Erkekler içlerini dökmek istiyor bana nedense. Onlara yabancı değilim. Dünya kadınların suçluluk duygusunu ve üzüntüyü özümsemesini bekliyor. Bana sevgi hakkında öğrettiğin şeylerden biri de bu.
Yeniden öfke, yeni diyemeyeceğim bir öfke çünkü çok tanıdık, başından beri beni bekleyen bir şey gibi. Kadınların acısı bir yerlerde takılıp kalmak zorundaydı. Yüzey toprağına, atmosferik kalıntılara karışıp billurlaşarak deniz sularının taşıdığı çakıllara dönüştü. Biz de onu yedik ve soluduk, onu parçamıza dönüştürdük.
Resimler senin yaptığın şeyleri göstermiyordu fakat kadınların acısı nasıl bize aitse, eylemler de sana aitti. Bedenin seni her şeye rağmen hain kılıyordu.
Travma, ağır metaller gibi saçlarımıza, organlarımıza ve kanımıza karışıp içimize işleyen bir toksindir; bedenlerimizse sindirdiğimiz ve deneyimlediğimiz şeylerin çevresindeki et katmanından başka bir şey değildir. İstiridyelerin içinde bazen bulduğumuz şekilsiz inciler gibi içimizde durur bunlar.
Anışımızda bir tür şiddet var. Senden, senin onay vermediğin bir şey yaratıyoruz. Seni başka bir şeye dönüştürüyoruz: sonunda dünyaya mağlup olmuş bir adama. Öyle hatırlanmak istemezdin, biliyorum. Senin hakkında düşünmek, suyun şişirdiği hayaletini sahile sürüklemeye benziyor. Ve neden onu sürekli geri getirmek isteyelim ki?