Çünkü nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde, Paris'te bir sokak kafesinde ya da Bangkok'ta- hep aynı sırça fanusun içinde kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım.
Tek sorun, insanın tüm yaşamının sırf kiliseden ibaret olmayışıydı, bu kilise Katolik Kilisesi de olsa durum değişmiyordu. İnsan ne kadar diz çöküp dua etse, bir yerde yine üç öğün yemek yemek, bir işte çalışmak ve yaşamını sürdürmek zorundaydı.
O zaman anladım ki bedenimin, kendimi kurtarmak için, en can alıcı saniyede ellerimin gücünü kesmek gibi bir yığın ufak hilesi var, oysa bütün karar bana ait olsa, ölmem bir an meselesiydi.