Jean-Jacques Rousseau çocuk eğitimi üzerine bir kitap yazmış olmasına rağmen, evli olduğu kadından doğan çocuklarını yetimhaneye bırakmıştır. Çocukların gerçekten Rousseau’dan mı olduğu konusu zaman zaman tartışılsa da, evlilik birliği içinde doğan çocukların terk edilmiş olması gerçeği değişmiyor. Bu yüzden çocuk eğitimi üzerine böylesine etkili bir eser yazmış olması oldukça ironik geliyor.
Kitabın içinde, dönemin zihniyetine uygun şekilde kadınları ikinci planda gören bir bakış açısı hâkim. Günümüzde bu anlayışın büyük ölçüde geçerliliğini yitirmiş olması sevindirici olsa da, kadınların küçümsenerek anlatıldığı bölümleri okurken rahatsız oldum.
Rousseau’nun, kendi çocuk yetiştirme anlayışını Emile adlı hayali bir erkek çocuk üzerinden anlattığı bu eser; aslında yalnızca bir eğitim kitabı değil. Benim bu kitabı okuma sebebim de çocuk eğitimiyle ilgilenmekten çok, Fransız Devrimi öncesindeki fikir insanlarını tanımaktı. Bu noktada önemli olan yalnızca Rousseau’nun eğitim hakkındaki düşünceleri değil; çocuk eğitimi üzerinden nasıl bir toplum tasarladığını da göstermesi. Kitabı okurken asıl dikkat çekici olan şeyin de bu tarafı olduğunu düşünüyorum.