“Düşünme! dedim kendi kendime, düşünme. Düşünmeyi bile bilmiyorsun. Önündeki işe devam et: Birbirine benzemeyen fotoğraflarını yapıştır yan yana, bir işi de sonuna kadar götür. Ölmezsin ya.”
Dalmış gitmişim bir bilinmezler dünyasına, zar zor tutunuyorum orada. Kendimi yitirmememin tek nedeni, ona olan bağlılığımdır. Beni bırakırsa boşlukta kayan bir yıldız olurum ben, nereye akacağım bilinemez.
O anda düşündüm ki, Vedia olmasaydı çekip giderdim buradan. Ama nereye gitsem onu arayacağımı biliyordum. Onsuz olunca her yerde evsiz barksız bulacaktım kendimi. Yeni değil, çok daha önce sevdalanmıştım sanki, ya da yaşamım onu sevmekle başlamıştı.
Düz ve sakin bir denizin altında sürekli bir ölüm kalım savaşı vardır; bizi büyüleyen ay ışıklı bir gece içinde, topraktaki çeşitli hayvanların yaşam savaşı sürüp gider. Su ve karanlık örter bu kanlı oyunu. Bu köyün de, işte öyle, içindekini saklamak ister gibi, kendini sessizlik ve ısı ile sardığını düşünüyordum.