1000Kitap Logosu
HAYALLERİNE SAHİP ÇIK,DAHA HİÇBİR ŞEY BİTMEDİ
Her insan büyük bir güç ve enerji ile bu dünyaya gelir.Yaşadığı olaylar bazen veya zamanla o gücü ondan aldı zanneder.Büyük çöküşler veya dönüm noktaları da bu gücü yeniden geri almak için bir gün, bir yerde yeniden bir fırsat sunar. İfade et, özgür ol, sevgiye aç kalbini.Yarım bırakma,yarım kalma, bu senin <hikâyen>. Tamamla.Zamanında yap her şeyi, seviyorsan da şimdi söyle.Ayrılınca değil.Ve kendine itiraf etme duygularını sadece, o kişilere de söyle.Aksini yaparsan kendinden vazgeçmiş olursun! ⭐️Yaşam her gün yenilik sunar, her bunu zekâsı kadar , sevgisi kadar, kalbi kadar, inancı kadar alabilir. Geç değil asla, bugün şu anda da başlayabilirsin. ⭐️EN GÜÇLÜ VE EN GÜÇSÜZ YANINLA SEN TAM DA OLDUĞUN GİBİ GÜZELSİN.
Hiç’likten Gelen Güç
Hiç’likten Gelen Güç
Tuğçe Işınsu
Tuğçe Işınsu
DESEM Kİ Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır, Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor, Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini. Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim, Senden kopardım çiçeklerin en solmazını. Toprakların en bereketlisini sende sürdüm, Sende tattım yemişlerin cümlesini. Desem ki sen benim için, Hava kadar lazım, Ekmek kadar mübarek, Su gibi aziz bir şeysin; Nimettensin, nimettensin! İnan bana sevgilim inan, Evimde şenliksin, bahçemde bahar; Ve soframda en eski şarap. Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber. Günlerden sonra bir gün, Şayet sesimi farkedemezsen Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden, Bil ki ölmüşüm. Fakat yine üzülme, müsterih ol; Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini. Ve neden sonra Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede , Hatırla ki mahşer günüdür, Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum. Cahit Sıtkı Tarancı
ruh hastasısınız siz, gözümüze soksanız inanmayız;)…
Bak Yedigey, az önce sen uzay gemilerinin telsizle yönetildiğini öğrenince şaşırıp kaldın değil mi? Oysa o iş bir çocuk oyuncağı, hem modası çoktan geçti. Gün gelecek, insanlar da telsize yönetilecekler, tıpkı şimdiki otomatlar gibi….Anlıyor musun, büyük küçük herkes radyo dalgaları ile yönlendirilecek. Bu konuda deneylere başlandı bile. İnsanlığın yüksek çıkarları için çalışan bilim çok önemli sonuçlar, çok önemli veriler elde etmiş bulunuyor… Uzun Adilbay onun sözünü kesti: -Dur hele şu ağzından düşürmediğin insanlığın yüksek çıkarları sözünü pek anlayamadım ben. Yani senin dediğine göre herkes yanında transistörlü radyoya benzeyen bir aygıt taşıyacak ve bu aygıttan aldığı emirlere göre mi hareket edecek? Her yerde var mı bu aygıtlardan? -Çok tuhafsın Adilbay! Ondan mı söz ediyorum ben? Hiç kimse, hiçbir şey taşımayacak üzerinde. İstersen sokakta çırılçıplak dolaş, bir biotok denen telsiz ya da radyo dalgaları seni yine bulacak ve bilincini aralıksız olarak tesir edecek. O dalgalardan kimse kaçıp kurtulamayacak. -Yaa! Öyle ha? -Ne sandın ya! İnsan ancak merkezden verilen programa göre hareket edebilecek. Keyfince yaşadığını, dilediğince hareket ettiğini sanacak ama aslında her şeyi, aldığın nefesi bile yukarıdan verilen programa uygun olacak. Oradan ayarlanacak her şeyi. Bir şarkı söylemen mi gerek? Merkez bir sinyal verecek ve sen şarkı söyleyeceksin. Dans etmen, oynaman mı gerek? Başka bir sinyal verecekler ve sen başlayacaksın oynamaya. Çalışmak mı istiyorsun? Yine sinyalle çalışacaksın, hem de ne çalışmak! İnsanın her davranışı, her işi, bütün düşünceleri, istekleri her şey önceden tespit edilecek. Diyelim ki dünya nüfus patlaması gibi bir felaketle karşı karşıyadır, yani insanlar hızlıca çoğalmakta ve bunları besleyecek kadar besin bulunmamakta. Ne yapacağız o zaman? Yapılacak şey belli, doğumları azaltacağız. Herkes karısıyla ancak, merkezden bu yolda bir sinyal aldığı zaman sevişecek. Tabii toplumun yüksek çıkarları için olacak bu…. Uzun Adilbay alaylı bir sesle sordu: -Toplumun yüksek çıkarları ha? -Elbette, devletin çıkarları her şeyden önce gelir. -Peki, ya ben bu yüksek çıkarları düşünmeden karımla sevişmek, o işi yapmak istedim, o zaman ne olacak? -Azizim Adilbay, hiç böyle bir şey olmayacak ki. Böyle bir istek aklının kenarından bile geçmeyecek. Karşına dünyanın en güzel kadınını çıkarsalar, seni negatif biotoklar denilen canlı akım etkisinde bırakmışlarsa ona dönüp bakmayacaksın bile. Emin ol ki, bu gibi işlerde bile mutlak bir düzen sürecek. Mesela, savaşta olduğumuzu kabul edelim. Orada da her şey merkezden verilen sinyallere göre olacak. Hemen ilk safta ateşe mi atılmak gerekiyor, atılacaksın. Paraşütle mi atanacak, göz kırpmadan atlayacaksın. Tankın altına sokup mayın mı patlatacaksın? Hemen yapacaksın o işi. Nasıl ve niçin? Diye soracaksınız bana. Anlatayım. Merkezden canlı akımla cesaret aşılnacak ve insanda korku diye bir şey kalmayacak. İşte böyle olacak her şey!….
Neden Mutlu Değiliz? Bir insanın huzuru ve mutluluğu, kendi içinde bir düzen kurmasına bağlıdır. Pek çok kimse, iç dünyalarında bir nizam, bir düzen kuramadıkları için sıkıntılı, bunalımlı, stresli oluyorlar. Yunus ne güzel söylemiş: “Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı.” diye. Huzur, içte sağlanan bir dengenin mey­vesidir. Dünya bir mukayese âlemidir, imkân yeridir. İyi ile kötü, güzel ile çirkin, hayır ile şer, bu âlemde bilinir. Hayır için imkân bu âlemdedir. Ancak mutlu ve huzurlu insanlar hem kendilerine, hem etraflarına karşı hür olabilirler. Hayvanlar, çok defa her şeye küsmüş gibi ölürler. Biz in­sansak eğer, insan doğmuşsak, insan gibi yaşayalım, insan gibi Hakk’a göçelim. Muhammedî aşkla mânâ âlemine ulaşmak ne güzeldir. Bütün insanları, hayvanları, bitkileri, cemâdatı kucak­layarak, tevhide ulaşarak, Resulullah’ın elinden öperek yeni hayata başlamak ne muhteşem bir olaydır. “Sevginle gire­ceğim toprağa, sevginle çıkacağım topraktan” diyenler, hayatın, yaşamanın, vâroluşun mânâsını anlayıp, insan düğü­münü çözmüş ne güzel insanlardır. Çağımız insanını, hayatın bolluğu, her an değişen olaylar, insanlar, görüntüler, malzemenin sonsuz çeşitliliği, bir nokta üzerinde durup derinleşememek, algıladıklarını özümleyeme­mek, hep bir sinema seyircisi gibi yüzeyde kalmak, iflâs ettiriyor. Durup düşünmeden, hazmetmeden, bir yere varılamaz ki... Sevdiği yazarı tekrar tekrar okumadan, onu hayatının odak noktası yapmadan, onun içinde tekrar doğmadan ve ondan öğ­rendiklerini bir ömür boyu yaşamadan, onun gözüyle hayata, insanlara, doğaya, olaylara bakmadan, bir sinema seyircisi gibi olmak insana ne kazandırabilir? Hiç. Sadece okuduğunu sa­nacak, sadece o yazarı tanıdığını sanacak. Galiba insanın en kolay kandırdığı yine kendisi oluyor. Onun için Fikret, “İnan Haluk, ezelî bir şifadır aldanmak.” diyor. Yirmi yazarı üstün­körü okuyup geçmektense, bir yazarı alıp, onu tekrar tekrar okumak sanırım daha yararlı olur. Özümlenmedikten sonra, al­gılar kolayca kaybolup gider. Bir tablodaki bütün güzelliği, inceliği, ayrıntıları bir kere görmekle kimse fark edemez. Tekrar tekrar, değişik zaman­larda, değişik ruh halleri içinde bakmak gerekir. Üzerinde du­rulmayan, içimize sindirilmeyen, okunduktan, dinlendikten, gö­rüldükten sonra bizim olmayan, damarlarımızda dolaşmayan bize ait değildir. Bir defada, ne kadar dikkâtli olursanız olun, her şeyi göremez, fark edemez, özümseyemezsiniz. Meşhur Louvre Müzesi’ni yarım saatte gezdiğini söyleyen bir Amerikalı turistin acaba kazancı nedir? Louvre’u gezdim diye kendini kandırmış olmuyor mu? Sanat sanıldığından çok daha ciddi bir iştir. Bir mısra bütün bir kâinattır. İnsan tecrübesi sanatkârda şeklini bulur. Sanatın başladığı yerde her şey susar. Edep, huşu ve saygı ile başlar, eğilir. Bizzat hayatın akışında bir mânâ yoktur. Olup bittiler ve bunların birbirlerine eklenmeleri vardır. Hayata mânâyı biz ve­riyoruz bakış açımıza, ruh tecrübelerimize göre. Hayatı eğer kötü ve çirkin görüyorsak kabahat bizdedir. Eğer gözlüğümüzün camları tozlu, kirli, çamurlu ise, gördüklerimiz, algıladıklarımız da öyle olur. Aslında temiz olan, güzel olan, ince ve zarif olan o zaman bize kirli görünür. Eğer hayatta mutlu olamıyorsak, hu­zurlu olamıyorsak kabahat bizdedir. Hayattan, insanlardan, do­ğadan, toplumdan mütemadiyen şikâyetçi olmak, bir kaçış me­kanizmasından başka nedir? Suçu çevreye, başkalarına atar­ken, acaba bir de kendimizde arama yoluna gidiyor muyuz? Önyargılardan arınıyor muyuz? Hiç sanmıyorum. Bunun bilin­cine varan Fikret, bir şiirinde, “Yazık bize ey hayat, sen saf ve mübeccelsin.” der. Hiçbir şey, göründüğü gibi değildir. Bazen, en güzel meyvenin içinde gizlenir kurt. Bir sözle ya da dav­ranışla gündeme gelmiş olan, acaba ardında hangi etkenleri saklar? Bir söz, bir davranış, bir görüntü belki de etkisini yıllarca sürdürüp rol almıştır sonuçta. Küçük izler birikir, zamanı gelince her şeyi etkileyen bir olay çıkar ortaya... Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bazen sakin gibi görünen bir havanın arkasından, fırtınalar çıkar. En uzun yolculuğa bile bir adımla başlanır. İyiye, güzele, doğruya doğru atılan tek bir adım, bazen muhteşem olayların başlangıcı olur. Vehbi Koç’a sormuşlar: “Bu kadar servete nasıl ulaştınız?” diye. Gülmüş, “İlk bir lirayı kazanmakla” demiş. Sürekli olarak içimizde zıtların uçurumunu yaşıyoruz. Tev­hidî görüşten uzak olduğumuz için şâd olamıyoruz. Suçu ona buna atmakla büsbütün gerçeklerden uzaklaşıyoruz. Hayatımız yamalarla dolu. Birbirinden uzak, birbirine yabancı yamalar. Aslında biz birbirimizle konuşmayı bile unuttuk. Oysa, öyle muhtacız ki... Milyonlarla dolu şehirlerde yaşıyoruz, sevgi su­suzluğu içindeyiz. Yunus, “Aşk gelicek cümle eksikler biter” diyordu. Bizim aşkımız olmadığı için eksiklerimiz devam ediyor. İnsanoğlu bir yığın imkân ve bir de atâlet yekûnu... Nefs ta­bakasını kıramadığımız için kendimize de, birbirimize de ya­bancıyız. Kendimizi yenileyemiyoruz. Onun için hayat bizi bo­ğuyor. Sıkılıyoruz, bunalıyoruz, kendimizi sigaraya, içkiye, uyuş­turucuya, sekse, kumara, dedikoduya kaptırıyoruz. Önümüzde pınarlar var, dudaklarımız susuzluktan çatlıyor. On Hadis-i Şerif alsak, günlük hayatımız içinde yaşasak, aile hayatımızda, sos­yal hayatımızda, iş hayatımızda bütün nüanslarıyla uygulasak, bizi huzurun ve mutluluğun zirvesine götürür. Beş Âyet-i Ke­rime’nin yaşandığı takdirde bizi velâyete kadar götüreceğine inanıyorum. Başlamak, iyiye, güzel ve doğruya doğru bir adım atabilmek. Bütün mesele burada. “Bal bal demekle ağız tatlanmaz” diye bir söz vardır. Din, tasavvuf gibi mânevi değerler, yaşanmayıp, uygulanmayıp, gün­lük hayata geçirilmeyip, sadece edebiyatı yapıldıkça, huzur da, mutluluk da fersah fersah bizden uzak kalacak... Hayret edecek ne var? “Dünya bir bazardır, herkes metaın arzeder” diyor Fuzulî. Hicretin en faziletlisi, Allah’ın sevmediği şeyi terk etmektir. İnsanların en şerlisi, kendini insanların en iyisi sanandır. En ahmak insan, kendisini insanların en akıllısı sanandır. İnsanların değerlerini anlamak için de değerli olmak gerektir. Güzele gönül ver ki, sen de güzel olasın. Firavun’un huzuruna çıksan bile, saygılı, edepli ol, yumuşak ve tatlı söyle. Her şeye, ama her şeye, en ufak bir ayrıntıya bile dikkât et, saygı göster. Büyük, küçük, önemli, önemsiz, fark gözetme. Gözlemci ol. Bil ki her zerreden zikreden Allah’tır. O bize şah damarımızdan daha yakındır. Nerede ararsan Allah orada var­dır. Önemli olan her zaman, her yerde, her an Allah’la beraber olmaktır. Yürürken, otururken, çarşı pazarda alışveriş yaparken, yemek yerken, su içerken, ibadet ederken Allah’la beraber olanlar ne güzel insanlardır. Tasavvufta buna “namaz-ı daimun” denir. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler bir mutluluk çağrısıdır bütün insanlar için. Sonsuz bir teslimiyet içinde hep Allah’la beraber olanlar için dünya hayatı da, âhiret hayatı da cennetten başka nedir? Her an sevgilisiyle beraber olandan daha mutlu kim vardır? Allah’ı en çok sevenler, onu en çok zikredenlerdir. Gören göz, işiten kulak, hisseden bir kalp için her olay bizi Hakk’a götüren bir vasıtadır. Yunus, “Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır.” der. Dilimiz neyi söylüyorsa, içimizde o vardır. İster istemez içi­mizden olan dışımıza yansır. Hayır düşünen hayrı, şer düşünen şerri söyler. Hep hayırlı şeyler düşünelim ki söylediklerimiz de hep hayır olsun. Kur’an-ı Kerim’de “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” buyruluyor. Bu dünya bilmeyene ateşten bir gömlek, bilene düğün dernektir. Sabreden, kanaat eden, şükreden, hamdeden, edep, sevgi, saygı ve zarâfet içinde yaşayan, huzurun ve mutluluğun çi­çeklerini devşirir. Bu dünya bir sınavlar âlemidir. Hepimiz, her an sınav içindeyiz. Önemli olan, her zaman o bilinç, dikkât ve uyanıklık içinde olmaktır. Bu âlemde bir garip misafir oldu­ğumuzu unutmayalım. Gözü yerde olanın, gönlü âsumana çı­kar. Bu dünya darılma pazarı değil, dayanma pazarıdır. İçini güzelleştirenin dışı da güzel olur. Hz. Ali ne güzel buyurmuş: “Sen kendini küçük bir cisim gibi görüyorsun. Oysa, en büyük âlemler senin içinde saklıdır.” “Hoşça bak zâtına kim, zübde-i âlemsin sen.” diyor Şeyh Galip. Kişi yüzeysel değil, derinlemesine kendi zihninin içine dalmalı, günlük yaşamındaki büyük enerji kaybına sebep olan sürtüşmelerin, çelişkilerin farkına varmalıdır. Gerçeğe varmak için berrak bir zihne ihtiyacımız vardır. Bulanık, karmakarışık, stresli bir zihinle bir yere varılamaz. Şüphesiz nefis, kötülüğü emredicidir. Zihin nefsaniyetten uzaklaştığı oranda güzelliği se­zebilir, gerçeği anlayabilir, iyiyi keşfedebilir. Mevlânâ, “Bir in­sanda gurur ve kibir ağzını açtığı andan itibaren, sarımsak gibi kokmaya başlar.” der. Önemli olan “ben”i aşabilmek, egosuz bir âleme yükselebilmektir. Eteklerimiz “ben”de kaldığı sürece, yerde sürünmeye mahkûmuz. Gönlü taş gibi sert ve katı olanlar için Yunus, “Taş gönülden ne biter?” der. En büyük meziyetlerden biri, haddini bilmektir. Haddini bilecek olursan, her zerre sana hizmet eder. Haddini aşacak olursan, her faydalı şey, senin için zararlı olur. En şaşkın insan, ömrünü boş yere harcayandır. İlmin anahtarı sormaktır. İnsan Allah’a yaklaştıkça bütün üzüntülerinden kurtulur. Büyük mu­tasavvıf Kenan Rifai, “Sen seyrancısın, seyranına bak.” diyor. Deniz suyu içmek susuzluğu gidermez. Aksine daha fazla ar­tırır. Âlemde susamış kişilerin su aradığı gibi, su da, susamış kişileri arar. Doğuştan gelen sevgi duygusu insanda yön bulamayınca sorunlar başlar. Günümüzde sevgisizlik egemen. Her gün gördüğümüz, tanığı olduğumuz sıkıntılar, bunalımlar, stresler, huzursuzluklar, saldırganlıklar, sabırsızlıklar, kabalıklar, sevgi azlığının göstergesi değil midir? Mevlânâ, “Sevgiden bakır altınlaşır.” diyor. Günümüzün çağdaş Neronları, Nem­rutları, Firavunları trafikte yarım dakika bekleyince çılgına dö­nüyorlar. Deli gibi kornalarına basarak etrafa dehşet saçıyorlar. Kalbinde zerre kadar sevgi olan insanlar hiç bunu yaparlar mı? Sessizliğin bile sesi vardır. Geceleri kervanlar geçer. Mânâ yolunun kervanları... Geceleri yapılan ibadet, zikir, tefekkür, geceleri okunan kitap, yazılan yazı, bir başka olur... İnsan daha arınır, temizlenir, güzelleşir. Gece sohbetleri bir başka olur. O sohbetten amaç, bir hâli, bir edebi, incelik, güzellik ve zarâfeti, bir gönülden başka bir gönüle aktarabilmektir. Öylesine büyük, yüce, temiz, asil ruh halleri vardır ki, orada söz durur, kelimeler susar. Hâl konuşur. Orada insan, “Ve bir an yaşıyorum, bütün bir ömre bedel.” der. Dünyada kötü insan yoktur. İçindeki güzelliği, yüceliği ortaya çıkaracak ortamı bulamamış insan vardır. Hiç zemheride bahar çiçekleri açar mı? İnsan, dışıyla karşılanır, içiyle uğurlanır. Bil­mem diyen öğrenir, bilirim diyene ne verilir? Her an uyanık, dikkâtli, edepli, zarif ve ince olabilmek yaşamak sanatıdır. Günümüzde çok insanda bulunan yaygın bir hastalık var. Herkesi kendi gibi sanmak... Ne büyük yanılgı. Oysa her insan, ayrı, apayrı bir varlık. Kendine özgü, hiç kimseye benzemeyen. Ama biz insanları ille istediğimiz, sandığımız gibi görmek istiyoruz. Bunun için de üzülüyor, hayal kırıklığına uğruyoruz. Halil Cibran ne güzel söylüyor; “Seviniz, seviliniz, ama bir olduğunuzu unutmayınız.” Yunus, büyük Yunus: “Hiç kimse bilmez bizi, biz ne işin içindeyiz.” diyordu. “Beni bende demen, bu ben değilim, bir ben vardır bende, benden içeri.” diyordu. Kalp aydınlanmadıktan sonra, bilgi ne işe yarar? Mevlânâ’ya sormuşlar: “Aşk nedir?” “Ben ol da bil.” demiş. Bir kaya ko­vuğunda kalan bir böcek, bütün hayatı, yerleri ve gökleri bu delikten ibaret sanır. Ne olur biz de böyle olmayalım. Olaylara bakış açımız, o daracık, o bencil, o nefsanî perspektiflerden kurtulsun. Amerika’da bazı yapıların, iş merkezlerinin üstünde, büyük harflerle yazılmış çok ilginç bir yazı var: “Amerikalı! Bü­yük düşün.” Aşkta varmak değil, yolda olmak, aramak esastır. Çağımızın en büyük psikoloğu E. Fromm, günümüz hastalıklarına koyduğu teşhisi ne güzel özetlemiş: “İnsanın varoluş probleminin cevabı aşktır.” Hiç acı çekmemiş olanlar düşüncesiz olurlar. Cahile en güzel cevap susmaktır. Hayatınızdan memnun de­ğilseniz, sıkıntı ve bunalım içinde çırpınıyorsanız, düşünce­lerinizi değiştirin. Düşüncelerini değiştirmeyenler yalnız aptallar ve ölülerdir. Kendi ayıbını görenler, ne güzel insanlardır. Mütemadiyen insanları yargılayanlar, ne yaptıklarının far­kındalar mı? Bir gün kendilerinin de acımasızca yargılana­caklarını biliyorlar mı? Mümin, ayıplamaz, kınamaz, kötü söz söylemez. Bir şeyi sevmeden onu anlayamayız. Mutlu olmanın en kolay yolu, başkalarına mutluluk vermektir. Mesnevî “Dinle” diye başlar. Dinlemesini bilen bir insan için, her zerre, her an, yepyeni mesajlar vermektedir. Ahmet Rifai Hz. “Ben ses­sizlikle emrolundum.” buyuruyor. Yalnızlık hâlâ insanların en insanca yönü. Bütün büyük düşünceler yalnızlık ve sessizlikle şekil alırlar. Bir güzellik, bir yücelik, ancak sessizlik ve yal­nızlıkta algılanabilir, özümlenebilir. Kartallar yalnız uçarlar, kar­galar sürü halinde. Yunus “Bunca varlık var iken, gitmez gönül darlığı.” der. Lotüs, bataklıkta yetişen bir bitki türü. Lotüs, çevresindeki bütün kötü kokuları, nefis bir kokuya dö­nüştürüyor. Neden biz de Lotüs gibi olmayalım? Mümkün mü? Neden olmasın…
Gönül Sohbetleri Cilt 11
Gönül Sohbetleri Cilt 11
Sabri Tandoğan
Sabri Tandoğan
— Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bilki, her gün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır. — Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en müsait yeridir. — Bir günde ve bir zamanda yapman lâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter. — Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir ders, bir kitap, hattâ bir fasıl üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslâm mütefekkiri «İmam-ı Gazali» ye «İlıya-i Ulam» adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücdea getirdiğini sormuşlar: bir zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir mesele üzerinde çalıştım, demiş. — Başladığın bir işi (Bir dersi, bir kitabı, bir vazi- feyi) yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve vazifeye) başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir. — Bir günün işini (dersini, vazifesini) bitirdikten sonra ertesi günü ne işi yapacağına karar ver. Yahut, hiç olmazsa çalışmağa başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur. — Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumağa oturmadan evvel düşün ve çalışman için lâ­zım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kâğıt aramağa kalkıp ta dikkatin dağılmasın. — Çalışmağa oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol, ve dikkat kesil. Ve bütün ruhî ve bedenî kuvvetinle kendini işe ver. — Bir işe başlamazdan evvel o işi (dersi,vazifeyi, kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bîr surette nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla. — Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı) üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tenbelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevî zevk, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, harpte zafer ve işte muvaffakiyet yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen, mümkün olur. — işinde rastladığın bir güçlüğü evvelâ parçala. Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeğe çalış. Bunun için de, meselâ, bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile her bahsi iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar ve bahisler üzerinde bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma. — Devamlı ve ittiratlı çalış. Ve hergün aynı saatlerde behemehal çalışmağa otur. Çalışmayı uzun fasıla ile kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Tâ ki çalışma itiyadın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin. — Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar. — Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur. — Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yeti­şir deme. Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak. — Fikri çalışmalar için, aynı saatlerde devamlı ve tertipli bir surette, günde iki üç saat bile kâfidir. Büyük İslâm feylesofu Ibni Sina, dünyaca meşhur olan (Kitabuşşifa) sini, hergiin, sabah namazından sonra Bağdattaki bir caminin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani takriben iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir. Meşhur İngiliz feylesofa Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır. Her sene bin, bin ikiyiiz sahifelik eser veren Fransız edibi Emil Zoîa’ya bu muvaffakiyetinin sırrını sormuş­lar: Hergün yalnız üç saat çalışır ve yazarım demiş. — Sebat et, genç dostum, sebat et! Damlaya damlaya göl olur. Ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler. — Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeğe, bir kitabı okumağa koyulduğun zaman telâş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve ogren. — İşinde ve dersinde herhangi bir fikri ve noktayı küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazan büyük zararlar doğduğunu unutma. — Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptı­ğını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma. — Hergün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme istidadın gelişir. — Rastladığın edebi, felsefî bazı güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hâzinen zenginler lıcm de hafızan kuvvetlenir. — Çalıştığın bir dersin, bir kitabın fasıl ve bahis- lerini bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden hülâsa halinde not et. Bir dersi, birsuretle iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu suretle yazmaktır. — Bir dersten öğrendiğin, bir kitabtan okuduğun fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla ezberden müzakere ve münakaşa et. Bu suretle hem zekân işler ve öğrendiğin hazmolur, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini vuzuh ile ifade etme melekesi elde edersin. — Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve manalı olsun. — Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre deği­ şen verimli ve aziz saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları içinde öğleye doğru öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla vesenin aziz saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma. — Okuduğun bir kitapda rastladığın güzel bir parçayı veya orijinal bir fikri yerini ve sahifesini işaret ederek not et. Bu suretle biriktirdiğin notları bir dosyaya ve bir fiş kutusuna sırasile yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hâzinesi olur. — Bir mevzu ve mesele hakkında bir yazı veya bir eser yazmağa karar verdiğin zaman, evvelâ, bu mevzu ve mesele üzerinde evvelce yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmiyesin. — Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir. — Her şeyden evvel, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir. — Dil bilgisi bir gaye değil, bir vasıtadır. Asıl gaye olan, fikir zenginliğidir. — Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur. — Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan herbirinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et. — Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle öfken geçsin. Zira öfke ile kalkan zararla oturur. — Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir. — Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından daha vahimdir. — Kimsenin yüzüne karşı söyliyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir. — Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır. — Yalan söyleme. Yalan söyliyen, tutulmak korkusu içinde yaşayan hırsız, gibidir. — Bir kimseye söz vermeden evvel iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir. — Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur. — Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin muvaffakiyyet ve saadetini kıskanma, fakat imren, sen de öyle bir muvaffakiyet ve saadete erişmeye çalış. İmrenmek terakkinin şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç ferahlığının, sağlık ve saadetin iki azgın düşmanıdır. — Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki hasisin dostu yoktur. — Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Zira paslı teneke lehim tutmaz. — Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile âşıktır. Gençliğini boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil. — Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir. — Ahlâkını güzelleştirmeğe daima çalış. Ahlak güzelliği insan için en kıymetli bir servettir. — En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif ol- sun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz. — Dost ol, tâ ki sana da dost olsunlar. — Dostluğunu kötü günde göster, tâ kî kötü müsamahalı bulasın. — Dostlarına vefalı, düşmanlarına müsamahalı ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, âlicenaplık göster. Vefa ve âlicenaplık yüksek ahlâkın iki parlak şiarı­dır. — Büyüklere hürmet et. Tâ ki büyüdüğün zaman sende küçüklerden hürmet göresin. — Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlı­ğın anasıdır. — Ana baba ahı alma. Ana baba ahinin zehirini içen kurtulamaz. — Yaşlıların tecrübesinden faydalan ve tecrübe edilmişi yeniden tecrübeye kalkışma, tâ ki pişman olmayasın. — Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık, ahmaklıktır. — Küçüklere şefkat göster. Tâ ki büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun. Bosuna iddia ve inad etme. Hakikati ara ve sev. Hakikat sevgisi, insan için, sevgilerin en yükseğidir.Kusurlarım kendin gör tâ ki onları tamir ve ikmal edebileşin. — Muvaffakiyetlerinle mağrur olma. Bil ki gurur gelecekteki muvaffakiyetlerinin en büyük düşmanıdır. — Hayatta cesur ol. Fakat bil ki cesaret gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir. Başkasının kanaat vc akidesine hürmet et. Tâki başkası da seninki ne hürmet etsin. Kendine yapılmasını istemediğin bir muameleyi başkasına yapına. Tâ ki başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin. — Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap. — iyiliğe karşı iyilik adalettir, iyiliğe karşı kötülük cinayettir. Kötülüğe karşı iyilik ihsan ve atıfettir ve insanlığın en yüksek derecesidir. — Düşenin elinden tut. Tâ ki sen de düştüğün zaman tutacak el bulasın. — Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. İnsanın ka- bası, ısırgan köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır. — Başkalarından gördüğün kötülük, seni iyilik yapmaktan alıkoymasın. İyilik ibadettir, kötülükle mahsuplaşmaz. — Kibirli olma. Kibirli insan sarımsak kokan ağız gibidir. Herkesi kendisinden uzaklaştırır. — Alçak gönüllü ol. Mütevazı insan, meyve ağacına benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çoklunğundandır. — Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın. — Kendinden üsttekilere değil, kendinden alttakilere bak, rahat edersin. — İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak doğ­ruların yardımcısıdır. — Çalış, daima çalış, fakat hırsı bırak. Zira hırs, verimli çalışmanın, sağlık ve saadetin düşmanıdır. — Çalış, fakat haris olma. Haris insan, ciğer bulaş­mış eğeyi yalayan aç kedi gibidir: dilinden akan kanı yalar da bilmez. — Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddüde ve kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrini ve reyini soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isabetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin karardan bütün ö­mür boyunca pişmanlık duyman mümkündür. Fakat isabetli bir fikirden aldığın ışık da bütün Ömrünce yolunu aydınlatır.
244 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Storytel/Barış Özcan
Birçok listede yer alan ‘ilham verici’bu başarı hikayelerinin kitaba göre özeti;doğru bir zamanda doğmak,vizyonlu bir aileye sahip olmak ve 10000 saat (çok pratik )tutku duyduğunuz bir uğraş üzerinde var gücünüzle çalışmak. Harika bir formül. Ocak doğumlu hokey oyuncuları,hırslı kıyafet satıcıları,matematik dehası Asyalılar,hatalar,başarılar,öngörüler. Almak isteyene çok şey verebilen bir kitap. Zamanın getirisi mi içimize işleyen umutsuzluk mu bilmiyorum eğitim sisteminden,aile yapısından bahis geçen yerler beni çok üzdü. Bizden gençliğimizi çaldıkları yetmezmiş gibi çocuklarımızın çocuklarına kadar dayandı kayıplarımız. Her ne kadar çalışırsan çalış,doğru zamanda doğru yerde olmuş ol,doğru kapıları çal nafile. Bence bu kitabın özeti basit ‘coğrafya kaderdir’e bağlanacak kadar kısa. Bizim de evinin yakınında bilgisayar laboratuvarı bulunsa dünya devi olacak mühendislerimiz,tuğlanın kullanımına 200 farklı örnek bulabilecek zeka küplerimiz,matematik dehası çocuklarımız vardır belki bi yerde . Ama şu an yaşamaya ve karnını doyurmaya çalışan hiç kimsenin durup kendisine ve ülkesine fayda sağlayacak şeylere ayıracak vakti yok. Çok üzgünüm. Umarım birileri bu ülkeye rağmen Kendi Hamburg’unu bulur. *Storytel/Barış Özcan seslendirmesi çok başarılı.
Outliers
8.0/10 · 5,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
''Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. Soruların kendisini sevmeye çalış; kilitli odalar veya yabancı lisanlarda yazılmış kitaplar gibi. Cevapları şimdi arama. Şu anda cevaplar sana verilemez; çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın.'' •Rainer Maria Rilke•
144 syf.
·
5 günde
·
Puan vermedi
Asırlar öncesinden günümüze ulaşan dingin bir ruh ve sorgulayan zihin, bizi yaşamın pek çok noktasıyla ilgili tefekküre, kendimizi dinlemeye ve sorular sormaya çağırıyor. Zengin bir ailede doğup iyi eğitim almış olan marcus auralius, roma imparatorluğunun en önemli sezarları arasında sayılan bilge/ filozof bir kraldır. İmparatorluğun onun zamanında en ihtişamlı dönemlerini yaşamas, platon'un meşhur cümlesi ''hükümdarlar filozof, filozoflar hükümdar olsaydı, kentlerin yüzü ışırdı." ifadelerinin hayat bulmuş hali gibi aslında. Tam bu noktada Lokman kıssası ile altını çizdiğimiz, Kutsal Kitabımızda özellikle yöneticiler için çokca vurgu yapılan hikmet kavramı üzerine düşündüm. Kelamullah'a göre yöneticide bulunması gereken vasıflarının olmazsa olmazlarından biri hakikati yani olayların ve hayatın perde arkasını görebilmesidir. Marcus Auralius aynı zamanda stoacı felsefenin gelişmesine zemin hazırlayan önemli isimlerden biridir. Doğa ile beraber yaşamak, anı ve zamanı iyi kullanmak, yaşamı soğukkanlı ve akışına bırakarak karşılamak, erdemli insan olma gibi mottolara sahip olan stoacı felsefe günümüz kişisel gelişimcilerinden asırlar önce mutmain bir yaşam için gerekli ilkeleri bizlere sunarak kişisel gelişim kitaplarının tümünü sahadan silecek güce ulaşmıştır. Çevirmenin eseri ''Kendime Düşünceler'' ismiyle yayınlamasının sebebi metinlerin, bilge kral Auralious'un askeri seferler sırasında kendisine yaptığı telkinlerden oluşmasıdır. Yaşamdan çıkardığı anlamları 12 mektup halinde toparlayan bu dahi zihin, bizlerinde aynı telkin ve sorgulama süreçlerinden geçmemizi sağlamıştır. Her biri yaşamın önemli kapılarını aralayan mektuplarında unutmamak ve daha iyi anlamak için çizdiğim onlarca cümlesini birkaçını alıntı halinde paylaşmıştım ancak incelemeye birer cümle ekleyerek bana hatırlattıklarıyla küçük bir panaroma sunmak istiyorum. I. Mektup Auralius , etrafındaki yakınlarından öğrendiklerini dile getirmeyle başlar satırlarına. Geçmişten aldığı birikimle ilerleme yönteminin sunulması ve ailenin büyüklerinden başlayarak herkesten öğrenilecek şeyin bulunduğu mesajını vermesi geleneklerine bağlı herkesten tam not almıştır. II. Mektup ''Başka birinin ruhundakileri izleyip anlamadığı için bedbaht olana pek rastlanmaz; fakat kendi ruhunu yakından takip etmeyenlerin bedbaht olması kaçınılmazdır. '' İfadeleri büyük şairin şu satırlarıyla birbirini tamamlayan iki parça yapboz adeta: şarkıya dön! kalbine dön! eve dön! Hayat savaşa ve bir yolcunun geçici konaklamasına benzer. cümlesi ise Peygamberimizin (a.s) ''Dünya ile benim misâlim, bir ağacın altında gölgelenip sonra terk edip giden yolcunun misali gibidir." hadisi şerifini hatırlattı. Aynı mektubunda ''Doğaya uygun hiçbir şey kötü olamaz. '' diyen auralious şu ayetin muhattabı olmuştur sanki : ''Yedi kat göğü birbiri üzerine tabaka tabaka yaratan da O'dur. Rahmân'ın yaratmasında bir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bak, bir bozukluk görüyor musun? '' Mülk /3 III. Mektup Vücut, ruh, zihin: vücudun hisleri, ruhun arzuları, zihnin kanıları vardır. İmgelerden etkilenmemiz hayvanlara benzer. IV. Mektup İnsanlar kır evlerinde, deniz kenarlarında ve dağlarda inzivaya çekilecek yer arar; sen de buna şiddetli bir özlem duyuyorsun. Fakat bu özlem çok cahilcedir. Eğer inzivaya çekilme isteği duyuyorsan, gayet mümkün ve basittir bu: İnsan dilediği zaman kendi içinde inzivaya çekilebilir. Üstelik insan inzivaya çekilmek için kendi içinden, kendi ruhundan daha huzurlu, daha sakin hiçbir yer bulamaz, özellikle de kendinde inzivaya çekildiğinde ona huzur verecek şeylere sahipse. Huzur dediğin zarif bir düzendir. Hiçbir şey hiçlikten gelmediği gibi hiçbir şey de hiçliğe gitmez. Kötülüğe uğradım şikayetini ortadan kaldırırsan, zarar ortadan kalkar. Mantığın var mı?” “Var.” “Öyleyse neden kullanmıyorsun?” V. Mektup ''Allah hiç kimseye kaldırabileceğinin üstünde bir yük yüklemez.'' ayetine aklı selim aracılığıyla ulaşan auralius, kendi ifadeleriyle ''hiçkimsenin başına yaratılışı gereği katlanamayacağı hiçbir şey gelmez.'' demiştir. VI. Mektup Tarihteki bir diğer bilge kral aliya'nın şu sözleri sizce de intikam almanın en iyi yolu intikam alınacak kişiye benzememektir. diyen aurilus'un ahlaki erdemini hatırlatmıyor mu? ''onlar bizim düşmanlarımız, öğretmenlerimiz değil! unutmayınız ki! savaş ölünce değil, düşmana benzeyince baybedilir.” 'kalpler yalnızca Allah'ı anmakla mutmain olur.' ayetini bilge sezar kendisine ve çağdaşlarına ''..bir tek şeyden memnun ol ve onunla rahatla: toplumsal bir eylemden bir başka toplumsal eyleme geçerken tanrıyı hiç unutmamaktan. '' diyerek telkin etmiştir. VII. Mektup Her insanın sadece ilgilendiği şeylerin değeriyle değerlendirildiğini sakın aklından çıkarma. karakter mükemmelliği, geçip gitmekte olan her günü gerginlikten, uyuşukluktan uzak, rol yapmadan, son günmüş gibi yaşamaktır. 'son günmüş gibi' VIII. Mektup Ne muhakemede ne zenginlikte ne şanda ne eğlencede hiçbir yerde mutlu yaşama bulamadın. Peki nerede bulunur mutlu bir yaşam? İnsanın doğasının talep ettiği şeyleri yapmakta bulunur. IX. Mektup Eşinin karnındaki bebeğinin çıkmasını nasıl bekliyorsan, aciz ruhunun beden denen zardan kurtulacağı anı da öyle bekle. derken Hz Mevlana aynı beklentide olduğunu ''Ruh kuşum ne zaman kafesinden bahçeye uçacak?'' ifadeleriyle bizlere gösterir. X. Mektup şeylerin birbirlerine nasıl dönüştüklerini anlayabilmek için bir yöntem bul; dikkatini sürekli bir konuya ver, kendini bir konuda eğit. çünkü hiçbir şey ruhun yücelmesine bundan çok yardımcı olmaz. diyen marcus inşirah suresinin 7. ayetini yaşamına geçirmiş olmalı. ''Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.'' İnşirah/ 7 XI. Mektup Ben bana ait olanla yetiniyorum. XII. Mektup İnsanın kendisini diğer insanlardan daha çok sevmesine rağmen kendi hakkındaki yargısına, diğerlerinin düşüncesinden daha az önem vermesine hep şaşarım.
Kendime Düşünceler
8.5/10 · 7,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
Müslim çamur olduğunu anlarsa şeriat onu biçime sokar; başka insanlar müslümanı mücessem ve müşekkel görürler; mü'min hamur olduğunu anlarsa şeriat onu pişirir ve başka insanlar imanın kendilerine ne kadar gerekli olduğunu anlarlar, karınları acıkıyormuş gibi imanı isterler; eğer muhsin su ol duğunu anlarsa şeriat onun tarlaları sulamasını sağlar, böylece başka insanlar kıraçlıktan kurtulur, daha münbit hale gelirler.
1
...
8,3bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.