• "Günlük bir serüven gibi başladığımız yaşamlarımızı, günlük bir serüven gibi tamamlayacağız. Ve bitecek. Bitecek."
    Müge İplikçi
    Sayfa 79 - İlk Baskı, Nisan 2017, Can Yayınları
  • 199 syf.
    -Ya yaşa, ya öl.

    -İkisi de olmuyorsa?

    -Uydurun Aslan Bey, uydurun.
    Zaten her şey çok uyduruk.


    Zamanın Farkında, Şule Gürbüz'ün beş farklı öyküsünden oluşan, Oğuz Atay Öykü Ödülü'ne sahip, felsefe ve edebiyat birleşimiyle oluşmuş, hoş bir kitap.

    Toplumcu, özgün, soyut, karakterler üzerinden genele doğru, iğneleyici ve sorgulayıcı bir dille yazılmış.
    Cümle yapısı uzun fakat çok etkileyici.
    Her cümle başlı başına bir öykü...


    Kitabın ilk öyküsünde, müzik eğitimleri alıp zamanla kendisi de bu alanda eğitimci olan bir adamın, geçtiği yolun zorlukları ve bu yolda karşısına çıkan anlamsız kuralları, eksiklikleri ve fazlalıkları sorgulama ve eleştirme hali anlatılıyor.
    Müzik terminoloji ve kuram işi değildir, en çok ruh işidir.
    Hissetmek ve karşı tarafa hissettirebilmektir.
    Solfej, bono falan ezber işidir, yürekten göklere seslenebilmek hepsinden çok daha büyülüdür.

    #40472571


    Öyküde sistem eleştirisi de mevcut.
    Hangi mesleğe tabiiysen, nerede büyümüşsen, hangi dine mensupsan halin tavrın da o yönde olmalıdır gibi yanlış, kalıplaşmış düşünceleri eleştiriyor.

    -Rock müzik yapıyordu dimi bu çocuk?
    -Yok be, klarnet çalıyor, Kültür Bakanlığı'nda.
    -Hadi canım, e ama küpeleri, upuzun saçları, üzerinde de hep siyah deri ceketi var...


    İkinci öykü de, kendince edebiyat ve kültür kumkuması olan anne babasının, kendini bulmasına ve yatkınlığını keşfetmesine izin vermedikleri bir gencin hikayesi anlatılıyor.
    Aile, kişiliğin şekillenmesinde önemlidir. Önemlidir, otorite değil. Her bireyin var oluşunu keşfetmesi ve düzene, sisteme, dünyaya, olana, olmayana karşı savunma mekanizması farklıdır.
    Ben şarkı söylerim, sen kitap okursun, o fotoğraf çeker, başkası suyun kaldırma kuvvetini bulur.
    Her birey özgün ve özgürdür.


    Üçüncü öyküde, rastlantılar sonucu geleceğiyle ilgili küçük ipuçları keşfeden ama yanlış keşfeden bir kadının ısdıraplı bekleyişi anlatılıyor.

    -Elif, senin baban ne iş yapıyordu?
    -Eğitmen.
    -Vaaay.
    -Felsefe mi, türkçe mi, tarih mi, ne?
    -Şey, şey... Ya, öğretmen bize bakıyor, susalım kızacak.
    (İlla süslü bir kelime kullanacaksın değil mi,
    at antrenörü diyemedin...)


    Dördüncü öykü mutfak.
    Birleştiğimiz yerin, aile olduğumuz yerin öyküsü.
    Saat 7 olmadan o sofraya oturulur. Otobüste çıkan kavga, derste bilinen soru, işyerinde ki kayırma ve bilimum hikaye orada anlatılır. Bazı mutfaklar kendi yaşamını konuşur, bazıları başkalarının yaşamını...


    Beşinci ve en can alıcı öykü "Zamanın Farkında."
    Bu öyküde Aslan Bey kendini anlatıyor.
    Yalanlarını, görünmek için yaptığı yanlışları, görmemek için yapmadığı ya da yapıyor gibi göründüğü şeyleri.
    Hem de farkına vararak, zamanın farkına vararak.
    Toplumu insanlar üzerinden, insanları da yapıp ettikleri üzerinden eleştiriyor.


    Özenen, kendi gibi olamayan, ne olduğunu ve yerini bilmeyen, başkaları iyi olduğunda rahat uyuyamayan, kendisi iyi olduğunda ise ana haber bülteni tadında yayınlar yapan insan, insan mısın harbi sen?


    #40692412



    İnsanlar bazı şeyleri yaşamını basit halde sürdürmek için yaparlar, bazılarını da sadece yer edinebilmek için.
    Yer edinmek hatta o yere zorla gelebilmek için neler yapmazlar ki?
    Rüşvetler, adam kayırmalar, haksızı yüceltmeler, düşenin değil küfesi sağlam olanın yanında olmalar... Öf, sürüsüne bereket!

    İnsan olmaya gör, başına neler gelir şu hayatta.
    Ve bu başına gelenleri, ne kadar kendin olursan o kadar çabuk kabullenebilirsin.
    Çünkü herkesin mutluluğu da mutsuzluğu da kendisi için biriciktir.
    Kişi kendi olmalı, içine bakmalı, herkesten önce kendini keşfetmeli ve anlamalıdır.
    Yararı herkese dokunabilmeli, zararı en az şiddette yönetebilmelidir.


    İnsanın tarifini veremiyoruz, koşuuun!


    #40707664


    #40610463


    Sevgiyle.
    Keyifli okumalar.
  • 292 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    KİTABI OKUMAYANLAR, YORUMUMU OKUMASIN!
    Okuduğum ilk Tarık Tufan kitabı. Hakan Günday ve Murat Menteş'i okuyor gibi hissettim kimi zaman. Tabii bu kendisini, diğerlerinden sonra okuduğum için kurduğum bir cümle. Kitapta en çok hoşuma giden, Hakan Günday, İhsan Oktay Anar ve Ayfer Tunç'tan bahsedilmiş olması. Hele Ayfer Tunç'un Aziz Bey Hadisesi adlı öyküsünden pasaj içeriyor olması beni çok mutlu etti. Kitapta okuma listeme kattığım bazı yazarlarla da tanıştım: Şule Gürbüz, Haydar Ergülen gibi... Bu anlamda çok öğretici ve verimli bir kitap oldu. Gelelim kitabın konusuna...

    Şeyh bir babanın oğlu, annesini kaybediyor ve hayatı darmaduman oluyor. Bu ölümden 1 ay sonra ise Eda diye bir kızla, yine bu ölüm sayesinde tanışıyor. Düğüm burada bence: Eda'dan vazgeçememesinin sebebi Eda'yı annesinin yerine koyması.
    Rüstem ve Nurhan karakterleri ve Baki Semih karakteri romana heyecan katan karakterler. Nitekim romanın sonu Rüstem ve Nurhan yüzünden geliyor. Baki Semih karakteri filmlerden çıkma gibi duruyordu, pek heyecanlandırmadı beni.
    Kitapta ilgimi çeken bir başka durum "Yaşlılarla sohbet etme karşılığında para kazanılması." Böyle bir şey gerçekten var mı, merak ettim.
    Romanda genel olarak, beklenmedik, tahmin edilmeyecek şeyler oldu. İki yer benim için havada kaldı sadece. Biri, Levent'le kobay olmak için iş görüşmesine gittiklerinde gözünü başkaraktere diken kadın. Bu kadınla ilgili bir şeyler çıkacak sandım fakat çıkmadı. İkincisi, Eda'nın başkarakterin halisünasyonlar gördüğünü nereden biliyor olduğu...
    Ayrıyeten, çoğu kişi başkarakterin isimsiz olduğunu söylemiş fakat bence ismi Hacı'ydı. Arkadaşlarının ona "Hacı" diye seslenmesi, tamamen isminin o olmasından kaynaklanıyordu bana kalırsa. Hitap kelimesi gibi gelmedi pek.
    Genel itibarıyla kitabı çok beğendim. Hayatım boyunca beni en çok duygulandıran cümleler, bu kitabın içerisindeki bir mektuba aitti. Hacı'nın (bana göre) ölen annesi için yazdığı o cümleler -bilemiyorum hamile olduğum için mi- beni çok ağlattı.
    Şeyhler, tarikatlar bana uzak ve anlam veremediğim kavramlar olsa da okunmaya değer, manalı cümlelerin olduğu bir kitaptı benim için. Kitabın sonu için pek çok kişi, "Havada kalmış, bize bırakılmış." demiş fakat bence öyle değil. Sonu gayet belliydi.