• 552 syf.
    ·18 günde·7/10
    Yazarın okuduğum ilk kitabı değildi. Bu yüzden üslubuna alışıktım. Her zaman ki gibi yine beni o zamandan bu zamana yolculuk ettirdi. Konu konu yorum yapması Sünnet-i Seniyye'den çok kez alıntı yapması beni daha çok inandırdı. Verhasıl okuması akıcı ve insana güzel davranışları aşılayan bu kitabı beğendim. Surç-i lisan ettiysek affola... Adab-ı Muaşeret Mustafa Necati Bursalı
  • 456 syf.
    ·18 günde·Beğendi·9/10
    Kendisi de Paris doğumlu Filistinli bir anne ile Mısırlı bir Yahudi babanın oğlu olan doktor, yazar ve yayıncılık yapan siyasetle de ilgilenen yazar, kronolojik bir anlatıyla Fransız devrimini ele almış kitabında.

    Başlıktan da anlayacağınız üzere dostlar, kitapta yok yok. Neler mi var? Buyurunuz…

    1- XVI. Louis dönemine genel bir bakış ile başlayan kitabımız, önce fransa daki sınıfları anlatarak konuyu açıyor. Üç sınıf var Fransa da; soylular, ruhbanlar ve halk yani 3. Sınıf. İşte devrim bu sınıfın ayaklanmasıyla temelleniyor. Emigre denilen taşradan gelen göçmen işçiler (inşaat işçileri, bacacılar, sucular vb) de önemli bu süre zarfında. Ve kadınların ayaklanmada oynadığı roller.
    2- ABD nin etkisine de değiniyor devamında ki; 1785’te ABD nin paris büyükelçisinin Benjamin Franklin (doların üzerinde resmi olan arkadaş  ), 1785-1789 arasında ki büyükelçinin ise Thomas Jefferson ( ABD nin kurucu babası olur kendileri) olduğunu da öğreniyoruz.
    3- Ekmek fiyatlarındaki artış, vergilerin 3. Sınıf üzerindeki ağırlığı (başta tuz olmak üzere her şeye vergi konmuş, neredeyse bir tek hava bedava –orhan veliye rahmet- ), sarayın harcaması gani ama kasa tam takır, bütçe açığı rekor seviyede
    4- Ulusal meclis kurulur, Komünler oluşturulur her belediyede, en önemlisi elbette paris komünü, ulusal meclis yani konvansiyonda taraflar belli olur. Sağcılar, solcular; jirondenler, jakobenler; ovalılar, dağlılar; ılımlar, kral yanlıları, cumhuriyetçiler, devrimciler, radikaller; robespierreler, maratlar, dantonlar….
    5- kral kovulur hatta yallah giyotine ardından kraliçe antoniette de nasibini alır bu süreçte. Doğal olarak bu süreç çok kanlı olur. Herkes sırayla giyotinin tadına bakacak ve meşhur “devrim en nihayetinde kendi çocuklarını da yer” klişesinin neden çıktığı da yaşayarak öğrenir Fransızlar.
    6- Hristiyanlıktan arınma dönemi başlar, ateizm savunulur gerçek inanç ve değer özgürlüktür mottosu yaygınlaşır (gençler deizme kayıyor azizim ) , rahipler bile rahipliği bırakır, cüppeler çıkar, haçlar çöpe konar, meydanları devrim şehitlerinin heykelleri kaplar, şehir, cadde ve sokak isimleri bile özgürlükten nasibini alır. Devrim takvimi yaratılır, gregoryen takvim yürürlükten kalkar. 1789 denmez, I. Devrim yılı denir. Ayların ismi de dinden arınır. Brumairre, germinal, thermidor gibi ay isimleri vardır artık.
    7- Önce kralcılar, ılımlılar ve jirondenler giyotine gider jakobenler zafer ilan eder lakin onların sonu da diğerleri gibi olacaktır.
    8- Nihayetin de kitap, Temmuz 1794 yani 9 Thermidor günü robespierre ve arkadaşlarının idamına karar verilmesi ve 10 Thermidor da giyotine gitmeleriyle ve karşı devrimle kapanır.

    Kitap, kronolojik ve oldukça detaylıydı, gün gün, ay ay anlatma yolunu seçmiş yazar, aklımda kalan yönlerini yazıya dökmeye çalıştım. Sürç-ü lisan ettiysek affola efenim
    Kitapta da yer alan marx’ın sözü ile yazıma son veriyorum. “fikirler kesinlikle bir şey gerçekleştirmez. Fikirleri gerçekleştirmek için pratik bir güç ortaya koyan insanlara ihtiyaç vardır.”

    Bu da bonus olsun. “Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi” Tol, murat uyurkulak
  • 216 syf.
    ·11 günde·Beğendi·8/10
    Kitabı kapağına göre yargılamamak gerekir. Bunun farkındayım fakat tesettürlü bir kadının kapakta olması ve benim de öyle olmam beni daha çok cezbetti. Kitabı biraz da olsa kapağına göre aldım diyebilirim. Yazar konuyu güzel özetlemiş. Şuan ki insanların dertlerinin sadece dünyadan ibaret olduğunu ve Allah'ı unuttuklarını, aslında her yapacağımızın şeyin Allah için yapılması gerektiğini, seviyorsak onun için konuşuyorsak onun için her şeyin onun için olduğunu küçük kıssalarla perçinlemiş. Yazarın üslubu beni çok sıkmadı. Çok fazla yabancı kelime yoktu. Olsa bile açıklamasını muhakkak bir metinle okuruna öğretiyordu. Bu açıdan sevdiğim bir kitap oldu. Fakat yazarın bazı yerlerde kendini tekrarladığını ve olayı uzatması beni biraz bunalttı. Onun dışında Seyyah ve Fesleğen'in tasavvufi aşkı beni duygulandırdı. İnşaAllah biz gençlerde Allah için birbirini seven insanlardan oluruz. Benim düşüncelerim bu kadar. Surç-i lisan ettiysek affola... Fesleğen Hikmet Anıl Öztekin
  • - Neyin var ne oldu.

    + Birşeyim yok. Bugün
    DuyguSal'ım biraz, biraz da DuyguVapur'um. Duygukayıkta olabilirim.

    - Ne olabilirsin anlayamadım onlar ne demek?

    + Sende 25 gün üst üste salatadan, evinönünden geç anlarsın.

    - Ne salatası ne evinönü.

    +Yanlışlar rıhtımı burası anlamazsın yorma kendini.

    ( İşi biraz eğlenceye vurmak geçiyordu içimden ama düşündükçe olaylar birbirini kovaladı. BİR gerçek var ki dünya da böyle bir şehir yok. Herzaman düşünmüşümdür İstanbul dan ilham alan bu şehirde yaşayan şairleri.Şehrin harikuladeliği onların kalemine sirayet etmiş gölgesi kağıda harf olarak yansımış. Etkilenmemek mümkün değil. İsteyeni en mesut aşık, isteyeni en azılı katil, isteyeni mesleğinin zirvesinde bir mimar veya mesleğinin zirvesinde bir olta balıkçısı yapabilecek şehir çok azdır heralde.Buram buram bir Tarih ve duygu seli. Örnekler saymakla bitmez. Ama bizler sahip çıkmazsak denizde balık biter, gölde su biter, ağaçta meyva biter, ıhlamur kokan sokakları meşhur salatalıkları ayak üstü satılan midyeleri, ekmek araları, arka sokaklarında ki ölümsüz dostlukları, arnavut kaldırımları, rıhtımları köprüleri, camileri,kiliseleri, kervansarayları biter... Biz bir Fatihi bir Sinanı nasıl sileriz şehrin siluetinden imkanı var mı yok ama bana öyle geliyor ki koskoca Şehr-i İstanbul bir köşeye sinmiş belkide kendini kapatmış yedi kule zindanlarına. Yüzlerce yıldır biriktirdikleriyle sığınmış oraya. Nedeni şu ;Anlayanı yok. Sabah işe giden insanlara bakın birbirinin kopyası herkes. Daha gün yeni ağarmış hayat yeni başlamış ama ruhlar bitgin yüzler asık. Gözler ruhsuz. Tebessümünü kaybetmiş insanlar Sadakasını kaybetmiş. Akın akın bir insan seli toplu taşıma araçları hınca hınç dolu. Asmışlar darağacı gibi ayakta giden tutunsun diye askıları. Ne zaman tutsam kendimi asıyorum zannediyorum. Herşey olsun ama hiçbirşey olmasın istiyorsun dediğinizi duyar gibiyim. Evet doğru bildiniz sevgiye dair herşey olsun nefrete dair hiçbirşey olmasın. Şu an halkalı - gebze hattı marmaray treninden gönderiyorum iletiyi. Askılar yine tepemde ama rengi çok güzel turkuaz. Sürç-i lisan ettiysek affola. Parantezi kapatmıyorum :))