Gün ışık demekti, aydınlık. Gece ise karanlık. Birbirine zıt ama var olmak için birbirine muhtaç iki kavram. Hep aydınlık olsaydı karanlığı bilebilir miydik? Ya da hiç görmediğimiz bir aydınlığa özlem duyar mıydık?
"Neden bu kadar rahatsız oluyorsun renklerden?" diye sordu Maite. "Yani tamam, bu haliyle gerçekten berbat görünüyor ama beyaz dışında başka bir renge de boyanabilir. Neden sadece beyaz?"
"Çünkü bana insanların hiç de masum olmadığını anımsatan tek renk beyaz."
Ender sahip olduğumuz bir duygu olduğundandır. Sık öfkelenen insanlar vardır, çabuk ağlayan, hemen depresyona giren ya da olur olmaz her şeye gülen... Ama hep mutlu olan biri olabilir mi? Hiçbir derdi, sıkıntısı olmayan, sürekli mutlu olabilen biri var mıdır? Bağdaştırmak için bir şey bulamama sebebin bence bu, mutlu olan kişilere az rastlamış olman.
"Ne düşünüyorsun? Aklına bir şey mi geldi?" diye sorarken Maite, Cade'in yüzündeki anlamsız ifadeden olay ve katil hakkında düşündüğünü zannetmişti.
"Mutluluğun kokusunu düşünüyordum." dedi lokmasını yutup. "Her duygunun kokusunu özdeşleştirdiğim bir şeyler var ama mutluluk öyle değil, onu tanımlayacak bir kavram, olgu, isim bulamadım hiç. İsim kutusu boş kalmış bir form gibi, anlıyor musun? Onu bu şekilde ayırt ediyorum, isimsizliği ile."