Sevgi ve evlilik, eşlerden birinin karşı tarafa bedensel cazibenin, arkadaşlık ve çocuk sahibi olma isteminin dürtüsüyle kendini açığa vuran canı gönülden teslimiyettir. Sevgi ve evliliğin yalnızca iki tarafın değil tüm insanlığın mutluluğu için bir işbirliği oluşturduğunu görmek zor değildir.
Bütün siyasi akımları, insanların diğer insanlarla paylaşma duygusunu geliştirmeye elverişli sayılıp sayılmadıkları açısından ele alarak değerlendirmeliyiz.
Yoksul ve zengin arasındaki karşıtlıkların gereğinden büyük olması, sıkıntı içinde yaşayan insanları fazlasıyla kışkırtıp provoke edecektir. Bu yüzden zenginliğimizi, servetimizi herkesin gözü önüne sergileme yoluna gitmemeliyiz. Sahip olduğumuz milyonları her fırsatta başkalarının gözü önüne sermek normal bir davranış sayılmaz. Gereken gelişimi gösterememiş sorunlu çocukların tedavilerinden öğrendiğimize göre, onları bir dayanıklılık sınavından geçirmek düpedüz anlamsızdır.
Çocukların yanında zamanın kötülüğünden ve koşulların yetersizliğinden yakınan anne ve babalar, bu tutumlarıyla onlardaki toplumsallık duygusunun gelişimini engelleyebilir.
Babalarının kitaplarında ya da bir filmde gördükleri müstehcen resim ve görüntülerin içlerinde nasıl duygular uyandırdığını, çocukların kendilerinden ve çocukluklarını anımsayan erişkinlerden sık sık dinlemişimdir. Ellerinin altında bu gibi kitaplar bulundurulmaması ve bu tür filmleri görmelerine fırsat verilmemesi çocuklar için daha doğru olacaktır.