JULIET
...Gelen var! Elimi çabuk tutmalıyım.
Ey hızır gibi yetişen hançer!
(Romeo'nun hançerini kapar)
Senin kının burası. Orada paslan,
Ben de öleyim
(Hançeri göğsüne saplar ve Romeo'nun cesedinin üstüne düşer...)
Spoiler içerir!
“Abi,” diyor Prens Dain azarlar gibi.
“İtirazım var,” diyor Balekin. “Taç için sana meydana okumaya geldim.”
“Muhafızlar,” diye sesleniyor Dain buyurgan bir sesle. Ancak şövalyelerden hiçbiri kürsüye çıkmıyor. Tek vücut halinde sırtlarını kraliyet ailesine dönüp kılıçlarını kalabalığa doğrultuyorlar. Olacaklara çanak tutuyorlar, Balekin’in darbe girişimine göz yumuyorlar.
Bayan Foster, bir cuma günü işlediğimiz coğrafya dersinde çadırın duvarına bir dünya haritası astı. Sınırlardan, kıtalardan, akıntılardan ve okyanuslardan bahsetti. Japonya’da batan bir balıkçı teknesinden geriye kalan parçaların Kaliforniya kıyılarına nasıl ulaştığını anlattı.
“Japonya’daki bir balıkçı teknesi Kaliforniya sahiline mi ulaşmış yani?” dedim başımı iki yan sallayarak. Bu nasıl mümkün olabilirdi ki?
Bayan Foster bana bakıp başını salladı. “Evet. Aslında hepimiz birbirimize bağlıyız. Okyanuslar birleşir, birlikte dalgalanır ve tüm kıtaları birbirine bağlar.”
Youngsoo büyük bir denizde, dünyanın her yerinde dolaşan balıkları tutabileceğini duysa ne düşünürdü acaba?..
Yine de benim gözümde kayıp olmak, ölü olmaktan daha iyiydi. Tutunacak bir umudu olduğu için Yoomee’ye imreniyordum. Oysa ben Youngsoo’nun bir daha asla eve dönmeyeceğini biliyordum..