• Belgeler hergün yağıyor. Örnek alalım: Senato Seçimlerinin başladığı 15 Mayıs 1966 günü çıkmış bir tek gazeteyi okuyalım.
    A -BİRİNCİ HAVADİS İŞÇİ SINIFI ÜZERİNE'DİR.- Gazete: "TİP'in 14 kanun teklifi açıklandı" diyor. Bunlardan yalnız 6 tânesini yazıyor: 1) Köylü topraklandırılsın, 2) Işsizlik sigortası yapılsın, 3) İlk Okullara parasız araç, gereç verilsin, 4) Tasarruf bonoları kaldırılsın, 5) TPAO İktisadi Devlet Teşekkülü olsun, 6) Yabancı sermaye sınırlarsın... TİP'e göre memleket bu kanunlarla kalkınacak.
    (Çok değil, bir hafta sonra, 22 Mayıs günü TİP Genel Başkanı, yarın Büyük Millet Meclisi toplanınca, 14 kanunun da toptan reddedileceğini, sağlam bir ses ve sarsılmaz bir güvençle Radyodan duyuracaktır.)
    Demek, İşçi sınıfımız açısından KALKINMA'ya Büyük Millet Meclisi karşıdır.
    Neden? Çünkü, Millet Meclisinde 50 koltuktan 49 u işveren sınıfımızın elindedir, denecek. Pekiy, İşveren sınıfımız bu konuda ne düşünüyor? 15 Mayıs günlü gazeteye bakalım.
    B. - İKİNCİ HAVADİS İŞVEREN SINIFIMIZ ÜZERİNEDİR. - Hükümetle Özel teşebbüsçülerimiz (Yâni: Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği), Şeker Şirketinde tatlı tatlı konuşuyorlar. Gazete, işverenlerimizin şöyle yakındıklarını özetliyor:
    1 ) "Türk müteşebbislerinin Yurt dışında kredi temini imkânlarının kolaylaştırılması, hiç olmazsa yurt içinde yabancı teşkilâtlara tanınan imkânlara eşit hâle getirilmesi." (Yâni: Türkiye'de Türkün parası Türk'e verilmiyor, Türk olmıyan Sermayeye kredi olarak sunuluyormuş!)
    2) "Merkezi dışarıda bulunan ticaret firmalarının yaptıkları ihracat, gelir vergisinden de muaf tutulmakta ve bu hâl her yıl 5 milyon dolar döviz kaybına sebep olmaktadır." (Yani: Türk olmıyan sermayeye, Türk'e verilmiyen imtiyazlar bağışlanıyormuş, Yüzmilyonlarca döviz açığımız bundanmış!)
    Demek Türkiyeyi içeride dışarıda sömüren Türk olmıyan sermayedir: Bunu T.İ.P. kadar İşveren sınıfımız da görüyor. Buna karşı ne tedbir kullanılıyor? DEVLETÇİLİK. Eski Devletçiliğimize yeni bir etiket takıldı: Plânlı Karma Ekonomi! Bunu bize, büyük müttefiklerimizin ünlü uzmanları tavsiye ettiler. Türk olmıyan uluslararası Sermaye, bizdeki büyük alacaklarını hesaplıca işletmek için, Türkiye'ye:Plânlı Karma ekonomiyi salık verdi. O günden beri: İşveren sınıfımız dışından ve teoride Devletçilik düşmanı göründüğü hâlde: İçinden ve pratikte domuzuna Devletçidir. Bir kaç ay içinde Türk olmıyan Şirket mümessilliğinden,Türkiye Devletinin mümessilliğine geçen Demirel: Plân ve Karma Ekonomicidir. T.İ.P.'in Programı da: "Karma Ekonomide yönetim ve denetimine emekçilerin de katıldığı emekten yana plânlı bir Devletçilik hakim kılınacak" diyor.
    "Herkesin maksûdu bir: (DEVLETÇİLİK), ammâ rivâyât muhtelif..." Devletçiliğjimizin kendisi bu işe ne diyor? Hep 15 Mayıs günlü gazeteden okuyalım.
    C. - ÜÇÜNCÜ HAVÂDİS DEVLETCİLİĞİMİZ ÜZERİNE'DİR. - Şeker Şirketi Kulisinden: "Başbakan Süleyman Demirel'in yerine Sanayi Bakanı Mehmet Turgut bir konuşma yaparak, toplantıyı açmıştır." Açar açmaz ne demiş? Baş sayfayı boydan boya kaplıyan başlık şu: "TURGUT: KALKINMA KOLAY BİR İŞ DEĞİLDİR" (Yâni: Devletçiliğimiz, Kalkınmayı yokuşa sürmüştür!) Türk olmıyan sermayenin arslan payından kendisine bir tilki paycağızı dilenen Türk Sermayecilerine Devletin verdiği karşılık acem kılıcı gibi ikiyüzlü keser.
    Birinci yüz : "Bayram değil, seyran değil" iken Devlet, Türk sermayesinin kulağına şu öpücüğü düşürüyor: "Korku ve heyecan dalgasının ideolojiler arasındaki çarpışmalardan ileri geldiğini." fısıldıyor. (Yâni: Aman, Türk sermayesi, sakın Türk olmıyan sermaye ağabeyine karşı sen de Brutuslük etme: "ideoloji" (yâni: "Komanizlik") eli kulağında bekliyor, ha!)
    Acem kılıcının ikinci yüzü: Devletçiliğimiz, Türk sermayesinin ağzına, en alaturka tağşişe (2) uğratılmış bir parmak bal çalıyor: "Milyonlarca orta ve küçük işletmeler Her biri bir büyük işletmenin, müessesenin, fabrikanın çekirdeği olacaktır." diyor.
    Başbakanlığın "Aylık İstatistik bülteni" 1965 yılının XI inci ayında 836 bin sigortalı işçi sayısına karşılık 68 bin işyeri saymış. "Milyonlarca işletme" hangisi? BesbeIli, oylarını toptan bezirgân Partilere ısmarlamış derdiment esnaf ve köylü ekonomicikleri... Bunların her yıl yüzbinlercesesi finans kapital'in tefeci - bezirgan ağlarına düşürülerek mülksüzleştirilirler. Bütün büyük şehirlerimizi "Fâtihin orduları gibi" kuşatan gecekondular: hep o "Milyonlarca orta ve küçük işletmeler"in yerüstü katakompları, canlı mezarlıklarıdır. Devletçiliğimiz bunlara: Korkmayın, uşak! demek istiyor... Bizde bu serbest rekabet ve sizde bu Devletçilik varken, evvel Allah, her biriniz. birer "Büyük işletme" olacaksınız. (Yâni: "Ölme eşeğim Ölme!" fıkrası.)
  • Misafir odasında baca deliği olmadığı halde "Anne, sobayı bu sene misafir odasına kuralım mı?" diyen abime, "Olur, boruyu da k.......na sokarız, camdan çıkarırsın, sorun olmaz." diyen anneye,
    ——————————————
    Kaza mahalinde elinde cep telefonuyla koşturup "112′nin numarasi neydiiiii?" diye bagıran sarışına,
    ——————————————–
    Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kişinin arasına girip ikisine de birer tokat atan ve "Analar kutsaldır, analara küfür etmeyin" diyen Karadenizli ağır abiye,
    ———————————————-
    Annesine kızıp, buharlı ütünün içine işemeyi akıl eden! Annesini buram buram çiş kokularıyla iş yerine yollayan! Annesi; ancak arkadaşları ”acayip kokuyorsun” dediğinde işi çözen anneye ve çocuğuna,
    ———————————————-
    Banyonun lambası yanmayınca elektrikler kesik zannedip yarım saat gelmesini bekleyen. Beklerken de canı sıkılmasın diye televizyon seyreden kişiye,
    ————————————————–
    Ailecek televizyon izlerken üst komşu küçük oğlunu göndermiş. Çocuk, anneme ”X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsınlar da, biz de dinleyelim”. Biz de kırmadık, açtık. Ailecek çok iyi niyetli olduğumuzdan, televizyonları bozuk sandık. Yüksek sesten dolayı bize laf soktuklarını anlamamız çocuğun ikinci gelişinden sonra oldu. Bu olayı yaşayan aileye,
    ————————————————–
    Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenimiz AIDS’in açılımını yapıyor: (A)llaha (İ)syan eden (D)eyyusların (S)onu… diyen hocaya,birer alkış istiyorum:))
    ————————————————–


    Ayrıca aşağıdakiler de birer tebrik hakediyor:

    Acı Kaybımız:
    3 ay önce ailemize katılan, "Necmi" ismini verdigimiz kaplumbağamız dün vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesine gömdük. Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip, Necmi’yi aldığımız dükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda ”Abi onlar kış uykusuna yatar” cevabını almış bulunmaktayız. Hepimizin başı sağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.
    ————————————————–
    Annemin Maceraları:
    Shrek’in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el ele
    tutuşmuş Shrek ve Fiona’yi gören annem, ‘Bunlar Süleyman ve Nazmiye Demirel çifti mi?’ diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.
    ————————————————–
    Alfabe:
    Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışı istiyorum. Daha ikinci gün: ‘örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeye mi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi?’ deme cesaretini gösterdiği için,
    ————————————————–
    Annem:
    "Bu taraf bitti" diye CD’yi arkasına çeviren ve sonra da "CD çalar çalışmıyor!" diye feryat eden anneme alkış az geliyor!
    ————————————————–
    Modem:
    Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem "Bu ne?" diye sordu. Ben de kolay anlasın diye "Hani benim bilgisayarım var ya, onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu zorunlu" diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni ve "Yani modem bu" dedi ve konu kapandi…
    ————————————————–
    Yaz Okulu:
    Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite ögrencisine gelsin. Bu yaratıcılıga şapka çıkarılır.
    ————————————————–
    Beyin Göçü:
    Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim
    midibüsünde yanındakı arkadaşına dert yanmaktadır. ”Şekerim dördüncü kez girdim ÖSS’ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika’ya o olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeaa!” Sen git, masrafları ben karşılıyorum.
    ————————————————–
    Alman Yazar:
    Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa dönüp "Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır" diyen hocaya, "Niye, kağıt bulamamış mı?" cevabını veren arkadaşa gonderelim.
    ————————————————–
    Düz Mantık:
    Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında ”Bu ev kiralıktır” yazılı bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka evin camında ”Bu da” yazısını görürseniz, bilin ki Trabzon’dasınız.
    ————————————————–
    İngilizce Yazılısı:
    Bir alkış da İngilizce sınavında "Nice …….." şeklindeki boşluğu
    "Nice mutlu yıllara!" biçiminde dolduran, dahi mi yoksa aptal mı olduğunu henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.
    ————————————————–
    Hugo’lar Beşledi:
    Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli olarak okurken V. Hugo’ya "Beşinci Hugo" diyen arkadaşımıza gelsin.
    ————————————————–
    Ne Zaman?
    Kardeşim karne almıştı; fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, babamla beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu: "Sakın çocuğun moralini bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin" uyarılar özellikle babama yönelikti: "Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma". Babam daha fazla dayanamadı ve sordu: "Karne için ne zaman özür dileyeceğiz?"
    ————————————————–
    Havale:
    Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor: "Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?" Teyzem cevap veriyor: "Bu paranın hayrını görme inşallah yazalim" evladım.
    ————————————————–
    Lamba:
    Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons: "Bacım o geçtiğin gece lambası değildi; çek sağa".
    ————————————————–
    Hacim nedir?
    Öğretmen bir arkadaşımdan naklen: 5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2. sorusu: "Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız". Öğrencimizden gelen cevap: "Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?".
  • 1. Açıkgenç, Alparslan, “İslam Ahlakı ve İslam’da Mutluluk Anlayışı”, Adıyaman Uluslararası Safvan Bin Muattal ve Ahlak Sempozyumu, 2013, s. 14-30.
    2. Akdoğan, Ali, “Bireysel ve Toplumsal Hayatta Ahlaka Olan İhtiyaç ve İslam”, EKEV Akademi Dergisi - Sosyal Bilimler -, 2004, cilt: VIII, sayı: 18, s. 179-194.
    3. Algül, Hüseyin, “Hz. Peygamber'in Ahlakı ve Adabı”, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet Dergisi], 1989, cilt: XXV, sayı: 4, Özel Sayı, s. 81-91.
    4. Altıntaş, Hayrani, “İslâm Ahlâkı ve İnsanî Davranışlar”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1997, cilt: XXXVI, s. 15-27.
    5. Altundağ, Mustafa, “Kuran Vahyinin İlk Mesajlarında Ahlaki Boyut”, Bakü Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin İlmî Mecmuası, 2004, cilt: I, sayı: 2, s. 109-149.
    6. Ateş, Mustafa, “Resûlullah’ın Örnek Ahlâkı”, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet Dergisi], 1992, cilt: XXVIII, sayı: 3, s. 3-28.
    7. Aydın, İbrahim Hakkı, “Hz. Peygamberin Ahlakında Evrensellik”, VIII. Kutlu Doğum Sempozyumu: (Tebliğler), 18 Nisan 2005, 2006, s. 41-54.
    8. Baysa, Hüseyin, “Hz. Peygamber Dönemindeki Sosyoekonomik Hayatta Yaşanan Dönüşümde İnanç ve Ahlakî İlkelerdeki Değişimin Etkisi”, Diyanet İlmî Dergi, 2013, cilt: XLIX, sayı: 3, s. 43-64.
    9. Bilgen, Osman, “Sahabenin İslam’ı Tercihinde Nebevi Ahlak’ın Rolü”, Adıyaman Uluslararası Safvan Bin Muattal ve Ahlak Sempozyumu, 2013, s. 393-411.
    10. Cebeci, Lütfullah, “Hz. Peygamber’in Örnek Ahlakı Çerçevesinde İslam ve Müslüman İmajı”, Müslüman İmajı [Kutlu Doğum Haftası: 1995], 1996, s. 233-257.
    11. Cerrahoğlu, İsmail, “Peygamberimizin Örnek Ahlakı ve İnsanî Esaslar”, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet Dergisi], 1992, cilt: XXVIII, sayı: 1, s. 29-40.
    12. Çağrıcı, Mustafa, “Ahlaki Müeyyide”, İslâm Ahlakı Temel Konular Güncel Yorumlar, 2014, s. 173-198.
    13. Çağrıcı, Mustafa, “Eğitim-Ahlâk İlişkisi”, Eğitim ve Verimlilik Sempozyum Tebliğleri, 1994, s. 23-29.
    14. Çağrıcı, Mustafa, “İslâm Ahlâk Düşüncesinde Adalet”, Din ve Hayat: İstanbul Müftülüğü Dergisi, 2013, sayı: 18, s. 16-19.
    15. Çağrıcı, Mustafa, “İslam Ahlakı’nın Temel Kaynakları”, Türkiye IV. Dini Yayınlar Kongresi: Dini Klasikler: Tebliğler-Müzakereler (30-31 Ekim 2009 / Ankara), 2011, s. 209-235.
    16. Çağrıcı, Mustafa, “Kur’an ve Ahlak”, Kur’an ve tefsir araştırmaları / Sadreddin Gümüş ...[ve öte.].- 2. c. (349 s.), 2000, s. 171-187.
    17. Çaksu, Ali, “İslam ve Ahlak Felsefesi: “Kötülükten Sakındırma” Prensibinin Yardıma Koşmaya Etkisi”, Kelam Araştırmaları Dergisi, 2013, cilt: XI, sayı: 2, s. 11-22.
    18. Çetintaş, İbrahim, “İslâm Medeniyetinin Kırılan Dinamiği: Ahlâk”, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2014, cilt: XII, sayı: 23, s. 85-114.
    19. Dar, B. A., “Kur’an’ın Ahlaki Öğretileri”, çev. Fatma Bostan, İslam Düşüncesi Tarihi, 1990, cilt: I, s. 185-209.
    20. Davudi, Muhammed, “Peygamber ve Ehl-i Beyt’in Sünnetinde Ahlaki Eğitimin Hedefi”, çev. Nurcan Altun, Misbah: İslamî Düşünce ve Araştırma Dergisi, 2012, cilt: I, sayı: 2, s. 125-135.
    21. Demirel, Ahmet, “Hz. Peygamber ve Birlikte Yaşama Ahlakı”, Farklı İnanç ve Kültürlerle Bir Arada Yaşama Ahlâkı, 2015, s. 93-98.
    22. Doğan, Lütfi, “Peygamberimiz Hazret-i Muhammed'in Ahlakı”, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi], 1970, s. 18-28.
    23. Durmuş, Zülfikar, “Kur’ân’a Göre İnsanın İlişkilerinde Sorumlu Olduğu Temel Ahlâkî İlke: Ahde Vefâ”, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi _ [http://www.dinbilimleri.com], 2002, cilt: II, sayı: 3, s. 77-95.
    24. Erdem, Hüsameddin, “İslâm Ahlâkı ve Özellikleri”, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1986, sayı: 2, s. 229-234.
    25. Erdem, Hüsamettin, “İslam Ahlakında Hak ve Vazife”, İslâm Ahlakı Temel Konular Güncel Yorumlar, 2014, s. 125-146.
    26. Erkaya, Musa, “Hz. Peygamber (S.A.V)’in Örnek Ahlâkının Günümüze Taşınmasında Hadis/Sünnetin Rolü”, Modern Çağda Ahlak Sempozyumu, 7-8 Mayıs 2010 Konya,', s. 327-364.
    27. Görmez, Mehmet, “Ahlak ve Hadis”, İslam’ın Anlaşılmasında Sünnetin Yeri ve Değeri, Kutlu Doğum Sempozyumu 2001, 2003, s. 577-586.
    28. Güneş, Yusuf, “İslam Ahlakının Temel Özellikleri, EKEV Akademi Dergisi - Sosyal Bilimler -, 2011, cilt: XV, sayı: 49, s. 93-104.
    29. Gür, Süleyman, “Kur’ân’a Göre Müslüman Gençte Bulunması Gereken İki Önemli Ahlaki Değer: İffet ve Haya”, Uluslararası Gençlik ve Ahlâk Sempozyumu Bildiriler, 6-7-8 Ekim 2016, 2016, cilt: II, s. 1035-1046.
    30. Hoşab, Fahri, “Hz. Peygamber’in Hadislerinde Ahlâk Mefhumu”, Uluslararası Gençlik ve Ahlâk Sempozyumu Bildiriler, 6-7-8 Ekim 2016, 2016, cilt: I, s. 321-327.
    31. İpek, Muammer, “Hz. Muhammed”in Eğitimciliği, Ahlakı ve Kişiliği Üzerine”, Toplum Bilimleri Dergisi, 2014, cilt: VIII, sayı: 16, s. 321-331.
    32. Karaman, Hüseyin, “İslam Ahlakının Kaynakları”, İslâm Ahlakı Temel Konular Güncel Yorumlar, 2014, s. 51-68.
    33. Kaya, Mahmut, “Çağlar-üstü Bir Değer Olarak Ahlâk”, İslâmî Sosyal Bilimler Dergisi, 1995, cilt: III, sayı: 3, s. 123-128.
    34. Kharchafi, Muhammed, “el-Vahy ve Mealim Mine’l-Ahlak ve’l-Kıyem li-Rasulillah Sallallahu Aleyhi Vessellem fi’l-Kur’an ve’s-Sireti’n-Nebeviyye”, Vahyin Nüzulünün 1400. Yılında Hz. Muhammed (s.a.v) -Milletlerarası İlmi Toplantı-, 2011, s. 17-46 [“Kur’an-ı Kerim ve Siyer-i Nebevi’de Vahiy, Peygamber’e (s.a.v) Ait Ahlaki Yol İşaretleri ve Değerler”, Vahyin Nüzulünün 1400. Yılında Hz. Muhammed (s.a.v) -Milletlerarası İlmi Toplantı-, 2011, s. 47-72].
    35. Kılıç, Recep, “İslam Ahlakının Tanımı ve Kapsamı”, İslâm Ahlakı Temel Konular Güncel Yorumlar, 2014, s. 17-48.
    36. Kılıç, Ünal, “Hz. Peygamber’in Ahlâkı ve Güzel Ahlâka Verdiği Önem”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2009, cilt: 13, sayı: 1, s. 79-97.
    37. Koca, Suat, “Hadis Rivayetlerinde Ahlak Kavramı: Literal-Semantik Bir Analiz”, İslami Araştırmalar, 2016, cilt: XXVII, sayı: 2, s. 173-182.
    38. Koçyiğit, Talât, “Peygamberimiz (s.a.s)’in Ahlakı Kur'an İdi”, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi], 1971, cilt: X, sayı: 108-109, s. 156-159.
    39. Kutluer, İlhan, “Yeni Bir Ahlaki Bilgeliğe Doğru: İslam Ahlakının Nazari Boyutları Üzerine Bazı Mülahazalar”, Çağımızın Ahlak Bunalımı ve Çözüm Arayışları -Milletlerarası Tartışmalı İlmi Toplantı-, 24-26 Nisan 2009, 2009, s. 137-178.
    40. Martı, Huriye, “Hz. Peygamber’i Ahlâkî Bir Model Olarak Benimsemenin Önündeki Engeller Üzerine”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2014, cilt: XXIII, sayı: 1, s. 1-12
    41. Mutluel, Osman, “İslam Düşüncesinde Ahlaki Bir Kavram Olarak Ortayol”, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi = Journal of Social Sciences, 2012, cilt: XII, s. 239-253.
    42. Oktay, Ayşe Sıdıka, “Hz. Muhammed’in İslâm Ahlâkının Örneği Olmasının Ahlâk Düşüncesi Bakımından Önemi”, VII. Kutlu Doğum Sempozyumu: Teblilğler, 19 Nisan 2004 [Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi], 2006, s. 165-174.
    43. Okumuş, Mesut, “Hz. Peygamber'in Örnek Ahlaki Kişiliğinden Kesitler”, Diyanet İlmi Dergi, 2003, cilt: XXXIX, sayı: 2, s. 29-52.
    44. Önal, Recep, “Kur’an’da Îmânî ve Ahlâki Bir Tavır Olarak Sabır”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2008, cilt: XII, sayı: 2, s. 439-466.
    45. Özdemir, Abdurrahman” “Peygamberlik Misyonu, Hz. Peygamber ve Örnek Ahlakı”, Örnek İnsan Hz. Muhammed, 2006, s. 217-227.
    46. Özdeş, Talip, “Ahlak-Vahiy İlişkisi ve Kur’an’da İman-Ahlak-Amel Bütünlüğü”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2006, cilt: X, sayı: 2, s. 5-21.
    47. Özdeş, Talip, “Kur’an’da İman-Ahlak İlişkisi”, Konya’da Kur’an Günleri, IX. Kur’an Sempozyumu Kur’an’da Ahlâkî Değerler, 14-16 Nisan 2006/Konya, 2007, s. 79-94.
    48. Özgün, Hüseyin, “Peygamberimizin Yüce Ahlakı”, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi], 1970, cilt: IX, sayı: 102-103, s. 386-388.
    49. Özgün, Hüseyin, “Peygamberimizin Yüce Ahlâkı”, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi], 1971, cilt: X, sayı: 104-105, s. 33-36.
    50. Polat, Selahaddin, “Hadislerle Resulullah'ın Ahlakından Örnekler”, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet Dergisi], 1977, cilt: XVI, sayı: 4, s. 197-215.
    51. Polat, Selahaddin, “Hadislerle Resulullah'ın Ahlakından Örnekler”, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet Dergisi], 1977, cilt: XVI, sayı: 5, s. 261-281.
    52. Reçber, Mehmet Sait, “Kur’an ve Ahlâk Metafiziği”, Konya’da Kur’an Günleri, IX. Kur’an Sempozyumu Kur’an’da Ahlâkî Değerler, 14-16 Nisan 2006/Konya, 2007, s. 53-68.
    53. Salih, Muhammed Mustafa Muhammed, “Sıfatü’n-Nebi Sallallahu Aleyhi Vessellem ve Ahlakuhu ve Hayatuhu min Hilali’l-Kur’ani’l-Kerim”, Vahyin Nüzulünün 1400. Yılında Hz. Muhammed (s.a.v) -Milletlerarası İlmi Toplantı-, 2011, s. 199-240.
    54. Sandıkçı, S. Kemal, “İslam Ahlak Öğretisinin Temel Dayanağı Olarak Sünnet”, İslam’ın Anlaşılmasında Sünnetin Yeri ve Değeri, Kutlu Doğum Sempozyumu 2001, 2003, s. 51-64.
    55. Saruhan, Müfit Selim, “İslam Ahlâkında İsraf ve Cimriliğin Tedavisi”, İslâmî Araştırmalar, 2003, cilt: XVI, sayı: 4 [İslâm ve İktisat -I-], s. 640-647.
    56. Saruhan, Müfit Selim, “Kur’an’da Din Ahlâkı Kur’an’ın Öngördüğü İdeal Din ve Dindarın Özellikleri -Bir Kavram Denemesi-”, Dinî Araştırmalar, 2000, cilt: III, sayı: 8, s. 189-198.
    57. Şahin, Hasan, “Hz. Peygamber ve Ahlak”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1994, sayı: 5, s. 441-446.
    58. et-Tancî, Muhammed b. Tavît, “Ahlakın Önemi ve İslam Dinine Göre Temelleri I”, İslam Düşüncesi Üzerine Makaleler, 2011, s. 393-396.
    59. et-Tancî, Muhammed b. Tavît, “Ahlakın Önemi ve İslam Dinine Göre Temelleri II”, İslam Düşüncesi Üzerine Makaleler, 2011, s. 397-402.
    60. Tanci, Muhammed, “Ahlâkın Önemi ve İslâm Dinine Göre Temelleri”, İslâm Medeniyeti, 1973, cilt: III, sayı: 33, s. 3-8 [ “Ahlakın Önemi ve İslâm Dinine Göre Temelleri I”, Düzenleyen Ebru Koçak, e-Makâlât Mezhep Araştırmaları, 2011, cilt: IV, sayı: 1_[Muhammed b. Tavît et-Tancî özel sayısı], s. 393-396; “Ahlakın Önemi ve İslâm Dinine Göre Temelleri II”, Düzenleyen Ebru Koçak, e-Makâlât Mezhep Araştırmaları, 2011, cilt: IV, sayı: 1_[Muhammed b. Tavît et-Tancî özel sayısı], s. 397-402].
    61. Tartı, Nevzat, “Dindarlık ve Ahlak İlişkisi”, IV. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri 12-16 Ekim 2009 Ankara, 2009, cilt: I, s. 349-361.
    62. Tohar, Ruhi, “İslâm Ahlâkı”, Kur’an Mesajı: İlmi Araştırmalar Dergisi, 1999, cilt: II, sayı: 13,14,15, s. 207-215.
    63. Türkgülü, Mustafa, “İslam Ahlak Öğretisinin Sünnet Boyutu”, Diyanet İlmi Dergi, 1999, cilt: XXXV, sayı: 3, s. 103-116 [Türkgülü, Mustafa, “İslâm Ahlâk Öğretisinin Sünnet Boyutu”, Diyanet İlmi Dergi, 2007, cilt: XLIII, sayı: 3, s. 109-124].
    64. Türkgülü, Mustafa, “İslâm Ahlakı ve Kur’anın Ahlaki Öğretisi Üzerine Bir İnceleme”, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1996, sayı: 1, s. 179-206.
    65. Uysal, Enver, “Dindarlığın Ahlâkî Temeli Üzerine Bazı Düşünceler”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2005, cilt: XIV, sayı: 1, s. 41-59 [Uysal, Enver, “Dindarlığın Ahlâkî Temeli”, Dindarlık Olgusu (Sempozyum Tebliğ ve Müzakereleri) [25-26 Aralık 2004, İSAM Konferans Salonu, Üsküdar-İSTANBUL], 2006, s. 85-95].
    66. Ürkmez, Ahmed, “Hadis-Ahlâk İlişkisinin Literatürdeki Yansımaları (Hadis Mecmualarının Ahlâk Bölümleri ve Müstakil Eserler Üzerine Bir İnceleme)”, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2008, sayı: 25, s. 137-168.
    67. Yalçın, Mikdad, “İslam'da Ahlak Anlayışı”, çev. S. Hayri Bolay, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet Dergisi], 1976, cilt: XV, sayı: 5-6, s. 298-315.
    68. Yaman, Ahmet, “İslam Ahlakının Ameli Boyutu: İlkeler ve Uygulamalar”, Çağımızın Ahlak Bunalımı ve Çözüm Arayışları -Milletlerarası Tartışmalı İlmi Toplantı-, 24-26 Nisan 2009, 2009, s. 191-218.
    69. Yaman, Ahmet, “Kur’an’da Yasamanın Arka Planı Olarak Ahlak”, Konya’da Kur’an Günleri, IX. Kur’an Sempozyumu Kur’an’da Ahlâkî Değerler, 14-16 Nisan 2006/Konya, 2007, s. 169-180.
    70. Yaran, Cafer Sadık, “İslama Göre Ahlaki Davranış ve Kıstasları”, İslâm Ahlakı Temel Konular Güncel Yorumlar, 2014, s. 71-96.
    71. Yenibaş, Hasan, “Peygamberimizin Davranışlarının Ahlakî Temelleri”, Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2011, cilt: XIII, sayı: 1, s. 123-142.
    72. Yıldırım, Enbiya, “Hz. Peygamber Örnekliğinde İnanç-ahlâk Bütünlüğü”, Hz. Muhammed ve evrensel mesajı sempozyumu, 20-22 Nisan 2007 [İslami İlimler Dergisi Yayınları], 2007, s. 93-104.
    73. Yıldırım, Enbiya, “Hz. Peygamber Örnekliğinde İnanç-Ahlâk Bütünlüğü”, Hz. Muhammed (sav) ve Mesajı, 2014, s. 125-136.
    74. Yüksel, Emrullah, “Hazreti Muhammed’in Getirdiği Ahlâkın Cihanşumüllüğü”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1986, sayı: 7, s. 77-85.
    Not: Bu makalelere http://ktp2.isam.org.tr adresinden ulaşılabilir.
  • ÇÜNKÜ İNSAN, BEDENİ İLE DEĞİL, RUHU İLE İNSANDIR... (syf:41)

    Kitabın en çok beğendiğim sözü yukarda ki cümle ve şu alıntı #34572348 bu iki cümle üzerine bile sayfalarca yazılabilir saatlerce konuşulabilir ancak şuan yapmak istediğim şey kitabı size tanıtmak :)

    Kitabımız 2013 yılıda Diyanet İşleri tarafından basılmış ve 15 bölümden oluşmakta her bir bölümünü bir İlahiyat fakültesi öğretim üyesi yazmış. Belirttikleri her husus için kaynak göstermiş ve delil sunmuşlar. Önce Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v)' in güzel ahlakından bahsedip daha sonra biz insanların yitirdiği onurundan söz etti.

    İnsan yani ben (herkesden ve her şeyden önce üstüme alınmalıyım)  içinde bulunduğumuz dünya zindanında her günümüzü hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp asıl yaratılış gayemizi unuttuk. Henüz ruhlarımız yaratıldığında Allah c.c bize şöyle buyurdu; "Elestü birabbiküm. (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)" Bizler de "Belaa, Rabbimizsin" die yanıtladık ve bizi dünyaya gönderdi, onurlu imanlı yaşayan kullar olarak yaşamamız için üstelik bize örnek olsunlar die elçiler gönderdi, her kavime her bahanemizi yaşamış Peygamberler gönderdi. Saltanat için de Süleyman  (a.s), hastalığı ile evlatlarının kaybı ve karısının ihanet ile Eyyüp (a.s) ve daha bir çok çeşit imtihanlara İmanı ve onuru ile göğüs gelen peygamberler oldu ve bize her durumda adalet, sabır, saygımızı yani onurumuzu korumamız gerektiğini aşılamaya çalıştılar.

    Ancak bizler hiç bir konuda taviz vermezken konu Müslümanlık olunca taviz üzerine taviz verdik ve Müslümanlık onurumuzu kimimiz kaybetti kimimiz kaybetmek üzere...
  • 18. Arab-ı Baide-Belkıs Olayı
    Kur'an'daki kıssaların önemli bir kısmı tarih kaynaklarında "Arab-ı Baide" diye adlandırılan ve çok uzak geçmişte yaşayıp zaman içerisinde yok olan Ad, Semud gibi kadim Arap topluluklarıyla alakalıdır. Tasın, Cedis, Ümeym, Amalika, Casim, Cürhüm-i Üla, Abdü Dahm, Amalika, Hadura gibi çeşitli kolları bulunan bu topluluklar hakkındaki bilgiler yetersiz olmakla birlikte, cahiliye devrindeki Arapların şifahi kültürlerinde ve bilhassa şiir antolojilerinde bu topluluklarla ilgili birçok efsanevi anlatı bulunduğu malumdur. Bunun yanında cahiliye devri Arap kültüründe Seyf b. Ziyezen, Lokman b. Ad, Zebba' (Zenobia), Ebıl Leyla el-Mühelhil, hatta Belkıs gibi efsanevi isimlerle ilgili birçok abartılı hikâye ve kıssa da mevcuttur.
    Meşhur efsanevi figürlere bir diğer örnek Belkıs'tır. İslam öncesi Arap kültüründe birçok hikâyeye konu olan Belkıs'ın adı, rivayetlere göre Yelkame bint el-Yeşrah b. Haris veya Belkıs bint el-Hedihidb. Şurahbil'dir. Eski Ahit'te (I. Krallar 10/1-10, 13; Il. Tarihler 9/1-9, 12.)ve Kur'an'da da birbirinden farklı tarzda, Belkıs'tan söz edilir. Kur'an'daki anlatıma göre Sebe kraliçesi Belkıs daha yolda iken tahtı bir anda Hz. Süleyman'ın huzuruna getirilmiş, kraliçe geldiğinde tahtını tanıyarak tevhid inancını benimsemiş, Süleyman'ın sarayına girerken karşısına çıkan billur zemini su zannederek eteklerini toplamıştır. ( Nemi 27 /23-44.)( 107)
    Eski Ahit'te mevcut olmayan bu motifler Ester kitabının Aramice şerhi olan ve Hz Süleyman'ın yaşadığı dönemden yaklaşık on beş asır sonrasıyla tarihlendirilen Targum Şeni'de de mevcuttur. Bazı araştırmacılara göre İslami gelenek, Hz. Süleyman ve Sebe melikesi kıssasında sadece Tanah'a değil, Tanah sonrası Yahudi kaynakları ile İslam öncesi dönemlerde Arap kıssacıların dilinde dolaşan şifahi anlatılara da dayanır.(107)
    Müfessirler cahiliye devrinde muhtemelen Yahudi kaynaklarındaki efsanelere dayalı olarak Kur' an'daki Belkıs kıssasına dair ilginç ayrıntılar aktarmışlardır. Bu ayrıntılara göre annesi peri kızı, babası cin olan Belkıs'ın bacakları tüylerle kaplıdır. Hz. Süleyman bu söylentinin doğruluk derecesini anlayabilmek için sarayının avlusunu altından sular akan billur bir
  • -

    Onlar, ortaçağdan bu çağlara doğru bütün dünyaya Allah'ı tanıttılar. Allah'ın adaletini temsil ettiler. Allah yolunda fedakarlığı öğrettiler. Osmanlı, fedakarlıkların üzerine bina edildi. Devleti Âliye, Nizam-ı Âlem devlet, o Osmanlıydı. Ve hepsi Allah'a hizmet yolunda; kadın olsun, erkek olsun el ele, gönül gönüle.... Başkalarını imrendirecek bir davranış biçimleri dizisinin sahibi oldular. Kur'ân erleriydiler, sahabe gibiydiler.

    Osmanlı, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahabeden sonra İslâm'ı gerçek anlamda yaşayan ikinci topluluktu. Osmanlı, Kur'ân'daki İslâm'ı yaşadı. Osmanlı, "tasavvuf'u" yaşadı.

    Yükselme devri boyunca padişahtan aşağıya doğru herkes, Allah'ın dostuydu. Sultan Osman'dan başlayarak hepsinin mürşidleri oldu. Görüyoruz ki; mürşide yüzde yüz bağlı olan padişah, aslında Allah'ın padişahı oluyordu. Bu dizaynın yukarıdan aşağı inen çatısına baktığımız zaman; önce Allah' ı görüyoruz, sonra Allah' a bağlı mürşid, mürşide bağlı padişah, sonra onun emrinde kim varsa hepsi Allah' a dostlar.

    Bu dizayn devleti nereye ulaştırdı?
    Osmanlı bir süre sonra Nizam-ı Âlem adını aldı.

    Kim Osmanlı'dan yardım istemişse, Osmanlı yardıma koşmuştur. Fransa Kralı yaptığı savaşta zor duruma düşünce, Osmanlı'ya müracaat etti. Osmanlı onu himayesine aldı. Hangi şartlarda olursa olsun, nerede İslâm'a karşı saldırı olursa, Osmanlı ordusu orada olurdu. Onlar Allah için yaşadı ve devleti idare etti.

    Osmanlı'nın başında hep Allah'ı görüyoruz.

    Yeniçeri ocağına hiç bir acemi oğlan, bir mürşide bağlı olmadıkça adım atamazdı. İlk eğitimin verildiği yerde böyle bir hedefe ulaşmak için mutlaka bir mürşide tâbî olmak gerekiyordu. Allah'ın velayet mertebesine ulaşamayan, subay olamazdı. Paşalar, daimî zikir sahibiydi. Kara orduları böyle olan Osmanlı'da, deryada da aynı durum söz konusuydu. Bütün reisler Allah için savaş verirdi.



    14 asır sonra İslâm'ı yaşayan topluluk Osmanlı'ydı. Esnaf da aynı standarttaydı, asırlarca evvel lonca sisteminde Allah'ın esnafı olmuşlardı. Hiç bir genç, mürşidin elini öpmedikçe çırak olamazdı, hiç kimse evliya olmadan kalfa olamazdı, daimî zikre ulaşmadan usta olunmazdı.

    600-700 yıl evvelki kök boyalarının sırrı hâlâ çözülemedi. O tarihten bugüne kadar, o kumaşların boyası dün boyanmış gibi tazeliğini koruyor. Gidin müzelere dikkatle bakın. Bugün en kalite boyayı kullansanız da kumaşlarınızın boyası çıkıyor. Onların sırrı çözülemedi.

    1500'lü yıllarda Piri Reis bir harita yapıyor , Grönland' ın üç adadan olduğu kesinlikle anlaşılıyor; aynı harita Kahire' den 30 km yükseklikten çekilen fotoğrafla aynı. Piri Reis nasıl yaptı bu haritayı?

    Nasıl oldu da Hasan Celal bundan beş yüz yıl evvel barutu macun haline getirerek füze yaptı ve onunla uçmayı başardı?

    Nasıl oldu da Hazerfen Ahmet Çelebi, Galata kulesinden Üsküdar'a kadar uçmayı başardı? Bunların hepsi Allah'ın yardımıyla gerçekleşen şeyler. Öyleyse, Allah'ın indinde Osmanlı Devleti'ne dikkatle bakın.

    Hâlâ derler ki; Osmanlı kaçırdığı çocukları sarayda eğitime tâbi tutuyordu. Hayır, öyle değil! Osmanlı'nın gittiği her yere adalet götürmesine hayran olan Batı, "Bu çocukları enderunda okutun, sizin gibi adaleti öğrensinler." diye çocuklarını getirip Osmanlı'ya teslim ediyordu.

    O zaman Avrupa'da asillerle halk arasında korkunç bir uçurum vardı. Bir asil, halktan birisini öldürse kimse ona hesap soramazdı. Osmanlı ise padişahını yargılıyor ve kadı, padişahı mahkum edebiliyordu.

    Osmanlı adaleti dünyaya örnek oldu. Sahabeden sonra İslâm'ı yaşayan en üstün topluluktu Osmanlı. Kitle halinde, ordu, donanma, esnaf ve halkın çok büyük çoğunluğu tasavvuftaydı. Bu, Osmanlı' nın dünyaya nizam veren temelini teşkil ediyordu. Adalet bütün boyutlarıyla her zaman geçerliydi. Bunun için kadıların adalet dağıtmasına gerek yoktu.

    Kapalıçarşı'da bir dükkan sahibi, namazdan sonra bir ihtiyacını almak üzere gelen müşterisine istediğini vermiyor ve "Şu karşıdaki dükkanda istediğin şeyden var , ondan al" diyor, adam sebebini sorduğunda ise " Ben, sabah siftahımı yaptım ama o kardeşim yapmadı" diyor ve adam gidip istediğini oradan alıyor. Yabancı olan bu kişi Osmanlı'nın bu adaletine şaşırıp kalıyordu.

    Köprünün altından ne kadar sular akmış. İşte Osmanlı' nın en büyük standardı kul hakkına riayet etmekti.

    Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı harp kadırgaları, Avrupa'daki bütün kadırgalardan fazlaydı. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul' u aldığında ordusu o dönemin en mütekamil ordusuydu. Son icatların hepsi ordunun içindeydi, en büyük toplar Fatih Sultan Mehmet tarafından döktürülmüştü. Osmanlı sadece Allah'ın yardımına değil, zamanın getirdiği bütün teknikleri kullanabilme stratejisine sahipti.

    Osmanlı, Allah'ın indinde başka ülkeleri hiçbir zaman küçük görmemiştir. Bu yüzden Avrupa tebaası Osmanlı'ya hayrandı. Yüzbinlerce akıncının herbiri en az üç lisan bilirdi. O devrin en usta kılıç kullananları onlardı. Avrupa, akıncılar denildiğinde olduğu yerde dururdu.

    Allah' ın düşmanları saraya girdikten sonra adım adım gerçek evliyaların yerini cinci hocalar aldı. İlk cinci hoca saraya Kösem Sultan zamanında girdi. Osmanlı'nın şaşası bir süre daha devam etti; ancak cinci hocalar evliyaların yerini alınca Allah'ın dostları devreden çıktı ve şeytanın dostları devreye girdi. Böylece Osmanlı duraklama ve gerileme devrine girdi.

    Dünyaya askerlik stratejisini, askerliği öğreten Osmanlı'nın yerini, yabancı ülkelerdeki harp okulları aldı ve Osmanlı da subaylarını onların okullarına göndermeye başladı.
    Böylece Nizam-ı Âlem olan Osmanlı'nın yerini Nizam- ı Cedit olan Osmanlı aldı. Nizam-ı Cedit; yeni nizam demek, Nizam-ı Âlem ise Âlem'e Nizam veren. Osmanlı yükselme devri boyunca Âlem'e Nizam veren muhteşem bir hüviyetteydi.

    Osmanlı'yı Osmanlı yapan her devirde Allah'ın sevgisiydi, Allah' a duyulan hürmetti. Osmanlı Allah'ı sevdi, O'na aşık oldu, üst boyuta ulaştıklarında ise Allah'a hayran oldular. İnsan-ı Kâmil Osmanlı' nın içinde binlerceydi. Ordu sefere çıktığında her tarafta şenlikler yapılırdı. Sefere çıkmak, şehitlik için hazır bir sistem olarak kabul edilirdi. Herkes şehit olmak için savaş verirdi. Andrea Doria Osmanlı'dan korkmakta haklıydı." Siz hayatta kalmaya ne kadar önem veriyorsanız, onlar da savaşta ölmeye o kadar önem veriyorlar" demiştir.

    Osmanlı'da Allah'ın dizaynını görüyoruz, her devirde Allah'ın dostlarına yardım ettiğini görüyoruz.

    Öyleyse, Osmanlı'yı Osmanlı yapan, Osmanlı'yı tarihe unutulmaz insanlar olarak tanıtan kimdir? Allah.

    Osmanlı tüm dünyaya meydan okuyan bir Allah dostları cennetiydi. Allah dostlarının nelere kaadir olduğunu tüm dünyaya gösterdiler. Onlar Nizam-ı Âlemdi. Öyleyse Osmanlı; evde, sokakta, çarşıda, askerde tüm dünyaya hep örnek oldular.

    Osmanlı demek Allah'ın evliyaları demekti. .