• Sedirde al yeşil, dal dal Bursa ipeklisi,

    duvarda mavi bir bahçe gibi Kütahyalı çiniler,
    gümüş ibriklerde şarap,
    bakır lengerlerde kızarmış kuzular nar idi.

    Öz kardeşi Musayı ok kirişiyle boğup
    yani bir altın leğende kardeş kanıyla abdest alarak
    Çelebi Sultan Mehmet tahta çıkmış hünkâr idi.

    Çelebi hünkâr idi amma
    Al Osman ülkesinde esen
    bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgâr idi.
  • Çelebi Mehmet ölmüştü.Vezirleri bu ölümü 41 gün sakladılar. Sultan muradın Bursaya gelip tahta çıktığı öğrenilince Edirne de ve bütün rumeli de padişahın vefatı ve sultan muradın cülusu resmen ilan edildi.
  • Bu ciltte meşhur Fâtih - Rum Mîmar hikâyesinin ejderhâlı hâli var. :) Özgün hâlini paylaşıyorum.

    {Mi‘mârbaşı ile Ebü'l-feth'in mürâfa‘a-ı şer‘-i Resûl olduğun beyân eder}

    Bir gazûb pâdişâh-ı Cem-cenâb olmağile câmi‘i binâ eden mi‘mârbaşıya itâb edüp,
    "Benim câmi‘im niçün Ayasofya kadar âlî etmeyüp benim birer Rûm harâcı değer sütûnlarımı kesüp câmi‘im alçak etdin?" dedikde mi‘mâr eydir:
    "Pâdişâhım İslâmbol'da zelzele çok olup metânet üzre inkırâzu'd-devrân mü’ebbed ola deyü iki amûdu üçer zirâ‘ kesüp câmi‘-i Ayasofya'dan sehel alçak etdim" deyü özür buldu.
    "Özrü cürmünden eşeddir" deyü Ebü'l-feth amân vermeyüp mi‘mârbaşının iki ellerin bileklerinden kat‘ etdi.
    Ertesi gün mi‘mârbaşı ehl [ü] iyâliyle İslâmbol mollâsı olan (---) hazretlerinin huzûruna varup Ebü'l-feth Gâzî'den şikayet edüp,
    "Mürâfa‘a-i {şer‘} olunmasın taleb ederim" dedikde derhâl (---) hazretleri kethudâsını Ebü'l-feth'e gönderüp şer‘-i şerîfe da‘vet eder. Hemân Ebü'l-feth,
    "Emir şer‘-i Resûl-i mübînindir" deyüp lepâçesin geyüp kemerine bir bozdağan topuz alup bâb-ı şerî‘ata yüz sürerek gelüp ba‘de's-selâm aleyk alınup sadr-ı âlîde karâr etmek murâd edindikde (---) hazretleri,

    "Oturma beğim, hasmınla mürâfa‘a-yı şer‘ olup ayak berâber durun" dedikde mi‘mârbaşı da‘vâya âğâze edüp eydir:
    "Sultânım, ben bir üstâd-ı kâmil mi‘mâr [u] mühendis-i âmil idim. Bu âdem, ‘Benim câmi‘im niçün alçak edüp iki direğim kesdin’ deyü benim iki ellerim kesüp beni kâr [ü] kesbimden ve kifâf-ı nefsimden alıkoyup ehl [ü] iyâlim beslemeğe iktidârım kalmadı. Emir şer‘-i şerîfin" deyüp summun bükmün durdu.
    "Beğim ne dersin, bu âdemin ellerin siz mi kat‘ etdiniz?" deyince hemân Ebü'l-feth,
    "Vallâhi sultânım, bu âdem benim birer Mısır harâcı değer amûdlarım kat‘ edüp câmi‘im bî-şöhret olup alçak olduğıyçün ellerin kat‘ etdim. Emir şer‘-i şerîfindir" dedikde hemân (---) hazretleri,
    "Beğim şöhret âfetdir. Câmi‘ sahrâda {ve} küşâde olsa ve alçak olsa ibâdete mâni‘ değildir. Senin taşın cevâhir dahi olsa kıymeti yine bir taşdır. Ammâ bu âdem melekden mükerrem, kırk yılda hâsıl olur. Ve nâ-şer‘î kat‘-ı yed edüp tehevvür etmişsiz. Bu âdem kârdan kalup şimden gerü kârı cimâ‘ etmek olsa gerekdir. Evlâd [u] ensâbı kesret üzre olup kifâf-ı nefsleri şer‘ân senin üstüne lâzımdır. Ne dersin beğim?" dedikde hemân Sultân Mehemmed,
    "Emir şer‘in" dedükde (---) hazretleri,
    "Emr-i şer‘ budur kim mi‘mâr da‘vâ etse şer‘an sizin dahi elleriniz kat‘ olunur. Zîrâ şer‘-i şerîfden me’zûn olmadan nâ-şer‘î iş edenin emr-i şer‘ile hakkından gelinir" dedükde Ebü'l-feth,
    "Sultânım Beytü'l-mâl-ı müslimînden kifâyet mikdârı ulûfe edelim" dedikde hemân mollâ,
    "Hayır, Beytü'l-mâl'e gadr etmen. Bu iş izn-i şer‘siz olmuşdur, kabâhat sizindir. Siz kendi [41a] ulûfenizden bu mecrûha beher yevm onar akçe ferâgat edersiz" deyü hükm etdükde Ebü'l-feth,
    "Yigirmişer akçe olsun, ammâ kat-ı yed etdiğim bana helâl etsün" dedükde Mi‘mârbaşı tesellî-i hâtır bulup,
    "Dünyâda ve âhiretde helâl olsun" deyü yevmiyye yigirmişer akçenin berât hüccetin alup gitdi.
    Sultân Mehemmed dahi kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet hüccetlerin alup da‘vâ ve nizâ‘dan halâs olunca hemân (---) hazretleri,
    "Pâdişâhım şer‘-i şerîfe hoş geldin, ol mahalde da‘vâcın var idi, iktizâ-yı şer‘ ol idi kim huzûr-ı şer‘de müdde‘în ile berâber olaydın. Anıniçün sana ta‘zîm etmedik. Şimdi sana ta‘zîm farz mesâbesindedir" deyü seccâde üzre teklîf etdiler.
    Hemân gazûb Sultân Mehemmed eydir:
    "Eğer efendi bu sultândır deyü bana himâye edüp mi‘mâra gadr edeydin şu topuz ile seni hurd ederdim" deyü eteği altından topuzu sapıyla gösterdi.
    Hemân (---) hazretleri eydir:
    "Eğer beğim sen dahi benim şer‘ile hükm etdiğime rızâ vermeyüp zerre kadar şerî‘atdan nükûl edeydin şu seccâde altındaki ejdere seni helâk etdirirdim" deyü seccâdeyi küşâde edince bi-emrillâh seccâde altından bir ejdehâ kıjğırup dehânından âteş-feşânlık ederken Monlâ hazretleri ejdere "Epsem ol" deyü hitâb edüp seccâdeyi yine setr edince hemân Sultân Mehemmed (---) hazretlerinin dest-i şerîfin bûs edüp du‘â-yı hayrları ile şeref-yâb olup sarâyına müteveccih oldular. Böyle bir pâdişâh-ı azîmü'ş-şân iken bâb-ı şerî‘ate gelüp itâ‘at etdi.
    Andan mi‘mârın baş halîfesi Abdâl Sinân mi‘mârbaşı olup bu câmi‘e niçe zamîme âsâr-ı binâlar etdi.
  • İKİNCİ MURAT
    Aksak Temür'ün temellerini sarstığı, Türkiye Devleti'ni yeni baştan ayağa kaldıran Çelebi Mehmet,
    savaşlarda yıprattığı gövdesini erken bir yaşta toprağa verdiği zaman, yerine pek değerli bir oğul
    bırakmıştı. Bu oğul, Osmanlı padişahlarının en büyüklerinden biri olan İkinci Murat'tır ki tarihimizde
    devlet adamlığının, kumandanlığın, feregatın ve kahramanlığın örnek şahsiyetlerinden biri olarak
    yaşamaktadır.
    İkinci Murat, tahta çıktığı zaman, atalarının yüksek meziyetlerinden çoğuna malik bulunuyordu.
    Talihin önüne koyduğu en güç sınavlarda gösterdiği yüksek başarılarla, tarih sayfalarında yüz aklığı ile
    yer alarak bu meziyetlerin hesabını vermiş oldu. O, ırkının şanlı tarihine büyük bir hatıra olarak
    bıraktığı adının yanına atalarında bulunmayan bir meziyeti daha ekledi. Osman Oğulları'nın ilk şair
    padişahı olmak şerefini de kazandı. İkinci Murat'ın padişahlık çağı, Haçlıların bir azgınlık anına rastlar. Saltanatının ilk yıllarında bir yandan dağınık Anadolu Türklüğü'nün birliği için çalışan, bir yandan da ordusunu Balkanlarda gazalar ardında koşturan Murat, Türk düşmanı Batı'nın Türkiye'ye yaptığı saldırışları önlemek için de savaş alanlarına yürümek zorunda kalmıştır. Onun Haçlılarla ilk karşılaşması 1437 yılındadır, Macar, Alman, Sırp,
    Romen ve Lehlilerden meydana getirilen ve usta bir başın buyruğunda bulunan Haçlı ordusu ile
    yapılan savaşlar 1444 yılına kadar sürmüş, Murat'ın orduları Batı'ya yenilerek Avrupa'daki
    topraklarımızın bir bölümünü düşmana kaptırmıştı. Yedi yıl süren bu savaş; Murat'ı da, ordusunu da
    yormuş gibiydi. Bunun hesabının Batı'ya sonra sorulması düşüncesi ile, ulu padişah, yenilmeyi kabul
    ederek barış yapmak istedi. Barış on yıl için yapıldı. Mevkide gözü olmayan temiz ve ulu ruhlu sultan
    bu barıştan sonra padişahlığı henüz on beş yaşına varmayan oğlu Mehmet'e bırakarak Manisa'ya
    çekiliyor, sükûn arayan ruhunu bu güzel Anadolu parçasının yeşillikleri arasında dinlendirmek
    istiyordu. Türkiye tahtına tecrübesiz bir çocuğun çıkması, Batı'nın mutaassıp Haçlı aleminde yeni bir umut
    doğurmuştu: Sırp Sındığı'nda, Birinci Kosova'da ve Niğbolu'da yapamadıkları işi, Türkleri Avrupa'dan
    kovmak kuruntusunu, bu fırsattan faydalanarak yapmak.. Fakat henüz imzaladıkları barış, büyük bir
    engel olarak önlerinde duruyordu. Çünkü barışı Sultan Murat Kur'an, onlar da İncil üzerine yemin
    ederek imzalamışlardı. Yemini nasıl bozabileceklerini düşünüyorlardı. Papanın vekili, Türkler'i
    Avrupa'dan kovacak yiğitlerin yardımına yetişti; Müslümanlara verilen sözün hükmü olmadığını
    söyleyerek meseleyi halletti! Bu seferki Haçlı ordusu Macar, Alman, Leh, Romen ve Hırvatlardan
    mürekkep olarak hazırlandı. Ordunun çekirdeği Macar atlıları idi. Macar kralı da orduyla birlikte
    bulunuyordu. Fakat buyruk, yedi yıllık çarpışmalarda Murat'ı barışa mecbur bırakan ünlü asker Jan
    Hunyad'da idi. Haçlıların yürümeye hazırlandıkları duyulunca, Türk devlet adamları Murat'ın ordu başında
    bulunmasının gerekliğine karar verdiler. Çocuk padişahı razı ederek Manisa'ya haber saldılar. Murat,
    yedi yıllık savaşların ve ölen büyük oğlunun yaslarını unutmak için çekildiği Manisa'dan gelmek
    istemedi. Bunun üzerine geleceğin büyük Fatih'i "Eğer padişah sizseniz kâfirleri kovmak için, yok
    padişah bensem buyruğumuza uyarak gelmeniz gerektir" tarzındaki mektubunu yazdı. Murat, ruhunu
    dinlendirmekte olduğu Manisa'dan kalkarak hızla geldi. Ordusunun başına geçti. Gelibolu'ya doğru
    yöneldi. Lakin Haçlı donanması Türkler'in karşı kıyıya geçmemesi için Boğazda bekliyordu. Murat,
    durumu görünce hemen karar değiştirir. Ordusunu sıkı bir yürüyüşle Karadeniz boğazına getirdi.
    Anadolu Hisarından karşıya geçirerek Edirne üzerine yürüdü.
    Haçlı ordusu her rastladıkları kalede savaşlar vererek Varna'ya doğru ilerliyordu. Türk ordusunun
    Anadolu topraklarından karşıya geçmiş olduğundan haberleri yoktu. Hızla ilerleyen Sultan ise,
    düşmanın Varna'ya yürüdüğünü öğrenmiş ve ardına düşmüştü. Haçlılar, 9 ikinci teşrinde Varna'ya
    vardılar. Fakat aynı günün akşamında pek yalanlarında Türk ordusunu konaklar görmeleri onlar için
    büyük bir şaşkınlık oldu.
    Türk ordusu 50.000. Haçlılar ise 70.000 kişi idiler. Savaş ertesi sabah Türkler'in atılışı ile başladı.
    Türkler, Haçlıların bozdukları antlaşmayı bir kargıya geçirerek karargâhlarına dikmişlerdi.
    Varna Meydan Savaşı tarihin büyük imha kavgalarından biridir. Bu çarpışmada iki taraftan birinin yok
    olacağı muhakkaktı. Bir tarafla kahraman Türkler, diğer tarafla Macarlar çok sert vuruşuyorlardı.
    Savaşın ilerlediği bir anda, yedekte beklemekte olan Macar kralı da erleri ile birlikte harekete geçti.
    Fakat bu atılış kendisine pek pahalıya mal oldu. Büyük bir kahramanlıkla vuruşan Türk ordusundan
    Rüstem adlı bir er, kralın atını balta ile yere devirdi. Hızar adlı yaşlı bir savaşçı da Kralın başını keserek
    bir mızrağa geçirdi. Baş, karargâhtaki bozulmuş antlaşma mızrağının yanına dikildi. Bu hal Haçlılar için
    büyük bir sille oldu. Onların manevî güçleri kırılırken, Türk ordusu iki yandan şiddetle saldırarak
    düşmanı çember içine almaya başladı. Jan Hunyad savaşın sona ermek üzere olduğunu anlamış,
    küçük bir kuvvetle şimale doğru çekilmişti. Türkler ertesi gün çember içine aldıkları Haçlı ordusunu
    tamamen yok ettiler. Jan Hunyad dört beş bin kişilik küçük kuvveti ile güçlükle kurtulabildi. Zırhlı
    Macar atlılarının büyük değerine ve kahramanlığına ve Jan Hunyad'ın ustalığına rağmen, İkinci
    Murat'ın buyruğundakl Türk ordusu parlak bir zafer kazanmış oluyordu.
    Murat, sözlerini hiçe sayan Batılılara verdiği bu müthiş dersten sonra padişahlığı yine oğluna
    bırakarak ikinci defa tahttan çekildi. Fakat talih onu aradığı sükûna bir türlü kavuşturmuyordu. Bir
    takım olaylar Gazi Sultanı üçüncü defa olarak padişahlığı ele almaya mecbur bıraktı. İkinci Murat'ın
    üçüncü padişahlığı zamanındaki en mühim olay da yine Haçlılara karşı yaptığı bir savaştır. Türk
    düşmanı Batı, Varna'da gafil avlandığını sanıyor, Asya'nın efendi ırkından öç almaya hazırlanıyordu.
    Bilhassa Hunyad, Varna'da yere serilen namını yeniden yüceltmek için fırsat bekliyordu. Bu
    hazırlanmalar meyvesini vermekte gecikmedi. Varna bozgunundan dört yıl sonra Macar, Alman,
    Romen ve Çeklerden mürekkep yeni bir Haçlı ordusu Türkiye'ye bir kere daha saldırdı. Sultan Murat
    bu seferki savaşını adaşı Birinci Murat'ın bu hem gazi, hem şehit atasının Batı ile çarpıştığı, onları
    ezdiği, lakin toprağa düştüğü yerde, Kosova'da yaptı. Bu İkinci Kosova Savaşı 1448'de başladı. Üç gün
    sonra sona erdi. Tarih, bu dört günlük savaşı bir Türk zaferi ve bir Haçlı bozgunu olarak sayfalarına
    geçiriyor. İkinci Murat'ı ve Türk ordusunu yücelten bu kavga, Batı'yı Türkler önünde bir yol daha dize
    getirmiş oluyordu.
    Türk tarihine bu parlak zaferleri yazdıran İkinci Murat, Türk'ün ulu çocuklarından biridir. Türklüğe
    Fatih gibi bir yiğidi armağan bırakarak göçen bu ulu padişah, tarihte en çok Varna'nın ve İkinci
    Kosova'nın başbuğu olarak yaşayacaktır. 1944 ve 1948 yılları, Batı'nın, Türk düşmanı mutaassıp Haçlı
    ruhunu yere vurduğumuz o iki zaferin beş yüzüncü yıl dönümlerine rastlamaktadır. Acaba, bu kutlu
    günlerin beş yüzüncü yıl dönümlerinde ulu Murat'ı ve yenilmez Türk ordusunu topluca anmak
    vazifemizi yapacak mıyız?
  • Abdüsselam: (1926-19..) Pakistanlı Fizik Bilgini ilk Nobel ödülü alan Müslüman Bilim Adamı.

    Ahmed Bin Musa: (10.yüzyıl) Sistem mühendisliğinin Öncüsü. Astronom ve Mekanikçi.

    Akşemseddin: (1389-1459) Pasteur önce Mikrobu bulan ilk bilim adamı. İstanbul’un fethinin manevi babasıdır. Fatih sultan Mehmet' in Hocasıdır.

    Ali Bin Abbas: (?-994) 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapan bilim adamı. Kılcal damar sitemini ilk defa ortaya atan bilim adamıdır. Eski çağın en büyük hekimlerinden olan hipokratesin (Hipokrat) Doğum olayı görüşünü kökünden yıktı.

    Ali Bin İsa: (11.yüzyıl) İlk defa göz hastalıkları hakkında eser veren Müslüman Bilim Adamı.

    Ali Bin Rıdvan: (?-1067) Batıya tedavi metodlarını öğreten İslâm Âlimi.

    Ali Kuşçu: (?-1474) Ünlü Bir Türk astronomi ve matematik bilginidir.

    Ammar: (11.yüzyıl) İlk katarak ameliyatını kendine has biçimde yapan Müslüman Bilim Adamı.

    Battani: (858-929) Dünyanın en meşhur 20 Astronomundan biri, trigonometrinin mucidi, sinus ve kosinüs tabirlerini kullanan ilk bilgin.



    Beyruni: (973-1051) Dünyanın döndüğünü ilk bulan bilim adamı ümit burnu, Amerika ve Japonya’nın varlığından bahseden ilk bilim adamı. Beyruni Amerika kıtasının varlığını Kristof Colomb'un Keşfinden 500 sene önce bildirmiştir. Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astronomi gibi dallarda eserler yazmıştır. Çağın En Büyük Alimidir.

    Bitruci: (13.yüzyıl) Kopernik'e yol açan öncülük eden astronom bilim adamı.

    Cabir Bin Eflah: (12.yüzyıl) Ortaçağın büyük matematik ve astronom bilginidir. Çubuklu güneş saatini bulan ilk bilim adamıdır.

    Cabir Bin Hayyan: (721-805) Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve kimyanın babası sayılır. Maddenin en küçük parçası atomun parçalanabileceğini bundan 1200 sene önce söylemiştir.

    Cahiz: (776-869) Zooloji İlminin öncülerindendir. Hayvan gübresinden amonyak elde etmiştir.

    Cezeri: (1136-1206) İlk sistem mühendisi ve ilk sibernetikçi ve elektronikçi Bilgisayarın babası; oysa bilgisayarın babası yanlış olarak İngiliz matematikçisi Charles Babbage olarak bilinir.

    Demiri: (1349-1405) Avrupalılardan 400 yıl önce ilk zooloji ansiklopedisini yazan alimdir. Hayat’ül Hayavan isimli kitabı yazmıştır.

    Dinaveri: (815-895) Botanikçi ve Astronom bir alim olarak bilinir.

    Ebu Kamil Şuca: (?-951) Avrupa’ya matematiği öğreten islam bilgini.

    Ebu'l Fida: (1271-1331) Büyük Bir bilgin tarihçi ve coğrafyacıdır.

    Ebu'l Vefa: (940-998) Matematik ve Astronomi bilginidir trigonometriye tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı kazandıran matematik bilginidir.

    Ebu Maşer: (785-886) Med-cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgindir.

    Evliya Çelebi: (1611-1682) Büyük Türk seyyahı ve meşhur seyahatnamenin yazarıdır.

    Farabi: (870-950) Ses olayını ilk defa fiziki yönden ele alıp açıklayıp izah getiren ilk bilgindir.

    Fatih Sultan Mehmet: (1432-1481) İstanbul’u feth eden ve Havan topunu icad eden yivli topları döktüren padişahtır. Fatih’in kendi icadı olan ve adı "şahi" olan topların ağırlığı 17 ton ve bakırdan dökülmüş olup 1.5 ton ağırlığındaki mermileri 1km ileriye atabiliyordu. Bu topları 100 öküz ve 700 asker ancak çekebiliyordu.

    Fergani: (9.yüzyıl) Ekliptik meyli ilk defa tesbit eden astronomi alimi.

    Gıyasüddin Cemşid: (?-1429) Matematik alimi. Ondalık kesir sistemini bulan çemşid cebir ve astronomi alimi.

    Harizmi: (780-850) İlk cebir kitabını yazan ve batıya cebiri öğreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu rakamları Avrupa' ya öğreten bilgin. Cebiri sistemleştiren Bilgin.

    Hasan Bin Musa: (-) Dünyanın çevresini ölçen, üç kardeşler olarak bilinen üç kardeşten biri..

    Hazini: (6-7.yüzyıl) Yerçekimi ve terazilerle ilgili izahlarda bulunan bilgin.

    Hazerfen Ahmed Çelebi: (17.yüzyıl) Havada uçan ilk Türk. Planörcülüğün öncüsü.

    Huneyn Bin İshak: (809-873) Göz doktorlarına öncülük yapan bilgin.

    İbni Avvam: (8.yüzyıl) Tarım alanında ortaçağ boyunca kendini kabul ettiren bilgin.

    İbni Battuta: (1304-1369) Ülke ülke , kıta kıta dolaşan büyük bir seyyah.

    İbni Baytar: (1190-1248) Ortaçağın en büyük botanikçisi ve eczacısıdır.

    İbni Cessar: (?-1009) Cüzzam hastalığının sebep ve tedavilerini 900 sene önce açıklayan Müslüman doktor.

    İbni Ebi Useybia: (1203-1270) Tıp Tarihi hakkında eşsiz bir eser veren doktor.

    İbni Fazıl: (739-805) 12 asır önce ilk kağıt fabrikasını kuran vezir.

    İbni Firnas: (?-888) Wright kardeşlerden önce 1000 sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren alim.

    İbni Haldun: (1332-1406) Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi kuran mütefekkir. Psikolojiyi tarihe uygulamış, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük bir islam tarihçisidir. Sosyolog ve şehircilik uzmanı.

    İbni Hatip: (1313-1374) Vebanın bulaşıcı hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklayan doktor.

    İbni Havkal: (10.yüzyıl) 10 asır önce ilmi değeri yüksek bir coğrafya kitabı yazan alim.

    İbni Heysem: (965-1051) Optik ilminin kurucusu büyük fizikçi. İslam dünyasının en büyük fizikçisi, batılı bilginlerin öncüsü, göz ve görme sistemlerine açıklık kazandıran alim. Galile teleskopunun arkasındaki isim.

    İbni Karaka: (?-1100) Dokuzyüz yıl önce torna tezgahı yapan bilgin.

    İbni Macit: (15.yüzyıl) Ünlü bir denizci ve coğrafyacı. Vasco da Gama onun bilgilerinden ve rehberliğinden istifade ederek hindistana ulaştı.

    İbni Rüşd: (1126-1198) Büyük bir doktor, astronom ve matematikçidir.

    İbni Sina: (980-1037) Doktorların sultanı. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalık yayan küçük organizmalar, civa ile tedavi, pastör'e ışık tutması, ilaç bilim ustası, dış belirtilere dayanarak teşhis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, Fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babası.

    İbni Türk: (9.yüzyıl) Cebir’in temelini atan İslam bilgini.

    İbni Yunus: (?-1009) Galile'den önce sarkacı bulan astronom.

    İbni Zuhr: (1091-1162) Endülüs’ün en büyük Müslüman doktorlarından asırlarca Avrupa'da eserleri ders kitabı olarak okutuldu.

    İbnünnefis: (1210-1288) Küçük kan dolaşımını bulan ünlü İslam alimi.

    İbrahim Efendi: (18.yüzyıl) Osmanlılarda ilk denizaltıyı gerçekleştiren mühendis.

    İbrahim Hakkı: (1703-1780) Büyük bir sosyolog, psikolog, astronom ve fen adamı. En ünlü eseri marifetnâme, Burçlardan, insan fizyoloji ve anatomisinden bahsetmiştir.

    İdrisi: (1100-1166) Yedi asır önce bügünküne çok benzeyen dünya haritasını çizen coğrafyacı.

    İhvanü-s Safa: (10.yüzyıl) çeşitli ilim dallarını içine alan 52 kitaptan meydana gelen bir ansiklopedi yazan ilim adamı. Astronomi , Coğrafya, Musiki, Ahlâk, Felfese kitapları yazmıştır.

    İsmail Gelenbevi: (1730-1791) 18 yüzyılda Osmanlı’ların en güçlü matematikçilerinden.

    İstahri: (10.yüzyıl) Minyatürlü coğrafya kitabı yazan bilgin.

    Kadızade Rumi: (1337-1430) Çağını aşan büyük bir matematikçi ve astronomi bilgini. Osmanlının ve Türklerin ilk astronomudur.

    Kambur Vesim: (?-1761) Verem mikrobunu Robert Koch'dan 150 sene önce keşfeden ünlü doktor.

    Katip Çelebi: (1609-1657) Osmanlılarda Rönesansın müjdecisi coğrafyacı ve fikir adamı.

    Kazvini: (1203-1283) Ortaçağın Herodot'u Müslümanların Plinius'u, astronom ve coğrafyacı bilgin.

    Kemaleddin Farisi: (?-1320) İbni Heysem ayarında büyük İslam matematikçisi, fizikçi ve astronom.

    Kerhi: (?-1029) İslam Matematikçilerinden.

    Kindi: (803-872) İbni Heysem'e kadar optikle ilgili eserleri kaynak olan bilgin. Fizik, felsefe ve matematik alanında yaptığı hizmetleri ile tanınmıştır.

    Kurşunoğlu Behram: (1922-?) Genelleştirilmiş izafiyet teorisini ortaya atan beyin güçlerimizden. Halen Prof.Behram Kurşunoğlu Amerika’da Florida Üniversitesinde teorik fizik merkezinde başkanlık yapmaktadır

    Lagarî Hasan Çelebi: (17.yüzyıl) Füzeciliğin atası, Osmanlılarda ilk defa füze ile uçan bilgin.

    Macriti: (?-1007) Matematikte başkan kabul edilen Endülüslü Matematikçi ve astronom.

    Mağribi: (16.yüzyıl) Çağının en büyük matematikçilerinden. Mağribinin eseri olan Tuhfetü'l Ada isimli kitabında üçgen, dörtgen, daire ve diğer geometrik şekillerinin yüz ölçümlerini bulmak için metodlar gösterilmiştir.

    Maaşallah: (72?-815) Meşhur İslam astronomlarındandır. Usturlabla İlgili ilk eseri veren bilgindir.

    Mes'ûdi: (?-956) Kıymeti ancak 18. 19. Yüzyıllarda anlaşılan büyük tarihçi ve coğrafyacı. Mesudi günümüzden 1000 sene önce depremlerin oluş sebebini açıklamıştır. Mesûdinin eserlerinden yel değirmenlerinin de Müslümanların icadı olduğu anlaşılmıştır.

    Mimar Sinan: (1489-1588) Seviyesine bugün dahi ulaşılamayan dahi mimar. Mimar Sinan tam manası ile bir sanat dahisidir.

    Muhammed Bin Musa: (9.yüzyıl) Dünyanın Çevresini ölçen 3 kardeşten biri. Matematikçi ve astronom.

    Mürsiyeli İbrahim: (15.yüzyıl) Piri reisten 52 sene önce bugünkü uygun Akdeniz haritasını çizen haritacı. Günümüzden 500 sene önce kadar önce yaşamıştır.

    Nasirüddin Tusi: (1201-1274) Trigonometri sahasında ilk defa eser veren, Merağa rasathanesini kuran, matematikçi ve astronom.

    Necmeddinü-l Mısri: (13.yüzyıl) Çağının ünlü astronomlarından.

    Ömer Hayyam: (?-1123) Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün keşfi Ömer Hayyam’a aittir.

    Piri Reis: (1465-1554) 400 sene önce bu günküne çok yakın dünya haritasını çizen büyük coğrafyacı. Amerika kıtasının varlığını Kristof Kolomb 'dan önce bilen ünlü denizci.

    Razi: (864-925) Keşifleri ile ün salan asırlar boyunca Avrupa'ya ders veren kimyager doktor ünlü klinikçi. Devrinin En büyük bilgini İbni Sina ile aynı ayarda bir bilgin.

    Sabit Bin Kurra: (?-901) Newton' dan çok önce diferansiyel hesabını keşfeden bilgin. Dünyanın çapını doğru olarak hesaplayan ilk İslam bilgini. Matematik ve astronomi alimi.

    Sabuncu Oğlu Şerefeddin: (1386-1470) Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarındandır. Deneysel fizyolojinin öncülerindendir.

    Seydi Ali Reis: (?-1562) Ünlü bir denizci, matematik ve astronomi alimidir.

    Şemsettin Halili: (?-1397) Büyük bir astronomi bilginidir.

    Şihabettin Karafi: (?-1285) orta çağın en büyük fizikçi ve hukukçularından.

    Takiyyüddin Er Rasit: (1521-1585) İstanbul rasathanesi ilk kuran çağından çok ileride asrın önde gelen astronomi alimidir.

    Uluğ Bey: (1394-1449) Çağının en büyük astronomu ve trigonometride yeni çığır açan ünlü bir alim ve hükümdar.

    Zehravi: (936-1013) 1000 sene önce ilk çağdaş ameliyatı yapan böbrek taşlarının nasıl çıkarılacağını ve ilk böbrek ameliyatını gerçekleştiren bilim adamı..

    Zerkali: (1029-1087) Keşif ve hizmetleri ile ün salmış astronomi alimidir.