Sevda, İlk Öğretmenim'i inceledi.
08 Nis 13:38 · Kitabı okudu · 10/10 puan

-Bu inceleme, ‘’O kadar Aytmatov seviyorum deyip deyip, hakkında iki kelime bile yazamadığın için utanmıyor musun Sevda?’’ diye beynimin içinde yankılanarak, beni bir türlü rahat bırakmayan iç sesimin ürünüdür. İnceleme yazma konusundaki beceriksizliğimin göz önünde bulundurulmasında fayda vardır. -

Daha önce hiç hediye(edeceğiniz) yazarınızın kim olduğunu düşündünüz mü?

Çoğumuz hangi kitabı hediye edeceğimize dair bir fikre sahibiz, bizi etkileyen birçok kitabı sayabiliriz. Ama benim için durum çok daha farklı. Burada beni etkileyen kitap ya da onun içeriği değil; kendini kanıtlamış, çoktan gönüllere taht kurmuş bir YAZAR. Eğer ortada kararlaştırılmış bir kitap yoksa doğruca ‘’Aytmatov’umun kollarına’’ koşarım. Evet evet, benim hediye yazarım; biricik Aytmatov’dan bir başkası değil elbette. Ancak her önüne gelene hediye etmeli mi? Tabii ki de asla! Onun anlattığının kıymetini bileceklere veririm ancak. İşte öyle bir anlamı vardır benim için Aytmatov Bey’in. ‘’Benim yazarım’’ değil, kıymet bilecek olanın okuyup bilmesini, benim hissettiklerimi hissetmesini istediğim bir yazardır. Ah Aytmatov ah! Her bir eserinde karşılaştığım o naif ve bir o kadar gerçekte de var olan karakterlerin büyüsü altına girdiğim günden beri, o büyünün etkisinden ne çıkabiliyorum ne de çıkmak istiyorum…

‘Sizi en çok etkileyen 5 kitabı sayabilir misiniz?’ diye bir ileti paylaşılmıştı burada. Birçok okurun cevaplarında Cengiz Han'a Küsen Bulut yine Aytmatov’a ait kitabın ismini gördüm. (^_^) Hani şu asıl duygunun Gün Olur Asra Bedel ile zemine oturtulduğu kitap var ya, o işte. Abutalip Öğretmen’in her akşam yılmadan yazdığı yazılar, çektiği çileler, çocuklarına, karısına olan sevgisi… Hepsi Gün Olur Asra Bedel ile belleğimize kazınmış, daha sonrasında ise Cengiz Han'a Küsen Bulut ile bir şekle bürünmüş duygulardı. Şimdi elbette bu kitaplardan bahsedip de aklınızı karıştırmak değil niyetim, esas amacım; Abutalip Öğretmen’i anlamak için iki kitaba birden ihtiyaç duyarken, tek ve kısacık bir kitap ile bizim elimizden tutup, dağ başındaki viraneyi bir okula çeviren Düyşen Öğretmen’i anlatan ‘İlk Öğretmenim’ ile tanışmanıza bir vesile olmaktır. En az Cengiz Han'a Küsen Bulut kadar bilinmeli, tanınmalı ‘’İlk Öğretmenim’’ de. Evet, itiraf ediyorum ki varlığından daha yenice haberim oldu benim de. Ne geç! Öyleyse buyurun tanıştırayım sizleri:

Eser Aytmatov’un, Lenin hakkındaki görüşlerine dair fikir vermekle birlikte, asıl mesaja odaklanıldığında siyasi mesajlar göze gelmeyecektir. O yüzden bu kısma değinmeyeceğim.

Düyşen Öğretmen ve Altınay’ın hikâyesi karşılıyor bizi her sayfada. Bu hikâyenin anlatıcısı da bizzat Altınay. Yıllar sonra ülkenin önde gelen eğitimcilerinden biri olarak köyüne ziyarete geliyor Altınay. İşte tam da bu sırada anlatır Düyşen Öğretmeni’ni ve ona olan büyük sevgisini. Bakmayın öğretmen deyip durduğuma, askerde öğrendiği ne kadar ise o kadar öğretmendir Düyşen, ama öğretmen sıfatını en çok hak edendir benim nezdimde… Askerde sadece okuma-yazma öğrenmiştir. Köyüne döndüğünde bu bilgileri ile bir okul açmak ve köyün çocuklarını eğitmek ister. İşte bu kararı sonrasında, köy halkı ile yaşadığı zorluklardan ve onun öğrencilerine olan büyük sadakatinden etkilenmemek elde değil. Altınay hem annesiz hem de babasızdır o zamanlarda. Amcası ve yengesi ile birlikte yaşamaktadır. Yengesi tarafından çok sevilmez, evlendirilmek istenir, okumasına mani olmak isterler. Oysaki ne zorluklarla dağ başına kurulmuş okulun, en başarılı öğrencisidir Altınay. İşte bu devrede, Düyşen Öğretmen’in fedakârlıkları ve çabaları karşılıyor bizi. Yaptığı her işin hakkını veren Düyşen Öğretmen’e saygı duymamak, büyük saygısızlıktır! :) Kar, çamur demeden; sırf almış olduğu karar doğrultusunda vermiş olduğu mücadeleler karşısında ‘’vay be’’ demekten alamadım ben kendimi. Sen ne güzel insansın ey Düyşen!

Yuvarlak bir masanın etrafında şaraplarını yudumlayan ‘’şehirli’’ insanları okumaktansa, işte böyle asıl köy halkından; emeği toprak, samimiyet kokan insanlardan bahseden kitapları okumak ilk tercihim olmuştur her zaman. Bunun için de çok sevgili Aytmatov’um başvurulması kaçınılmaz yazarlardandır. Çoook uzattım kusuruma bakmayasınız, buraya kadar okuyabilenlere teşekkür etmek boynumun borcudur. Hakkınızı helal edin : )

Büşra nur demir, İki Cami Arasında Aşk'ı inceledi.
 14 Kas 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir adamın aşkta gelebileceği son nokta. Bu aşkla ortaya çıkartığı günümüze kadar gelen eserler. O kadar ince düşünce ve matematikle bir yerden güneş batarken diğerinden ay doğan iki cami. Ancak şu bilinmeli ki bu gerçek bir olayın sadece yazarın hayal gücüyle hikayeleştirilmiş halidir. Gerçekleri yansıtıyormuş gibi okuyan ve bu beklentiye giren arkadaşlar çok yanılır. Ben yazara ve yazdığı akıcı hikayeye saygı duyuyor ve beğeniyorum ortada bir emek var ve bu emeği hiçe sayıp beklentilerini karşılamayanların yaptıkları kötü yorumlara itimat etmeyin siz okuyun ve karar verin .

Melinsa Damla, Güneşin Kızı'ı inceledi.
23 Mar 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İzmir Kadifekale civarında yüzü tamamen tanınmaz halde bir kadın cesedi bulunur.Hunharca işlenmiş bu cinayeti çözmesi de baş komiser Çetin ve ortağı Nuri ye düşmektedir.Bunun yanı sıra Şube müdürleri Leyla da tayinini Adıyaman'a istetmiştir. Kendisine rol model olan babasının katillerini bulup adalete teslim etmek ve vicdanen huzur bulmak istemektedir. Ama bu hiçte kolay olmayacaktır. Zira eskiye ait defterleri karıştırması birilerinin canını fena halde sıkmış ve Leyla için tehlike çanları çalmaya çokta başlamıştır ve bu aslında sonradan yaşanacak olayların bir nevi habercisidir

Kitabı daha önce okumama rağmen kitap hakkında bende oluşmuş yorum ve düşüncelerimi anımsayamadığım dan dolayı tekrar okudum .Buna rağmen kitabın vermiş olduğu heyecanın bir nebze dahi olsun düşmediğini gördüm Kitaba dair akılda kalan birkaç yer var özellikle ki bunda hayal gücünüzün ne kadar kuvvetli olması da önemli Adıyaman bölümünde geçen olayların zaman ve mekan olarak güzel işlenmesi ve ilk başlarda geçen şu paragraf diyebilirim

''acaba varlığımız zıtlıkların birlikteliği ile mi anlam kazanıyordu?iyiliğe ulaşmak için mutlaka kötülük mü olmalıydı?Yoksa güzelliği keşfetmek için mutlaka çirkinliği mi tatmak gerekiyordu? neden sadece güzellik veya neden sadece iyilik yoktu bu dünyada?'' Aslında sadece iyilik veya güzellik olsa idi bir süre sonra insan aynı şeyleri görüp yaşamaktan bıkmaya başlayacak. Bundan dolayı hayatın temelinde bir ying yang dengesi olmalıdır ki buda ''her iyiliğin içinde bir kötülük ,her kötülüğün içinde de bir iyilik vardır''.Bundan sebep kötülük olmalı ki iyiliğin kıymeti bilinmeli . Son olarak eklemem gerekirse kitapta bir kaç baskı hatası dışında hikaye iki farklı koldan ilerlese de geçişler arasında okuyucunun dikkati dağılmadan başarılı bir şekilde hikaye akışı devam ediyor diyebilirim .

editörhanfendi, Mem u Zin'i inceledi.
 07 Şub 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Ey Saki !
Etrafımdaki hayallerin arkasında bir çok sırrı hissediyorum. Fakat bir türlü bulamıyorum. Arada sırada parlayan bir ışık , gözlerimin önüne şu sisin arkasında ışıldıyor ; fakat ona ulaşmak için o sisi geçemiyorum. Şu evrenin gürültüsü arasında, kulaklarıma gökten o kadar yüce, o kadar güzel bir ses geliyor ki,onu bu gürültüden ayırıp anlayamıyorum.
Ey Rabbim !
Konulan şu hayal perdelerini gözlerimin önünden çek ki, seni görebileyim.
Ey Rabbim !
Aklımın üzerindeki dünya örtüsünü ve sarhoşluğunu kaldır ki, onu yürüten ve hayat veren azametine yol bulayım.
Ey Rabbim !
Ebedi cemalinin şekillerini önümden kaldır ki, dünyayı aydınlatan zatının cemalini göreyim.
Ey Rabbim !
Çarpıntısı durduğunda , görevi sona erdiğinde , kalbimi bu ebedi cemalin , ebedi büyük sırrın aşkından , ona bağlanmaktan mahrum etme ..
Ey Rabbim !
Senin karşı konulmaz gücüne inandım, nuruna,cemaline inandım. Tüm bu kainatın beden , senin ise kainatın ruhu olduğuna ve evrenin hakikat, senin de onun sırrı olduğuna inandım.
Sen aşıkların ve sevgililerin ziynetlerindeki güzelliksin. Aşıkların kalbinin meyli sahadır ve gönüllerinin arzusu sensin.

Sonra Zin Mem'in mezarına sarılır . kucaklayıp toprağı yüzüne başına sürmeye başlar , Ardından mezarı yastik edinir kendine . etrafındakiler onu kaldırıp teselli vermeye çalışır fakat ellerinin , ruhunu teslim etmiş soğuk cansız bir bedene dokunduğunu anlarlar...

Leyla ile Mecnun neyse Yusuf ile Züleyha , Kerem ile Aslı , Ferhat ile Şirin , Süleyman as. İle Belkıs hatta Mevlana Celaleddin ile Şemsi Tebriz neyse kısaca aşk neyse Mem û Zin de odur.
O kadar güzel bir aşk a tanık olacaksınız ki aslında bir raslanış hikâyesi bu içinde acı var aşk var hasret var ancak bir tek kavuşmak yok. Çünkü şairin de dediği gibi kavuşursan meşk olur kavuşmazsan aşk tır. Aynen budur kanımca...
Bir aşk hikayesinin nasıl gerçek aşk a yani ilahi aşka dönüştüğüne şahit olacağiniz bir roman.
Anlatımı gayet akıcı zaten sayfa sayısı çok az kolaylıkla bitireceksiniz ve zaten farketmeden siz bitmiş olacaktır kitap. Hicbir kitaba kötü diyemem bir emek söz konusu netice de ancak bu kitaptan sonra işte böyle şeyler bilinmeli gerekli anlatılmalı diye düşündüm . ve yazar gayet güzel aktarmış anlatmak istediğini , beni sarsan bir roman oldu ve böyle bir ölüm halini düşünür oldum. Çeviriyi yapan Değerli hoca Abdülhadi Timurtaş'a burdan selam olsun...
Özellikle Yusuf İle Züleyha aşkını seven ve Nazan Bekiroğlu nun kitabını okuyan arkadaşlara tavsiyemdir.
Ve bir de söylemeden geçemeyeceğim eserin asıl sahibi M.Said Ramazan el-buti ithaf kısmını o kadar güzel yazmış ki...
'Bu romanı, azıcık yanıp da teselli bulması temennisiyle , aşkı zehir veya nektar olarak yudumlayan ve aşkın ateşinde yanan ama meyvesini tadamayan her kalbe ithaf ediyorum.'
Allah razı olsun. Gerçek aşk a ulaşabilmeyi Allah nasip eder her isteyene inşallah.