• Karanlıkta radyo spikerinin sesi duyulur...

    RADYO SPİKERİ — Uzun süredir kamuoyunu meşgul eden, kadın terörist Sevim Taşanın yakalanması için başlatılan geniş çaplı operasyonlar sürüyor. Sürekli kılık değiştirdiği için kamuoyunda Binbir Surat Sevim olarak anılan teröristin, bir türlü yakalanamaması em niyet teşkilatını güç durumda bıraktı.. .Emniyet Müdürü Mehmet Öztopuz eleştirilere karşılık, yaptığı açıklamada ‘Sevim Taşan on iki saat içinde yakalanmazsa istifa edeceğim’ dedi...

    Yavaşça aydınlanan karakolda gergin saatler yaşanmakta.. Komiser telefonda ter atmakta.. Komiser Yardımcısında derin sessizlik...

    KOMİSER — Tabii efendim. Haklısınız efendim.. Ayrıca beni bu göreve seçmeniz duygulanmama sebep oldu efendim.. Zaten yakalamak üzereyiz efendim.. Çok güzel bağırıyorsunuz efendim. Ne güzel kapattınız telefonu efendim.. Hörmet ederim efendim... Komiser telefonu kapatır ve yumruğunu masaya vurur.

    KOMİSER — Nerede ulan bu kadın?! Bulamadınız değil mi? Akraba evliliklerinin talihsiz mahsülleri!.. Ah, ülserim azdı gene.. Amir saat üçte buraya gelecek! Nerede ulan bu kadın?

    Bekçi Rıza ve Temizlikçi Kadın Hatice Bacı hızla içeri girerler...
    BEKÇİ — Getirdim amirim!
    KOMİSER — Kimi getirdin?
    BEKÇİ — Kadım amirim!
    KOMİSER — Kadını mı?
    BEKÇİ — Amirim gelecek dediniz ya amirim! Amirim gelince ortalığı temiz görsün dediniz ya amirim! Ben de düşündüm, amirime karşı, amirim mahçup olmasın, amirim ortalığı pis görürse amirime kızar, beni de döver sevdiğim.. yani amirim!
    KOMİSER — Rıza! Evladım! Ne diyorsun sen be!
    BEKÇİ — Amirim gelecek dediniz ya amirim! KOMİSER— Eee?
    BEKÇİ — Ben de amirim gelince ortalığı temiz görsün di ye, temizlikçi kadın getirdim amirim.. Tanıştırayım amirim.. Amirim, temizlikçi kadın!
    KOMİSER — (Yardımcısına) Suat! Bu Rıza’yı götür, klozete dök! Üstüne de sifonu çek, gel!
    HATİCE — Müsaadeniz olursa, ben vazifeme başlayabilir miyim hanımım!
    KOMİSER — Hanım mı?
    BEKÇİ - Amirim kusura bakmayınız, Hatice Bacı ekseriyetle ev temizliğine gittiği için, ağız alışkanlığı mahiyetinde bir dil sürçmesi iktiza etti amirim!
    KOMİSER - Sus Rıza! Sus! Susmakla da yetinme, hızla dışarı çık! Senelik iznini al, memleketine git ve orada öl!
    BEKÇİ - Başüstüne amirim!.. Yalnız, ben senelik iznimi, geçen hasat zamanı kullandım amirim?
    KOMİSER YARDIMCISI - İzninizle komserim Rıza!
    BEKÇİ - Buyrun!
    KOMİSER YARDIMCISI - Siktir git!
    BEKÇİ - Başüstüne amirim! Bekçi hızla çıkar...
    KOMİSER YARDIMCISI - Hadi sen de, temizlik mi yapı yorsun, ne yapıyorsan yap!
    HATİCE - Başüstüne! (türküye ve temizliğe başlar) çıt çıt çıt çedene de sar bedeni bedene.. Dünya dolu yar olsa da alacağım bir tene...
    KOMİSER - Ne oluyor be! Ne oluyor!
    HATİCE - Müsaadeniz olursa, ben vazifemi yaparken bir türkü okumak mecburiyetindeyim. E, adetim böyle.. (YENİDEN TEMİZLİĞE VE TÜRKÜYE DÖNER) Çıt çıt çedene de sar bedeni bedene.. Dünya dolu yar olsa da alacağım... Kanamalı bir hasta için A grubu er aş ne gatif kan aranmaktadır Kan verecek olanların Kızılay Kan Merkezine müracaatları rica olunur.. bir tanee.. Çıt çıt çedene de sar bedeni...
    KOMİSER - Bu ne biçim türkü be?
    HATİCE - Çok güzel bir türkü! Radyodan duyup ezberledim! Bilhassa bu, ortasındaki kanlı konuşma bana çok dokunuyor..
    KOMİSER YARDIMCISI - O bölümün türküyle alakası yok salak! Yayını kesmişler!
    HATICE - Kesmişler mi? Kim kesmiş?
    KOMİSER - İşine bak hadi, işine!.. Hey Allah'ım bir bu eksikti.. Suat ne yapacağız oğlum? Bir çare söyle.. Vaktimiz azalıyor!.. Amir de bize güvenerek istifa edeceğim, diyor.. El kondüsyonuyla gerdeğe giriyorlar!
    KOMİSER YARDIMCISI - Komserim, iz üstündeyiz ama kadının eşgali belli değil! Böyle bir kadın var mı, yok mu, o bile belli değil!
    KOMİSER - O ne demek öyle?
    KOM. YARD. - Basının çizdiği bir tip var ortada.. Gazeteler bir canavar yarattı, bize de yakalamak düştü!.. Amire söyleseniz, iki gün sonra gelse?
    KOMİSER - Ulan adam bize içli köfte yemeye mi geliyor? Ne diyeyim yani? "Bugün çamaşır günümüz, iki gün sonra buyrun' mu diyeyim?.. Ah.. ülserim.. Saat üçe kadar bu kadını bulmak zorundayız!
    KOM. YARD. - Daha doğrusu BİR KADIN bulmak zorundayız.. Eşgali bilinmediğine göre..
    KOMİSER - Eveeet! Bravo lan Suat! Netice itibariyle, herhangi bir kadın bizim işimizi görür!
    KOM. YARD.- Tabii. Yeter ki, sırtı zayıf, aldığımızda gürültü çıkarmayacak biri olsun. KOMİSER - Nereden bulacağız bu kadını?

    Komiser ve Yardımcısı, durur, düşünür ve aynı anda, aynı karara varıp Hatice 'ye dönerler.. Birbirlerine bakarlar.. İşte, aradıkları kadın bulunmuştur.. Komiser hemen telefona koşar...

    KOMİSER - Alo.. Benim, sayın amirim! Müjde efendim müjde! Sevim Taşan' ı yakaladık efendim! Evet efendim!.. Hayır efendim, maalesef sağ olarak!.. Yok efendim, bizim terfide falan gözümüz yok.. Ama siz nasıl münasip görürseniz. Tabii efendim, derhal basma ve televizyona haber veriyoruz efendim! Komiser telefonu kapatır... Ferahlamıştır..

    KOMİSER - Güzeeel.... Şşşt.. Sen.. Gel bakayım buraya gel..

    Hatice komiserin yanına gelir..

    KOMİSER- Senin adın ne?
    HATİCE - Hatice.
    KOMİSER - Bak Hatice, bu böyle olmaz. Senin adın da Hatice, benim adım da Hatice! Karışıklık oluyor. Onun için bundan böyle senin adın Sevim Taşan olsun!

    — II—

    Hatice, üstü silah ve örgütsel dokümanla dolu masanın ardında teşhir edilmekte.. Basın mensupları fotoğraf çekmekteler...

    HATİCE — Ne oluyor? Yahu kardeşim kirletmeyin ortalığı! Daha yeni temizlemişim.. Basmayın. Çamurlu ayaklarınızla ortalığı kirletmeyin!

    Radyo spikerinin sesi duyulur...

    RADYO SPİKERİ — Sevim Taşan, basına gösterildiği sırada, “çamurlu ayaklarınızla yolumuzu kirletemeyecek siniz! Zafer bizim olacak!” şeklinde slogan attı!.. Teröristin evinde yapılan arama sonucunda, bir adet uzun namlulu koca, çeşitli çap ve markada yoksulluk ve çok sayıda örgütsel doküman bulundu!

    — III —

    Sorgu odası... Hatice sandalyede oturmakta.. Yüzünde sorgu ışığı.. Sivil Sorgucu sandalyenin etrafinda dolanıp durmakta.

    SORGUCU — Ne alırsın. Sana bir meşrubat ikram edelim. Gazoz? Kola?
    HATİCE — Yok.. Sağolun, miğdemi ağrıtıyor.
    SORGUCU — Merak etme, miğdene bir şey olmaz. İçmeyeceksin ki!
    HATICE — Ya?
    SORCUCU - Bize şişesi lazım!
    HATİCE - Nasıl yani?
    SORGUCU - Yani, Sevim Taşan olduğunu inkar etmeye devam edersen, birazdan anlayacaksın!.. Konuş.. Anlat!
    HATİCE - Ne anlatayım?
    SORGUCU - Ne bileyim canım? Başından başla ister sen.. Sanat hayatına nasıl atıldın? Sahneye sadece para için mi çıkıyorsun? Yeni projeler var mı?
    HATİCE - Demek ki aradıkları kadın artis...
    SORGUCU - Konuş hadi, konuş! Anlat! İsimler! örgüt evleri
    HATİCE - Yahu şiddetli bir yanlışlık oluyor. Bir karışıklık oluyor.. Ben ne anlatabilirim ki!? Bizim gibilerin hayatında anlatacak dört kelime var. Doğdum.. Evlendim.. Çalışıyorum.. Çalışıyorum!
    SORGUCU - İnkar ediyorsun yani? Gözlerimin içine baka baka, Sevim Taşan olduğunu inkar ediyorsun!.. Bak, ben alanında uzman bir şahsiyetim.. Çeşitli üstatlardan ders aldım. Meşhur işkenceci Elektrik Kontağı Hamdi Efendi'nin öğrencisiyim. Elimden kimse kurtulamaz!
    HATİCE - Öyle mi?.. Peki, hani artık karakollar naylon olacaktı?
    SORCUCU - Naylon mu? Ne naylonu?
    HATİCE - Yok ula yok, şeffaf diyecektim şeffaf!
    SORGUCU - Haa.. öyle zaten.. Bizim kimseden gizlimiz saklımız yok ki! Herkes, burada neler olup bittiğini bi liyor. Hatta bu sorguları İnter Star yayınlamak istedi de, parada anlaşamadık!
    HATICE - Öyle mi? Ayrıyeten bir de şu husus var, hani karakollor pembekol olacaktı?.. Gerçi ha pembe, ha kara! Neticede kol değil mi?.. Bak, güzel kardaşım, muhabbet hoş da, daha bir sürü işim var.. Ortalık öyle pis kaldı. Amir beyden fırça yiyeceğim Polis milleti bunlar, belli olmaz ki.. Başım belaya girecek.. Ne oluyor burada? Neyse ben gideyim artık.. Çocuklar evde açtır, geç kalıyorum..
    SORGUCU - Otur ulan, oturduğun yerde!.. Böyle saf ayaklarına yatıp, kurtulacağını zannetme!.. Anlaşılan o ki, sen tatlı dilden anlamıyorsun!.. Ben sana biraz kablo getireyim!
    HATİCE - Ne kablosu?
    SORGUCU - Elektrik kablosu!
    HATİCE - Ne?! Yahu ben size ne ettim ki!? Ne suç işlemi şim?
    SORGUCU - Devlet düşmanlığı yapmışsın! Devlete karşı gelmişsin!
    HATİCE - Ben mi? Ben nasıl yapabilirim? Biz devleti tam görmemişik bile!.. Biz gideriz devlet kapısına, kapının üstünde şöyle yazar: GİRİLMEZ!.. yahut da İŞİ OLMAYAN GİREMEZ.. Biz de girmeyiz.. Devlet askerdir, polistir, bir de korucular var şimdi köyde! Benim adım Hatice, soyadım Durdu, buraya temizlik için geldim..
    SORGUCU - Peki, örgütü yeniden toparlamak için ülkemize kim sızdı? Kim bu vatanı bölüp, parçalayıp suyunu sıkmak istiyor? Bu vatanın suyuna pilav yapmak isteyen kim? Bizim pilavın düşmanlara yedirmek isteyen kim? Hı ?
    HATİCE - Vallahi bizim böyle şeylerle alakamız yoktur! Korkarız biz.. Kocamla ikimiz, seçimde oy bile ver meyiz! Gider, paşa paşa cezamızı öderiz!.. Hoş, oy versek de ceza çekiyoruz vermesek de.. Hem ben, yürüyüş bile dikkat ederim. Protesto mrotesto zannetmesinler diye yavaş yavaş yürürüm. İşten eve, iki günde gidiyorum bu yüzden.. Uzun sürüyor yani! Hem sonra devlet bize ne derse biz onu yaparız. Vergi öde derler, öderiz, fiş topla derler, toplarız!
    SORGUCU - Tamam işte! topladığın fişler sana elektrik olarak geri dönecek!.. Sen şimdi kötü yapım Binbir Surat Sevim!.. Beni çok sinirlendirdin! Muameleye başlıyorum!

    Bakkal çırağı içeri girer...

    ÇIRAK - Bakar mısın ağbi?
    SORG -Ne var lan? Sen de kimsin.
    ÇIRAK - Ben bakkalın çırağıyım. Bakkal ağbim dedi ki, şişeleri alıp alıp parasını ödemiyormuş Altı tane şişe kalmış. Ya paraları verin ya şişeleri! Yoksa ağbim sizi polise şikayet edecek!
    SORGUCU - Kes ulan sesini! Şişeler verilir mi? O şişeler vatanın bütünlüğünü sağlıyor! o şişeler birer milli kahraman Ne dersin Binbir Surat, sana altı şişe yeter mi, yoksa bir altı şişe daha getirteyim mi?
    HATİCE - Kabul ediyorum polis efendi. Ben, Sevim Taşan, memnun oldum!

    Karanlıkta radyo spikerinin sesi duyulur...

    RADYO SPİKERİ - Sevim Taşan, ilk sorgusunda samimi itiraflarda bulunup, pişmanlık yasasından faydalanmak istediğini söyledi.. İfadesini kendi hür iradesiyle verdiğini söyleyen ve pişman olduğu için çok sevindiğini belirten Sevin Taşan: Bir daha dünyaya gelsem, yine itirafçı olurdum" dedi!

    Komiserin odası... Bekçi telaşla içeri girer!

    BEKÇİ - Yakaladık amirim! Yakaladık! Başardık amirim! Bulduk amirimi Tuttuk amirim! Ve getirdik amirim!
    KOMİSER - Ne oluyor be? Kimi yakaladınız? Kimi başardınız? Kimi bulup tutup, getirdiniz? Ayrıca bu ne tuhaf cümle?
    BEKÇİ - Sevim Taşan'ı amirim! Binbir Surat Sevim'i yakaladık, içeride amirim!
    KOMİSER - Biz Onu yakalamıştık ya?
    BEKÇİ - Bir tane daha yakaladık amirim!
    KOMİSER - Ne oluyor be? Boğazda Sevim Taşan akını mı var?
    BEKÇİ - Bu, sahicisi amirim! Fakat enteresan bir durum var ki, o kadar şeetmemize rağmen, kendisi Sevim Taşan olduğunu kabul etmiyor. Üstünde kimlik de yok! Yanı vaziyet bu şekilde amirim: bizim, temizlikçi Hatice Bacı, Sevim Taşan olduğunu kabul etti. Fakat essah Sevim Taşan, Sevim Taşan olduğunu red ve inkar ederek, Sevim Taşan mevzuunu kanşık bir ha le soktu amirim!
    KOMİSER — Sus be Rıza sus!... Temizlikçi kadını bıraksak mı?
    BEKÇİ — İfade imzaladı amirim!
    KOMİSER — Ne yapacağız peki?
    BEKÇİ — Biz de amirim, bunu amirim, size amirim, soracaktık amirim! Fakat bu kadın, fena halde dişli çıktı! Aşağıda kendisine epey muamele yaptık, sana mı sın.. veyahut bana mısın, demedi amirim!.. Fakat, bence ikisini aynı hücreye koyarsak, neticeye varabiliriz amirim!
    KOMİSER — Hayır!.. Bence, ikisini aynı hücreye koyarsak, neticeye varabiliriz?
    BEKÇİ — Hiç aklıma gelmemişti! Hay aklınla bin yaşa amirim!

    Karakol kararırken, hücre aydınlanır... Hatice uzanmıştır... Bekçi girer, Hatice’yi dürterek uyandırır...

    BEKÇİ — Hatice bacı! Şşşt.. Hatice bacı...
    HATİCE — Ne var ula ne var!.. Senin yüzünden düştüm buralara!.. Git buradan!.. Gözüm görmesin seni!.. Git buradan, git hadi...

    BEKÇİ — Senin için getirdiğim döner ekmekleri unutu yorsun ama!..
    HATİCE — İstemiyorum artık.. Aylar geçiyor.. Hani kurtaracaktın? Yahu sen benim şahidim değil misin? Sen getirmedin mi beni temizliğe?
    BEKÇİ — Uğraşıyorum bacım.. Bak, sırf seni kurtarmak için essah Sevim Taşanı yakaladım. Fakat inkar ediyor namıssız!.. Yani, senin kurtuluşun, O’nun iki dudağının arasında.. Eğer derse ki ‘Sevim Taşan benim!”, yırttın! Yoksa durum kötü amirim... yani bacım..

    Bekçi çıkar... Sevim Taşan’ı içeri iter...

    BEKÇİ — Gir hadi! Bekçi iki kadını başbaşa bırakır.. Sevim, hücrenin bir köşe sine çöker.. Yorgundur her yanı yara bere içindedir.
    HATİCE— ....Sen Sen Sen O musun? O kahpe sen misin he! Hatice Sevim’in boğazına sarılır.
    HATİCE — O devlet düşman sen misin he? 0, beni malı feden karı sen misin? Niye kaçıyorsun? Devletten kaçılır mı? Sevim yaka sana kurtarır..
    SEVİM — Bırak yakamı be!
    HATİCE — Bunlar benim yakamı bırakıyorlar mı?.. Senin yüzünden çekmediğim eziyet kalmadı... Tamam... Madem geldin, bu işi halledelim.. Hadi, onlara benim sen olmadığımı, senin ben olmadığım, senli benli olmadığımızı, senin benim birşeyim olmadığını söyle! Hadi! SEVİM — ………………….
    HATİCE — Bak çıkınca seni ziyarete gelirim. Sana yemek getiririm. Gelir, tünel kazmana yardım ederim.
    SEVİM - Ben hiçbir şey bilmiyorum !
    HATİCE - O nasıl laf öyle! İnsan kim olduğunu bilmez mi hiç? Hadi güzel bacım, söyle beni bıraksınlar... Sevim alaylı alaylı bakar...
    SEVİM - Yok ya?
    HATİCE - Vallahi... Senin haberin yok, beni mahfettiler. Ben burada çocuklarla babaları evde., ne yiyorlar, ne içiyorlar? Sevim Hatice 'yi iter, bağırmaya başlar:
    SEVİM - Kes sesini be aşağılık kadın! Boşuna uğraşma, sökmez bu numaralar!,, İğrençsiniz Her yolu deneyeceksiniz değil mi?.. Uydurmadan bir canavar yarattınız, şimdi de bana kabul ettirmeye uğraşıyorsunuz!. Siz benim, cani, katil, gözü dönmüş bir canavar olduğum hükmüne vardınız zaten. Gazeteler de yazdı.. Artık kabul etsem ne olur, etmesem ne olur? Mahkemeye ne hacet? Hüküm peşinen verilip infaz yapılıyor zaten!.. Ama her yolu deneyeceksiniz değil mi? Üstü çizilmiş bir hayatın ne önemi var sizin için! Bir insan daha harcamış olacaksınız o kadar!.. Sizin için önemli olan, televizyona çıkarıp "İşte teröristleri yakaladık!" demek Niye anlatıyorum ki bunları?
    HATİCE - Ne Yahu sen ne anlatıyorsun?
    SEVİM - Boşuna uğraşma, diyorum!.. Senin polis olduğunu biliyorum!
    HATİCE - Ne?!
    SEVİM - Bana bak, bu iğrenç oyuna bir son ver artık! Bana, hiçbir şey, hiçbir şey söyletemeyeceksiniz! Hatırlamıyorum! Bilmiyorum! Duymadım!
    HATİCE - Ben mi polisim? Ben mi? Ben mi? Hatice ağlamaya başlar....
    HATİCE - Ben mi? Ne polisi yahu? Allah'ına kurban olduğum, ne polisi? Ben polis değilim! Ben Sevim Taşan'ım!.. Yok.. O da değilim.. Ben Hatice Durdu.. Onun bunun pisliğini temizlerim. Şimdi kimin pisliğini temizletiyorlar bana? Kimim ben? Demek ki var bende birşey! Devlet bu, boşu boşuna yapmaz ki! Herhal, ben bir şey yaptım.. Ama tam ne yaptığımdan benim de haberim yok!.. Allah kahretsin! Devlete karşı geldim ben! Allah beni kahretsin! Allah beni kahretsin!..

    Hatice hücrenin bir köşesine yığılır, sessizce ağlamayı sürdürür. Sevim, bir süre Hatice'yi izler.. Sonra yanına sokulur.

    SEVİM - Peki Sen Kimsin sen. İşte Hatice'yi çıldırtan soru!
    HATİCE - Herkes bana bunu soruyor! Ben de bilmiyorum artık! Sevim Taşan 'sın dediler, kabul ettim! Evet! Ben Sevim Taşanım!
    SEVİM - Seni buldular demek' Niye kabul ettin peki? Nasıl kabul edersin böyle bir şeyi?
    HATİCE - Bana sorgu yaptıkları zaman, dört kere sigorta attı bili misin sen?.. Zaten yalan değil ki! Suçluyum ben! Koskoca devlet bu, yalan söyler mi hiç? Bana, "Sen Sevim Taşan'sın! dediklerine göre, bir bildikleri vardır! Koskoca devlet bu, yalan söyler mi hiç?
    SEVİM - Saçmalama! Sen hiçbir şey yapmadın!
    HATİCE — Öyleyse niye Yapıyorlar bunu bana? SEVİM — ………….. Eeee? Şimdi ne olacak?,. Direndim... Her şeye karşın direndim teslim olmadım onlara.. Peki, bu işkenceye nasıl direneceğjm? Onlara bir suçlu gerekiyordu Onu da bulmuşlar işte! Nereden çıktın sen be?... Hadi, bırak ağlamayı da konuşalım biraz... Adın neydi Senin?
    HATİCE — Sevim...
    SEVİM — Hayır asıl adını soruyorum
    HATİCE — Hatice Taşan Sevim Durdu!, Sevim Hatice Durdu!
    SEVİM — Allah’ım akımı yitiriyor bu kadın.. Ne yapacağım şimdi?.. Bu garibandan ne istediniz be!!!
    HATİCE —.Bağırma Sus! Devlete bağırılmaz Devlet öyle bir eder ki insan mahfeder! Sen kimsin ki, bağırıyorsun devlete!. Şikayet edeceğim seni!
    SEVİM— Kendine gel Hatice!.. Ne olursun. Düzelecek her şey.

    Sevim dışarı doğru seslenir...

    SEVİM — Heeey! Poliiis! Buraya bakın Ben yeniden ifade vermek istiyorum.
    HATİCE — Sen hiçbir şey veremezsin Çekil oradan. Komiser, Yardımcısı ve Bekçi koşarak içeri girerler..
    KOMİSER — Ne oluyor burada?
    SEVİM — Ben Sevim Taşan olduğumu...

    Hatice herkesi susturacak biçimde haykırmaya başlar:
    HATİCE — Evet! Evet! Evet! Evet! Herkesi ben öldürdümm! Hatta eceliyle ölenleri bile! Örgüt mensubuyum ben!
    SEVİM — Hatice...
    HATİCE — Evet evet, örgüt mensubuyum ben! Beni bu işe, İhsan Sabri Çağlayangil tevşik etti!
    BEKÇİ— O da kim?
    HATİCE — O, bir çeşit Celal Bayar’dır.. Ve haberlerde yaşar! Ayrıca teşkilatımızda Müzeyyen Senar da vardı! Ama ben emirleri Kayahan’dan alıyordum! İtiraf ediyorum, polis efendi, san saçlarımdan ben suçlu yum!
    SEVİM — Sus Hatice! Yalvarırım sus!
    HATİCE — Evet Sevim Taşan benim!.. Aslında ben Sevim Taşan da değilim! Nene Hatunum ben! Muhacirlik zamanında cephedekilere lavaş ekmek götürdüm. Ben hiçkimse değilim ulan!.. BEN HİÇ KİMSE DEĞİLİİM ULAN. KONUŞ!.. SÖYLE!.. CEVAP VER!.. BEN KİMİM ULAN!.. KİMİM BEN!.. KİMİM BEN!.. KİMİM BEEEEEEEN!...

    KARANLIK

    1992- Haziran
  • Zoe'yi düşündüm. Barbey üzerine çalışmasında şu cümleyi alıntılamıştı: "Birbirimizin içinde öyle erimiştik ki, birlikte ve tek başımıza, el ele, göz göze, her şeyi yapabilir halde uzun saatler geçiriyorduk, çünkü yalnızdık, ama öylesine mutluyduk ki daha fazlasını arzulamıyorduk. "
  • Çokta kederlenir, az da gülerim
    Ustura ağzında düşüncelerim
    Deliliktir belki.. bırakın kalsın

    Doğan her bebeğin hakkı var bende
    Öğütülen benim her değirmende
    Ne sonu, ne ilki.. bırakın kalsın

    Sevdam büyüdükçe dünyam dar olur
    Zamandan çıktığım zamanlar olur
    Ve öyle güzel ki.. bırakın kalsın

    Saatler ya geri, ya hep ileri
    Kıran yok hileli terazileri
    Umutlar ırakta.. bırakın kalsın

    Onbinlerle sohbet onbin nafile
    Dönmüyor toprağa giren kafile
    Öfkeler yürekte.. bırakın kalsın

    Ne yarım tam yarım, ne bütün tamam
    Yolcular anlamaz, ben anlatamam
    Tren son durakta.. bırakın kalsın

    Gelir beni yakar suya düşer kor
    Düşünen baş çekmek, dert çekmekten zor
    Kutsaldır bu yara.. bırakın kalsın

    Dursun, ayazına uyandığın kış
    Dursun ki şevk ile sürsün bu yarış
    Lüzum yok bahara.. bırakın kalsın

    Yıkılır, yırtılır her kalın perde
    Hesaba çekilir dünya mahşerde
    Yazın şu duvara.. bırakın kalsın

    https://youtu.be/ccMjx4SHg2w

    Abdurrahim Karakoç
  • işte tam bu saatlerde bir yara gibidir su
    yeni deşilmiş uçlarına sokakların, küçük uçlarında.
    senin o güneş sarnıcı gözlerin
    ölüm yası içindeki bir evde
    olmaması gereken birşey gibi,kırılan bir ayna gibi.
    bu saatlerde.
    çarmıhını yanından eksik etmeyen bir isa gibi
    sırtında on iki basamak taşıyan bir adam görüyoruz
    bu adamı ne kadar çok seviyorum, bu kuşu ne kadar
    sen ne seviyorsun sen zaten sevince
    alnınla ayıklarsın yeryüzünü,
    çardaklar binaların ağızlarında
    aşar gider kendi sınırlarını
    köpekler gizli bir dağı havlar.

    bunlar iyidir diyorum bunlar senden haberli,
    yoksa nerden bilecekler
    karbon sınırında yaşayan balıklar
    kovadan sızan hicret gününü,
    peygamberin parmaklarına asıp paltolarını
    nasıl girecekler tanrıevine
    mucizesever müslümanlar,
    ve on binlerin dönüşü sırasında
    greklerin keçilerle çiftleştiği
    dağ yolları neyle donacak?

    yine de sevişirken
    kullandığımız her kelime
    hırsızın devirdiği eşya.

    minibüslerle morarmış sokaklar
    buğdayın parayla değişildiği
    paranın ekmekle değişildiği
    ekmeğin tütünle değişildiği
    tütünün acıyla değişildiği
    ve artık hiçbirşeyle değişilmediği acının.
    o sokaklarda.
    saatler yağmuru gösteriyor,
    bugün bu küçük salı günü
    her şeyi eksik istanbul'un, tepelerinden başka
    yalnız galata
    galata
    gecenin bodrumlarında beslediği
    o tükenmez paslanma tutkusunu
    bir ağız mızıkası halinde
    denize yediriyor yavaş yavaş
    köklerimiz kendi çiçeklerinden ürküyor.

    Cemal Süreya