Şifreli yazılarımı tuttuğum hatıra defterimi ve ilk şiirlerimi Macaristan'da bıraktım. Erkek kardeşlerimi, annemi babamı, haber bile vermeden, bir veda bile etmeden geride bıraktım. Ama hepsinden de önemlisi o gün, 1956'nın o Kasım sonu, bir halka olan aidiyetimi kesin olarak kaybettim.
Küçük kızım babasının kucağında uyuyor, ben iki çanta taşıyorum. Birinde biberonlar, kundak bezleri, bebek için yedek kıyafetler, diğerinde sözlükler var.
Başlangıçta yalnızca tek bir dil vardı. Bu dil nesnelerdi, şeylerdi, duygulardı, renklerdi, mektuplardı, kitaplardı, dergilerdi.
Başka bir dilin var olabileceğini, bir insan evladının anlayamayacağım bir kelime telaffuz edebileceğini hayal bile edemezdim.