"insanların kardeşliğini ve barışını ifade eden İslamiyet ebedidir.Batıl inançlar ve dar görüşler İslamiyet değil.Allahtan gelir gerçek İslamiyet.Ben bugün onun en yüksek noktasını ifade etmeye mecburum.Türkiye,benim zulme uğramış milletim de ebedidir.O, öteki milletlerde olan kusur ve faziletlere sahip olmakla beraber, hiçbir maddi kuvvetin yok edemeyeceği manevi bir kudrete de sahiptir.Ben, bugün onun zirvesini anlatmalı, insanlığın kardeşliğini ifade eden ruhunu vermeye çalışmalıyım."
Sadece hatırladığım uzun boylu, geniş omuzlu,İngiliz üniformalı bir adamın karşımda durup benimle konuşmasıydı. Bu adam İngiltere'nin yakın şarktaki alakasızlığından bahsettikten sonra dedi ki:
—We have bitten off more than we can chew already.
Evet, karalara bürünmüş Türkiye! Yüzü sapsarı, omuzları çökmüş, gözleri elem içinde.Fakat,o galiplerin kuvvet ve sevincinden daha kudretliydi.Çünkü, zulme uğramış milletinin haklarına iman etmişti.O gün,o Halide,o merdivenleri çıkarken,sonunun bir sahanlık değil,bir idam sehpası olmasını ve bu suretle inandığı mukaddes maksat uğrunda ölmeyi istiyordu.
Ben, İzmir'in işgalinden sonra, hemen hemen bu mesele hakkında bir kimse ile konuşmamıştım.Fakat İstiklal Mücadelesi hissi bende bir çeşit mukaddes cinnet halini almıştı. Artık şahıs olarak yaşamıyordum.Bu milli,mukaddes cinnetin bir parçasından ibarettim.1922'de İzmir'i aldığımız güne kadar benim için hayatta başka hiçbir şeyin ehemmiyeti kalmamıştı.