Sadece başarılı olduklarında aferin alıp sevilen bu çocuklar, kendi âcizliklerinden ölesiye korkuyorlar ve bir başkasının âcizliğinde kendi yansımalarını görüp öfkeyle doluyorlardı. Bu yüzden güçsüzlüğe tahammülleri yoktu, çoğunun hâlâ da yok gördüğüm kadarıyla. Oysa ben güçlü olduğum için değil, olduğum gibi, âcizliklerimle, eksiklerimle sevilmek istiyorum. Sadece parladığımda benimle aynı kadrajda olmak isteyen insanlara hayatımda yer yok artık. Ama zaten mesele kendin olduğunda insanların seni sevip sevmeyeceği bile değil aslında. Kendin olamadığında, asıl sen kendini sevemiyorsun. Ruhun ait olduğu bedenin içinde mutsuz oldukça bedenin bir hapishaneye dönüşüyor. Hangi mahkûm hapishanesini sever ki? O yüzden içinde yaşadığınız yere alışıp sevmekten, orada rahat etmekten başka çareniz yok. Bunun için de kusur diye gördüğünüz şeylerin aslında size hikâye katan, diğerlerinden ayıran ve sizi biricik yapan özellikler olduğunu anlamalısınız. Kusursuz biri olsaydım insanlara anlatacak ne hikâyem olurdu ki? Ve unutmayın, saklamaya çalıştığınız bir şey varsa, tüm dikkatiniz o saklamaya çalıştığınız şeye odaklanır.