"Neden halkımın başına din gibi bir belayı açmak isteyeyim ki? Dinler zamanla içten içe çürür... tıpkı imparatorluklar ve bireyler gibi! Onların hepsi aynıdır."
"Bağırıyorum sofranın üstüne
Bağıracağım yemeğin ve ekmeğin içine
Yeni bir işçi geliyor kendine"
"Sus" diyor i ve i
"Sus biz yücelteceğiz emeği"
"Asıl sen sus tanrı yüceltmiş bir kere"
Tanrı mı
"çok bulanıyoruz" i ve i
"Ekmeğe alın terinden önce kan
Duadan ve bereketten önce kan
(ben kazandım onlar da kazansın yeterince) den önce kan kan
kan kin öfke
katık olmalı
her şeyden ve besmeleden önce"
"işçi miyim değil miyim"
durmadan kendini yorarak kurcalayarak
soruyor(bu kim bizden değil)
Kendini darağacına atsa
ağırlığı az gelir boğulmaya-ve atmadı
Beni mi adasalar iyi olan beni
diledikleri yerine gelsin diye kurban
çunkü hep budanmışım gibi
koyun bazen horoz gibi algılıyorum bazen omuz etlerimi
intiharla(oysa mı) bir çelişmeydik eskiden
yasaktık intiharla
canımızın hakkı üzerine
varamazdı elimiz
Ülkem bugün
Yariyle buluşmuş gizlilerde
Tepeden tırnağa yeni yıkanmış
Ve örtüler içinde
Göz kapakları kale kapıları
Gibi örtülü
Yassı gözlü kabarık alınlı
Kalbine ve beline zengin
Düzgün bedenli bol saçlı erkekler gibi
Ülkem
Tepeden eteğe yıkanmak için
Aşıdan sonra paklanan
Ovalara yayılmış kadınlar
Evi uçsuz bir yol gibi bekleyen
Yavruya verilecek süt gibi
En sıcak yerinde bekleten
O kadınlar gibi ülkem
Köyden o ölü kalkar
Süslenmiş kurdelalar takılmış bir koç
Kapıda tabut tahtaları arasında beklemektedir
Bayram değil seyrandır
Aşk aceleyle oraya buraya göz gezdirir
Sevgi sabırla ahır kapılarından süzülmektedir