Bütün kadınlar yalanların, dolanların kurbanıydı. Erkekler kadınları aldatır, aldandıktan için de onları cezalandırır; aşağılar, bu kadar düştükleri için cezalandırır; evlenmeye zorlar, sonra da ömür boyu hizmetçiliğe, küfürlere ya da dayağa mahkûm ederlerdi.
En az aldatılan kadının fahişe olduğunu kavramıştım artık. Evliliğin kadınların en zalim şekilde acı çekmesine dayalı bir sistem olduğunu anlamıştım.
Ama aşık olunca bedenimi, ruhumu, aklımı ve tüm çabamı düşünmeden verdim. Asla bir şey beklemedim, sahip olduğum herşeyi verdim, kendimi tümüyle bırakıp bütün silahlarımdan, tüm savunmalarımdan arınarak çırılçıplak kaldım.
"İnsanın bakışlarında aşkı ele veren ne olabilir ki?"
Başını sallayıp, "Bilmiyorum." dedi. "Fakat özellikle seni aşksız yaşayamayacak biri olduğunu hissediyorum."
"Ama ben aşksız yaşıyorum."
"O halde yaşamın bir yalan: ya da hiç yaşamıyorsun."
Sırf çehresi, tavırları, cesareti ya da derin bakışları değildi onu öbür kadınlardan ayıran; yaşamayı toptan reddedişi, ölümden zerre kadar korkmayışıydı.
Benim de dedim delikler olmasaydı ruhumda
Anlardım belki
O zaman
İnsanlar neye, ne der
Ne düşünür
Aneyi sever
Bilmezdim belki ama
Neyin var değeri
Bilirdim