• Şu anın değeri var ya diğerlerinin değersizliğini anlatmam angarya. 🌼
  • Koca bir yalanın içimdeymişim de henüz, yeni yeni nefesime kavuşmuşum gibi bir his...
    Herkes muhakkak bu ve benzeri şekilde böyle olaylar yaşamıştır.
    Evet beklediğimiz şeyler toz pembelik bir hayat ya da hisler değil, ama yalanlar hiç değil.
    Samimiyetsizlik hiç hiç değil.
    Kimse korkunç bir rüyaya devam etmek istemez.
    Evet ama, herkes de çok fazla güzelliğin bir rüya olduğunun bilincinde olur.
    İdeal beklentiler içinde olmak, olabilecek beklentilere, arzulara kapılmak bel bağlamak demek, yaşayacağımız pişmanlıkların da hayal kırıklıklarının da ideal boyutta kalması demek.

    Sadece yeşillikler içinde güzel bir manzaraya bakarak tadı çıkacak bir şarkı belirliyorum...
    Böyle bir yerde belirlediğim şarkım var benim.(Bana kim ne yapabilir ki)
    Kim bilir belki ilerde o şarkımı dinlemek için, sadece onun için bile gelirim buraya.
    Kıymet vermek böyle birşey olsa gerek. Sana özel diyerek manzarayla konuşmak,(hey güzelim hava, selam ilerdeki ağaç heyyy seennnn fazla yeşil ağaç sen sen...)
    Bana gelsin diyerek (canım kendim seni en çok ben seviyorum, en çok da baş parmağım) diyerek play tuşuna basmak.
    Düşündüğümde kısıtlanmak gibi gelebilir ama değil. Özel kılmak bu... bu şarkı bu eşsiz manzaraya özel istediğim zaman açıp dinleyebileceğim özgürlüğe sahipken açmamak kadar kıymet vermektir bu.
    Belki zamanla fark etmeden açar ve yolumu yine buraya çevrilmiş bulurum...
    (Şarkı yol boyunca yeşillik boyunca çalmaya devam ediyor🎼🎧)
    Hava da buz gibiymiş. Belki birazdan yağmur yağar. Sileceklerin sesi eşlik eder sana.
    Bu soğukta ancak bir şöminenin karşısında ısınabilirim gibi hissediyorum. Ama gerçek hayata dönüp klimayı biraz daha arttırıyorum...
    Canımızın istemediği anlarımızın içinde yaşıyoruz bazen...
    En azından basit düşünürsek canımın istediği kazağı giyiyorum. Canımın istediği şarkıyı açıyorum. Canımın istediği ve gönlümde değeri olanları hayatıma dahil ediyorum.
    Ve onlarla canım(ımızın) istediği planları yapıyo(ruz). Ya da canım istemiyor gitmeyelim dediğimizde sıkıntı yaşamıyoruz.
    Kasılmıyoruuuummm!!!
    Evet bu muhim arkadaşlar... Kendimizi bazen boş yere kastığımızı, yorduğumuzu düşünelim lütfen. Bazen bazı şeylerin zorunlu olmadığının bilinci uyansın insanlığın üstüne...
    Allah’ım sen bizi sinir krizlerinden koru. (amin)
    Canımın istemediği hiçbir anın içinde bulunmuyorum ve canım da hiçbir şey istemiyor. Şu sıralar böyleyim.
    Yok olmayı keşfetmem lazım acil!!
    (Yoksa herkes delirerek yok olacak)
    Yok olma düğmesi bas ve yok ol.(Nokta) Anca hayal peki peki fazla abartmayayım neyse geldik park et ve in...
    İndik şimdi kendimi boş muhabbetlerin uyuşturucu etkisine bırakmayı kodluyorum.(kodlandı) ve bırak...
    Kendimi boş muhabbetlerin uyuşturcu etkisine bıraktım. Sadece dakikaların içindeyim, kısık sesim yükseliyor ve ifadesiz yüzüm gülüyor.
    Halledebilirim kaybolmayı,henüz vakit var...
    Hayatımın aşkı denilen olay var henüz onu bulmam lazım sonra beraber kayboluruz...
    (Yine uçtu neyse)
    Tekrarlanan herşey etkisini yitirir.
    Kendi hayatımı işgal etmişim ve orada kendime yer bulamamışım gibi...
    Neyse ki (benim) manzaraya karşı açılabilecek sadece ona ait olan şarkım var unutma.
    Yeşillik... dar patikalar... sessizlik
    ve play tuşu...
    Sonra yok olmak işte bu.
  • Ortalarında bir yerlerdeyim ömrün bana göre
    Belki yarına varmam mucize
    Şu anın değeri var ya diğerlerinin değersizliğini anlatmam angarya!..
  • 213 syf.
    ·12 günde·Beğendi·10/10
    Aylar önce Bergson araştırması yaparken karşıma bir kitap çıktı. Başlığı ve içeriğiyle tam da aradığım nitelikte bir kitaba benziyordu. Tanpınar öncesi Bergson okumaları yapmayı, sonrasında Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü okumayı düşünürken işte bu kitabı gördüm.

    Kitap kapağının arkasında yazanlar arasında şu cümleler vardı; “… birçok araştırma, inceleme ve monografide Tanpınar-Bergson etkileşimine dair çok sayıda değinilerde bulunulmuştur. Fakat konuyu tüm yönleriyle ve yazarın eserlerinin tamamını kapsayacak derecede bütünlüklü olarak ele alan bir çalışma henüz ortaya konulmamıştır. Bu eser bu boşluğu doldurmak adına bir adım atmaktadır.”

    İşte bu tam da aradığım şeydi. Kitabın sitede ekli olmadığını görünce pek bilinmeyen bir çalışma olduğunu düşündüm. Ancak yine de bir şans vermeye karar vermiştim. Kitabı siteye ekledim ama inceleme yazma planım vs. yoktu. Çünkü benimki biraz zar atmaya yönelik bir tercihti, eksik, iddiasını ispat edememiş bir çalışma olma ihtimali daha yüksek gibiydi. Halbuki şimdi inceleme-tanıtım yazısı yazıyorum bu esere. Nedeni de; hak ettiği değeri görsün ve diğer okurlarca da bilinsin diye. Eğer Tanpınar üzerine okuma yapan arkadaşlar varsa, özellikle 4-5 romanı sonrası bu kitabı okurlarsa, keyifli bir tahlile eşlik ederek Tanpınar’ın fikirlerini, edebiyat ve estetik anlayışını çok daha iyi anlayacaklarına eminim.

    Şerif Eskin; Tanpınar-Bergson üzerine araştırmalar yapıp yüksek lisans tezini de bu konuda hazırlamış ve sonrasında doktorasını da tamamlamış bir akademisyen. Bu eserin temeli de Y. Lisans tezine dayanıyor. Anladığım kadarıyla sonrasında daha kapsamlı bir araştırma ile tez çalışmasını genişleterek bu oldukça yararlı kitabı meydana getirmiş. Halen edebiyat ve felsefe, edebiyat ve ulusal kanon, edebiyat ve hafıza gibi alanlarda yoğunlaştırdığı çalışmalarını sürdürmekteymiş. Bu gibi çalışmalar yapması temennisiyle kendisine kolaylıklar diliyoruz tabi ki.

    Eserin içeriğinden bahsedecek olursak; öncelikle edebiyat ve felsefe ilişkisinin bahsi mevcut. Edebiyatta felsefe ve felsefede edebiyat kullanımı üzerine kısa bir değini var. Sonrasında ise Bergson ve Felsefesi ana hatlarıyla değerlendiriliyor. Eserlerinden alıntılarla oldukça açık bir şekilde Bergson’un dikkat çeken görüşleri verilmiş. Burada başarılı bir çalışma söz konusu. Çünkü Bergson felsefesi çok anlaşılır bir biçimde izah edilmiş. Yani öyle derin felsefe ilgisi ve bilgisine lüzum yok anlamak ve keyif almak için. Bu dikkatimi çeken bir noktaydı. Sonrasında Bergsonizm ve Türkiye’deki yansımasının anlatıldığı bir bölüm var. Bu bölüm de Bergson’un, Cumhuriyet sonrası dönemde Türkiye’de nasıl bir etki yaptığını gösteriyor. Sonrasında ise kitabın esas konularının işlendiği iki bölüm var: Zaman ve Oluş açısından, bir de Ben, Bilinç ve Hafıza açısından Tanpınar incelemesi. Bergson’un en çok öne çıkan özgün temel fikirlerinden bir kısmı zaman ve hafıza ile ilgili. Tanpınar da Bergson’dan bu konularda etkilendiğini söylüyor zaten. İşte eser de bu izlek üzerinden çapraz okumalarla Tanpınar’ın eserlerine Bergson fikirleri perspektifinden mercek tutuyor. Bunu da eserlerden çeşitli pasajlarla ve açımlamalarla titiz bir tutum sergileyerek yapıyor. Hatta eserde Tanpınar’ın, “Bergson felsefesinin zembereği” olarak tanımladığı Proust’la olan etkileşimine de örneklerle yer yer değiniliyor.

    Fikir edinilmesi açısından eserin ana odağı olan iki bölüme değinelim…
    Zaman ve Oluş kısmında, Tanpınar’ın eserlerindeki zaman anlayışı anlatılıyor. Bergson’un zaman felsefesi bilince dayalı dinamik bir oluş üzerinedir. Zaman bir bütün halindedir, parçalanamaz. Tanpınar’ın söylediği şekliyle ‘yekpâre’dir yani. Geçmiş, bir yumak gibi toparlanarak geleceği meydana getirir. Bu yüzden tek bir zaman vardır aslında. Şimdi de muhafaza edilen ve geleceği şekillendirecek bir geçmiş. Tanpınar da eserlerinde bu zaman algısını yansıtır hep.

    “Hal yoktur, mazi ve onun emrinde bir istikbal vardır. Biz farkında olmadan istikbalimizi inşa ederiz.” (SAE, syf 83-84).

    “Ne içindeyim zamanın,
    Ne de büsbütün dışında;
    Yekpare, geniş bir anın
    Parçalanmaz akışında.”

    Tekrar yaşanması yahut geriye alınması imkânsız bir zaman tasavvuru. Şimdi’den geçmiş’e gidilemez o yüzden. Geçmiş, şimdi de yaşanabilir ancak. O yüzden de ‘hâl’, geçmişin şimdi üzerine yığılmasıyla silik bir şekilde yaşanır. Tanpınar, ‘hâl’i yani şimdiyi pek saymaz o yüzden. Bu tasavvurda zaman da bilince bağlıdır. Tabi bilinç de hafızaya.

    Hafıza kısmında, bilincin benlik ve hafıza ile olan ilişkisine odaklanılıyor. Geçmişi şimdide muhafaza eden hafızadır. Tanpınar’da çoğunlukla musiki, geçmişi şimdiye taşıyan tetikleme unsurudur. Hatta şimdide geçmişi yaşayan hülyalı karakterleri musiki eşliğinde ‘hâl’i silikleştirirler. Tanpınar, belki de bu yüzden psikanaliz ve rüyalarla da oldukça fazla ilgili. Burada Bergson’un eserlerinden rüya ve bilinç üzerine olan düşünceleri de yine Tanpınar pasajlarına paralel olarak çeşitli alıntılarla birbiriyle ilişkilendirilmiş. Tanpınar; Bergson kadar Freud ve diğer psikanalitik konusunda uzman kişileri de takip etmiş. Ben, SAE ve Hikâyeler’inde rüyaların belirgin olduğunu bilirken meğerse Mahur Beste ve Aydaki Kadın kitapları direkt olarak rüyayla başlıyormuş. Yine diğer eserlerine bakarak rüyanın Tanpınar için önemli bir anlatım aracı olduğu söylenebilir. Nitekim Eskin de Tanpınar’ın estetiğinin temelinde rüya düşüncesi olduğunu söylerken, imge dünyası için önemli olan dört metaforu; eşik, an, değişim ve rüya olarak ifade ediyor.

    Uzatmayalım zira anlattıkça anlatası geliyor insanın. Keyifle okunacak, ilgilisine oldukça da faydalı olacağını düşündüğüm bir çalışma. Tahlil-analiz-inceleme okumayı seven biriyseniz hele de… Ben daha evvel, Tanpınar’ın Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü (SAE) kitabını okumuştum. Ancak Mahur Beste ve Aydaki Kadın romanlarını da okusam iyi olurmuş zira bolca detay bilgisine maruz kaldım :) Neyse okuyana kadar bu bilgileri unutacağıma eminim. Tabi hafızam bana oyun edip, bir müzik ya da bir nesne eşliğinde Bergson'un dediği gibi istemsiz anımsayışı yaparak geçmiş'i hâl'e taşımazsa :) Okumayı düşünenlere en azından bu dört roman sonrası bu kitabı okumalarını tavsiye edebilirim, öylesi daha da keyifli olacaktır. Sonrasında Tanpınar külliyatına devam edilirse de bu bilgi ve bakış açılarıyla çok verimli okumalar yapılacağını düşünüyorum.

    Şimdiden keyifli ve verimli okumalar…
  • Ben hayatın çok kısa olduğuna inanırım. Bangkok'taki bir arkadaşım da hep hayatın aslında çok uzun olduğunu söylerdi; korkunç derecede uzundu hayat ve değeri olan yalnızca birkaç an vardı, diğer bütün anlarsa sonumuzu beklemekle geçerdi sadece. Sorun şu ki, o önemli anları önceden bilemiyordunuz. Tepki bile veremeden, o anın önemini bilemeden geçip gidiyordunuz bazen.