• Ölüler de zannediyor ki, diriler her gün helva yiyor.
  • 250 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Spoiler İçerebilir..
    Hikayemiz 1403 yılının sonlarından başlıyor. Çakır Ağa adında birisi bir Sultan'ı gizlice süt annesine kaçırıyor. Burada onu Süt annesine emanet ediyor. He bu arada ilk bölümde adı verilmese de sonradan karşınıza çıkacak ama ben gene de diyeyim. O kadın 'Bala Hatun'
    Peki, kimdir bu Bala Hatun diye değinecek olursak Ankara Savaşı sonrası Fetret Devri geçiren devlette şehzadeler göze çarpmaktadır. Yıldırım Bayezid oğullarından İsa Beğ vardır, onun eşidir kendisi ve şuan bu kitapta da büyük kardeşi Süleyman ile çekişmesi ve bunu kaybetmesi anlatılır. Burada Bala Hatun hamiledir ve çocuğun erkek olma düşüncesiyle onu kaçırtmıştır. Aslında beklediğim kitap bu, Atsız'ın kitabı böyle olmalı. Öyle 'Ruh Adam mıdır Ruh Avcısı mıdır' bizim alışık olmadığımız tarzda kitaplar olmaması daha iyidir.
    Bala Hatun'dan bahsettik, ya Çakır, ondan bahsedilmeyecek mi ? Çakır'dan ayrı bir bölüm olarak bahsediyor, onun nereden geldiğini ve ailesinin nerelerde bulunduğunu anlatıyor burada ve ayrıca bunun öncesinde kağnı ile Bala Hatun'u kaçırmaya giderken karşılaşıp kılıç dövüşü yaparak yendiği insanlardan bahsediliyor. Ardından Çakır'ın, İsa Bey ile nasıl tanıştığı hikayesini anlatıyor. Bu bölümde Çakır ile uğraşan çingelerden ve Çakır'ın yaptıklarından, ardından İsa Bey'in gelmesi ile Çakır'ı zor durumdan kurtulması ve dostluklarının başladıkları anlatılıyor. Tabi ardından bölüm sonuyla birlikte aradan geçen 10 yıl belirtilerek yeni bölüme başlanıyor.
    Bu mücadele sonrası Mehmed Bey tahta geçmiş kendisi de Mehmed Bey'in sipahisi olmuştu. Çocuklara gitmiş, Murad'ın ne kadar büyüdüğü görmüş ve ona 'Deli Kurt' denildiğini öğrenmişti. Murad, bu arada İsa Bey ile Bala Hatun'un oğlu.
    Murad büyümüş, yarışmalar düzenlenir olmuş, burada adını duyurmuştu. Evrer ve Murad çok sıkı dostlardı. Çakır'da onları kendi nispetinde eğitmekten geri kalmıyordu. Tabi bu arada Çakır, Süt annesi ile anlaşmış ve Deli Kurt, yani Murad'ın gerçekte kim olduğunu Murad'a dahi söylememişti. Son yarış sonrası Türkmen Beyi, Murad'ı, İsa Bey'e benzettiğini söylese de Çakır konuyu değiştirmeyi başarmıştı. Ardından Çakır gene köyden ayrılıyor ve sonraki bölümde 6 yıllık bir dönemin sonrasına değiniliyordu.
    Çakır'ın, Evren ve Murad'ı yaşları büyüdüğü için 'Cebeli' olarak kendisine seçmesiyle başlıyordu bölüm. Burada ilk savaşları patlak vermiş ve onlar da bu savaşa katılmışlar, burada haşa 'Baba Resulallah' gibi saçma şeyler söyleyen Dervişler (!) ile savaşa girmişlerdi. Savaşta bizim Deli Kurt, düşmanların ele başlarını yakalamış, kendisi ödül olarak Tımarlı Sipahi olmaya hak kazanmıştı.
    1422 yılının ortalarına gelindiğinde gerçekleşen bu hadiseden sonra bir Şehzade oğlu Tımarlı Sipahi olmuş ve bundan gurur duymuşken diğeri de ölen babasının yerine tahta geçiyordu. Şansa bakın ki ikisinin adı da Murad idi.
    Daha sonraki zamanda Deli Kurt evlenmiş, hocasının kızını eş olarak almış kendisine ve kendi Tımarına gelmişti. Ardından Çakır'da gelip ikisini de çocukluktan beri büyüten Satı Kadın'a gidelim diye teklifte bulunmuş ve gitmişlerdi. Burada Türkmen evlerini gezerken bir çeşme başında, çeşme ile ilgili Gökçen kız hikayesini dinlemişlerdi ve bende ondan etkilenmiştim yalan olmasın.
    Çakır bir gün gelmiş Deli Kurt'u yanına almış ve İstanbul'a gizlice gideceklerini bildirmişti. Okurken bende acayip merak etmiştim çünkü Atsız bize de ne olduğunu hiç belli etmemişti. İstanbulda Hasan Çelebi dedikleri kişiyle buluşmuşlardı. Burada alınan karar sonrası bir de Hasan Çelebi'nin, Murad'ı görünce İsa Çelebi'ye benzetmesi vardı.
    Bu İstanbul Kaçışı sonrası gene aradan 10 yıl geçiyor ve bu arada yeni başlangıç Tımarlı Sipahi olan Evren'in bahçesinde içilen şarap ile başlıyordu. (Bu arada Evren kim diye merak ederseniz hani Satı Kadın vardı ya bu bizimkilerin süt annesi, o kadın Evren'in de öz annesi) Gene şu Gökçen Kız çeşmesine gidiyorlardı. Burada eğlenilmiş, yemekler yenmiş ve gecenin önemli olayı olarak Satı Ana'nın, Gökçen Kız dediği o kız çeşmenin başına gelmişti ve bizim Deli Kurt ona, onun güzelliğine vurulmuştu. Ardından bir gün Murad onu ararken pınardan gelen kaval sesini dinlemiş, onunla konuşma fırsatı bulmuş ve Gökçen'e adete sırılsıklam aşık olmuştu. Üstelik evli olmasına rağmen ! Üstelik aşık olduğu kadının da bir aşığı vardı. Bak sen, Atsız'dan karmaşık aşk ilişkileri, iyi ki bunu da İnönü'ye bağlamamış. :)))
    Ardından kendi evine dönmüş, burada halen Gökçen'i düşünüp eşine ihanet ettiği fikriyle içi içini yerken harp haberi gelmiş ve tüm dertlerini unutmuştu. Çakır'ın kumandasında Macarlara saldıracaklardı. Burada bir Yeniçeri ile takışıyor, ardından Karamanlılar onun yarasını iyileştiriyor ve burada Tümenoğlu Balaban adlı Varsak Boyundan birisiyle tanışıyor, gerçi önceden tanışmıştı da adını öğreniyor diyelim. Bu adamın ne özelliği varda ekledin derseniz, Gökçen vardıya hani, onun boy ve ailesi de Tümenoğlu Balaban'ın boy ve ailesi idi. Oraya vardıklarında da çoban şarkı söylemiş ve bir hikaye anlatmış, bu hikayenin sonunda da ; Masalda da gerçekte de kalbi olmayan bütün kızların adı Gökçendir, demişti. Ardından bizimki araştırmalarına devam etmiş, Gökçen'den, kim olduğundan ve hatta anasından bile bahis olunmuştu. Özellikle annesinin, Murad'a gelip de Beğ soyundan olduğunu söylemesini de ekleme ihtiyacı hissettim. Birkaç kere Çakır da ağzından kaçırmıştı.
    Bizim Murad, Gökçen için yanlış hatırlamıyorsam Oba Beyinin oğlu ile kılıç mücadelesine girmiş, ikiside bitkin düşmüşlerdi. Gökçen, Murat'ın yaralarını iyileştirmekle kalmamış aynı zamanda ona bir de sürpriz hazırlamıştı. Kendisini bitkin hisseden bu adam rahatlıkla hareket edebiliyordu ve ağrılarını hissetmiyordu.
    Murad, Gökçen ile vedalaşmış, birbirlerini bekleyecekleri sözünü aldıktan sonra Çakır'ın yanına varmıştı. Bu sefer de Sırp sorunu çıkmış ve oraya sefer olmuştu. Ordu Sırp sevmiyor Macar da Macar diyor, başkasıyla dövüşmek tatsız diyordu ki Macarların da sefere çıktığı duyuldu. İşin garip yanı bizim çılgın Murat bu savaşta Macarların arasına dalmış ve kaybolmuş, ölüsü de dirisi de bulunamamıştı. He bu arada kendisi ölmemiş, esir olmuştu. Birkaç yıllık esaret ve çaldığı kaval ile de kendisini Macarlar'a sevdirmiş, sefer hazırlıklarının yapıldığı bir dönemde bu seferin Türkler üzerine olacağını da sezerek artık kaçmaya karar vermişti. Ardından savaş gerçekleşmiş ve Türkler bozguna uğramışlardı. Burada Murad, yani bizim Deli Kurt bazı yoldaşlarını kaybetmiş ve bunun üzüntüsünü yaşamıştı.
    Savaş sonrası da bozguna uğranılsa bile kişisel kahramanlıkları nedeniyle bizim Murad Bey, Sancakbeyi olmuştu. 1444 yılına tekabül eden bir dönemdi sanırsam. Daha sonra Murad, eşini de alıp doğum için Süt annesine gidiyor, burada gerçek kimliğini öğreniyordu. Bu arada oğlu oldu.
    Ardından bir savaş tebliği daha geliyordu. Kitabın işleyişine bakar mısınız neredeyse bilmesem gerçekten araştıracağım bunların aynısı yaşandı mı diye, sırada 'Varna Meydan Savaşı' var çünkü. 10 Kasım 1444'te Macarları yenmişler ve oldukça ganimet ele geçirmişlerdi.
    Finalimiz ise gene oldukça değişikti. Atsız gene yazmış. Böyle bir kitabı da kaçırmak olmazdı doğrusu, sizlere de iyi okumalar..