Kutsal Kitabın sözlerini gerçekten
anlamak için insanın eski dili bilmesi ve yeni, özgür bir şekilde okuması gerekir. Kutsal Kitabın sözlerini okuyup anlamamızı istiyorum, bir hahamın onlara dair yorumunu ya da alimlerin anlarmış gibi yaptığı bir takım mesajları ve Kabalistlerin bazı kelime düzenlerinde ve harflerin rakamsal değerlerinde gördüğü gizli bir mesajı değil. Geri dönüp Kutsal Kitabın gerçekten söylediği şeyi okumak istiyorum.
Kuru üzümlerin için yaptığın bir satış anlaşmasını okuduğun aynı sesle okuyorsun kutsal kitabı. Böyle bir okuma Tanrı'yı gücendirir.
"Tanrıyı gücendirir mi? jacob, yalvarırım aklın yolunu takip et. Tanrının eksiksiz olduğu, hiçbir şeye ihtiyaç duymadığı ve bizim gibi bir varlık olmadığı konusunda anlaşmaya varmadık mı az önce? Böyle bir Tanrı benim okuma tarzım gibi önemsiz bir şeyden gücenebilir mi hiç?"
Goethe, Spinoza'nın ona aklını diğerlerinin etkisinden özgürleştirmeyi öğrettiğini söylüyor. Kendi hislerine, kendi sonuçlarına ulaşabilmek ve sonra da bunlara uygun davranmak için. Başka bir deyişle bırak sevgin aksın ve sevginin karşılığında alabileceğin sevgi fikrinin etkisi altında kalmasına izin verme.
Bu fikri seçim konuşmalarına da uygulayabiliriz.
Goethe, diğerlerinin hayran kalmasına dayalı bir konuşma yapmayacaktır. Diğerlerinin ondan söylemesini istediği şeyleri de söylemeyecektir.
Böyle diyorsun çünkü anlamıyorsun. Senin aklın Tanrı'nınkini aşıyor mu? Her şeyi bilememizin ve kutsal metinleri yorumlayıp açıklamaları için hahamlarımıza güvenmemiz gerekmesinin bazı sebepleri olduğunu bilmiyor musun?"
"Bu tutum hahamların çok işine gelir Gabriel. Çağlar boyunca din adamları her zaman muammaların yegane yorumcusu olmayı istemişlerdir. Bu onların çıkarlarına hizmet ediyor."
"Sarah'nın babası kutsal kitabı ve dini önderlerimizi sorgularken takındığın bu küstahlığın sadece Yahudiler için değil ayrıca Hıristiyan toplumu için de sinir bozucu ve tehlikeli olduğunu söyledi.
Bizim kutsal kitabımız onlar için de kutsaldır. "