• Vatan ne türkiye'dir türklere, ne türkistan, vatan tek ve müebbettir: turan
    P. Astsb. Bçvş. Ömer Halisdemir, İlhan Varank, Erol Olçok, Abdullah Tayyip Olçok, Mustafa Yaman, Sedat Kaplan, Ümit Çoban, Yalçın Aran, Murat Akdemir, Mustafa Direkli, Ramazan Konuş, Serhat Önder, Yasin Yılmaz, Muhammet Yalçın, Recep Gündüz, Hüseyin Kısa, Halil İbrahim Yıldırım, Fazıl Gürs, Metin Arslan, Osman Yılmaz, Mehmet Oruç, Lokman Oktay, Mahmut Coşkunsu, Muhammed Ali Aksu, Muhammed Ambar, Mustafa Cambaz, Mustafa Kaymakçı, Yasin Naci Ağaroğlu, Volkan Pilavcı, Ömer Can Açıkgöz, Mustafa Avcu, Murat Kocatürk, Mehmet Karaaslan, İbrahim Yılmaz, Muhammed Fazlı Demir, Necati Sayın, Selim Karakoç, Tolga Ecebalın, Ümit Çoban, Ümit Yolcu, Yakup Kozan, Yusuf Elitaş, Emrah Sapa, Hasan Yılmaz, Ümit Güder, Samet Cantürk, Ali İhsan Lezgi, Yasin Yılmaz, Ali Anar, Eyyüp Oğuz, Nedip Cengiz Eker, Serdar Gökbayrak, Yasin Bahadır Yüce, Bülent Yurtseven, Murat Alkan, Ahmet Oruç, Cüneyt Bursa, Mucip Arıgan, Burak Cantürk, Fahrettin Yavuz, Hakan Yorulmaz, Adil Büyükcengiz, Burhan Öner, Haki Aras, Ahmet Kara, Fatih Kalu, Askeri Çoban, Celaleddin İbiş, Emrah Sağaz, Fatih Satır, Halil Işılar, Akın Sertçelik, Ayhan Keleş, Cemal Demir, Halil Kantarcı, Cengiz Polat, İhsan Yıldız, İzzet Özkan, Mehmet Şefik, Akif Kapaklı, Çetin Can, Hakan Ünver, Hasan Kaya, İsmail Kefal, Lokman Biçinci, Mete Sertbaş, Mustafa Koçak, Yunus Emre Ezer, Salih Alışkan, Suat Aloğlu, Timur Aktemur, Ömer Takdemir, Sümer Deniz, Yusuf Çelik, Dursun Acar, Alpaslan Yazıcı, Akif Altay, Münir Murat Ertekin, Mustafa Tecimen, Önder Güzel, Cennet Yiğit, Gülşah Güler, Ufuk Baysan, Fikret Metin Öztürk, Kübra Doğanay, Muhsin Kiremitçi, Zeynep Sağır, Demet Sezen, Erol İnce, Birol Yavuz, Faruk Demir, Halil Hamuryen, Hüseyin Gora, Hurşit Uzel, Hüseyin Kalkan, Fevzi Başaran, Hakan Yorulmaz, Feramil Ferhat Kaya, Niyazi Ergüven, Mustafa Aslan, Muhammet Oğuz Kılınç, Mehmet Karacatilki, Murat Ellik, Seher Yaşar, Mehmet Demir, Köksal Kaşaltı, Mehmet Çetin, Münir Alkan, Mehmet Şevket Uzun, Ozan Özen, Mustafa Serin, Halit Gülser, Zafer Koyuncu, Hüseyin Goral, Hüseyin Kalkan, Serhat Koç, Varol Tosun, Edip Zengin, Velit Bekdaş, Yakup Sürüc, Turgut Solak, Seyit Ahmet Çakır, Sevda Güngör, Mehmet Demir, Kemal Tosun, Hasan Gülhan, Meriç Alemdar, Mehmet Akif Sancar, Yunus Uğur, Fırat Bulut, Ayşe Aykaz, Barış Efe, Mehmet Ali Kılıç, Mahir Ayabak, Murat Mertel, Murat Naiboğlu, Ahmet Kocabay, Ahmet Özsoy, Mehmet Yılmaz, Onur Ensar Ayanoğlu, Onur Kılıç, Cuma Dağ, Erhan Dural, Volkan Canöz, Mehmet Kocakaya, Erkan Yiğit, Serkan Göker, Fuat Bozkurt, Oğuzhan Yaşar, Aydın Çopur, Beytullah Yeşilay, Erdem Diker, Erkan Er, Gökhan Eser, Hasan Altın, Mehmet Kocakaya, Mehmet Güder, Mehmet Ali Urel, Hasan Yılmaz, Yıldız Gürsoy, Uhud Kadir Işık, Türkmen Tekin, Suat Akıncı, Ali Alıtkan, Aytekin Kuru, Ahmet Oruç, Mehmet Oruç, Yusuf Çelik, Ömer İpek, Murat İnci, Mustafa Solak, Emin Güner, Köksal Karmil, Vahit Kaşçıoğlu, Vedat Barceğci, Mutlu Can Kılıç, Tahsin Gerekli, Şükrü Bayrakçı, Ömer Cankatar, Recep Büyük, Batuhan Ergin, Erkan Pala, Kader Sivri, Orhun Göytan, Ömer Cankatar, Samet Uslu, Battal İlgün, Şeyhmus Demir, Şirin Diril, Özgür Gençer, Vedat Büyüköztaş, P. Kur. Alb. Sait Ertürk, Topçu Astsb. Kd. Bçvş. Bülent Aydın, P. Uzm. Çvş. Halit Yaşar Mine, Rüstem Resul Perçini, Mesut Acu, Resul Kaptancı, Fatih Dalgıç, Murat Demirci, Sevgi Yeşilyurt, Şenol Sağman, Zekeriya Bitmez, Yılmaz Ercan, Jouad Merroune, Cemal Abuatuye, İbrahim Ateş, Muzaffer Aydoğdu, Osman Arslan, Davut Karaçam, Alper Kaymakçı, Necmi Bahadır Denizcioğlu, Mehmet Şengül, Özkan Özendi, Hakan Gülşen, Mehmet Gülşen, Osman Evsahibioğlu, Lütfi Gülşen, Mesut Yağan, Gökhan Yıldırım, Mustafa Karasakal, Selim Cansız, Medet İkizceli, Tevhit Akkan, Bülent Karalı, Hüseyin Güntekin
  • Bu iletimi değerli https://1000kitap.com/osmanyalciner ' e ithaf ediyorum.


    Bu fukara sadece edebiyat değil, sinema hastasıdır aynı zamanda. Dolayısıyla artistlerin de. Evini bilmediğim artist çok azdı bir zamanlar.

    Bayramlarda evlerini ziyaret eder el öperdik. Zeki Müren’e Cağaloğlu yokuşunda rastlamıştık. Arabasının önüne attık kendimizi tabii. Kendisi arka koltukta oturuyordu. Belki 1974 belki de 75. Şevrole İmpala’ydı araba hiç unutmam. Kanatlısından. Tam seksen beş lira toka etmişti şoförü. Seksen beş lira aga. Dile kolay. Hemen ilk lokantaya daldık. O zamanlar Sirkeci’deydi ambarlar. Simsarlar bağıra çağıra yük bulurdu. Dolayısıyla çoktu seksen beş lira Sirkeci için. Birer mercimek çorbası içmiş, birer de kokoreç yemiştik. Tam yedi kişi. Lahmacun vardı da, çiküfteyi bilmezdi İstanbullu o zaman. Azdı nüfusu ya ondan.

    Hümeyra TV’nin kralıydı. Ya Yaş Otuz Beş şarkısı ya da Sessiz Gemi şarkısı çalardı. Bir ara Fikret Hakan’la evlendiğini okumuştum Ses dergisinden. Galiba boşanmışlardı dediğim tarihlerde. Çok sonra, meşhurluk yılları bitip unutulduğu zamanlarda Teşvikiye’de bir pasajda rastladım kendisine. Sultanı Yegâh diye bir plakçı dükkânı işletiyordu (İsimden tam emin değilim). AVM değil, pasajlar modaydı o zaman. Garibimin gücü bu kadarına yetmiş, bodrum katından ancak tutabilmişti dükkânı. Ah ablam benim ya, ben onu görünce tanıdım ya hemen, heyecanlandım, o, benim onu tanımamdan o kadar mutlu olmuştu ki, gözleri aydınlanmıştı. Fikret Hakan’sa şarkı söylüyordu evlendiği yıllarda. Cemo’yu, Löberde’yi severdik Allah için. Teyp yoktu, 45’lik plaklara okumuştu.

    Bir bayram sabahı Cüneyt Arkın’ın evinin kapısını çaldık. Yine o yıllarda. Tamam sabah, çok da erken, iyi de abim niye küfür ediyorsun ki sen bize? Kırdık camlarını biz de.

    Levent metrosu var ya? Sarıyer’e giderken sağda olanı. Alın onu sağınıza, sağdan ilk caddeden sapın, sağdan ikinci ya da üçüncü villa Güzide Kasacı’nındı. Az şeftalisini yemedik kadıncağızın. Helal etsin canım benim. Keşke elini öpüp helallik alsaydım. Böyle Bir Kara Sevda Kara Toprakla Biter, diye bir parça var ya, hani Ezel dizisiyle tekrar meşhur oldu ya, ilk meşhur eden odur billahi.

    Bu caddenin biraz ilerisinde Levent camisi vardır. Solda. Zengin ve ünlülerin cenazeleri kalkardı. Biz illaki olurduk. Cenazelerde yakalara takılan fotoğraflar olur ya, ilk orada karşılaşmıştık. Biz de takardık. Merhumun bir fotoğrafı bir de toplu iğne, hepi topu bu olurdu soykası. Başka soykalarını da dağıtırlardı bazen. Giysi ve ayakkabılarını çoğunlukla. İlk kez burada bir sahaf ihtiyarla tanıştım. Bu cenaze yaka fotoğraflarını topluyordu. Meğer bunların koleksiyonunu yapıyormuş. Tam öykülük değil mi yani?

    Sadri Alışık ve Çolpan İlhan çifti var ya, hani Atilla İlhan’ın kız kardeşi Çolpan, Şişli camisine yakın otururlardı. Abide-i Hürriyet caddesi üstünde. Kerem Alışık, yaşıtımızdır. Kıl herife hiç hazzetmezdik. Hareket çekerdi arabalarının penceresinden.

    Birkaç sokak ileride, biraz arada, sapada, Bomonti’ye doğru, Neriman Köksal otururdu. Şu Fosforlu Cevriye canım. Zar zor biriktirip almış evi. Ses dergisi öyle yazıyordu. Fosforlu Cevriye, hani şu Suat Derviş var ya, onun eseridir, ciddi ciddi aşıktım ben ona. Allah'ım ne kadar çok hayalini kurdum onun, o çocuk yaşımda. İlk Nazım Hikmet gıcıklığım onla başladı. Kıskançlık ayol.

    Filiz Akın, sıkı eğitimi vardır ha. Yine Ses dergisinden. Türker İnanoğlu’yla evliydi ve Topağacı’nda otururdu. Topağacı aga, ötesi var mı? Hem de bir apartmanda. Oğlu İlker İnanoğlu’nu hiç görmedik.

    Filiz Akın çok önemlidir Türk sineması için. Bir sınırı ortadan kaldırmış, bir tabuyu yıkmıştır. Niye mi? Arz edeyim. Ona kadar Türk sinemasında Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit hegemonyası vardır. Onlar filmlerin iyi kadınlarıdır. Kötü kadınlarsa hep sarışındır. O zamanlar ecnebi filmlerin pek izleyicisi yoktu. Dolayısıyla sarışın kadınlar, tüyü ve kanı bozuk, yuva yıkan vamp kadınları oynarlardı. Zavallı Neriman Köksal, Fosforlu Cevriye hariç hep vamp kadını oynamıştı. İşte bu Filiz Akın, biraz da kocası Türker İnanoğlu sayesinde yıktı bunu. Onun sayesinde sarışın kadının da iyi olabileceğini düşündük.

    Vamp sarışın dedim de, aklıma Eva Bender geldi. Güzel kadındı Allah için. Tarkan filmlerinde oynadı hep. Kah kötü büyücü oldu kah kötü fahişe. Halit Refiğ’in eski eşidir. Halit Refiğ bir eşektir benim gözümde, Türker İnanoğlu gibi dirayetli çıkmamıştır. Bir de faşist diye beğenmez onu. Eva Bender’in erken yaşta öldüğünü okuduğumda içimde bir şeyler kopmuştu ve odur budur sevmem Halit Refiğ lavuğunu. (Affınıza sığınıyorum)

    Tarkan, ne filmlerdi yarabbi. Kartal Tibet oynardı. O kadar aradık da bulamadık nerede oturduğunu. Tarkan çizgi romanını Sezgin Burak çizerdi. O çizmeden evvel tek bir Tarkan ismi yoktu bu memlekette billahi. Hatta Tan ismi de. Benim uzaktan akrabam olur. Tarkan değil, Sezgin Burak canım. Ben Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulunda okurken, 1978’de intihar etti. Oysa bana bir sözü vardı, Çerkes Ethem’in Kuvayı Seyyaresini çizecekti. Olmadı. Yetmedi ömrü. Ne zaman Eyüp Sultan Camisine gitsem, onun Maryo’nun Kuşları macerasını hatırlarım.

    Yılmaz Köksal’ın Bağlarbaşı’nda bir apartmanın altında plakçı dükkânı vardı. O dükkâna çok yakın bir Lunapark vardı. Aslında bir panayırdı. Biz cümbür cemaat o parkta çalışırdık. O parkta ne günler yaşadık yarabbi, ne aşklar yaşanmıştı, nasıl unutulur ki?

    “Orhan, baldız Aynur’a abayı yakmıştı. Bunu bir kendi bir de bira muhabbetlerinde açıldığı Feyzi ve ben bilirdik. Seviyor musun harbiden Aynur’u demiştik de, gözleri dolmuştu. Sen ne diyorsun moruk, adı geçince var ya, içimde panayırlar kuruluyor, binlerce çocuk koşuşturuyor. Ve o gün, bu park çocuklara bedava iyi mi, demişti”

    Sezgin Burak’tan söz ettim ya, Yıldırım Gencer’den söz etmezsem kemikleri sızlar. Çünkü o, Sezgin Burak’la yakın akrabadır. Dolayısıyla benim de akrabamdır. İyi bir Apsuva’ydı. İç Levent’te, Etiler Lisesine doğru, şimdiki Ak Merkez, otururdu. Tek katlı, koca bahçeli bir evi vardı. O evi de ziyaret etmiştik. Kendisi yoktu. Küçücük bir köpek vardı bizi karşılayan. Dört nala kaçmıştık evinden.

    Madem Etiler’e yaklaştık, Ayhan Işık’tan bahsetmezsek ayıp olur. Ayhan Işık rahmetli İzmirliydi aslen, ama Bebek yokuşunun ortalarında, Bebek'e inerken sağda bir köşkte yaşardı. Eğer film çevirmiyorsa illaki bahçesindeki havuzun kenarında güneşlenirdi. Zaten güneş çarpmasından öldü. Biz de çok kızdırırdık rahmetliyi. Çocukluk işte. Evinin bahçe parmaklıklarına dayanır para isterdik. Vermeyince de, Ayhan Işık, tahta kaşık, kıçı bulaşık, diye kızdırırdık.

    Yanlış hatırlamıyorsam 1979 senesiydi. Rahmetli oldu o yıl. Nubar Terziyan (Ermeni'dir kendisi) gazeteye bir ilan vermiş. Demiş ki, evladımı kaybettim. Allah rahmet eylesin. Yaklaşık böyle bir şey işte. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Ayhan Işıkı'ın ailesi, bir karşı ilan verdi. Hani Nubar Terziyan Ermeni ya. İlanda şöyle diyorlardı yaklaşık. Bizim Nubar Terziyan'la alakamız yoktur. O, (yani N.T) Ayhan Işık'ın ne babası ne de amcasıdır. Biz Türk’üz. Te Allah'ım ya, gerek var mıydı Nubar Terziyan'ı da öldürmeye? Adamın içi yanmış, insanlarla acısını paylaşmak istemiş.

    Hülya Koçyiğit’in evini hiç bilemedik. Kendisi Selim Soydan’la evliydi. Hiç ayrılmadılar. Allah herkese böyle bir evlilik ihsan etsin. Susuz Yaz filminde müthiştir. E, dile kolay Berlin Film festivali Altın Ayı ödülünü almıştır. Erol Taş hayatının oyununu çıkarmıştı. Semtten Muammer Abi anlatmıştı. Meğer bu Hülya Koçyiğit’in bir yüzen arabası varmış. Hem karada hem de Boğazda yüzermiş. Biz görmedik. Bu Muaammer Abi var ya, ilkokulu bile bitirememiş, acayip kara kalem otomobil resimleri yapardı. Kökleri Girit’e dayandığından Kıbrıs harekâtına en çok o sevinmişti. Beni Kıprıs'a götürün, orada iyileşirim, diye diye ölmüştü rahmetli. Öyle güzel otomobil resimleri yapardı ki, 30 model Desoto’nun kız gibi silueti göz kamaştırırdı. Laf onundur.

    Erol Taş’ın bir kahvesi vardı. Duyduk, hadi gidelim dedik. Bu çok geç zamanlarımda olmuştu. 90’lardı galiba. Cankurtalan’daydı. Nargile tellendirip kahve içmiştik. Garibim, benim gibi iplik fabrikasında işçilik yapmış. O Cankurtaran’da ben Bomonti’de. Kangren oldu. Uzuvlarını kaybetti rahmetli. Kendisiyle hiç karşılaşmadım maalesef.

    Türkan Şoray, Keriman Halis Ece’den sonraki en güzel Çerkes’tir o. İç Levent’te otururdu. Rüçhan Adlı ile yaşardı. Galatasaray’ın as başkanıydı Rüçhan Adlı. Sonra Cihan Ünal çaldı kalbini. Evinin tam karşısında çocuk yuvası vardı. Galiba Rüçhan Adlı’nın eviydi o. Aklımız ermezdi çocuk yuvasının ne olduğuna. Anası varken çocuk yuvaya mı bırakılırmış, derdik. Cahillik işte. Medineli olmak ne demek daha anlamamıştık o zaman. Bayramlarda çikolatalarını çok yağmaladık. Çok imzalı fotoğrafları geçti elimizden ama bilemedik kıymetini. Elini öpmek, helalleşmek isterim.

    Fatma Girik Yeni Levent’e doğru otururdu. Tövbe bir kez bile rastlaşmadık. Sonra Şişli Belediye Başkanı oldu. Anasını ağlattı Şişli’nin. Ben şahsen başarılı buldum ablamı.

    Ha, bir de Lido havuzu vardı. Beşiktaş, Ortaköy’de. Hani şu Reina var ya, onun yeri havuzdu işte. Taş bebek gelecekmiş, dedi kim dediyse. Koştuk gittik görmemiz lazım diye. İyi paraydı girmek. Gelmedi tabii. Taş bebek dediğim Gönül Yazar ayol.

    Yıldırım Önal vardı bir de. Yarabbim ne sesi vardı. Gelmiş geçmiş en değerli tiyatrocularımızdan biridir. Tennessee Williams'ı o tanıttı bize. Aynı oyunda üç role çıkar, üçünü de başarıyla canlandırırdı. O kadar fakirdi ki, Gültepe’de sınıfsız bir otelde kalırdı. Çok tavla oynamışlığımız var rahmetliyle.

    Yılmazlar oteliydi galiba. Sahipleri Bayburtluydu. Oğulları benim Yeni Levent Lisesinden arkadaşımdı. Tıpkı Mahir Günşiray gibi. Adamcağız alkolikti maalesef. Arzu Okay, komşumuzdu o zaman Mecidiyeköy’den. Anacığı Güvenevler’de otururdu. Sık sık anacığını ziyarete gelirdi. Çok güzeldi çok. Tüm abilerimiz aşıktı ona. Erkin Koray da komşumuzdu Mecidiyeköy’den. Pink Floyd’un Roger Waters’a kadar olan dönemini ondan öğrendik. Garibandı çok. Sonra ne olduysa oldu, gençler tuttu elinden ve çıkardı. Odur budur, ne varsa gençlerde var diyoruz.

    Kadir Savun, o da Mecidiyeköy’e gelirdi. Galiba kızı oturuyordu. Bir de bilardo salonu açılmıştı. Turnuva yapılırdı sık sık. Fesuphanallah, İllaki Erkin Abi olurdu. Bir keresinde Kadir Savun da vardı. Hiç unutmam, 1982 senesiydi. Mevsimlerden hazandı. Televizyon da açıktı. Belki de radyoydu. Spiker, Yıldırım Önal öldü, diye anons yaptı. O anı asla unutamam. Koskoca Kadir Savun dizini döve döve ağlıyordu. Erkin Abi, Kadir Savun’u teselli ederken kendi de ağlıyordu. Aslında hepimiz ağlıyorduk. Ben hele, koyuvermiştim. Tavla yoldaşımı kaybetmiştim.

    Bazı arkadaşlarım bazı öykülerimi okuyunca, bu amma da arabesk olmuş lan diyor. Ben de, benim hayatım arabesk moruk, ne bekliyordun ki, bırak şimdi dırdırı, Zeki Müren’den, Aldığım Her Nefesin Birisi Senin, parçasını çal bakem. ))) Kapanacaksa ömrümün defteri böyle kapansın, diyorum. Şaka tabii.
  • Datça’da bademler toplanır, Yozgat’ta henüz çiçek değildir ve ‘mavi gökyüzü’ kurşun rengindedir…
    “Dudağında yarım bir sevdanın hüznü”, Bahtiyar ölür!..

    “Zeytin ağaçları söğüt gölgesi, Bende çıkar güneş aydınlığına” diyen Sezai doğar Diyarbakır’da 1933 ve Geyve’de Mona Roza, İstanbul’da Muazzez banka reklamında ölür 2013!..

    Şehzadebaşı’nda bir mahalle ve ‘Huzur’da Mümtaz yaşar; Ahmet Hamdi beş parasız ölür!..

    Şehzade Mehmet Manisa’da çiçekten…

    Ve Sinan mabet yapar, Süleymaniye’de; Süleyman ölür!..

    Süleymaniye kalır; “Giçdi bu demde cihandan pir-i mimaran Sinan” ölür!..

    Dersim’de Seyit Rıza… Diyarbakır’da Şeyh Said; Ali Saib’e; “Seninle mahşer günü mahkeme olacağız!.. Boynuzsuz keçinin ahını, boynuzludan alırlar…” diyerek, koyar postasını, pervasız gider darağacına… Arkadaşları da ölür!..

    Hart’ta Şeyh Eşref topa tutulur ve kale düşer… Gelini de ölür!..

    ‘Frenk Mukallitliği ve Şapka’ uydurma bir bahanedir… Atıf Hoca’nın celladı ipi çeker!.. Kızı Melahat ölür!..

    Zamanında yaşayanlarca; “Raşid halifeler ve Ömer Bin Abdülaziz hariç, Nureddin’den daha temiz hayat yaşayan, ondan daha ahlâklı hayat süren adaletli bir sultana rastlamadım” denilen; Kudüs ve Kostantiniyye’nin fethi için yanıp tutuşan “Melik-ül-adil” Nureddin Mahmut Zengi ölür!..

    Söğüt’te imparatorluk doğar; Doğu Roma’nın başkenti Kostantiniyye İstanbul olur…

    Gebze Hünkâr Çayırı’nda Fatih ölür!..

    Balıklı Göl’e bakar mancınıklar… İbrahim atılır ateşe, Ayn Zeliha’nın gözyaşı, göl olur… Sivrisinekten Nemrut ölür!..

    Bir çocuk düşer ana rahmine, Çeçenya’da Cevher Dudayev ölür!..

    Karl Marks, ‘Sterlin’sizdir… Çocukları yoksulluktan ölür; ikisi intihardan!.. Das Katipal’ın telifi, yazarken içtiği tütüne yetmez… Jenny von Westphalen ölür!..

    Gorbaçov gelir, komünizm çöker!.. Mihail gider, Gorbaçov kalır ve komünizm ölür!..

    “Muhallebicinin Oğlu”nda Suat, yaşarken ölür!..

    “Son Ders”te, Ferhan; Saffet Ercan olur ve Hakan Aymaz ölür!..

    Hasan El Benna ölür… İhvanü’l-Müslimin zindana gider ve Seyyid Kutup asılır!..

    Kavalalı ülkesinin diktatörü düşer…
    ‘Arap Baharı’ olur… Binler ölür!..

    ‘Amerika’nın 44. başkanı siyah olacak… Onun gelmesinden kısa süre sonra ülke büyük ekonomik krize girecek’ diyen kahin Baba Vanga; Obama’yı görmeden ölür!..

    ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ bulunur; sürgün ince bir hastalıktır; Ahmet Kaya ölür!.. Muhiddin Arabi, Malatya’yı terk eder…

    Şam’da Sultan Selim Cami’sinde mezar kazılır…
    Sultan Vahdettin, San Remo sürgününde ölür!..
    Ve İmamı Azam zindanda...
    Yıldırım Beyazıt, Ulu Cami’nin temellerini attırır; Çubuk’tan sonra kim bilir; belki de kahrından ölür!..

    “İsrafil surudur hücum borusu
    Şehit olanların yoktur sorusu
    Diri bekliyorduk işin doğrusu
    Kopmuş güller gibi soldun mu yahu” der Haşim baba ve Çanakkale’de oğlu Muhammed Ali ölür!..

    Kan emiciler ve işbirlikçileri kalır!.. Gazze’de kız ve oğlan çocukları ölür!..

    Kafayı çeker biri, surlarda Sarai Sierra ölür!..

    Bir tarafta Menderes, bir tarafta Deniz ve ardından sonbahar olur…
    Polatkan, Zorlu, Yusuf ve Hüseyin yaprak gibi düşer!..
    12 Eylül olur; ilk giden Necdet’tir darağacına… Öbür yandan Mustafa!..
    Biri ‘Şafak Türküsü’ olur; diğeri mektuplarda nişan!..
    Saçlarındaki yıldız kopar, Berfo Ana ölür!..

    ‘Sen benim neler çektiğimi bilsen, bunu bilmekten ölürdün’ der Nalan’a ve ‘Ah ulan Rıza’nın peşinden baharda Yusuf ölür!..

    ‘Bir cuğara yakayım’ der Neşet Ertaş ve ‘yalan dünya’da Kırşehir ölür!..

    Ramazanda, açlıktan memesine süt gelmeyen anne, raylara atar kendini; üzerinden banliyö treni geçer ve bir zengin Müslümanın iftarı gazetelere haber olur aynı gün!..
    Memede bebek ve raylarda anne ölür!..

    “Sükut kıvrım kıvrım uzaklık uzar”, yeryüzü boşalır; zaman ölür!..

    “Görünmez bir mezarlıktır zaman
    şairler dolaşır saf saf
    tenhalarında şiir söyleyerek
    kim duysa/korkudan ölür
    -tahrip gücü yüksek-
    saatlı bir bombadır patlar
    an gelir
    Attilâ İlhan ölür.”

    “Karanfil sokağında bir camlı bahçe
    Camlı bahçe içre bir çini saksı
    Bir dal süzülür mavide.”
    Jack London ölür… Baudelaire ölür, Federico Garcia Lorca ölür, Ahmed Arif ölür!..

    Asma bahçeleri kalır ve Babil’de, Kral II. Nabukadnezar ölür!

    “Ah ne fayda, ah ne fayda, kefen beyaz ah ne fayda”; “Güvercin Gerdanlığı” dağılır, bir beyaz güvercin uçar ve Bensalem açığa çıkar; Simaranya’da Samim ölür!..

    Mümtaz Mahal ölür, Şah Cihan kalır ve Tac Mahal olur; Şah Cihan ölür!..

    Patrona Halil ayağa kalkar, laleler solar ve At Meydanı’nda, atların ardında, ‘Muşkara’lı Damat İbrahim, parça parça ölür!..

    Hak eden değil, itaat eden makam bulur her dönem… Ve bir dönem, dedesinden sonra en adil kabul edilen Ömer Bin Abdülaziz ölür!..

    Malazgirt kalır; 1072’de Alparslan ölür!..

    Bir sayha kopar, ardından ‘Karye’de Habib-i Neccar ölür!..

    “Ah Hüseyin vah Hüseyin!..” Kıyarlar Hüseyin’e; Kerbela ölür!..

    “Allah, Ebu Zer’e merhamet etsin. O yalnız yaşayacak, yalnız ölecek ve yalnız diriltilecektir.” Gölde balık, çölde Ebu Zer ölür!..

    Ya sen bana gel, ya ben sana gideyim der gönlü yanık fakat ne gelebilir ne gidebilir. ‘Sen üzülme gül yüzlüm, sen üzülme selvi boylum, sen üzülme özüm’ der ve üzüntüden aşık ölür!..

    Leyla’nın mezarı aşka boyanır, Mecnun ölür!..

    ‘Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş’ diyen baba Müslüm Gürses bir ‘Veda’ bırakarak ölür!..

    Gece gündüze döner; ay, seneye… Uzun ince yol biter ve Veysel ölür; sazı kalır!..
    İstediğin kadar konuş; söz uçar, yazı kalır…
    Kaybolur rakam ve sene, kronolojik sıra çöker…
    16 yılda, 1000 yıl sürecek 28 Şubat ölür!..

    Anneler ölürse, çocuklar yaşar; çocuklar ölürse, anneler ölür…
    Ben ölürsem, annemde ölür!..

    Ve ilkbahar… Bademler çiçek açar… Çağla döker… Datça’da badem vakti olsa da şimdi…
    İlk önce kelebekler ve ardından her sene 1 Haziran; bahar ölür!..
  • Müminler sadece İman ettik demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılıvereceklerini, imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı zannettiler? (Ankebût 29:2, Suat Yıldırım)
  • 33. Osmanlı Padişahı V. Murat
    Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu kurucularından Mehmet Ali Baba
    TBMM Başkanı Kazım Özalp
    Başbakan Hasan Saka
    Başbakan Suat Hayri Ürgüplü
    Şeyhülislam İzzettin Efendi
    Şeyhülislam Musa Kazım Efendi
    Şeyhülislam Hayri Efendi
    Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel
    Ahmet Rasim
    Hüseyin Cahit Yalçın
    Namık Kemal
    Zeki Alasya
    Reşat Nuri Güntekin
    Mehmet Emin Yurdakul
    Ziya Gökalp
  • İnsana verilmiş olan bu isimlerden başka bir isimle kendisine hitap olunursa kızar ve onu reddeder. Bir insana bile kendiliğimizden ad koyma yetkisine sahip olmazsak, nasıl olurda bu konuda Allah hakkında cür'etkârlığı gösterebiliriz?