilimsel ölçütlere göre değerlendirirler. Din ve bilim felsefesi açısından değeri olmayan ve önemli problemler içeren bu yaklaşım, bilimin mutlaklaştırılmasıdan/kutsallaştırılmasından başka bir şey değildir.”

    Tarihin hiçbir döneminde bilim kendisini dine karşı bir “kurtuluş yolu” olarak görmedi. Bilimin yegâne “yol gösterici” olduğu görüşü, çağımızda modem pozitivizmin güçlendirdiği bir inançtır. Bilgi imkânları tecrübi alanla sınırlı olan bilim, tasvir edici konumdan irşad edici konuma gelerek, hakikat alanını da kendi ufkuyla sınırladı. Bunun dışında kalanı “gerçek dışı, hayal ürünü” ve “bilim-dışı” olarak niteledi.

    Yazarların da taassupla bağlandığı bu anlayış, “tabu” diye niteledikleri dinin yaklaşımından daha dogmatik bir anlayıştır. Felsefi antropolojideki anlamıyla dogma, “her hangi bir şey hakkında delilsiz olarak, kesin, mutlak, değişmez bir kanaate sahip olma” anlamına gelir. Aslında “dogma” ve “kutsallaştırma", bir yönüyle, hakikati tümüyle kavrama imkânından yoksun ama hakikat konusunda en azından bir kanaate sahip olmayı “varoluşsal bir zorunluluk” olarak hisseden insanın tümüyle kaçamayacağı bir yapı özelliğidir.

    Bilgisel açıdan ve doğurduğu sonuçlar bakımından tehlikeli olan, dogmanın ve inancın değerini, kendi iç tutarlılığı ve temelJendirilebilir oluşu değil, sadece bir otoritenin tayin etmesidir. Bu otorite kutsal bir varlık olabileceği gibi tarih, atalar, karizmatik kişiler, ideolojiler ve bilimcilik de olabilir. Böyle bir kutsallaştırma anlayışı dini değil tamamen insani bir tavır olan taassup ve bağnazlığı doğurur. Dogmatik inancın en olumsuz yanı da insanda tedirgin, agresif, müsâmahasız ve katı tavırlara sebebiyet vermesi, toplumda özgürlüğü, diyaloğu, tartışarak ortak paydaları çoğaltma imkânlarını yok etmesidir.

    Dogmatik inanç ile tarih boyu vahyin insanlardan talep ettiği imanı birbirine karıştırmamak gerekir. Vahiyde de, cin, şeytan, cennet, cehennem gibi doğmaların olduğu kabul edilir. Fakat bütün bunlar dogma olmayan, Allah inancı ve peygamberin doğruluğuna, yani hesabı dogmatik olmadan verilmiş ilkeye bağlıdır. İslâm'a göre iman, dogma olmaktan uzaklaştığı ölgüde değer kazanır. Kur'an insanları delilsiz, zanna dayanan bilden, körü körüne ataları taklit etmekten men eder, yüzlerce ayettte onlar ısrarla çevrelerine bakıp akletmeye çağırır.

    Yazarların önemle üzerinde durduğu “Akıl ve Nesnellik” kavramlarının tehlikelerine karşı, geçen yüzyılda bizi uyaran, özgürlükçü düşüncenin önderlerinden kabul edilen Paul Feyerabend (1924-1994) olmuştur. Ona göre nesnelciliğin ve akılcılğın en önemli tehlikesi kültürel çeşitliliği, yerel gelenekleri yok ederek dünyayı tektipleştirmesidir. Oysa kültürel çeşitlilik, insanoğlunun farklı hayat koşullarına daha iyi uyum göstermesine, dünyadaki
    kaynakları daha iyi kullanmasına imkân verir. Kültür ve gelenekler üzerine çalışan bilginler, bizimkinden farklı kültürlerin bir hata değil, belirli, özgül çevrelerde geliştirilmiş, incelikli bir uyum sürecinin ürünleri olduğu, iyi bir hayatın sırlarını ıskalamak bir yana yakalamış olduğu sonucuna vardılar. Yerel öncelik ve sorunlardan koparıltmış nesnel bilgi, varoluşu epistemik dayanaklardan yoksun bıraktı, kısırlaştırıp anlamsızlaştırdı. Dolayısıyla her kültürün kendine göre işlevsel, nesnel bir aklı vardır.

    Bakunin de, bilimin ve bilimsel bilginin önemine vurgu yaparken aynı zamanda bizi, “tüm rejimlerin en aristokratı, en despotu, en kurmaz ve en seçkincisi olan bilimsel aklın iktidar”ına
    karşı uyarır ve bilimin hakim güçlerin boyunduruğuna girdiğini belirtir.

    Dünya görüşleri ve ideolojileri gereği bilim, yazarların sorgulamaktan kaçındığı kutsalları arasında yer almaktadır. Oysa “bilim nedir” sorusuna gerçekçi ve tatminkâr yanıtlar verilmediğinde dinin doğru kavranma imkânı peşinen yitirilmiş olur.

    4)İslâmi inanç ve değerleri eleştirirken yazarların bir diğer temel iddiası da, İslâmın, “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi"nde ifadesini bulan çağdaş insanlık değerlerine karşı olduğu onlarla
    uyuşmayacağıdır.
    İslâm kültür ve medeniyeti perspektifinden bakıldığında, bugün insanlığın “evrensel insanlık değerleri” olarak nitelendirilen kazanımları “Allah'a rağmen" değildir. Çünkü İslâm nazarında, vahiy gibi insan aklının kullanımı da ilâhi bir buyruktur. Ayrıca insan fitratının ilâhi boyutu vardır. Dolayısıyla Allah'ın insanlara en büyük lütfu olan aklın, kalbin ve diğer insani yetilerin ahlaki kazanımları da meşrudur. Allah'a, dine ve kutsala rağmen insani kazanım ve hak iddiası, Antik Yunan kültürü ve onun üzerine inşa edilen Batı kültür ve medeniyetine ait bir tasavvurdur ve bugün de anlaşıldığı üzere bir yanılsamadan ibarettir. Yunan kültür ve
    edebiyatında, Batı'da kendisinden “insanlığa uygarlığı bahşeden kahraman” olarak bahsedilen Promethe tanrılardan aldığı ateşi (aydınlığı), yeryüzüne indirdiği için tanrıların gazabına uğrar. İslâm'da ise İblis, Allah'ın verdiği bilme yetisiyle yücelen insanın önünde secdeye kapanmayarak Allah'a karşı geldiği için, Allah'ın lanetine uğrar. Bundan dolayı Batı felsefesinde insan hakları, hümanizm gibi değerler daha çok tanrıya, kutsala karşı ve teizm-karşıtı bir bağlamda gelişmiştir.

    Kendi düşünce dünyalarında yazarların dine biçtikleri rol de, Hiristiyan Batı tecrübesinin ürünü olan, maddeci pozitivist ideolojiler tarafından biçimlenmiştir. Bunun için onlar İslâm'ı insanlık değerleriyle uzlaştırma çabalarını da başarı şansı olmayan “dema-
    goji” “revizyonizm" ve “savunma mekanizması” olarak görürler. Bazı müslümanların ileri sürdüğü, “İslâm'ın bundan ondört asır önce, en ileri düzeyde getirdiği insan haklarını batı henüz keşfetmiştir” şeklinde sözü edilen nitelemeleri haklı çıkaracak yaklaşımların da olduğu gerçeği bir yana, genel olarak bakıldığında yazarların bu iddiasının muhatabı İslâm dini olamaz.

    Özetle bu “bildirgeler” insanlığın başarısıdır. Eğer onlar hakikati ifade ediyorsa onların Hıristiyan Batı'da formüle edilmiş olması önemli değildir. “İlim ve hikmet müminin yitik malıdır, onu bulduğu yerde alır”, İslâm medeniyeti daha önce Yunan felsefesine karşı da bu tavrı göstermiştir. Ancak gerek tarihi tecrübeler gerekse günümüzde yaşananlar bize göstermektedir ki, asıl önemli olan nazari ahlâk teorileri, evrensel bildirgeler vs. değil, bunların hayata geçirilmesidir. Bunun için de evrensel bildirgelerin, “evrensel ödevler ve ahlaki sorumluluklar” bakımından desteklenmeye ihtiyacı vardır. Bu da ancak değer üreten sistemler ve dinlerle mümkündür. Aslında başta Kuran-ı Kerim olmak üzere, ilâhi kitaplar
    incelendiğinde, dini öğretilerin asıl amacının insanlara ahlâk ve değerler konusunda bilgi vermek değil, onları ahlâki ve değer sahibi yaşam konusunda eğitmek ve onlara yol göstermek olduğu anlaşılır.

    Seküler, dindışı felsefe ve ideolojiler de ancak dine benzedikleri veya yaklaştıkları ölçüde değer üretebilirler. Örneğin Sosyalizmin birçok felsefeden farklı olarak insanlara değer bilinci kazandırmasının sebebi de, özde dini bir yapıya benzemesindendir. Teoman Duralı'nın ifadesiyle “manevi insana karşı, maddi beşerin, mevzilenmesi” olarak tanımlanabilecek günümüz dünyasında asıl sorun insanın çıkara, şahsi menfaate karşı eğilimini ifade eden beşeri arzularının nasıl kontrol altına alınacağıdır. Şüphesiz bunun yolu, insandaki manevi, ilâhi, insani boyutu güçlendirmek, ondaki ahlaki erdemleri yüceltmekle mümkündür. İnsanın bu anlamda olgunlaşma faaliyeti de özde dinidir.

    Evrensel insanlık değerlerinin sahibi olarak kabul edilen ülkelerin hakimiyetinde şekillenen günümüz dünyasında, yoksul ülkelerden zenginlere doğru kaynak transferi her geçen on yılda
    katlanarak artmaktadır. Ekolojik yaşamı tehdit eden çevre sorunları bir yana, her geçen gün dünyadaki ekonomik ve sosyal adalletsizlik artarak devam etmekte, insanların bir kısmı sınırsız beslenmenin problemleriyle meşgulken, büyük bir çoğunluğu da temel insani ihtiyaçlarını karşılayamamakta, açlıktan ölmektedir. Bu sorun sadece yoksul toplumların değil, zengin toplumların da sorunudur. Örneğin dünyanın en zengin, en gelişmiş ülkesi olan ABD'de her dört insandan biri yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bu tablonun her geçen gün yoksulların aleyhine, varlıklıların lehine bir seyir takip ettiği görülmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, “çağdaş insanlık değerleri” denilen değerler, günümüzdeki şekJiyle dünyadaki insanların sadece bir kısmının haklarını ve menfaatlerini yüceltmekte ve sadece onlara insanca bir yaşam sağlamaktadır. Batı'nın evrensel değerleri ve sekülarizmin, Batıdışı ve özellikle de İslâm toplumlarında özgürlük ve insan hakları karşıtı söylemleri besleyen, meşrulaştıran bir zemine kaydığı konusunda ciddi tartışmalar, bugün Batı gündeminde bile önemli yer tutmaktadır. Şu halde, “çağdaş insanlık değerleri" söyleminin hele “sosyalist” duyarlılıklara sahip aydınları bu kadar cezbetmesi herhalde onların çaresizlik ve tükenmişliklerinin ifadesi olsa gerektir.

    Bu duruma vahyi perspektifle bakınca öyle görünüyor ki, ‘mezarlarına girinceye dek çoğaltma ihtirasının peşinde koşan' ve ‘servetin kendini ebedileştireceğini sanan' insanların etkinliğiyle
    yoğrulan, inanç ve ahlaki değerlerden yoksun bir medeniyet sonunda kendini yok eder ve geride ibret alınacak medeniyet izleri kalır. Kuran'da olduğu gibi tarihte de bunun örneklerine
    rastlanabilir.

    5)Yazarların temel tezlerinden biri de İslâm'ın modernleşme imkânının bulunmadığı, değerini yitirdiği, hatta modernleşmemizin önünde engel teşkil ettiği ve dolayısıyla reddedilmesi gerektiğidir. İslâm'ın, Batı'da Rönesans'tan beri gelişmekte olan topyekün dünyevileşme anlayışının, müslüman toplumlarda sağlam bir mekân tutmasına razı olmadığı, ruhunu ve çerçevesini dini inançtan almayan sosyal, siyasi ve iktisadi hayata daima soğuk baktığı doğrudur. Meselenin bu yönünü yeterince fark edemeyenler, İslâm'ın modernleşmesinden onun modernizme teslim olmasını anladıklarından, İslâm'ın zamana uymakta güçlük çektiğini iddia etmektedirler. Oysa evrensel bir din olan İslâm'ın modernleşmesi, modernizme teslim olup işlevsizleşmesi değil, evrensel mânâ ve ruhunu modern hayata vererek, ona hem muhteva hem de anlam kazandırmasıdır.

    Günümüz dünyasında İslâm'ın ve müslümanların uğradığı eleştiri, iftira ve haksızlığın önemli sebeplerinden biri de, İslâm'ın modernizme karşı direnme gücüne sahip en güçlü düşünce ve
    inanç sistemi olmasıdır. Bu mânada Çin ve Hint medeniyetleri de anımsanabilir. Şu var ki, evrenselleşememiş ve arkalarında doğrudan doğruya sahih bir ilâhi tebliğ bulunmayan, örfler bağlamında, varolagelmiş medeniyetler olmalarından dolayı onların dirençleri de sınırlıdır.

    İslâm evrensel ışığı ile ferdi ve toplumsal hayatın bütün yönlerini aydınlatmak ister. “Aydınlatmak” demek “varolmak için başka bir şeyi yerinden etmek” demek değildir. Bilim, sanat, ahlâk, siyaset, iktisat kendi mâkuliyetleri ve kısmi bağımsızlıkları içinde varolacak, evrensel ışık ise toplumun varoluş zemininde, aşkın olandan kaynaklanan gücüyle, “göklerin ve yerin nuru” (en-Nur 24/35) olmaya devam edecektir. Böyle bir varoluş halinin “ben varsam o yoktur” anlayışıyla ilgisi yoktur. O bakımdan İslâm günlük dilde kullandığımız anlamda bir ideoloji değildir.

    Unutulmamalıdır ki, evrensel olan, Kur'an'ın belli durumlar için öne sürülmüş yorum ve uygulamaları değil, bizzat kendisi ve mesajıdır. Eğer yazarlar eleştirilerinde bu ayrımı yaparak Kuran’ı Kerim'deki tarihsel unsurları ve geleneksel İslâmi literatürü lafzi olarak okuyup günümüze taşıyan katı anlayışları eleştiri konusu yapmış olsalardı, hem büyük ölçüde haklı olabilirler hem de İsİâm'ın modernleşmesi için müslümanları uyarıcı bir etki/katkı yapmış olabilirlerdi. Zaten birçok müslüman yazar da günümüz müslümanlarının nazari ve ameli aklının uzun zamandan beri yetersiz kaldığı, bunun da İslâm'ın evrensel mesajının modernleşmesinin önünde engel olduğunu ileri sürmektedir.

    6)Diğer yandan, müslüman bir toplumda İslâm eleştirisi sadece entelektüel, felsefi bir tartışma değil, aynı zamanda bir kültür,medeniyet değer ve kimlik eleştirisidir. Elbette farklı kültür ve medeniyetlerden istifade ederek kendi kültürümüzü eleştirebilir, zenginleştirebilir ve geliştirebiliriz. Ancak böyle bir faaliyet, yeni katılan unsurların kodlarını kendi değer sistemimizle bütünleştirerek başarılı olabilir. Bu konulardaki ani ve köksüz değişimler toplumda onulmaz yaralar açabilmekte ve asırlar boyunca oluşan ve derin anlam boyutları kazanan semboller dünyamızda ve tarih bilincimizde köklü değişiklikler, aşılması güç problemler doğurabilmektedir. Fert ve cemiyet planında beşeri şahsiyetin devamı önemlidir. Bu istikrar ile oynamak toplumun şuuru ve kollektif bilinciyle oynamaktır. Bu durum toplumsal bunalımlara, benlik ve kültür krizlerine sebep olabilmektedir.

    Aslında yazarların kitaplarında muhatap aldıkları din anlayışı zihinlerindeki din tasavvuru, günümüzde İslâm konusundaki iki sağlıksız yaklaşımı örneklemektedir. Bir yanda, din adına ileri sürülen yavan, katı, uzaklaştırıcı ve dolayısıyla yabancılaştırıcı, çoğu zaman akıldışı ve tutarsız bir dini anlayış vardır. Bu katı muhafazakarlık, aydınlatıp yumuşatılmadıkça, İslâm'ı
    cepheden vurmak için siperde bekleyenler her zaman malzeme bulmakta güçlük çekmeyeceklerdir. Diğer yanda ise din aleyhine önyargılı, ham, yüzeysel, kışkırtıcı bir yaklaşım söz konusudur. Her ikisi de problemlidir.

    Böyle bir problemi besleyen başlıca iki unsurdan söz edilebilir. Bunlardan biri özellikle son birkaç yüzyıldır kendini yenileyemeyen yeni tecrübelerle zenginleştirip yeni ifade yolları üretemeyen katı muhafazakâr dini anlayıştır. Diğeri ise batılı insanın tarihi ve dini (Hristiyanlık) tecrübesinden kaynaklanan ve İslâm dünyasına oldukça yüzeysel biçimde yansıyan, yazarlar örneğinde olduğu gibi zaman zaman ideolojik bir görüntü sergileyen, katı
    dünyevileşme anlayışıdır. Din konusunda, bu iki yaklaşıma bağlı anlayış ve siyasetin de toplum için hayırlı sonuçlar doğurmayacağı açıktır.

    Zaaflarına rağmen eleştirel çalışmalar, “ilerici-gerici, laik-anti laik, sünni-alevi, vb.” daha çok yapay olduğuna inandığımız, fakat uğruna siyasi, sosyal ve iktisâdi ağır bedeller ödediğimiz kutuplaşmaların aşılması, milletimizin birlik ve beraberliği ile selâmeti bakımından önemlidir. Bunun için, toplumumuzdaki bütün kesimlerin birbirlerini önyargısızca anlamaya, yorumlamaya ve diyaloğa yönelik çalışmaların devam etmesi gerektiğine inanıyoruz. Öte
    yandan, Turan Dursun ve Erdoğan Aydın’ın kaleme aldığı bu görüşlerin toplumun belli bir kesimince paylaşıldığı da bir gerçektir. Bu açıdan bakılınca, değeri ne olursa olsun bu görüşlerin gündeme getirilmesinin, sorgulanması ve kıymetinin takdir edilmesi bakımından yararlı olduğu söylenebilir.

    7)Bütün bu problemlerin aşılması için, yönlendirici, araçsal bir din eğitiminden çok objektif, baskısız ve seviyeli bir din eğitimine önem verilmesi gerekmektedir. Diğer yandan, “fikri ve vicdanı hür” fertler yetişmesi için, din ve bilim öğretiminde, bilginin mahiyeti, sınırları ve hiyerarşisinin kavranması, bunun için de “Din ve Bilim Felsefesi” öğretimine önem verilmesi zorunludur. Aksi durumda toplumda özgür düşüncenin gelişmesi, din veya bilim
    kaynaklı dogmatizmin hafiflemesi beklenmemelidir.

    Mehmet Aydın'ın deyimiyle “Bugün müslümanların yeniden düşünmek, İslâm'ın fikri yapısını modern bilim ve düşünceyi dikkate alarak yeniden kurmak gibi zor ama şerefli bir görev ve sorumlulukları vardır.”

    Özellikle XX. yy. boyunca, bu sorumluluğunun farkında ve bilincinde olan, hem İslâm'ı hem de modern hayatı bilen inanmış aydınların çalışmalarıyla, bugün geleceğe daha umutla bakabiliyoruz.
  • 143 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Postmodern bir yaklaşım olan çözüm odaklı kısa sürekli psikolojik danışma için kuramı tanıma adına gayet yeterli bir kaynak.
    Kuramın hem dünya da hem de ülkemizde sıkça kullanılmasının sebeplerini kitabı okuyunca daha net anlıyoruz. Hızla değişen bu çağda tüm alanlarda değişimi görmek mümkün bu değişime de bağlı olarak bireylerin yaşadıkları sorunlar da farklılaşıyor. Bu hızla değişen çağla beraber yaşam koşullarını da düşündüğümüz de uzun süreli psikolojik yardımların insanlar için pekte uygun olmadığı görülüyor. İşte bu noktada hem psikolojik danışmanlar için hem de danışanlar için problem odaklı yaklaşımlar yerine daha kısa sürede çözüme ulaştıran Çözüm Odaklı Kısa Süreki Psikolojik Danışma ön plana çıkıyor.

    Kitap 5 bölümden oluşuyor:
    1- Çözüm Odaklı Kısa Süreli Psikolojik Danışmanın tarihçesi, temel felsefesi ve temel kavramları
    2- Danışma Süreci
    3- Danışmada Kullanılan Teknikler
    4- Kuramın Okul Danışmanlığında Uygulanması
    5- Kuramın grupla psikolojik danışmanda kullanılması

    Son olarak “ek” olarak belirtilen bölümde Çözüm Odaklı Kısa Süreli Psikolojik Danışmanın ‘Sosyal Fobi’ ile ilgili kullanımı ve grup oturumlarının anlatılması da uygulamayı daha iyi anlamak açısından gayet faydalıydı.