• "Zordur kendin olmak. Zaten bu yüzden herkes başkasıdır."
  • "Pişmanlık... Asla pişmanlığa yer vermemeli. Hemen demeli ki: Bir aptallığa ikincisini eklemek olur bu."
  • "Acılar belki sizi daha iyi insanlar haline getirmez ama kesinlikle daha çok derinleştirir."
  • Farsça. Gönül, ruh gibi manalara gelir. Dervişler için kullanılan bir Mevlevî ıstılahıdır. Kabul olunmak üzere gelen yeni dervişlere, Mevleviler can derler. Can; Mevlevî ana tekkesinde, üç gün Saka Postu'nda oturur, orada kalıp kalamayacağını kendi kendine düşünür, düşünür, muhasebesini yapar, eğer olumlu sonuca ulaşırsa, hemen kalkar hizmete başlardı. Can; Saka Postu'nda, iki dizi üzere oturur, murakabe vaziyeti alırdı. Orada diğer dervişlerin (can) yaptığı hizmetleri seyrederdi. Saka Postu'na oturan kişi, tefekkürle meşgul olduğu için, ancak gerektiği zaman, gerektiği kadar konuşurdu. Bu durumda, can, herhangi bir vird okumazdı. Can, hizmete kalktığında yapacağı ilk iş ayakçılıktı. Diğer hizmetlere geçmesi, kabiliyetine göre değerlendirilirdi. "Can cümleden azîz" atasözüyle, derviş kardeşin her şeyden önemli olduğu dile getirilirdi, ihvan anlatılırken isimlerinin sonuna can kelimesi eklenirdi: Ali Can, Ahmed Can, Mehmed Can, Hasan Can vs. gibi. Tarikat kardeşlerinden bahsedilirken, canlar tâbiri kullanılırdı. Yunus Emre'nin şu şiiri, buna güzel bir örnek teşkil eder:

    Gelün soralım canlara suretinden n'oldı gider
    Dün-gün senünem der iken sebeb neyi buldı gider.
    Canım erenler yolı inceden inceyimiş
    Süleyman'a yol kesen sol bir karıncayımış.

    CAN ODASI : Konya'daki Mevlevi tarikatının ana dergâhında (âsitâne) yer alan özel odanın adı. Mutfağın sağında bulunan bu oda, büyükçe olup, can adı verilen dervişlerin toplanıp oturduğu bir yerdi. Diğer bölgelerde yer alan Mevlevî zaviyelerinde, Konya'daki ana dergâhta olduğu gibi can odaları bulunur
  • Evet... Kur'ân-ı Kerîm'i okudukça,
    Hz. Süleyman'ın karıncanın sözünü işitip anlamasıyla, onun şahsında ortaya çıkan "şükreden zengin" örneğini (Neml 27/40)
    Zülkarneyn'in şahsında ortaya çıkan, geniş mülkünün kendisini Rabbe ibadetinden, halkını gözetmesinden alıkoymadığı adil idareci örneğini (Kehf 18/83-98)
    Belalara karşı sabır gösteren ve Allah'ın takdirine razı olan örnek şahıs Hz. Eyyub örneğini (Sâd 38/42-44)
    Allah'a kurban olarak sunulacak olsa dahi O'nun emrine sımsıkı yapışan gencin misalini (Sâffât 37/100-109)
    Maslahatı icabı imanını gizleyen gencin örneğini (Gâfir 40/28-34)
    Hakkında zindana atılma kararı verilerek zulme uğramış olan Hz. Yusuf örneğini (Yusuf 12/38-40)
    Hz. İbrahim'in şahsında, babası kâfir olup kendisi mümin olan evladın örneğini (Meryem 19/41-48)
    Hz. Nuh'un şahsında mümin babayla kâfir evladın örneğini (Hûd 11/46-47)
    Mümin kadın ve kâfir, zorba hatta ilahlık iddiasında bulunan eşinin örneğini (Tahrîm 66/11)
    Mümin kocanın, kâfir eşine dair verilen örneği (Tahrîm 66/10)
    İnsanlarla barışı isteyen hayırlı insan örneği (Mâide 5/27-29)
    Kötü insan örneği (Mâide 5/30-31)
    Zor zamanında korkaklık gösteren ve zorluk anında kaçan, peygamberlerine karşı inatlaşan halkın örneğini (Mâide 5/20-24)
    Allah'ın verdiği nimetlere saygı göstermeyen, O'na şükürde bulunmayan ve Allah'ın bu sebeple nimetini çekip aldığı kavmin örneğini (Sebe 5/20-24) tanımış ve bize verilmek istenen mesajı kavramış olacağız.
    Ragıb es-Sercani
    Sayfa 93 - Beka Yayıncılık
  • Mesel Kavramı (Kıssaların Mahiyeti)
    Arap dili ve edebiyatında mesel çok önemli bir yere sahiptir. Sözlükte "mesel" benzemek, benzeşmek, bir şeyin bir şeye benzemesi ya da birbirini andırması, hatta birbirine eşit, denk olması (tesviye)" gibi anlamlar içeren (misl, mesil, misal) kökünden türemiş bir kelimedir(1).Kelimenin "dikilmek" anlamındaki "müsul"den türemiş olduğu da kaydedilir(2).
    Ferra "misl" ile "mesel"in müteradif olduğunu söylerken(3) Ebu Hilal ve diğer bazı dilciler "misl" ile "mesel" arasında semantik fark bulunduğuna dikkat çekmişlerdir. Buna göre "misl", tıpkı "misleyn" lafzında olduğu gibi iki şeyin öz itibariyle birbirine denk olması demektir. Mesel ise Ra' d 13/35, Cum'a 62/5 ve daha birçok ayette olduğu gibi nitelik (sıfat) anlamına gelir(4). Ancak Halil b. Ahmed Kur'an'da geçen "mesel" kelimesinin pek çoğunun, Ra'd 13/35. ayetteki "مَّثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ"
    (Müttakilere vaat edilen cennetin misali) ifadesinde olduğu gibi "haber /hadis" manasına geldiğini belirtir(5).Mesel kelimesi "hikmet"le (özlü ve etkili söz) ilişkili olmasının yanında sözlük anlamı itibariyle "kıssa" kelimesiyle de ilginç bir irtibata sahiptir. Şöyle ki kıssa kelimesinin türevleri arasında, fıkıh terminolojisinde "kasten adam öldürme ve müessir fiil suçlarında, işlenen fiile denk bir cezayla suçlunun cezalandırılması" ya da "misillemede bulunulması" anlamında kullanılan "kısas" terimi yer alır. Benzer şekilde "misal" kelimesi de kısas ya da misilleme yapmak manasında kullanılır.

    Arapçada (emsele's-sultanü fülânen) ibaresi, "Hükümdar filan kişiyi kısas yoluyla katletti" anlamındadır(6). Ayrıca, ağır veya şiddetli ceza manasındaki "mesl" ve "müsle" kelimeleri de söz konusu cezanın ibretlik olması hasebiyle mesel ile irtibatlıdır(7).
    Rağıb el-İsfehani'nin, "izah maksadıyla benzeri hakkında söylenen söz" şeklinde tarif ettiği mesel(8) anonim hale gelen özdeyiş veya atasözü manasında terimleşmiştir. Mesel edebiyat terimi olarak çoğunlukla anonim özdeyiş manasında kullanılmakla birlikte kelimenin Arap dilinde kıssa ve hikaye anlamında kullanımı da söz konusudur(9).
    Eski Sami kültürde de bir fikri açıklamak veya bir konuda delil sunmak maksadıyla dilden dile anlatılan fabıl türü hikayeler, neşideler, halkın görüşünü veya yönelimini ifade eden veciz ve edebi sözler için mesel terimi kullanılmıştır(10).
    Başta cahiliye meselleri olmak üzere birçok Arap meselinin hikayesi vardır. Nitekim Mufaddal ed-Dabbi (ö. 178/794 [?]), Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam (ö. 224/838), Ebu Ubeyd el-Bekri (ö. 487 /1094) ve Ebü'l-Fazl el-Meydani (ö. 518/1124) gibi müelliflerin emsal türü eserlerine bakıldığında hemen her meselle ilgili bir kıssa ve hikayeye rastlanır. Yani bu eserlerde salt meseller yer almaz, çoğunlukla mesellere kaynaklık eden kıssalar ve masaisı menkıbeler (esatir) de aktarılır(11).Yevmü Halime, Yevmü'l-Besus, Yevmü Dahis ve Yevmü Gabra gibi Arapların İslamiyet'ten önceki dönemlerde meydana gelmiş savaşlarıyla (Eyyamü'l-Arab) ilgili meseller bu türdendir(12).
    Arap geleneğinde, Yahudi kutsal kitaplarındaki Süleyman'ın mesellerine benzeyen mesellere de rastlanır. Hatta bunlar Arapça lafız kalıplarıyla ifade edilmesi dışında Süleyman'ın meselleriyle hemen hemen aynıdır. Mesellere kaynak oluşturan kıssaların bir kısmı gerçek tarihi olaylara dairdir. Kıssalar meselin anlaşılması bakımından oldukça önemlidir. Ne var ki bazı mesellerin kıssaları zamanla unutulmuş, bunların yerine duruma uygun yeni kıssalar ve hikayeler uydurulmuştur(13).
    Kur'an'da misl, emsal, müsla, mesulat, temasil gibi çeşitli türevleri yanında "temessele" şeklinde fiil ve "darb-ı mesel" şeklindeki tabirlerle yaklaşık 169 kez geçen "mesel" kelimesi bazı ayetlerde "kıssa" manasında da kullanılmıştır. Mesela, Zuhruf 43/8. ayetteki "وَمَضَى مَثَلُ الْأَوَّلِينَ" ifadesi, "geçmişteki kafir toplumların kıssaları, ibretlik halleri ve feci akıbetieri daha önce nazil olan ayetlerde zikredildi" manasındadır(14).
    Gerçi bazı müfessirler mesel lafzının burada ukubet ve ibret manasına geldiğinden de söz etmişlerdir. Fakat sonuçta söz konusu olan şey, geçmişte helak edilen toplumlardır. Dolayısıyla onların helaki kıssa/haber olarak aktarıldığından, Ebu Bekr en-Nakkaş'ın ( ö. 351/962) zikrettiği gibi mesel bu bağlamda "haber" anlamı taşımaktadır(15).Mesel lafzı İsra 17/89. ayetteki "وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ" ifadesinde de büyük ihtimalle kıssa manasında kullanılmıştır. Nitekim Fahreddin er-Razi ve diğer bazı müfessirlerin naklettikleri bir izaha göre söz konusu ifade, "Biz bu müşriklere, inkarcılıkta ısrar eden Nuh, Ad, Semud gibi kavimlerle ilgili haberleri ve Allah'ın bu kavimleri birtakım belalarla nasıl sınadığını birçok kez anlattık" manasındadır(16).
    Kur'an'da meselle ilişkili olarak temsili (sembolik) kıssa türünden de söz etmek gerekir. Muhammed Halefullah'ın (ö. 1997) ifadelerinegöre Kur'an'da birçok temsili kıssa mevcut olup bu kıssalar edebi karakterlidir. Hatta müfessirlere göre temsili anlatım, sanat ve edebiyat alanında tarihi anlatılardan daha etkilidir. Araplardaki edebi sanatlar tarihi gerçeğe dayandığı gibi hayal ve kurguya da dayanır. Dolayısıyla mesellerde bahsi geçen olayların mutlaka yaşanmış olması gerekmediği gibi kahramanların tarihi figürler olması da gerekmez(17).Mısırlı alim Mahmud Şeltut (ö. 1963) bu konuda Halefullah'tan daha itidalli bir yaklaşımla Kur'an'da peygamberler ve geçmiş toplumlarla ilgili tüm kıssaların tarihi olduğunu, buna mukabil "ضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً عَبْدً" (Nahl 16/75) "وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً رَّجُلَيْنِ " (Nahl 16/76) "وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً قَرْيَةً " (Nahl 16/112) ifadeleriyle başlayan kıssaların ve bu kıssalara konu olan kişiler ve hadiselerin temsili olabileceğinden de söz etmiştir. Buna karşılık Abdülkerim el-Hatib, Şeltut'a itiraz ederek söz konusu kıssalarda geçen "abd" (köle), "racüleyn/racülan" (iki kişi), "karye" (belde) gibi müphem kelimelerin mutlak surette gerçek tarihi şahsiyetler ve yerlere karşılık geldiği fikrinde ısrar etmiştir(18).Ancak bu yaklaşım Kur'an kıssalarının tarihiliği konusunda tavizsiz tutumuyla tanınan bazı araştırmacılar tarafından dahi yersiz olarak değerlendirilmiştir.(19)
    Bu değerlendirme bir tarafa, birçok meşhur müfessir Kur'an'daki çeşitli kıssaların darb-ı mesel türünden olduğunu açıkça ifade etmiştir.
    Mesela, tabi müfessir Mücahid (ö. 103/721) Maide 5/112-115. ayetlerdeki gökten ziyafet sofrası indirme kıssasıyla ilgili olarak, "Bu kıssa bir darb-ı mesel olup İsrailoğulları'na ziyafet sofrası gibi bir şey indirilmedi" demiş(20). Bakara 2/243. ayette geçen ve ölüm korkusuyla yurtlarını terk eden binlerce kişiyle ilgili kıssa ise Ata b. Ebi Rebah (ö. 114/732) tarafından mesel (temsili kıssa) olarak kabul edilmiştir.(21)Diğer taraftan, Kaffal eş-Şaşi (ö. 365/976) A'raf 7/189-190. ayetlerde yer alan ve genellikle Hz. Adem ile Havva bağlamında açıklanan kıssayla ilgili olarak, ''Allah bu kıssayı örnek vermek maksadıyla temsili olarak zikretti" demiş (22), Zemahşeri ise A'raf 7/ 171-173. ayetlere konu olan ve gelenekte "Bezm-i elest" diye anılan kıssayı, "Bu kıssa temsil ve tahyil (hayali olarak kurgulayıp canlandırmak) kabilindendir" diye nitelendirmiştir.(23)
    Temsili kıssa ve anlatım, sembolik dille çok yakından ilgili bir konudur. Sembolik dil, doğrudan ifadesi güç ve problemli hususları imgelere yansıtmak suretiyle formüle etmektir. Buna göre temsili kıssalar, anlatılmak istenen şeyi dalaylı olarak anlatma özelliğine sahiptir. Bu anlatım tarzında başlı başına bir olay, başka gerçekliklerin yerine geçirilmekle birlikte asıl kastedilen şey, olayın kendisi değil, söz konusu gerçekliklerdir. Sembolik dilde anlatılmak istenen gerçeklikler ile semboller arasında kurulan analojiyle mesaj iletişimi sağlanır. Bu husus kıssalar ile kıssalarda verilmek istenen mesajlar için de söz konusudur. Daha açıkçası, kıssalar ile o kıssaları dinleyen muhatap kitlenin yaşadığı, inandığı ya da yaşaması ve inanması istenilen şeyler arasında analojik bir bağ kurulur. (24)(s. 549-553)
    (1). İbn Faris, Mu 'cemü Mekâyisi'l-Luğa, V. 296; Vahidi, et-Tefsiru 'l-Basit, Il. 184.
    (2). İbn Faris, Mu 'cemü Mekåyfsi'l-Luğa, V. 296.
    (3). Ezheri, Tehzibü'l-Luğa, IV. 3341.
    (4). Semin el-Halebi, Umdetü 'l-Huffâz, IV. 77.
    (5). Ferahidi, Kitabü 'l-Ayn, IV. 118.
    (6). İbn Faris, Mücmelü 'l-Luğa, I. 823; Cevheri, es-Sıhah, V. 1816.
    (7). Ezheri, Tehzibü'l-Luğa, IV. 3342-3343; Cevheri, es-Sıhah, s. 971.
    (8). Rağıb el-isfehani, el-Müfredat, s. 492.
    (9). Abdel-Meguid, "A Survey of the Terms", s. 203.
    (10). Abidin, e/-Emsal fi'n-Nesri'l-Arabiyyi'l-Kadim, s. 11- 14.
    (11). Dayf, Tarihu 'l-Edebi'l-Arabi, I. 404
    (12). Öztürk, Kur'an Kıssalarının Mahiyeti, s. 42.
    (13). Emin, Fecrü'l-İslam, s. 66-73; Durmuş, "Mesel", DİA, XXIX. 295.
    (14). Zemahşeri, el-Keşşaf, V. 426; İbn Cüzey, et-Teshil, ll. 309
    (15). Maverdi, en-Nüket ve'l- Uyun, V. 216.
    (16). Fahreddin er-Razi, Mefatihu'/-Gayb, XXI. 407; İbn Adil, el-Lübab, XII. 384.
    (17). Halefullah, e/-Fennü 'l-Kasasi, s. 182-183.
    (18). Hatib, el-Kasasü 'l-Kur'ani, s. 103-104.
    (19). Şengül, Kur'an Kıssaları Üzerine, s. 77.
    (20). Taberi, Camiu 'l-Beyan, V. 135.
    (21). İbn Kesir, Tefsiru 'l-Kur'an, I. 661.
    (22). Fahreddin er-Razi, Mefatihu 'l-Gayb, XV. 71.
    (23). Zemahşeri, el-Keşşaf, Il. 129.
    (24). Yavuz, Kur'an 'da Sembolik Dil, s.
  • Rivayet o ki mübarek gecelerden bir gece; Kanuni Sultan Süleyman; Hz. Peygamber'i (sav) rüyasında görür. Efendimiz, Sultan Süleyman'ı cami ve külliyenin inşa edileceği yere götürür. ''Mihrabı burada, minberi burada olsun,'' diyerek tembihler.

    Kanuni Sultan Süleyman uyanınca Allah'a şükreder ve ardından Mimarbaşı Sinan'ı yanına çağırtır. Ona hiçbir açıklama yapmadan, birlikte rüyada gördüğü araziye götürür.

    ''Buraya bir cami ve külliye yapacağız,'' diye söze başlayan Kanuni'ye Koca Sinan eşlik eder:

    ''Hünkarım, mihrabı burada, minberi şurada olsa münasip midir?'' Padişah şaşırır:
    ''Sinan, sen bizim rüyadan haberli gibisin?''
    Mimarbaşı Sinan ezile-büzüle cevap verir:
    ''Hünkarım, kulunuz dün gece ziyaretinize gelen Zat-ı Alişan'ın iki adım arkasındaydım. Emr_u fermanını ayan-beyan duydum.''