Kişisel Gelişim
EFT &NLP Teknikleri
Bioenerji Uzmanı
Numeroloji Analizi
Sosyal Hizmet Mezunu
Laborant ve Veteriner Sağlık Okuyor
Sosyoloji Okuyor
Psikoloji Arkeoloji
Kültür Sanat ve Bilgi
Sosyoloji- Sosyal Hizmetler-Laborant ve Veteriner Sağlık
Ekonomi, günümüzde yalnızca üretim ve tüketim ilişkilerini değil, insanın insana nasıl davrandığını da belirleyen görünmez bir mekanizma hâline gelmiştir. Toplumsal ilişkiler, giderek daha fazla ekonomik sermaye üzerinden şekillenmekte; saygı, ilgi ve nezaket gibi insani değerler dahi sınıfsal konumlara göre dağıtılmaktadır.
Gündelik hayatta karşılaştığımız “efendim” hitapları, özenle kurulmuş cümleler ve sahte gülümsemeler, çoğu zaman eşit bir insani yaklaşımın değil; ekonomik güce yönelen bir davranış kalıbının göstergesidir. Bu durum, emeğiyle var olan ancak görünmez kılınan bireyleri —örneğin bir çöp toplayıcısını— toplumsal hiyerarşinin en altına iterken; ekonomik sermayesi yüksek olan bireyleri ayrıcalıklı bir konuma yerleştirir.
Bu bağlamda ekonomik farklılıklar, yalnızca maddi yaşam koşullarını değil, bireyin toplum içindeki temsiliyetini, değer algısını ve maruz kaldığı muameleyi de doğrudan etkilemektedir. Toplum, bireyleri insan olmaları üzerinden değil; sahip oldukları üzerinden tanımlamaya başladığında, eşitsizlik yalnızca yapısal değil, aynı zamanda kültürel ve sembolik bir hâl alır.
Oysa insan onuru, ekonomik ölçütlerle belirlenemez. İnsanı insan yapan parası değil; onun değeri, canıdır. Hiçbir zaman sahip olduğu mal ile tanımlanamaz. Bir bireye gösterilen saygının kaynağı, onun maddi gücü değil, insan oluşudur.
Gerçek bir toplumsal dönüşüm, saygının ve değerin sınıflar arasında farklılaşmadığı; her bireyin eşit bir insani muamele gördüğü bir anlayışla mümkündür. Toplumun niteliği, en güçlüye gösterilen ihtimamla değil; en görünmeyene gösterilen değerle ölçülür. Bu nedenle, insana verilen değeri yeniden düşünmek, yalnızca bireysel bir tercih değil; toplumsal bir sorumluluktur.
instagram.com/p/DX4os7BDPQc/?...
Mayhoşluğun ani tadı
Deliliğin en dip noktası
Zihnin uyanışı
Öğrenmenin en katı hâli
Uyanışların en güzeli
Koku nülifer meşk hâlinde
Sesler
Dünyadan uzak...
Zirvenin son hâli
Sav kanatlar da
Güven veren dayanak
Yolların sana çıkan hâli
Var olmanın yok oluşu
Varlığın sonsuzluğu
“Na” kudreti
Bir üst boyutu
Tanıdık bu ses
Ruhum dinler iken
Hudutsuz sen
Birliğin hiç hali
Uyanışların en güzeli.
Yazan Sultan ÖRNEK
Ufuktan göründü yanan sızı
Yegâne figan oldu en dip anı
Kader ters köşe vurdu
Sana ulaşmaktı en büyük cihanı
Bir bıraksan da gelebilsem
Altıya on kala sana varsam
Bilirsin…
Sana varırken çoktan ordayım.
Sırra hüküm oldu yürek
Vakit nurunu serpti
Kaderin pusulası şaştı
Bir akşamüstü,
Sana varırken çoktan ordayım
Bilirsin...
YAZAN
Sultan ÖRNEK
Değmezmiş,çırpınan bu yüreğim
Anladı… usuldan, inceden, sessizce
Kendinle bir kal istedim bir kere.
“Şubatta geleceğim” dedim
Kaç Şubat geçti…
Gelmedin.
Gelmedim.
Yazan Sultan ÖRNEK