• Küçük kız işte o gün suyun gücünü öğrendi. Akarken değirmenlerin çarklarını döndüren, donduğunda buz dağı olup gemileri batıran, buharlaştığında pistonları çıldırtan suyun gücünü. Rüzgarla birleştiğinde dalga, ateşle birleştiğinde buhar, soğukla birleştiğinde aysberg olan su, bardakta ne kadar sakin ve gösterişsiz duruyordu.
  • Hadi... Sen simdi "su oldugunu" dusun, ve kendini "su gibi" hisset...
    Su gibi ozel, su gibi guzel, su gibi berrak, su gibi yararli...
    Su gibi hayat kaynagi ve su gibi bitmez-tukenmez oldugunu hatirla...
    Ama yine su gibi "bir kucuk bardagin icine" sigdir ki kendini;
    girebilmeyi ogren insanlarin damarlarina.
    Hayat ver...
    Vazgecilmez ol !.. Rûmî
  • “Hadi… Sen şimdi su olduğunu düşün ve kendini su gibi hisset… Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı… Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu hatırla… Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini, girebilmeyi öğren insanların damarlarına. Hayat ver… Vazgeçilmez ol !”
  • Önsözden: İlk kitabım olduğundan ve henüz kendimi bu alanda yeteri kadar usta görmemem nedeniyle şiire dair makaleler yazamam ama bir okuyucu olarak şiire dair bir şeyler söylemek gerekirse; aynı tanımı ifade eden yüzlerce farklı cümle kurulabilir. Ancak ben şiirin ne olduğundan ziyade nasıl olma(ma)sı gerektiğinden bahsedeceğim. Şiiri, hikayeden ayıran en önemli özellik benzetmelerdir. Ne kadar redif ve kafiye ile donatsanız ne kadar mısralara dökseniz de eğer bir şiirde ucu kapalı olduğu kadar açık benzetmeler yoksa ona şiir diyemezsiniz. Nasıl ki aynı resimde resim sevdalıları farklı duygular hissedebiliyorsa aynı şiirde farklı hikayeler barındırmalıdır şiir. Her insan aynı şiirden kendi hikayesini kendi duygularını okumalıdır. Şiirin zenginliği herkese hitap etmesidir.

    Mesela bir fabrikatör kızının fakir bir erkekle ailesi izin vermediği için birlikte olamaması bir hikayedir ve bunu mısralara da dökseniz, sonuna kafiyeler de koysanız, kızın güzelliğini ya da erkeğin duygularını daha önce kullanılmamış sıfatlarla da anlatsanız bu yalnızca tek bir hikayedir ve asla şiir olamaz. Ama eğer sana bakmak suya bakmaktır gibi bir benzetme yaparsanız mısralarınızda, sevgilisinin su kadar güzel olduğunu düşünen bir aşık bunda kendi hikayesini bulabilir. Sana bakmak suya bakmaktır çünkü benim için su kadar hayatisin diyebilir bir başka aşık. Ya da su kadar dalgalısın, su kadar safsın, temizsin. Ya da sevgilisinin çok kirli bir kalbi olduğunu düşünen bir aşkzede pis bir suya bakarken sevgilisini hatırlayabilir. Ya da donmak üzere olan bir insan ılık bir suya kavuşunca eşinin sıcaklığı hatırına geldiğinde bu mısrada kendine ait bir şeyler bulabilir. Ya da çölde kavrulan bir insan bir bardak soğuk su içtiğinde sevgilisinin de su gibi kendisini ferahlattığını düşünebilir.
    Berrak bir suda kendini gören aşık belki sevgilisinde de kendini görüyordur. Vücudumuzun dörtte üçü su olduğuna göre belki eşim de benim dörtte üçümdür. Onsuz yarım bile olamıyorumdur. Gördüğünüz gibi bir mısra birden fazla kişiye dokundu. Aynı anda hem tek hissi hem de birden fazla hissi barındıran mısralar şiiri şiir yapar.
    Yani şiir tek bir resim yapmalıdır; tek bir portre. Ama o portrede burun, gözler ve kaşlar yerine küçük aynalar koyarsanız hem portrenin teması bozulmaz. Hem de okuyucu o detaylarda kendini görür.
    Bu kitapta şiiri şiirlerle anlatmaya çalıştım:

    ŞİİR

    Öyle bir halde bıraktın ki beni
    Derdimi ancak şiirler anlatabilir
    Ve kalem dahi oynatamamamın nedeni
    Sen roman yazmaya bile değmezsin
    Ve roman çok daha büyük ve heybetli de görünse de,
    Bir tüfek gibi
    Çok daha ufak olan bir çakı;
    öldürürken çok daha fazla can yakabilir!
    Bu yüzdendir şiire sevdam,
    Yalnızca ölümü, gerçekten arzulayanlar bilebilir

    Başlangıca dair(2):

    Tema olarak ise insanı ele aldım. Önyargılarımızı anlattım. İnsanlığı, insan olabilmeyi, insan kalabilmeyi anlatmaya çalıştım. Günah benim olmadıkça isimli şiirimden:

    Elbette ki yaptığı günahtır
    Ancak senin yaptığın dedikoduyu şeytan bile kıskanır,
    Sen sen ol bilmeden yargılama insafsızca
    Ben günaha günah demem, günah benim olmadıkça

    Beşeri aşkın çok güzel bir duygu olduğunu ancak eğer sadece beşeri aşk duyuyorsa bir insan bunun sadece bencillik olacağını, üstelik Allah’a ihanet olacağını, Allah’ın bize verdiği nimetlere bayrağa, ezana ve de vatana da ihanet olacağını anlamaya çalıştım. Bir araç düşünün birinci viteste gidiyor ancak yol uzun hızlanıyor doğal olarak. Ancak vitesi ikiye atmıyor. Motor bağırıyor. Ancak sürücü konuya hakim değil. Bu araba neden bağırıyor diyor. Gaza daha fazla yükleniyor. Kısa zamanda motoru tüketiyor, motor yanıyor, araç yanıyor, sürücü varacağı menzile varamadan yanıyor. Bizler bu dünyaya bu dünyanın yaratıcısını sevmeye gelmişiz. Eğer birinci viteste gidip birinci viteste yaşarsak bu ömrü bir araç olan bu hayatımızı da mahvederiz kendimizi de yakarız. Oysa Allah’ın bize verdiği nimetleri belki bir meyveyi, belki bir kadını, duyduğumuz ezanı, bal yapan arıyı, damarlarımızda akan kanı sorgularsak ve ardını görürsek yani vites değiştirirsek. Ancak o zaman menzile varabiliriz. Bir araç olan hayatta değil, son vites olan gönlümüzde yanmamız dileğiyle…

    Başlangıç isimli şiirimden:

    Padişah dururken vezirin ayaklarına kapanma
    Boynunu vurdurursun
    Temiz yüreklilikle Yusuf’u istemek yetmez yaratandan
    Vazgeçmek gerekir Yusuf’tan
    Bunca zaman sonra ben gerçek Züleyha’yı bulmuşum
    Neyleyim Yusuf’u demek gerekir
    Bir damla eğer seninle iki damla oluyorsa demek ki
    onu iki eden sensin
    Sensiz senden değerli değil,
    Onu kaybettiğinde üzülmüyorsan, hak edersin onu
    Çiçeğin yanından gül bahçesini görmezsin
    Yüksel, vazgeç ki çiçekten gül bahçesini göresin
    Bir gülün kokusuna kapılıp
    gül bahçesinin kokusundan vazgeçme
    Belki dünya belki kainat
    belki de yokluk kadar bir gül bahçesini
    Tek bir güle terk etme
    Hem ölmek istemiyorsun
    Hem de cennete gitmek istiyorsun
    Terk etmeden bedeni cennete gidemezsin
    Cennet sanırsın arafı
    Cehennemden geldiysen

    Devamı için Başlangıç gerek
    Selam ve dua ile…
  • Su, üstü donsa da, içindekileri öldürmez, bağrında saklar gibi 'korur' kendisine emanet edilenleri. 'Su gibi ol'mayı böyle de anlayabiliriz. Berrak ve kıymetbilir.
  • TOPRAK ANA
    Cengiz AYTMATOV

    Minnacık ama dev gibi bir kitap.
    Kitabın ilk sayfasını çevirirken aslında okumaya başlamıyorsunuz. Öykünün geçtiği 1940'lı yılların Kırgızistan’ındaki o köye gidiyorsun. Savankul ve Tolunay ekinleri biçerken onlara ayak altı olmadan oralarda dolanıp duruyorsunuz sanki.
    Tolunay oğulları ile kocasını traktörün ilk köye gelişinde oğullarının da babalarına benzediğini ve hepsinin büyüdüğünü fark eder. O esnada çocukları için "su gibiler" deyimini kullanır.
    Evet su gibi akıcı, su gibi berrak bir kitap,
    Aytmatov'un hayal gücünün zenginliği beni çocukluğumun geçtiği köy ortamıma götürdü.
    Tolunay'ın her ne koşulda olursa olsun hayatla barışık ama hayatla kavgasına yılmadan devam etmesi, tipik bir Anadolu Kadını.

    "İnsanın çok büyük bir mutluluğa ihtiyacı yoktur."
    Kitabin daha ilk başlarında Savankul'un Tolunay’a söylediği bu söz belki de tüm kitabı özetliyor.’

    Kitaptan insanın kulağına küpe olarak alacağı sözler o kadar çokki. Hem yalın hem derin.
    "Öğreten ol. İyilik yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir, tesadüfen ele geçen bir şey değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir."
    "Gerçek mutluluk bir rastlantı sonucu olmadığını yaz yağmuru gibi birden başımıza düşmediğini bilmek gerek. Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla çevremize, çevremizdekilere karşı davranışlarımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğar."

    Savaşın acı yüzünün sonuçlarını en çok anaların çektiğini bir kez daha kanıtlıyor Aytmatov.
    Maysalbeg'in trenle geçeceği telgraf ve ana ile gelinin istasyonda iki gün beklemeleri. Ve bir anlık bir selam. acı sevinç bir arada.
    Belki de bizde en çok yürek dağlayan karelerin, kitabin kahramanlarının ortak kültürümüzün parçaları olması.
    Ananın Kocası ile oğlunu savaşta kaybettikten sonra söylediği aşağıdaki söz. Kendi savaşında galip gelmesi gerektiğini anlatıyor.
    "Bir savaşın haklısı, galibi olabilmek için sonuna kadar savaşmak ve yenmekten başka bir çare yoktur."

    İyilik-mutluluk-paylaşım zincirin halkaları gibi. Kitapta çok iyi örülmüş.
    Aliman'ın ölümünden sonra Aliman’ın çocuğuna sahip çıkması ve çocuğu hastaneye götürdüğünde doktora çocukla ilgili söylediği söz o yaşayamazsa bende yaşayamam.
    Yaşama sevinci, Tolunay'ın hayata tutunmasının tek umudu o bebek.

    Tolunay’ı güçlü yapan yanı ,sanırım çok merhametli oluşu sade ve mütevazi yaşam biçimi.
    Köklerimize kültürümüze yolculuk yaptıran bir kitap.
  • "Hadi... Sen şimdi su olduğunu düşün ve kendini su gibi hisset. Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı... Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu hatırla. Ama yine su gibi küçük bir bardağın içine sığdır ki kendini, girebilmeyi öğren insanların damarlarına. Hayat ver! Vazgeçilmez ol!"