Günden güne yükselen düşmanlık, 1933'te çıkarılan, 34'te tüm sovyetlerde yürürlüğü giren bir yasa ile zirveye vardı. Bu yasayla erkekler arasında cinsel ilişki yasaklandı ve beş yıl ağır çalışma cezası getirildi. Stalin döneminin Sovyet hukuku eşcinselliği kamu ahlakına karşı bir suç haline getirdi ancak bununla yetinmedi. On çocuk doğuran kadınlara madalya veren Stalin'in cinsel çeşitliliğin tamamen karşısında olması pek şaşırtıcı olmamalıdır. Eşkiyalık, karşı devrimci çalışmalar, sabotaj ve casusluk gibi devlete karşı işlenen suçlardan biri ilan etti.

Maocu Çin’in uygulamaları da oldukça katıydı. 1949 Devrimi’nden sonra Çinli geyler toplanıp vuruldular. Lezbiyenler göç etmek zorunda bırakıldılar. Eşcinselliğin “var olmadığı” resmi olarak ilan edildi.

Küba Devrimi’nin ilk yıllarında Sosyalist Küba Devrimi Birleşik Partisi, toplumsal cinsiyet rolleriyle kalıplaşmış heteroseksüel kadın ve heteroseksüel erkeğin dışındaki bütün cinsel kimlik ve yönelimlere karşı ön yargıları besledi. Castro, bunları “yozlaşmış Batista döneminin bir kalıntısı” olarak kınıyordu, yok edilmeleri gerekiyordu. Birinci Ulusal Eğitim ve Kültür Kongresi’nde “eşcinsel sapıkların sosyal patolojik karakteri” ele alındı ve “eşcinsel sapıkların tüm dışavurumlarının kesin bir şekilde reddedilmesi ve yayılmalarının önlenmesi”ne kadar verildi, geyler rehabilitasyon kamplarına kapatıldı. 1983’te ise “toplumda istenmeyen unsurlar”ın Küba’dan ABD’ye gönderildiği Mariel sürgünüyle uzaklaştırıldılar.

Sayılabilecek örneklerin bir kısmını sıraladıktan sonra vurgulamamız gereken bir nokta var. Marksistlerin de dediği gibi, bir ideoloji yalnızca pratikteki “yanlış uygulamalar” üzerinden eleştirilemez.

(Marksizmin UPDATE'i, Meydan Gazetesi, sayı 45, Nisan 2018)

http://meydangazetesi.org/...marksizm-elestirisi/

Tuncer TAMTÜRK, Hayvan Çiftliği'yi inceledi.
 23 Nis 14:38 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Öncelikle tek cümle; " Gelen gideni aratır."

Sovyet eleştirisi olduğunu ( daha ziyade Stalinizm diyelim), cehaletimden kaynaklı olarak okuduktan sonra öğrendiğim güzel eser.

Peki ben okurken ne anladım; iki ayak üzerinde yürüyen domuz mu olur ulan !

Kitabı okuyan bazı kimselerden gözlemlediğim sığlık derecesi yukarıda ki cümleyle aynı derinlikte.

Dediğim gibi, mevzunun Çarlığı yıkan Rus sosyalistlerinin yoldan çıkışı ve yıktıkları düzenden daha (d)üzücü bir hale gelmeleri olduğunu anlamam kitabı bitirdikten sonraki okumalarım sayesinde oldu. Ben kitabı, tarihin tekerrürüne boyun eğmiş bir drama öyküsü olarak hayalledim kafamda canlanırken. Ezilenlerin, ezici makama geldiğinde kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmelerinde bir beis görmemeleri, yol (dava) arkadaşlarını satmaları, düşmanlaştırmaları, onları sınıfsal ayrıma tabi tutarak kendi mutlak hakimiyetleri doğrultusunda kullanmaları.

Hikaye bu yönüyle her neslin alışkın olduğu mağdurlar arasından çıkan mağrur'un bir vesileyle (devrim/seçim) iktidar olması neticesinde geldiği yeri ve getirenleri unutması/inkar etmesi ve sadece şahsi çıkarlarını düşünmesi, çıkarlarının devamını sağlayacak yakın çevresinide gözeterek iktidarını sürdürmesi meselesinden ibaret.

Başta birazda Peygamber vari resmedilen, yaşlı ve bilge domuz (K. Marks deniyor) söylediği, her daim insanları heyecanlandıran, gaza getiren tespitler; sloganlar;
Kardeşlik, eşit kazanım, sömürüye karşı direniş, zenginlik ve özgürlük söylemleri her ne kadar doğru olsa da meselenin bu söylemleri yerine getirecek düzenin başında olacak kişinin sadece zeki ve/veya güçlü olmasının bir işe yaramayacağı hatta yıkılan sistemden daha beterini yaşatan bir sisteme geçiş sağlayacağını özetliyor eser.

Suç kimde, nasıl olmalı ? sorularıyla buldum kendimi eserin sonuna yaklaşırken. Kıt aklım, asgari tecrübem, yıllara yenildikçe zayıflayan duygularım ve pek tabi kendime kadar olan inancım neticesinde varabildiğim nokta şu oldu.

Ahlak.

Daha ziyade kas gücü ve romantik sadakatiyle resmedilen Boxer isimli atın (İşçi sınıfını temsilen) kas gücü ve sadakatine eklenik olarak mantıklı olabilmesi ve bu mantığı belirli bir ahlak anlayışı içinde kullanabilmesi neticeyi farklı bir noktaya götürebilirdi.

Yani; Eğitim, bizi sınıflara ayıran düzen içinde her sınıf, her meslek, her insan gurubu için öncelikli bir durum. Eğer mantığınızı kullanamazsanız güdülürsünüz. Herhangi bir inanç yada ideoloji kamplaşması ve dayatması olmaksızın "İnsan Ahlakı" almamız gereken temel eğitim unsuru. Tabi burada sihirli cümle şu "Hepimiz için bu böyle olmalı". Baykuşların, koyunların haklarını savunabileceği, hatta bu uğurda büyük fedakarlık verebileceği mücadeleler şart. Yoksa tarlada "karga" çok olur.

Hz. Muhammed (S.A.V) vefatı öncesi bir veda hutbesi vardır. Okuyun bakalım ne ile benzerlik gösteriyor. Peki Dört halife döneminde yaşanan "akrabacılık" neticesinde olanlar.

Fransız devrimi ? Roma ? Osmanlı ?

Atatürk'ün İzmir İktisat kongresinde söyledikleri şu an tek reçetemiz olarak gösteriliyor. Başamı sardık. Neden kapatıldı Köy enstitüleri.

En büyük şikayetimiz mağdurların, zalimleşmesi oldu. Çünkü Ahlak sahibi olanların yönetime gelmesi neredeyse imkansız. Birşeyler değişmeli ve bu, kendini geliştirirken, yanında yöresindekilere de katkıda bulunanlar sayesinde olacak. Olacaksa eğer. Komşusu cahilken, alim uykusunda olanlar ütopya kovalarlar hep yada kızıl elma mı demeliyim.

Hayvan çiftliği güzel bir eser. Mesela şu bakış açısıyla içinde yaşadığımız dünyayı da çok güzel temsil ediyor. At gibi çalışanlar, domuz gibi sefa sürenler, koyun gibi kalabalık gezen hiçlikler, çiftlikten çıkarsak eğer, iş dünyasındaki tilkiler, aile ilişkilerindeki yılanlar, eğitimsizlerin tepesinde ki akbabalar, eğitimli maphus yunuslar vs...

Uzun uzadıya gözlerinizi yeterinden fazla kanattığımı düşünerek, size iyi okumalar dileyip, ustanın diğer eseri "1984" de doğru bu limandan ayrılıyorum dostlar.

Ha bu arada içindeki Çocuğa sadık kalabilmişlerin bayramı 23 Nisan kutlu olsun.

İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ KİTAP LİSTESİ
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ VE YAKINÇAĞ TARİH ARAŞTIRMALARI İÇİN OKUNMASI GEREKEN BAZI KİTAPLAR

1- Ahmet Bedevi Kuran – İnkılap Tarihimiz ve Jön Türkler
2- Baki Öz – İttihat ve Terakki ve Bektaşiler
3- Cemal Paşa – Anılarım 1913- 1922
4- Emel Akal – Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki ve Bolşevizm
5- Eric Jan Zürcher – Milli Mücadelede İttihatçılık
6- Feroz Ahmad - İttihat ve Terakki
7- Fuat Dündar - İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskan Politikası
8- Kazım Karabekir - İttihat ve Terakki Cemiyeti
9- Murat Çulcu - İttihat ve Terakki
10- Naci Kutlay - İttihat ve Terakki ve Kürtler
11- Sina Akşin – Jön Türkler ve İttihat ve Terakki
12- Sina Akşin – 100. Yılında Jön Türk Devrimi
13- Süleyman Kocabaş – Jön Türkler Nerede Yanıldı ?
14- Şerif Mardin – Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908
15- Şükrü Hanioğlu – Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türkler
16- Tarık Zafer Tunaya – Türkiye’de Siyasal Partiler Cilt 1-2-3
17- Taylan Sorgun – Bitmeyen Savaş
18- Tevfik Çavdar - İttihat ve Terakki
19- Yuriy Aşatoviç Petrosyan – Sovyet Gözüyle Jön Türkler
20- Mehmet Rauf - İttihat ve Terakki ne idi ?
21- Halil Erdoğan Cengiz – Enver Paşa’nın Anıları
22- Murat Bardakçı – Enver
23- Murat Bardakçı – İttihatçının Sandığı
24- Murat Bardakçı – Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrükesi
25- Murat Bardakçı – Mahmut Şevket Paşa’nın Sadaret Günlüğü
26- Murat Bardakçı – Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü
27- Ahmet Efe – Efsaneden Gerçeğe Kuşçubaşı Eşref
28- Hüseyin Cahit Yalçın – Talat Paşa’nın Hatıraları
29- Cemal Kutay – Prens Sebahattin Bey, II. Abdülhamit, İttihat ve Terakki
30- Nevzat Köseoğlu – Şehit Enver Paşa
31- Samih Nafiz Tansu - İttihat ve Terakki
32- Samih Nafiz Tansu – Teşkilat-ı Mahsusa
33- Cemal Kutay – Enver Paşa Lenin’e Karşı
34- Örsan Öymen – Bir İhtilal Daha Var
35- İlber Ortaylı & Erol Şadi Erdinç - İttihat ve Terakki
36- Zafer Toprak - İttihat Terakki ve Cihan Harbi
37- Kazım Karabekir - İstiklal Harbimizde Enver Paşa ve İttihat ve Terakki Erkanı
38- Şevket Süreyya Aydemir – Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa Cilt 1-2-3
39- İbrahim Temo - İttihat ve Terakki Anılarım
40- Mustafa Ragıp Esatlı - İttihat ve Terakki’nin Son Günleri
41- Şevket Süreyya Aydemir – Suyu Arayan Adam
42- Şevket Süreyya Aydemir – Tek Adam
43- İttihatçılar ve İttihatçılık Sempozyumu Bildiriler
44- Hasan Babacan – Mehmet Talat Paşa
45- Şevket Süreyya Aydemir – İkinci Adam
46- Philip H. Stoddard – Teşkilat-ı Mahsusa
47- Osman Selim Kocahanoğlu – İttihat ve Terakkinin Sorgulanması ve Yargılanması
48- Benjamin Fortna – Kuşçubaşı Eşref

Umut Bekcan, Devrimden Sonra: Bolşeviklerin Zorunlu Dış Politikası 1917-1925
"Sosyalizm dünyaya değil mecburen tek ülkeye hakim olacak, tek ülkede inşa edilecekti. Açıkçası bu durum, Marksist-Leninist teoriye pek de uygun düşmüyordu ama şartlar (Avrupa proletaryasının devrim için pek aceleci olmaması ya da devrimi gerçekleştirememesi) 'tek ülkede sosyalizm'i zorunlu kılıyordu. Dünya devrimi konusunda aşırı şüphecilik ve SSCB ile kapitalist dünya arasında uzun bir barışın gerçekleşeceğine güvenmek Stalin’in tek ülkede sosyalizm tezinin temelini oluşturuyordu (Deutscher, 1990: 143). Stalin, Nisan 1924’te Sverdlov Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, tek ülkedesosyalizmin inşasının Rusya gibi bir köylü ülkesinin gücünü aştığını düşünenler olduğunu söylüyordu. Bunun gerçekleşmesinin mümkün olmadığını, bir ütopya olduğunu düşünenler, küçük üreticilerin sosyalist üretimin örgütlenmesi için kullanılamayacağını öne sürmekteydi. Ama Stalin aynı fikirde değildi. Köylülüğün ve tarımın Batı’dakinden farklı olduğu kanaatindeydi (Stalin, 1947: 132-135). Ona göre sosyalizmin tek ülkede zaferi, kapitalizm diğer ülkelerde sürerken, bu ülke kapitalist bakımdan daha az gelişmiş olsa bile pekala mümkün ve olasıydı (Stalin, 1947: 370). Stalin, iki tip zıtlıktan bahsediyordu. Proletarya ile köylülük arasındaki zıtlık ve SSCB ile kapitalist ülkeler arasındaki zıtlık. Ona göre bunlar birbirine karıştırılmaması
gereken farklı şeylerdi. İlki, tek ülkenin gücüyle, ikincisi ise birçok ülkenin proletaryasının mücadelesiyle aşılabilirdi. Leninizm ilk zıtlığın (proletarya ve köylülük arasındaki) aşılıp sosyalizmin tek ülkede kurulması fikrine olumlu bakıyordu (Stalin, 1952: 110-111). Avrupa proletaryasının ya da ezilen halkların Sovyet devrimine yardım edecek durumda olmadığını, devrimci
dalganın sona erdiğini, dünyanın kapitalist ve sosyalist olarak ikiye bölündüğünü, bir denge oluştuğunu barışçı bir nikahsız yaşama durumu söz konusu olduğunu birçok kere çeşitli vesilelerle ifade etti."

Ebru Şahin, bir alıntı ekledi.
05 Nis 13:13

- Orta Asya'nın Bozkırlarından Avrupa'nın Kapılarına -
Azerbaycanlıların geldikleri anayurt neresidir ; Türkiye Türkleri ve Azerbaycanlılar aynı kökten mi geliyor ? İki topluluk da Horasan üzerinden , Maveraünnehir ' den gelir.Bunlar Kafkasya ' nın otokton halkları değiller ; iki millet de Oğuz ' dur . Oğuz taifesinin bu topraklarda görülmesi 10. asır civarındadır . Aynı kökten geliyoruz tabii ki , keza aynı dili konuşuyoruz. Azerbaycan dili ne zamandan beri var ? Sizce Azerbaycan Türkçesini neden severiz ? Azerbaycan diline , dil denmesi resmi bir meseledir . Evet , Azerbaycan Türkçesini neden severiz ? Çünkü bizim dilimizin gençliğidir . Herkes gençliğini sever . Azerbaycan Türkçesinde ki Farsça kelime kullanımı bizinkinden çok daha yaygın ve oturaklıdır . Biz dil devrimi yaptık , onlar yapmadılar . Ayrıca hiçbir zaman onlar gibi konuşamazsınız , çünkü lehçenin en büyük özelliği taklit edilememesidir . Kök aynıdır ve '' Azeri '' lafı o yüzden yanlıştır . '' Azerbaycanlı '' demek gerekir . '' Azeri '' ise çok küçük bir etnik grubun adıdır . Başka bir sır daha vereyim ; Azerbaycanlılara Türk demenin Turancılıkla alakası yoktur . Çünkü 1936 Sovyet Anayasası ' nda alınan Stalinist tedbirlere kadar hepsi Türk ' tür . Mesela , 1928 ' de orada basılan lügatın başlığı Rusça - Türkçedir . Mahalli Azerbaycan lehçesindedir . Mesela Samed Vurgun gibi şairler bile şiirlerinde '' Türk kızları '' tabirini kullanır. Prensip ; Azerbaycanlıarın bile kızdığı '' Azeri '' lafının kullanılmamasıdır . Azerbaycan halkının çoğunlukla o küçük etnik grupla alakası yoktur . Konuşulanın ayrı bir dil olduğunu savunanlar bile '' Azerice '' yi değil , '' Azerbaycan dili '' ifadesini kullanıyorlar . Resmi tutum bir yerde kabul edilebilir ama bazı kullanımların yanlış olduğunu da bilmemiz lazım . Selçuklu devrinin Türkçesi muasır İran , Azerbaycan ve Türkiye coğrafyasında aynıdır . Elimizde bulunan makul sayıda ki yazılı abidelerimiz bunu gösteriyor.

Türklerin Tarihi, İlber OrtaylıTürklerin Tarihi, İlber Ortaylı
dostamisc, bir alıntı ekledi.
05 Nis 09:43

Aynı zamanda, Sovyet Hükümeti gizli diplomasinin bırakıldığını beyan etti ve tüm anlaşmaların tüm halkın önünde açıkça yapılacağı konusundaki kararlılığını dile getirdi. Hükümet bundan böyle geçersiz olan tüm gizli anlaşmaların derhal ve tamamen yayımlanacağına söz verdi.

1917 Sovyet Devrimi 2, Kolektif (Sayfa 282 - Evrensel Basım Yayın)1917 Sovyet Devrimi 2, Kolektif (Sayfa 282 - Evrensel Basım Yayın)
dostamisc, bir alıntı ekledi.
05 Nis 09:41

25 Ekim akşamı, burjuva hükümetini dağıtan Petrograd Sovyet Askeri Devrim Komitesi iktidarı, II. Bütün Rusya Sovyetleri Kongresine devretti.

1917 Sovyet Devrimi 2, Kolektif (Sayfa 267 - Evrensel Basım Yayın)1917 Sovyet Devrimi 2, Kolektif (Sayfa 267 - Evrensel Basım Yayın)
dostamisc, bir alıntı ekledi.
05 Nis 09:39

Tarihteki hiçbir ayaklanma, Ekim ayaklanması gibi organizasyon, koordinasyon ve dikkatli bir hazırlanma sürecinden geçmemiştir.

1917 Sovyet Devrimi 2, Kolektif (Sayfa 265 - Evrensel Basım Yayın)1917 Sovyet Devrimi 2, Kolektif (Sayfa 265 - Evrensel Basım Yayın)
dostamisc, bir alıntı ekledi.
05 Nis 09:36

Kışlık Saray'ın düşüşüyle Geçici Hükümet'in gücü tamamen yok oldu. Büyük proleter devrim başkentte zafer kazanmıştı.

1917 Sovyet Devrimi 2, Kolektif (Sayfa 259 - Evrensel Basım Yayın)1917 Sovyet Devrimi 2, Kolektif (Sayfa 259 - Evrensel Basım Yayın)
dostamisc, bir alıntı ekledi.
05 Nis 09:35

I. Nikola yayınladığı bir emirle St. Petersburg'da 22 metreden, yani Kışlık Saray'dan daha yüksek bina yapılmasını yasaklamıştı.

1917 Sovyet Devrimi 2, Kolektif (Sayfa 257 - Evrensel Basım Yayın)1917 Sovyet Devrimi 2, Kolektif (Sayfa 257 - Evrensel Basım Yayın)