Yine birçok şeyi sorgulamama neden olan bir kitaptı. Bazen insanlar yüzünden dışarı çıkmak istemediğimiz, hatta doğru olmayan şeylere bile inandırıldığımız olur. Kitaptaki Colin karakteri bunun en iyi örneklerinden biridir. Tüm uzuvları yerinde, son derece zeki ve sağlıklı bir çocuk olmasına rağmen evdeki herkes onu bir gün öleceğine inandırmıştır. Babası gibi sırtında bir gün bir yumru çıkacağını düşünür ve bunun gerçekleşmesini bekler. Colin de çevresindekilerin söylediklerine inanır; hayatının kısa süreceğini düşünür ve bu nedenle on yılını bir odada, korkular ve histeriler içinde geçirir.
İnsanlar hayatları boyunca konuşurlar. Kimi zaman doğruyu, kimi zaman yanlışı söylerler; fakat söyledikleri sözler bazen bir insanın hayatını şekillendirecek kadar güçlü olabilir.
Kitaptaki diğer karakterlerden Mary de bir bakıma Colin’e benzer. Ancak Mary’nin önemli bir farkı vardır: O, dünyayı tanımaya ve güzelliklerini görmeye çalışır. Hayatın karşısında hiçbir şey yapmadan oturup zehirli düşüncelerle kendini tüketmek yerine yüzünü yaşamın güzelliklerine döner. Merakı, cesareti ve keşfetme isteği sayesinde hem kendisini hem de çevresindekileri değiştirir.
Dickon ise bana göre kitaptaki en şanslı karakterdir. Çünkü o, hayatın güzelliklerini sonradan keşfetmek zorunda kalmamıştır; onları doğduğu andan itibaren görmüş, doğayla iç içe büyümüş ve yaşamın sunduğu küçük mutlulukların değerini erken yaşta öğrenmiştir.