• "Paranoid kişilik bozukluğu: Pek çok Akdeniz halkı nazara inanır; muska takar, selim olaylarda gizli ve tehditkâr anlamlar arar, yeterli bir temele dayanmaksızın başkalarından zarar göreceğini düşünür; başkalarına güvenmekte zorlanır. Böylesi bireyler kendi kültürlel bağlamında incelenmedikleri sürece paranoid kişilik bozukluğu tanısı alabilirler.

    Şizoid kişilik bozukluğu: Yalnız etkinliklerde bulunma, duygu yokluğu, cinsel arzu yokluğu, övgü ve eleştiriye kayıtsızlık ve kısıtlı duygulanım, aydınlanmış Budist rahibini de tarif edebilir.

    Şizotipal kişilik bozukluğu: Büyüsel düşünce, olağandışı algısal yaşantılar, tuhaf veya egzantrik davranış ve görünümler, uygunsuz sosyal konuşma, pek az arkadaş ve sırdaş, küçük toplumlardaki pek çok şaman ve mistiğin gösterdiği özelliklerdir.

    Histrionik kişilik bozukluğu: Pek çok başarılı aktris, model veya şov kızı fiziksel cazibe ile çok uğraşan, duygusal olarak kendilerini çok fazla ifade eden, ben-merkezci, dikkat odağı olmadıklarından rahatsızlık hisseden kişilik özellikleri gösterirler.

    Narsistik kişilik bozukluğu: Pek çok başarılı işadamı veya siyasi lider, kendi amaçları uğruna başkalarını kullanır, kendilerini çok önemli sayar, sınırsız güç ve başarı düşleri kurar, sürekli dikkat ister ve diğerlerinin hissettiklerine eşduyum gösteremezler. Bu özellikler, kimi toplumlarda garip karşılanmasa da, narsistik kişilik bozukluğu tanısı koydurabilirler.

    Bağımlı kişilik bozukluğu: Bu bireyler, yanlış olduğunu bilseler bile, reddedilme korkusuyla diğer insanları onaylarlar. Başkalarının kendileri hakkında önemli kararlar almalarına izin verirler. İnsanlar kendilerini sevsin diye, nahoş buldukları işleri yapmaya gönüllü olurlar. Yakın ilişkiler bittiğinde çaresiz hisseder, eleştiriye kolayca yaralanırlar. Tüm bu özellikler geleneksel Eskimo toplumunda yüceltilen kültürel değerlerdir."
  • 141 syf.
    ·11 günde·Beğendi·10/10
    Kitap, güzel hikayelerle bezeli denemelerden oluşuyor. Yazar sizi mutlaka bir yerden yakalıyor. Bazı hikayelerde kendinizi buluyor, bazılarında ise tanıdığınız birini yakalıyor ve gülümsüyorsunuz. Aşktan aileye, sevgiden nefrete, güzelden çirkine, müzikten filme, yazmaktan okumaya, sosyal hayattan yalnızlığa, kadınlardan erkeklere, ağlamaktan gülmeye bir çok konuya değinmiş ve güzelce işlemiş.
    Kendi duygu ve düşüncelerini bize öylece aktarmış bizlerin bir yerden yakalamamızı umarak.
    Bence güzel de yapmış keyifle okudum:)
    Son sayfadaki son paragraf ile incelememi noktalıyorum.
    "Milyon yıl gün görmeden, güneş görmeden toprağın altında sıkışıp kalan şeyler gibi; sıkıştım sensizliğin ve dayanılmaz hasretinin altında; başkalaştım sevgilim ben de, seni özleye özleye başkalaştım; kendim de dahil herkese, her şeye yabancılaştım."
    Bazen hüzünlendiren, bazen gülümseten keyifle okunası bir kitap...
  • 432 syf.
    ·Puan vermedi
    Doğup büyüyoruz ve bu süreç bazen sıkıntılı bazen keyifli bazen yorucu oluyor. Hamurumuzda, pek çok şey var elbette genler aile coğrafya. Bizi şekillendiren bir sürü ayrıntı. Bu ayrıntılardan oluşan kendimizi şekillendirmek zor; çünkü ayrıntıların içinden sana yakın olanı seçip bizimmiş gibi yapıyoruz. Oysa onca yaşanmışlık içinde özgün olma ihtimalimiz o kadar az ki; bunu başarabilen sayısı çok az. Ergenlik ise bir dönüm noktası; hayatımızın en önemli en sıkıntılı dönemi. Bu dönemde idealler içine dalarız. Somut düşünceden soyuta kayarken bizi tutacak sağlam zemin ararız. Bu zeminin ise idealler olma ihtimali çok yüksektir. Hak adalet özgürlük. Bazen sırf bu kelimelerin içinde barındırdığı anlamlar bütünü bile insanı kendine tutsak eder. O kadar büyüktür ki içleri dipsiz bir kuyu gibi. Ne atsanız içine alır kaybolur veya kuyuyu derinleştirir.
    Aileden kopma sosyalleşme sürecinde bir sürü hata yaparız ya da bir sürü doğru. Bu iki uç arasında oluştururuz kimliğimizi. İlk aşkı yaşarız çoğu zaman. O olmazsa ölüp biteriz. Abartılı bir süreçtir ergenlik. Tıpkı oyun oynamak çocuğun mesleği ise ergen içinde sosyal onay odur. Ailesinin taktiri bir işe yaramaz. İlla arkadaşları kabul etmelidir onu. Sosyal onayı alıp devam etmek ister hayatına. Ve ideal bir evren yaratır kendine bir sürü güçlü duygu ve bir sürü enerji. Oysa gerçek dünya başkadır, bambaşka:

    “Eski ideallerimle fiilen başardıklarım arasındaki uçurumu doldurmak için elimde sabırdan başka bir şey yok!”

    Bu çarpışan dünyalar arasında sıkışmış ve sıkılmış ergen kendi yolu üzerindeki tüm taşları kaya gibi algılar, tüm ırmaklar cennetten gelir, tüm aşklar kutsaldır. Abartılı bir gerçekliktir yaşadığımız. Ailemizi reddeden bir varlığa dönüşürüz. Kabuğunu sevmeyen bir kaplumbağa. Yazar bu süreci ele almış bu gerçek romanda. Çünkü bilimkurgu yazarından böyle bir roman okumak ilginç ve keyifli bir yolculuktu. Hayatının en önemli sürecini ailesini reddederek ve idealizm peşinde koşan bir gencin öyküsünü aktarmış yazar. Arkadaşlarını ve ailesini aşklarını. Evim dediği kovuğu terk edişini ona duyduğu özlemi yaşarken büyümenin zorluklarını aktarmış ince naif bir dille. Zaman ve mekan tasvirleri içinde manzarayı fon yapmış fırtınalı bir başkaldırıya. Özgürlük mücadelesinin en iyi örneği değilse bile bir var oluş mücadelesini aktarmış. Kelimelerin gücü asla yatsınmamalı demiş. Ve unutmayın her devrim bir insanın başka bir insanla konuşması ile başlamıştır.
    Keyifli okumalar!
  • 214 syf.
    Din Nedir?
    Neredeyse çoğu insanın üzerinde durduğu bir konu. Benimde aklımı oldukça meşgul eden bir konu. Sorguluyorum, sorgulamaya devam ediyorum. İnanıyorum, inancım var. Lakin aklımın kabullenemediği konularda var. Böyle kitaplar o yüzden ilgimi çekiyor. Tolstoy’un yeri bende ayrı zaten. Klasikleri seviyorum ama Tolstoy’u daha bir ayrı seviyorum. Ne zaman aklıma bir şey takılsa bu soruların, konuların çok uzun zaman önce Tolstoy tarafından yazıldığını, kitaplarının konuları arasına girdiğini görüyorum. Bu sebepten olsa gerek ona olan hayranlığım da. Oysa daha birçok kitabını okumadım. Ben her şeyin aslında sevgi kavramında çözüldüğünü düşünüyorum. Tolstoy İnsan Ne ile Yaşar kitabında buna değiniyor. Diğer kitaplarında da görebiliriz sanırım. Bu kitapta da her ne kadar din, Hristiyanlık, kilise gibi konular geçse de dikkat ettiğinizde temelde Sevgi olduğunu fark edersiniz. Din Nedir? Kitabı bana biraz İtiraflarımı anımsattı.

    Kitapta adından anlaşılacağı üzere Tolstoy’un din üzerine düşüncelerini, felsefesini görüyoruz. Okuduğum kitap 215 sayfa olup Kaknüs yayınları tarafından 1999 yılında basılmış. Üç kısımdan oluşuyor ilk kısımda 17 bölüm var. İkinci kısım tek bölüm, Din ve Ahlak adı altında kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplar var. Üçüncü kısım ise Aşkın Kanunu ve Şiddetin Kanunu olarak adlandırılmış. Bu da 19 bölümden oluşuyor. En sonunda ise Ekler var.

    Kitap genel olarak belli başlı konular üzerinde yoğunlaşıyor. İlk başta çok ilgi çekici gelse de biraz ilerledikten sonra benzer şeylerin tekrar edilip durması okumamı yavaşlattı. Genel olarak Hristiyanlık, sahte Kilise Hristiyanlığı, Siyasete alet edilen Hristiyanlık ve diğer dinler üzerine yazılanlardan oluşuyor diyebilirim. Hristiyanlık yerine İslam yazınca da pek bir şey değişmiyor. O zaman Hristiyanlığın yaşadığı sorunlar şuan İslam’da yaşanıyor. Yine de Tolstoy’un bu kitabında Hristiyanlığı övdüğünü söyleyebilirim. Ama dikkat! Bildiğimiz kilise Hristiyanlığını değil.

    -Kitabın ilk bölümünde bahsedilenleri unutmamak adına notlar almıştım. Aşağıda yazdıklarım konu olarak bölüm sırasıyla gidiyor. Bazı şeylerin tekrar etmem de bundan dolayı.

    Teknoloji ile Din konusuna değinmiş. Teknolojinin dini etkisiz hale getirdiğini savunanları eleştirmiş. Okumuş, dine inancı kalmamışların inanıyormuş gibi yaptıklarını, Berthelot’un aksine Bilim’in din yerine geçemeyeceğini, aklı başında olan hiçbir topluluğun dinsiz yaşayamayacağını çünkü insanın hayvanlardan farklı olduğunu söylüyor. Beşikteki çocuğu öldüren meleğin kıssası üzerinden açıklama yapmış. Dinin tanımını en temel tanım olarak Din; insan ve Allah arasındaki bağ şeklinde vermiş. Başkalarının yaptığı tanımlara da yer vermiş.(Vauvenargues, Schleiermacher ve Feuerbach, Bayle, B. Constant, vs…)

    Yahudi, Yunan, Brahma, Budist’in dinden ne anladıklarını, Comteu’nun inanç sisteminden o ve onun gibi şeylerin bir din olamayacağını söylemiş. Moliere’inin “gönülsüz doktor ”undan örnek vererek gönderme yapmış. Nasıl kalpsiz yaşanmazsa dinsizde yaşanmayacağını, dinin dün ve bugün olduğu gibi gelecekte de olduğunu söylemiş. Birden çok din olmasının nedenlerine değinmiş. Dinlerin tahrif edilip doğru yoldan şaştığını, dinlerinde doğup büyüyüp öldüğünü söylemiş. Brahmanizm’in çökmesiyle Budizm, onun çökmesiyle Hristiyanlığın ortaya çıkmasını ondan sonra da İslamiyet’in çıkmasını örnek veriyor. Bütün insanların eşitliği kavramının tüm dinlerde olduğunu, bunun asli ve zaruri özelliği olduğunu söylemiş.

    Duygu, akıl ve telkin den bahsetmiş. Bunların biri olmadan diğerinin de etkili çalışamayacağını, hayati önem taşıdığını söylemiş. Bunların din ile bağlantısına değinmiş. Dinde tahrif başladığında duygu ve akıl zayıflar telkin güçlenir görüşündedir. Yaşanan ayrımcılıklardan söz etmiş. Musevilerde Goy, diğer dinde mübarek, günahkar gibi ayrımlardan… Hristiyanlığın bu ayrımcılıkta yerinin ayrı olduğundan bahsetmiş. Din adamı ile din adamı olmayan gibi ayrımlar yapılmış.

    Kilise Hristiyanlığının Din adamı ile din adamı olmayan gibi zengin ve yoksul, efendi ve köle gibi eşitsizliklerden bahsetmiş. Asıl Hristiyanlığın, Mesih öğretisinin eşitsizliği kabul etmediğini aktarıyor. İncile yapılan eklemelerden söz ediyor. Bu eklemeye göre güya Hz. İsa semaya çıkarken bazı insanlara ki bunlar din adamları, yetki vermiş. Kilise’yi eleştirmiş. Hem aklın hem de kutsal sayılan kitapların üstüne çıkarılmış. Vaftiz saçmalığına değinmiş. Dindeki birçok öğretinin saçma olduğunu söylüyor.
    İman dan bahsedilmiş. Atomların tesadüfen bir araya geldiğini düşünen şuurdan, ruhumuzun hayvanlardan geldiğine inanan Hindu örneğini vererek günümüz insanlarının imanın ne olduğunu bilmediklerini dillerinde tekrarladıklarını söylüyor. Kilise Hristiyanlığının iman ile olan anlamsız ilişkisini yorumluyor.

    Atilla ve Cengiz Han’ın zalimliklerinin din adı altında yapılan zulüm kadar kötü olmadığını, en azından onların yüz yüze yaptığını, din adı altında yapanların sahne arkasında işlediklerine değiniyor. Günümüz insanlarının teknolojinin ilerlemesine rağmen hayattan zevk alamadıklarını söylüyor. Bir de şimdiki teknolojiyi görse neler derdi kim bilir…

    Ahlak hiçbir dönemde bu kadar ayaklar altına alınmadığı düşüncesinde, fakir ve eğitimsiz insanların din adı altında en çok kullanıldıklarını fakat aslında imanın ne olduğunu bilmediklerini, Hristiyanlık kavimlerin dinden kopmaları ile başıboşluğun, hırsızlığın, cinayetlerin arttığını söylüyor. Düşününce Hristiyanlık için dedikleri şuan İslam içinde geçerli.

    Dine gerek olmadığını söyleyenlerin Hakikate günümüz inananlarından daha yakın olduğunu, dinin yokluğundan dolayı günümüz insanlarının zalim, vahşi ve ahlaksız olduğunu söylüyor. İncil’den İnsanların karanlığı aydınlıktan daha çok sevdikleri ile ilgili örnek vermiş. Nietzche’nin fikirleri hakkında konuşmuş. Onu olumsuz şekilde eleştirmiş. Türk sultanlarının neyi koruyor her şeyden fazla neyin üzerine titriyor sorusuna cevap vermeye çalışmış. İktidar orduya, ordu dine dayanır diyor. Haklı da… Nasıl kitleler sahte bir dinin etkisindeyse sözde aydınlaşmış kimselerde sahte bilimin etkisindedirler görüşünü dile getirmiş. Eğitim ile dinin nasıl aşılandığını, sorgulamadan belli kalıpların öğretilmesi sonucu oluşan akıldaki çelişkilerin insanın nasılda korkunç bir tahrife uğradığını görebiliyoruz. Güçlü olmayan şahsiyetler büyüdükleri aldatmacadan kurtulamazlar diyerek güzel bir vurgu yapmış.

    Dinler harici biçimlerde birbirinden ayrılsalar da temel ilkelerde hepsi aynıdır görüşünde. Sana nasıl davranılmasını istiyorsan başkasına öyle davran ilkesi ile ilgili yazmış. Dinlerdeki akla mantığa sığmayan davranışları(Teslis, Bakire Anne, İndralar, Hz. Muhammet’in Miracı) yerine Allah’ın bir ruh olduğu ve onun tecellisinin içimizde hüküm sürdüğü, bu ruhun gücünü yaşantılarımızla artırmamız gerektiğini söylüyor. Düzenli bir insan toplumu inşaa etmenin kuvvetten geçtiği görüşünün benimsenmesinin dine olan etkisine değinmiş. Din süsü verilmiş aldatmacayı yıkıp hakikati benimsememelerinden yakınmış. Bir kısır döngü haline gelmiş bu durumdan hükümetlerin neden çıkarmadıklarını, onlar yapmıyorsa sahte dinlerin aldatmacasından kendini kurtarmışların neden bu görevi üstlenmediği açıklamış. Yüksek sınıfa mensup olanların, kitlelerin sorunlarını dert ediniyormuş gibi görünseler de işin öyle olmadığı, buna rağmen hayatını dini için feda edecek kimselerin oldukları, bunların küçümsendikleri, mahkum edildikleri, kısır döngüyü böyle insanların parçalara ayıracağını söylemiş.

    -Kitabın ikinci bölümü olan Din ve Ahlak’ta Tolstoy’un kendisine sorulan sorulara cevap olarak yazdıkları yer alıyor. Dinin dört tanımı üzerinden açıklamalar yapmış. İman nedir sorusuna cevap vermeye çalışmış. Önerilerde bulunmuş. En sonunda ise özet şeklinde iki soruyu iki cümlede cevaplamış.


    -Kitabın üçüncü bölümü olan Aşkın Kanunu ve Şiddetinde de benzer şeyleri görebiliriz. Önsözde kabir kapısına gelmişken susmayıp bildiklerini anlatacağını söylüyor. Her bölüm başında alıntılar var. Bazıları kendine bazıları başka yazarlar ait.

    Hristiyanlığın tahrifi, insanların inançtan uzaklaşması, insanların elinde hayatın anlamı kalmadığından bahsetmiş. Bir şeyi herkes yapıyor diye o şey doğru olacak değil.(Bunu zamanında Fizik hocamız kavratmıştı). Hristiyan ülkelerin birbirlerinden nefret etmeleri, büyük devlet olamamaları, Kilisenin yalanlarından, Katolik, Ortodoks, Luther’den bahsediyor.

    Şiddete değiniyor. Hristiyan milletlerin arasındaki hayatın korkunç bir hal almasından, bunun nedenlerinden, Kilise konseyi, yalanları ile milyonlarca insanın kanına giren, İsa Mesih’in asıl öğretisinin gerçek anlamını anlamadıklarını, Hristiyanlık dini yaşamaktan çok alışkanlık olması, Kalpte değil de dilde olması, Kilise Hristiyanlığı bozsa da anlam ve önemini herkesin bildiğini söylemiş.

    Hristiyanlığı övmüş. Şahsi gaye değil de birlik beraberlikten bahsetmiş. Hristiyan milletlerin yanlış anlayıp, hayatı yıkan bir dini benimsediklerini, Sevginin kurtuluşa götüreceği, her dinde bunun var olduğunu. Merhamet, şefkat, hayırseverlik gibi duyguların diğer dinlere göre Hristiyanlığın bu duygulara daha yakın olduğunu söylemiş.

    Şiddet olmadan hayatın olabileceğini idrak edemiyorlar düşüncesinde. Hz İsa’nın öğretisinin hakiki anlamı sevgiyi hayatın yüce kanunu olarak kabul etmek olduğunu söylüyor. Cehennem kelimesinin yanlış yorumlanması sonucu dine çok zarar verdiğine değiniyor. İçimizdeki kötülükten arınmamız gerektiği, asıl Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın öldürmeyi değil sevmeyi öğrettiğini söylemiş. Hristiyanlığın ayrıcalıklı sınıfların aleti olup hakikatten uzaklaşması değinmiş. Hristiyan asker olamaz ve birini öldüremez. Kilise Hristiyanlığı hakiki Hristiyanlığın düşmanıdır. Hristiyan ve asker mevzusunu uzunca anlatmış. Hristiyan asker ve yine sevgi üzerine durmuş. Hayatı kurtaracak şeyin Hristiyanlık olduğunu söylüyor. Şiddeti dışlayan hakiki Hristiyanlık…

    İnsanın ruhu yaradılıştan Hristiyandır demiş. Övmüş. İnancım gereği kitapta katıldığım yerler kadar katılmadığım yerlerde var. Örneğin bu görüş.

    Kilise dini aldatmacası ve siyasetinden kurtulabilseydik asıl engel insanların ruhundan silinirdi sonucuna varmış. Uyanmış insan devlet denilen şeye inanmaz, Hükümetsiz otoritesiz nasıl yaşarız sorusuna cevap aranmış. Devlet geçici bir şeydir demiş ve açıklamış. Ahlak çağından uzak olmaktan yakınmış. Şiddeti meşrulaştıran sosyal yapıdan, Devletlerin işledikleri büyük suçlara, Sahte Hristiyanlık ve hükümet aldatmacasından kurtulmaya, Şiddet ile birlik olmayacağına, Birlik beraberlik çözümü barındırdığını söylemiş. Yeni bir hayat tarzına girmemiz gerektiği görüşünde…

    Kitap sonunda ekler var. Burada; Rusya’daki mevcut yapının çökeceğinden, cinayet işlemenin bir mazeretinin olamayacağı, sahte dini öğretilerden kurtulanların sayısı artsa da sahte devlet öğretilerinden kurtulamadıklarına değinmiş.Gerekli olanın, kötülüğe karşı şiddeti yasaklayan Hz İsa’nın öğretisini hatırlatmak olduğunu söylemiş.

    Buraya kadar okuduysanız kitap hakkında aklınızda bir şeyler oluşmuştur. Bence ağır bir kitap sayılır. Din dedik mi bana ağır geliyor. Ondan öyle demiş de olabilirim.
  • 184 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Müptezeller bittikten sonra yaklaşık altı-yedi tane kitabın kapağını açıp, göz gezdirip başlamadan bırakan ben... en sonunda da en alttaki bu kitabı çıkarmakla çok iyi yapmışım.

    Şu ana kadar okuduğum, çok beğendiğim ve isteyenlere tavsiye ettiğim Koku, Serenad, Uçurtma Avcısı ve hatta Şeker Portakalı'nın evet Zeze'nin bile üstüne çıkabilecek bir kitap, okuduğum kitapların en güzellerinden. Herkesin mutlaka okumasını istediğim muhteşem bir kitap. Bu kitap okunmalı, okutturulmalı. Ne kadar çok yere ulaştırılabilirse ulaştırılmalı. Hatta bu sitede yalnızca okuma, alıntı, toplantı gibi etkinliklerin yanında bir de elimizden geldiğince ki aramızda bir çok öğretmen vardır onların yardımıyla yalnızca ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak üzere kitap, kütüphane kurma kampanyaları yapılabilir.

    Yalnızca okumakla kalmayıp uygulayabilmek de asıl mesele. Aslında çoğu da bizim düşüncelerimiz. "Yaşamak istediğimiz ülke" için çalışan bu güzelim insanlara katılmak umarım bizlere de vesile olur da biz de üzerimize düşeni yapabilir, yaşanılabilir bir ülke için adım atmış oluruz. Konu başlıklarında olduğu gibi, yurdunu seven, işini iyi yapan, dürüst, hoşgörülü bir insan ve ülke olabilmek için...

    Ve ayda bir kere de olsa elimizden geldiğince ismi geçen kuruluşlara, hiç tanımadığımız ama mutlu olmalarına katkıda bulunabileceğimiz o insanlar için kısa mesajla yardımda bulunmayı ihmal etmesek... İnsan olan karşılıksız yapmalı tüm güzel şeyleri ve hep inandığım şeylerden biri de "birini mutlu edebilmek o mutluluğu görmek kadar güzel bir duygu yok."

    Karınca kararınca elimizden ne geliyorsa...

    Ülkemde böyle insanların, böyle bir kuruluşun olması inanılmaz gurur verici ve umut dolu. Umarım daha da büyür ve çoğalırlar. Böyle bir ekipte yer almayı çok ama çok isterim. Kitabın son sayfalarında yer alan Uğur Böcekleri ekibindeki arkadaşların sözlerini de ekliyorum son satırlara. Bu duygularına hayran olmamak ve o duygulara ortak olmak dünyanın en güzel mutluluğu olsa gerek.

    - Benim için TUP, insan hayatına küçücük de olsa dokunabiliyor olmanın verdiği büyük mutluluk… Her seminerde gözlerimin mutluluk ve heyecandan dolması, her seminer sonrası gözlerdeki sevinç ışığı, her seminer sonrası bu ülkede güzel şeyler olduğuna, olacağına duyduğum güven. Ve benim için TUP, hayatımdaki büyük sihir…
    (Aslı Akyol)

    - Gelecek aydınlık olacaksa eğer, gerçekten; sırf bu projenin ışığı bile yeter.
    (Ayşe Atalar)

    -Dürüstlüğün, samimiyetin, yurt sevgisinin, girişimciliğin ve birçok değerin anlam kazandığı bu projede, Türkiye Uğur Böcekleri Projesi'nde, anlam kazanabilmek temennisiyle..
    (Davut Kör)

    - Seminer verdiğim günün bitiminde insanlara faydalı olmanın mutluluğunu
    yaşıyorum ve hayatım boyunca seminer vermek istiyorum. Çünkü ihtiyacı olanlara yardımcı olmak, bir şeyler vermek harika bir duygu. Türkiye Uğur Böcekleri Projesi benim hayata dair sorumluluklarımın bir parçası. (Eda Sincar)

    - Hayat amacımız, bireyden topluma gelişim; söylenmektense söylemek hayata dair güzellikleri. Bence herkes hayatının hangi döneminde olursa olsun mutlaka TUP'la tanışmalı ve insan olmanın tadını çıkarmalı. TUP, hayatta başka bir şeyle ikamesi olmayan nadir oluşumlardan biri belki de. (Elif Aydın)

    - TUP, sanki bir yara bandı gibi, gittiği yerde insanların her an fark edemediği, ama sürekli sızlayan yaralarını kapatıveriyor. İnsanları mutlu etmekten mutluluk duyan insanlarla dolu bir sosyal sorumluluk projesi.
    Gönüllüleri için de ikinci bir okul. (Elif Çakıcı)

    - İnsan olmanın en değerli yanı iyilik yapmaktır. Türkiye Uğur Böcekleri Projesi'yle her defasında daha fazla hissettim insan olmanın güzelliğini. (Emin Barış)

    - Kütahya Cezaevi'ne Fulya, Taylan, Neslihan, Özgür ve ben birlikte gittik.
    Bir mahkûm çıkışta bir şiir verdi. "Anama yazmıştım Şerif Hocam. Sen hak ettin. Şiir senin. Ben anama bir tane daha yazarım" dedi. Şiiri okudum, gözlerim doldu. İnsanlık dolu bir şiir. Genç ve efendi bir çocuktu. "Niye buradasın?" diye sordum. "Hocam ben adam öldürdüm" diye yanıtladı.
    "Senin gibi efendi biri nasıl adam öldürür?" diye sorduğumda da "Hocam kimse bize bunları anlatmadı ki" diye yanıt verdi. Ders hepimize.

    - Hayata yeniden böyle bir noktadan başlamak istiyorsanız eğer, birilerine el
    uzatmak istiyorsanız, gelişmek ve geliştirmek istiyorsanız, TUP, sizin de
    aradığınız proje demektir. İnandıktan sonra insanın başaramayacağı hiçbir
    şey yoktur. (Funda Çelik)

    - İnsanların karşılıksız hiçbir şey yapmadığı günümüzde, karşılıksız iyilik yapmanın tarifsiz mutluluğunu yaşıyorum hayata dair verdiğim seminerlerde. (Gülçin Demircan)

    - Bazen bir zorlukla karşılaştığımda, içinden çıkamadığımda kenara çekilip olaya bir de "Uğur Böceği" gibi bakıyorum. Mücadele ruhu kazandırdı.
    Karanlığa küfretmektense bir mum yakmayı öğretti bana, bu da hayatımın her aşamasında bana yardımcı oluyor. (Merva Fındık)

    - Gittiğimiz yerlerde yarattığımız "Uğur Böceği Etkisi"nin sonuçlarını
    düşününce, sahip olduğum mutluluk ve huzuru ifade etmekte kelimeler
    yetersiz kalır. Bunun yanında hayata ve olaylara bakış açımı değiştiren,
    kendimi bulduğum muhteşem bir projenin içerisinde olduğumu düşünüyorum.
    (Merve Işıl Kaya)

    - Mine konuşma engelliydi. Seminer bitiminde, herkes dağıldıktan sonra sırasına gitti ve forma bir şeyler çizmeye başladı. El ele tutuşan iki kişi, birisi küçük, birisi büyük ve topuklu ayakkabıları var ve aralarında bir kalp. Seminer ile ilgili düşüncelerini yazması gereken kısma da bir ev çizmiş…(Nazlı Özdil)

    Nazlı'yı toplantılarda beyaz uğur böceği tişörtü ve kocaman gülümsemesiyle hatırlıyorum. İçten, sıcak ve akıllı Mine'den aldığı o küçük kalp ve ev resmi bir insanın hayatında alabileceği en güzel hediyelerden
    biridir.

    - Herkesin hayatında kilometre taşları vardır. O kilometre taşında yaşanılanlar olmasa insan farklı yerlere sürüklenir. TUP da benim için farklı bir kilometre taşı, hayatı değiştiren ve aslında hayat veren. Gelişen, geliştiren, insana dokunan, insanlığını hatırlatan bir proje TUP. (Nihan Özel)

    - Önce kendimize, sonra yakın çevremize hoşgörü, girişimcilik, iş kalitesi, yurt
    sevgisi ve dürüstlük değerlerinin ne kadar önemli olduğunu anlatırız. Sonra düşeriz yollara, Türkiye'nin dört bir yanına bilginin ışığını yayarız. (Sinem Dinçol)

    - İlk seminerinizi verdikten sonra, değerlendirme formlarını elinize alıp okumaya başlayacaksınız. Okumayı bitirdikten sonra, sadece bir saat içerisinde insanların hayatlarına dokunduğunuzu anladığınızda, hayat gözünüze hiç görünmediği kadar güzel görünecek. (Volkan Duygunoğlu)

    - Seminer sonunda huzura kavuşuyorum, çünkü bilgimin zekâtını vermiş ve
    insanların hayatlarına dokunmuş oluyorum. Bir mahkûmun bana "Hayatım benim kelebeğimi öldürdü, artık sizle yeniden canlandıracağım" demesi her
    şeyin karşılığıydı. TUP bir hayat felsefesi bence. (Tuğba Bademci)

    - Sildiklerinin bir önemi yok, yerine doğrular yazılmıyorsa, Bildiklerinin bir önemi yok, senden başkası bilmiyorsa'' diye çıktığım bu yolda her geçen gün bilgiyi paylaştıkça, gözlerde oluşan tebessümleri görmenin bu projenin gerçek amacının en belirgin kanıtı olduğunu düşünüyorum (Gamze Güngörür)

    - Sönen mumların emanet ettiği karanlıkları, gözlerindeki ışıklarla aydınlatacak koca yürekli kardeşlerimizi seyirci koltuklarından kaldırıp sahneye çıkarmaktır Türkiye Uğur Böcekleri Projesi (Gökhan Müftüoğlu)
  • Duygu sağlıklıbir seydir. Onu bastırmak tehlikelidir. Çocuklar duygularını gizleyebilirler hatta kendilerini koruyabilmek için onları hiç hissetmeme noktasına da gelebilirler.bu onların sosyal ve duygusal kapasitelerinin zararınadır.
  • 464 syf.
    ·9/10
    Hayatımda okuduğum en karamsar ve en umutsuz roman bu. Jude isimli genç çocukluğundan itibaren okumayı seven ve akademik hayatta bir yer edinmek isteyen bir kişidir. Bu arzusunu gerçekleştirebilmek için doğduğu ve yaşadığı sosyal ve ekonomik koşulları aşması gerekir. Bir yandan mermercilik yaparken diğer yandan okumalarını sürdürür. Fakat koşullar öylesine serttir ki her çabasının sonunda bir hayal kırıklığıyla karşılaşır ve romanın sonunda mermer tozlarıyla kirlenmiş kitaplarının arasında can verir. Kitaplar ulaşmak istediği hayallerini, mermer tozlarıysa mahkum olduğu gerçekleri sembolize eder ve sonunda hayalleri gerçeklere mağlup olmuştur. Hardy bu romanında gerçekten çok hazin bir hikâyeyi anlatır ama hiçbir sayfasında duygu sömürüsü ve ajitasyona yönelmez. Ama okurun yıllarca etkisini hissedeceği bir eser yaratmayı da başarmıştır.