1000Kitap Logosu

Suikast girişimi

Komitacıların kanlı eylemlerini onaylamayan Patrik Aşıkyan'a karşı 27 Nisan 1894'te İstanbul'da bir suikast girişimi oldu. Kendi patriklerine dahi suikast düzenleyenlerin öncüleri de yine Ermenilerdi. Bir Rumun Fener Rum Patriğine veya bir Bulgar komitacısının Bulgar Ekzarhına karşı suikast düzenlediği hiç görülmemişti. Ama Ermeniler suikastlarının boyutlarını alabildiğine genişletiyor ve kendi dini liderlerinin canına da kastedebiliyordu. Patriğe suikast düzenleyen Ermeni saldırgan yakalandı. Bu suikast olayından sonra Patrik Aşıkyan istifa etti. Yerine Matheos İzmirliyan geldi.
6
252 syf.
·
12 günde
·
Puan vermedi
“…Her gece aynı kâbusu görüyordum. Ne görüyordum biliyor musun? Atatürk’ü öldürdüğümü görüyordum. Ona ateş ettiğimi. Elimdeki tabancayla. Önümden, üstü açık arabasıyla geçerken. Kime anlatabilirdim böyle bir kâbusu? Her gece aynı kâbusu görmek ne demek sen bilir misin? ...” Doğuda askerlik görevini yerine getiren bir er ile İzmir suikastının başrollerinden Ziya HURŞİT’i aynı eksende bir araya getiren, sürükleyici olduğu kadar hazmetmek için soluklanma ihtiyacı duyduran müthiş bir Hakan GÜNDAY eseri ZİYAN. Askerlik sistemine yönelik eleştirel tespitlerini, insanların vatani göreve karşı yaklaşımlarındaki ikiyüzlülüğünü ve askerlik görevinin ifasında karşılaşılan fiziksel ve psikolojik şiddetin boyutunu öylesine etkileyici ve bir o kadar sarsıcı aktarıyor ki; askerlik görevini Muş’ta yapmış olan Hakan GÜNDAY’ın, bu anlatımlara birebir şahit olduğunun göstergesi sanki… Ayrıca, Atatürk' e suikast girişimi çerçevesinde, Cumhuriyetin kuruluş yıllarına ilişkin farklı bir bakış açısı sunarak okuyucusunu ince bir çizgide düşünmeye zorluyor. Bu ince çizgide dengeyi koruyabilmesi ise Hakan GÜNDAY’ın başarısının bir göstergesi. ZİYAN, aynı zamanda karakterin içinde bulunduğu bunalım, intihar eğilimi ve kimlik karmaşası ile de psikolojik bir roman özelliği taşımakta. Gayet etkileyici bulduğum sonu, okurken çelişkide kaldığım pek çok soruya cevap bulmamı sağlarken, yazarın AZİL kitabını işaret ederek yeni soru işaretleri ile baş başa bırakması ise finale yakışır bir tat bırakıyor. "Biz asker değiliz. Onlar da değil. Biz, üniforma giyen memurların uşaklarıyız." "Daha fazla bakamadım. Midem, Atlas değildi ki çocuğun dünyasını kaldırsın." "Dünya üzerindeki hayat, doğru kararı verdiğini zanneden gerizekalıların ürünü değil miydi?"
Ziyan
8.7/10
· 3.363 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
Savaşın son on ayında verilen zaiyat, 1944 Temmuz’una kadarki 4 yılda yaşanan kayıplara eşdeğerdi. Stauffenberg’in Hitler’e suikast girişimi başarılı olsa ve savaş hemen o vakit sona erdirilseydi, yaşamını yitiren Alman askerlerinin yaklaşık yüzde 50’si hala yaşıyor olacaktı. Hayatını kaybeden 5.3 milyon askerden 2,6 milyonu son 10 ayda yaşamını yitirdi.
3
Vatikan bu sırrı dördüncü yüzyılda örtbas etmeye çalışmıştı. Haçlı Seferleri'nin bir sebebi de buydu. Bilgileri toplayıp, yok etmek. Magdalalı Meryem'in eski kilisenin erkeklerine karşı oluşturduğu tehdit yıkıcıydı. Mesih'in kilise kurma görevini verdiği kadın olmakla kalmıyor, kilisenin yeni ilan ettiği ilâhın aslında ölümlü nesiller dünyaya getirdiģinin fiziksel ıspatını taşıyordu. Magdalalı Meryem'in gücüne karşı kendini korumak isteyen kilise, onu bir fahişe olarak tanıttı ve İsa'nın onunla evlendiğine dair tüm delilleri sakladı. Böylece İsa'nın yaşıyan varisleri bulunduğu ve ölümlü bir peygamber olduğunu iddia edecek kimse kalmayacaktı. Bunu doğrulayan tarihi deliller oldukça sağlam. Halkın kanbağını öğrenmesi durumunda, kilisenin sürekliliği mümkün değildi. Mesih'in bir çocuğunun var olması, İsa'nın Tanrısallığına ve dolayısıyla kendini, Tanrı katına ulaşmanın ve cennet krallığına girmenin tek yolu olarak ilan eden Hıristiyan Kilisesi'ne zarar verecekti. Magdalalı Meryem. İsmi kilise tarafından yasaklandığı için onu pek çok gizli takma isimle andılar. - Kadeh, Kutsal Kâse, ve Gül. Gülün, Venüs'ün beş köşeli yıldızı ve kılavuz Pusula Gülü'yle bağları vardır. Bu arada gül kelimesi İngilizce, Fransızca, Almanca ve diğer pek çok dilde birbirine benzer. Gül aynı zamanda Eros'un anagramıdır, Yunan cinsel aşk tanrısı. Gül daima dişi cinselliğinin en önemli sembolü olmuştur. İlkel tanrıça mezheplerinde beş yaprak, dişi hayatının beş evresini temsil ederdi... doğum, adet, annelik, menopoz ve ölüm. Modern çağlarda çiçek açan gülün, kadınınla olan bağlarının çok daha görsel olduğu kabul edildi. Açmakta olan çiçeğin kadın cinsellik organına benzediği, insanoğlunun dünyaya adım attığı yüce çiçek. Georgia O' Keeffe'nin resimlerini görmüşseniz,ne demek istediğimi anlarsınız. Asıl konu, tüm bu kitapların aynı tarihi iddiayı ispatladığı. İsa bir babaydı. Ve Magdalalı Meryem, onun asıl soyunu taşıyan rahimdi. Sion Tarikatı günümüze kadar Magdalalı Meryem'e Tanrıça, Kutsal Kâse, Gül ve İlahi Anne olarak tapmıştır. Tarikata göre, Çarmıh olayı sırasında Magdalalı Meryem hamileydi. İsa'nın doğmamış çocuğunun güvenliği için Kutsal Topraklar'dan kaçmaktan başka çaresi yoktu. Mesih'in güvendiği amcası Arimatea'lı Yusuf'un yardımıyla Magdalalı Meryem, o zamanlar gizlice Gaul olarak bilinen Fransa'ya gelmişti. Oradaki Yahudiler arasında kendine sığınacak güvenli bir yer buldu. Kızına doğum yaptığı yer burası, yani Fransaydı. İsmi Sarah idi. Yahudi koruyucular Magdalalı ile Sarah'ın hayatlarını dikkatle inceleyip kaleme almışlardı. Magdalalı'nin çocuğunun Yahudi kralları -Davut ve Süleyman - soyundan geldiğini unutmamak gerekir. Bu yüzden Fransa'daki Yahudiler Magdalalılının kutsal asaleti olduğunu kabul ettiler ve ona soylu kralın atası olarak sayğı gösterdiler. O dönemde sayısız alim Magdalalı Meryem'in Fransa'da geçirdiği günleri, Sarah'nın doğumu ve gelecek kuşakların aile ağacı da dahil olmak üzere, tarihsel bir dille yazmıştı. İsa Mesih'in soyağacı var. Ayrıca Sangreal Belgeleri'nin köşe taşlarından biri olduğu düşünülüyor. İsa'nın ilk torunlarının tam şeceresi. Tarih daima kazananlar tarafından yazılır. Iki kültür çarpıştığında, kaybeden silinir ve tarih kitaplarını kazanan taraf yazar...Kendi davalarını yücelten ve kaybeden düşmanı küçük düşüren bir tarih. Napolyon bir zamanlar "Tarih, üzerinde anlaşmaya varılan bir masaldan başka nedir ki? demişti." Tarih yapısı itibariyle daima tek taraflı bir tutanaktır. Sangreal Belgeleri, İsa hikayesinin diğer yüzünü anlatır. Sonunda hikayenin hangi tarafına inanacağın imanına ve kişisel takdirine bağlıdır, ama en azından bilgiler günümüze kadar gelmiştir. Sangreal Belgeleri, on bin sayfalık bilgi içerir. Sangreal hazinesinin görgü tanıkları, dört dev kasada taşındıklarını söylemişlerdir. Bu kasalarda Purist Belgeleri'nin olduğu sanılmaktadır...İsa'nın İlk inananları tarafından yazılan, Constantine öncesi değiştirilmemiş binlerce sayfalık belge, İsa'dan tamamıyla insan bir öğretmen ve peygamber diye bahsediyorlardı. Ayrıca hazinenin bir kısmının efsanevi 'O' ( q )Belgeleri'nden - Vatikan'nın bile var olduğuna inandığını itiraf ettiği el yazmaları - oluşturduğu söylentiler arasındadır. İddia edildiğine göre, kendi el yazısıyla yazılmış İsa öğretileri. Mesih kendi papazlığının tarihini neden tutmasın? O günlerde pek çok kişi bunu yapardı. Hazinenin içinde bulunduğuna inanılan bir başka belge de Magdalalı günlüğü diye bilinen elyazmaları. Magdalalı Meryem'in İsa ile olan ilişkisini, çarmıha gerilişini ve Fransa' da geçirdiği günleri anlatan kendi yazıları. Bu dört sandık belge, Tapınak Şövalyeleri'nin Süleyman Mabedi'nin altında buldukları hazine. Şövalyeleri bu denli güçlü kılan belgeler. Tarih boyunca sayısız kâse araştırmasına konu olan belgeler. Kutsal Kâse arayışı, aslında Magdalalı Meryem'in kemikleri önünde diz çökme arayışıdır. Dışlanan birinin, kayıp kutsal dişinin ayakları dibinde dua etmek için çıkılan bir yolculuk. Magdalalı Meryem'in cesedinin ve onun gerçek hayat hikayesi yazan belgelerin bulunduğu bir mezar. Kutsal Kâse arayışı, her zaman için Magdalalı arayışı olmuştur -Suçlanan Kraliçe, ailesinin haklı iktidar talebinin kanıtıyla birlikte gömüldü. Tarikat üyeleri, bu kadar yıl süresince, Sangreal Belgeleri'yle Magdalalı Meryem'in mezarını korumak görevini yerine getirdi ama kardeşliğin daha önemli bir görevi daha vardı...nesli korumak. İsa'nın soyu sürekli tehlike altındaydı. Eski kilise, onun neslinin artmasından, Mesih ile Magdalalı sırrının açığa çıkmasından ve temel Katolik öğretilerine meydan okumasından korkuyordu... Her şeye karşın İsa'nın nesli, on beşinci yüzyıldaki cesur bir harekete kadar Fransa'da gizlice çoğaldı.Fransız asillerinden biriyle evlenildi ve Merovingian Hanedanı diye bilinen bir soy oluştu. Fransa'daki her öğrenciye Merovingian terimi öğretilirdi. Merovingianlar Paris'i kurdular. Kâse efsanesinin Fransa'da bu kadar ünlü olmasının nedeni de bu. Vatikan'nın kâse arayışları aslında bu asil hanedan üyelerini gizlice yok etme girişimleridir. Kral Dagobert'i duydunuzmu? Dagobert bir Merovingian kralıydı, uyurken gözlerinden hançerlenmişti. Vatikan'nın Pepin d'Heristal ile ortak suikast girişimi. On yedinci yüzyıl sonları. Dagobert'in cinayetiyle Merovingian Hanedanı neredeyse yok oluyordu. Dagobert'in oğlu Sigisbert saldırıdan kaçmayı başarmış ve nesli devam ettirmişti. Aileye daha sonra Godefroi de Bouillon da eklenmişti...Sion Tarikatı'nın kurucusu. Tapınak Şövalyeleri'ne Sangreal Belgeleri'ni Süleyman Mabedi'nin altından almalarını söyleyen adam. Böylece Merovingianların İsa Mesih ile kan bağı olduğunun ıspatını elinde bulunduracaktı. Günümüzdeki Sion Tarikatı'nın ciddi bir vazifesi var. Onların yükü üç katı ağır. Kardeşlik Sangreal Belgelerini korumak zorunda. Magdalalı Meryem'in mezarını korumak zorundalar. Ve elbette İsa soyunu yetiştirip, korumak zorunladalar... Merovingian Hanedanı'nın günümüze kadar gelen birkaç soylu üyeyi. Günümüze kadar yaşamış olan İsa torunları. Merovingianların sadece iki bağlantısı kaldı. Onların da soy isimleri Plantard ve Saint Clair. Her iki aile de saklanıyor, tarikat tarafından korunuyor olmalılar.
Dan Brown
Sayfa 283 - ALTIN KİTAPLAR
8
%51 (302/592)
Ww2
“Nazi Almanyasi’nin mücadeleyi topyekûn özyikima kadar niçin sürdürdügünü açiklamaya yönelik simdiye kadarki en iyi çaba.” Antony Beevor “Bir özyikim destani… Berlin düser, Naziler fareler gibi kaçar ve Hitler ile yakin çevresi intihar mermileri, zehir, tutuklama ve yargisiz infaz cehenneminde mahvolurken Çöküs âdeta soluk soluga okunuyor.” David Laskin “Ustaca… Kershaw’in bu sürükleyici ve zekice çalismasinin Nazi sisteminin o korkunç son safhasina iliskin basucu eserlerinden biri olacagina süphe yok.” Financial Times Alman Silahli Kuvvetleri, Ikinci Dünya Savasi’nin son safhasinda her ay 350.000 kayip veriyor, tarihte esine az rastlanir bir kiyimdan geçiyordu. Sivil kayiplar da yine bir o kadar korkunçtu: Dresden gibi pek çok kentin haritadan silindigi o son aylardaki Müttefik hava bombardimanlarinda, 400.000 sivil alevlerin ve molozlarin arasinda can verdi; milyonlarcasi ise evsiz kaldi. Yine yarim milyon kisi, Kizil Ordu’nun Almanya’yi istila ettigi süreçte hayatini kaybetti. Peki, modern tarihte savasta yenilgiyle karsi karsiya kalan devletlerin yöneticileri, topyekûn yikim ve isgal görmemek için genellikle bir noktada baris istemis yahut Mussolini Italyasi örnegindeki gibi, postunu kurtarmak isteyen yönetici elitlerin veya ülke içindeki güç odaklarinin tertipledigi bir iç kalkismayla düsmanla müzakereye zemin hazirlamisken; Nazi rejimi yasanan tüm facialara ve aldigi tüm darbelere ragmen devleti, orduyu ve halki son ana kadar pençesi içinde tutup ülkeyi kendisiyle birlikte nasil felakete sürükleyebildi? Mahser gününü andiran o son aylarda Almanya’da Parti’nin, devletin, ordunun ve toplumun içinde neler oldu? Alman halki Nazileri gerçekten son ana kadar destekledi mi, yoksa rejimin son kurbanlari onlar mi oldu? Adolf Hitler ve Nazi Almanyasi üstüne yaptigi çalismalarla Wolfson Tarih O¨du¨lu¨, Bruno Kreisky Yilin Politik Kitabi O¨du¨lu¨ ve British Academy Kitap O¨du¨lu¨ gibi pek çok ödül kazanan Ingiliz tarihçi Ian Kershaw, “Çöküs” ile iste bu sorulari masaya yatiriyor. Stauffenberg’in 20 Temmuz’daki basarisiz suikast girisimi sonrasinda Almanya’da Parti, devlet, ordu ve toplum içinde vuku bulan dönüsüm süreciyle basladigi çalismasini, Dönitz hükûmetinin 23 Mayis’taki tasfiyesiyle sonlandiran Kershaw; Albert Speer, Heinrich Himmler, Martin Bormann ve Joseph Goebbels’in belirgin bir rol oynadiklari bu 10 aylik süreçte Almanya’da yasananlari ve kaybedildigi neredeyse herkes için açik olan bir savasa Almanlarin topyekûn isgal ve yikima kadar neden ve nasil devam edebildiklerini devlet arsivlerinden, asker ve sivil mektuplarina kadar uzanan muazzam bir kaynakça ve sürükleyici bir anlatimla okuyucuya sunuyor.
Çöküş
9.3/10
· 16 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
5