"Bana öyle geliyor ki seni bu kadar perişan eden şey çalışmaktan korku değil, yaşamın henüz bilmediğin bir yönünü zamanından biraz önce öğrenmek zorunda kalmandır."
Olan biteni kafaya takıp uzun uzadıya düşünecek olsa ya hastalanacak ya da delirecekti Dorian; öyle hissediyordu. Öyle günahlar vardı ki hatırası işlemesinden daha çekiciydi; öyle zaferler vardı ki arzuları değil de kibri besleyip doyurur, duyulara verebileceği keyif ve tatmin duygusundan çok daha fazlasını zihne verirdi. Fakat bu, o tür günahlardan değildi; zihinden kazınıp atılması, afyonla uyuşturulması gereken günahlardandı. Kişi onu boğmazsa, o kişiyi boğardı.
Huysuzluğu bir suç olarak adlandırıyorsunuz," dedi. "Fakat ben bunun çok iddialı bir ifade olduğunu düşünüyorum." "Hiç de değil," diye yanıtladım. "Hem kendimize hem de çevremize zarar vermemize neden olan şey, başka bir isimle adlandırılamaz. Birbirimizi mutlu edemediğimiz yetmiyormuş gibi, bir de başkasının mutluluğuna engel olmak da neyin nesi? Bana tek bir kişi gösterin ki, huysuzluğunu kendisine saklayıp, çevresindekilerin huzurunu kaçırmasın. Öyle biri yok! Bu huysuzluk, saçma bir gururun neden olduğu kıskançlığın eşlik ettiği içsel bir mutsuzluktan kaynaklanıyor. Bizim aksimize mutlu olan insanlar görüp, buna katlanamıyoruz."