BU YÜZDEN PLATON DOĞADAKI TÜM GÖRÜNGÜLERI EBEDI BIÇIMLERIN YA DA IDEALARIN GÖLGELERINDEN IBARET SAYIYORDU. Ama birçokları gölgeler arasındaki yaşamından memnundur. Gölgeleri düşüren bir şeyler olması gerektiğini düşünmezler bile. Var olan her şeyin bu gölgelerden ibaret olduğuna inanırlar -öyle olunca da gölgeleri gölge olarak algılamazlar. Bu yüzden ruhun ölümsüz olduğunu unuturlar.
Eşiği geçtikten sonra kapıyı kapatıp habis bir gülümsemeyle, onu öldürmemden korkup korkmadığını sordum. Ev sahibi tekrar yüzüme dikkatle baktı ve sessizce, "Hayır, korkmuyorum" dedi. Nedenini sordum. "Sizin gibi gözleri olanlar adam öldürmezler." dedi. "Nasıl gözlerim varmış benim?" "Hüzünlü, hem de çok! Derin bir hüzünle dolu gözler. Ruhen çok hastasınız siz. Hadi benim çalışma odama geçelim."
𝗙𝗮𝘂𝘀𝘁: Bu dünyanın iyilikleriyle karşılaştığımız bile onu, yalan ve şüpheli sayıyoruz.
Bize canlılık kazandıran duygularımız, dünyanın karmaşası içinde kaybolup gidiyor.
Hayal, büyük bir ümitle sonsuzluğa doğru açıldığı vakit bütün mutluluklar, zamanın önemli sorunları içinde birbiri ardından söndükçe ona küçük bir saha bile yeterli geliyor. Üzüntü, her insanın kalbinin ta derinliklerine yerleşiyor ve orada gizli ızdıraplar oluşturuyor. O, hayatın akışı içinde sürekli yeni maskeler takınarak bazen kadın, çocuk, mal ve mülk bazen de ateş, su, hançer ve zehir şeklinde görünüyor.