• 90 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Selam herkes


    Uyku benim için yemekten bile daha güzel bir öğündür, mutluluktur..
    Hayatında uyku ile ilgili problemi olmayanlar bilmez, uyuyamamanın ne menem birşey olduğunu Uykusuzluk problemimden şikayet ederdim, ta ki bu kitabı okuyana kadar.. Şimdilerdeyse halime çokça #şükür ediyorum Demem o ki; gerçek uyuyamamanın ne demek olduğunu bu kitapta iliklerime kadar hissettim. Uykuya kaçanlardan da olmadım hiç. O da zor bir hal. Sürekli uyuma isteği •

    Yazar hafıza, uyku, zaman üçgeninde dolaşan bu kısa anlatısında aralıksız 27 saat ölü gibi uyuduğundan bahsediyor mesela haftalarca uyuyamamanın ardından. Aşırı kilo kaybetmenin ve bir kişinin bile bunu farketmediğinden bahsediyor.

    Normal gibi görülen hayatlardaki hayati eksikliklerin insan ruhunu nasıl hırpaladığını merak edenin kitabı okumasını tavsiye ediyorum. Kitabın sonunda içinde bir boşluk hissi oluyor, tekrar tekrar okuyorsun ve her okuduğunda farklı birşey keşfediyorsun. Anlatımı, çizimleri, kitap tasarımı gayet hoşş
  • “Neden sürekli kitap okuyorsun?”
  • 241 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Okudum bitti. Güzel bir grupla beraber okuduk. Şimdiye kadar okuduğum kişisel gelişim kitapları arasından ikinci sırada benim için. O kadar güzel konulara değinmiş ki yazar. Hangisini anlatsam diye düşünüyorum. Toplumuzda o kadar az ki saygı. Aile arasında olsun, arkadaşlar arasında eş, dost kısacası her yerde saygı çok az. Bu konu hakkında biraz konuşmak istiyorum. Ebeveynleri anlamak cidden bazen zor oluyor. Bizim adımıza kararlar alıyorlar ve bu durum bizi mutlu edecek mi etmeyecek mi hiç düşünmüyorlar. Tamam öyle görmüş diye, öyle mi gitmeli yani. İnsanlar kendilerini bir nebze olsun neden zihniyetlerini değiştirmezler. Çocuklar kendi fikirlerini söyledikleri zaman neden kaale almazlar anlamıyorum. Saygısız olarak buluyorlar ama zamanında sizlerde eminim ki kendi fikirlerinizi söylemek istemişsinizdir.
    Arkadaşlar arasında da saygı neredeyse en az seviyede. Birbirlerini en çok anlaması gerekirken aslında anlamadıkları görüyoruz. Hele de bunu yapan okuyan kesim yani surekli bir şeyler okuyorsun lakin karşındakini insanın fikirlerine saygı duymamak cidden çok üzücü bir durum.. Eşler arasında az zaten şunu da anlamış değilim neden herkes birbirini değiştirmeye çalışır. Ya sen evlenmeden önce huyunu biliyorsun neden onu değiştirim kafasındasın. Sen değişmez istemezken neden karşı taraf değişsin.. Bir insanı olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmeliyiz. Bazı konular hariç.
    Sevgi bu da çok önemli ama çok üzerinde durmayacağım. Yazarın verdiği örnekler harikaydı. Kertenkele hikayesine bayıldım. Sevgi olduktan sonra her şey olur. Kısacası arkadaşlarım kişisel gelişim kitabı sevenlere şiddetle tavsiye ederim. Her sayfasında önemli notlar aldım. Yazarın anlattığı hikayeler çok güzel. Okudukça yeni bir şeyler öğreniyoruz. Okuyun okuyun.
    Kimler okudu bakalım.
  • İkindi vakti düğmesiz ceketle esneyen bir kollu cambaz,
    Gel de korkum ol, gel de bitmeyen bu borcum.
    Oysa ben dışında herkes iyi bilir ki;
    Rüyalar da fanidir, uyanmak teselli.

    Bir fotoğrafın rüyası her akşam yarım
    Yirmi yıllık arkadaşların çocukları,
    Yatıya kaldığım tüm evlerin fayansları,
    Bir fotoğrafın rüyası neden yarım kalır?

    Benden iyi bilirsin;
    Dilimde kibrit sönse burda yağmur yağmaz,
    Hiçbir evlat bunu unutmaz.
    Arkasında adres yazdığın eski paraların,
    Biri trende düştü diğeri esnafın camında siftah.

    Ve ben gözümle görmeden inandım her defa.
    Çünkü benim esaretim bu gölge kuyularında.
    Zaptı zor rüya, bir defaya mahsus olsa,
    Acep çıkar gelir misin tam ortasında?
    *
    Benim adımlarım bu karda iz ve bin kurum.
    Ucuz romanlar okuyorsun ve ben de duyuyorum.
    Huyum da kurumuyor, yeni sabahlar olsa
    Sürekli kontra yalnızız defansta.
    Olmaz olsun, rüyada gördüğünle kal,
    Bu eyyamın dibinde bitmez öyle tantanan.
    Yarından daha değerli hiçbir şey de yok şu an
    Ortalar güzel, Kayra sade ıskalar.
    *
    Ben ne yaptım böyle kendime, bir akşam?
    Tabirinle gel ki lokmalar geçer mi boğazdan?
    Var mı fazla kullanılmamış bir mektup?
    İkinci el falan kabul, varsa ciddi talibim.

    Yeter ki yazmayım, elim kanatmasın.
    Kan rüyalarında hangi renkse aynen aksın.
    Bir fotoğrafın rüyası saç beyazlatır,
    Bir fotoğrafın rüyası her akşam yarım.

    El insaf, düğmesiz cekette düğme peydah.
    Ve tek koluyla beni boğar bir kollu cambaz.
    Altımızdan hep kayar tüm evlerin fayansları,
    Sen bulup getirdin işte eski paraları.

    Hayaletinde var mıdır bir damla kan? Veyahut;
    Kabir ziyaretinde niçin ıslık çaldın?
    Olmadı, tutmadı, en cılız cesaretimle
    Uyuyorum, biliyorum, sen de oradasın.
  • 72 syf.
    Aynı kağıdın arka ve ön yüzleri gibiyiz. Sonsuza dek beraber; ama hiçbir zaman birbirlerini görmeyen. (Aziz Nesin)

    Kendimi yokluyorum, sefaletin içinden çekip çıkarmaya çalıştığım bir anlam var. Bulmanın gözle görülemediği, elle tutulamadığı nitelikler barındıran. Sadece hislerin yürürlükte olduğu, kanunların geçersiz olduğu bir ülkenin vatandaşı olmak. Hayır ütopik bir düş değil. Ütopyayı, distopyayı sakız çiğnercesine her cümlenin karşısına savurmayın artık. Neyse ne diyorduk, anlam. Nereden bakarsan bak bir zenginlik. Düşlerinle emek emek imal edip hislerinin sermaye olduğu bir gaye. Huzursuzluk hakimse bile her yanılgının karşısında bir yanılgı daha durur. Düşünceler sırtlanıp omuz verirse ancak bir anlam yükselecek. Düşün. Her işin kendi içinde bir tersi var. Var ile yok kardeştir. Bir yığın anlam kalabalığı, gün içinde karşılaştığın gökyüzü, alnına vuran rüzgar, kendi nefesini tekrar içine çekişin, duygu geçişleri, önem ve özen ithaf ettiğin insanın coşkunu ya yerin dibine ya da arşa çıkarabileceği gerçeği, tüm bunların bir tersi bir de yüzü var.

    *İnsan ne ise o değil, ne olmuşsa odur.

    Sürekli kendini yarattığını düşünsene eylemlerinle. Birçok zayıflığın, kusurun içinde gerçekleştirdiğin eylemler. Bir varolma çabası. Bir kabuğun içinde kabuklarını kırarak doğmaya çalışan bir yavru misali. Kanserli bir hücre olan dünyanın bir alt kümesi toplumlar, toplumların içinden gruplar ve nihayetinde kendi başına insan. Yarın kaygısı duymadan yaşamanın yaşamak olduğunu varsaydıran kader. "İnsan kendi kendisiyle karşı karşıyadır artık: hadi mutlu olsun da görelim!"i yazan yazarın, insanın, adamın 22 yaşında olması ve hayatı tüm renkleriyle tanıyamadan 2 yaşında öksüz kalması. Hangi önsöz seni anlatır. Ya da yazdığın kitapların giriş cümlelerindeki etkileyicilik acınla bir ad sahibi olman dışında ne gibi sen doğurup koyar içine. Hayat erkenden geçip oturmuştur karşına. 40 yıl yaşayıp bir o kadar daha yaşamak için gagasını kayalarda vura vura düşüren sonra yeni çıkan gagasıyla bütün tüylerini yolan bir kartal. Acı çekerek yeni bir yaşama sahip olmanın realitesi.

    *Bir ben vardır bende, benden içeri

    Camus'un ilk eseri. Diğer eserlerin altyapısı, temeli. Hani şu Veba'lar, Yabancı'lar bunun kollarından çıkma. Yıllar sonra yeniden yazmak istese de bir trafik kazasına kurban gittiğinden bu isteğine ulaşamamıştır. Eserin türü deneme. Camus'ün yaşam boyu yaptığı da bu zaten. Denemek. Hep bir arayışın içinde. Kesin ve katı sınırları var ve bunun aşılması noktasında kendisine dahi izin vermeyen birisi.

    *Ama benim ruhum alevlenmedi mi acı çeken bir ateştir. (Stendhal)

    ''Olmayı'' beklemek, dayanağın olan kesinliklerin belirsizlikle umut kırıcı benzerliği, ruhu kemiren yapışkan bir pişmanlık, kuru gürültüler eşliğinde yaşama sesini duyurmanın çabası, tüm bu gürültünün içinde azami ihtişam, ihtişamların bittiği yerde beliren basitlik, bütün nesnelere ruhunu veren yalnızlık, sessizliğin doğasına işlenmiş bir çaresizlik, kendi varlığının ayrımına varamayan yabancılık, tüm bu gezeveliklerin içinde duru bir soluk ararcasına yaşama isteği, içinin ölmesine müteakip yaşamın bir an hız kesmemesi, kuşkusuz herkes kadar insan, yaşlandıkça bulanık olan kaygıların belirginliği, başkaldırıları hüzne indirgemenin legalliği, gözyaşlarından yaşam alanı oluşturmaya çalışan balığa gelen kahkaha isteği, bitmeyen, insan dolu kaldırımlar boyu yolculuklar, ve son olarak her şey artık dinlenilmez olmakla son bulur.

    *''Ölüm herkesin başında, ama herkesin ölümü kendine göre."

    Bu kitap ne mi anlatıyor? Bilmiyorum. Evet okurken cümlelerin büyüsüne kapılarak 4 bölümden oluşan yarı hikayeleri bitiriveriyorsunuz. Ne anladım? sorusunun cevabı tavanla uzun bakışmalara sebebiyet veriyor. Anlamadın, ee baştan oku. Okuyorsun ve evet ölüm diyor, yalnızlık diyor, çaresizlik diyor, her şeye rağmen yaşama tutunmanın anlamsızlığı beliriyor her bir sayfada. Sonra Tahsin Yücel'e kızıyorsun. Çevirisine suç buluyorsun. Yok ama değil. Suç azıcık sende. Kritik yap, geniş düşün, evet olmaktan söz ediyor, ''varoluş'' gibi geniş anlamlarla geçiştirmek istiyorsun. Yok Camus'a saygısızlık, en çokta kendine saygısızlık. Anlam diyorsun evet anlam. Sonra aklına yakın zamanda okuduğun Schopenhauer geliyor: ''Zihinsel bir uğraşı içermeyen boş zaman ölümdür ve diri diri gömülmektir." diyor. Ama sesli içinden değil. Bir anlam arayışı, yaşlılık, çaresizlik, yalnızlık, çevreye karşı umursamazlık, buhran, suç unsuru arama, kendinden başka herkese, her yere, en başta memleketine, insanlarına suçlar yükleme, başarısız. Her şehir aynı, insanlar gülüyor, insanlar daima bir yere yetişiyor. Yaşlılık denen durağa geldiğinde yetişeceğin tek yer ölüm kalıyor. Adımlarında tatlı bir uysallık, gözlerinin ferinde duygusallık, eh diyorsun, herhalde anladım. Hislerinle okumanın tadı damağında kalıyor haliyle. Camus diyorsun onca yoksulluğun içinde düşünsel bir zenginlik.

    Okuyun, okuyun, olun.

    Bu şarkı da aynı ölümü beklediğim siz ''olmayı'' bekleyenlere hediyem olsun.
    https://www.youtube.com/watch?v=SzCYh5pKFYw
  • ❝Sanki bir yerde bir cümle okuyorsun ve o zihninde birkaç lambayı birden yakıyor, her şeyi görülür hale getiriyor. Sonra zaman geçiyor, iyice çözemediğin şeyler yeniden düğümlemeye başlıyor kendini. Zihninin aydınlandığını düşündüğün köşelerini yeniden gölgeler basıyor. Arayıp o cümleyi yeniden okumak istiyorsun ama bulamıyorsun. Hangi kitaptaydı, hangi kitabın neresinde... O cümleye ihtiyacın var ama yeniden arayıp bulmaya gücün yok. İçinden ses sürekli arasan da artık o cümleyi bulamayacağını fısıldıyor kulağına. Bulsan da artık cümlenin o cümle olmayacağını fısıldıyor. Öylece oturup kalıyorsun; kucağında düğümler, zihninde kaybedilmeyi bekleyen muharebelerle.❞

    Gökhan Özcan
  • 608 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    15 Mayıs 1919 yani 100 yıl evvelden başlıyoruz kitabımıza. Zaman ne de çabuk geçiyor değil mi? Ben bu sefer farklı bir başlangıç yapmak istiyorum. Eğer ülkemizde sadece ‘okuduğun kadar konuşmak’ diye bir durum var olsaydı (ki keşke olsaydı) sizce ne olurdu? Ben çok düşündüm ama muallakta kaldım. Çok fazla konuşan gene mi olurdu yoksa ülkeye yıllarca süren bir sessizlik mi çökerdi? Çıkamıyorum işin içerisinden ve bu sefer de bu konuya takıldım.

    Kitabımızda 1919 yılından değil de Mustafa Kemal’in gençlik yılı, Selanik yaşamı üzerinden başlıyoruz. Yazarla gene anlaşamıyoruz. Gene Osmanlı sultanına demediğini bırakmıyor. Bu konuyu açıklamıştım zaten. Benim Ata’m ne kadar kötü de olsa yöneticisini sürekli yermez; ne kadar iyi de olsa sürekli de övmez. Ben böyle öğrendiğim için böyle söylüyorum. Şimdi bile büyüklerimizi sevmesek de saygı duyuyoruz. Onlara hürmeten değil, bu bizim asaletimizden. Kötü söz söylemesi çok kolay ama biz asil insanlarız. Değmiyor, dediğimiz an konu kapanıyor. Böyle de olmalı zaten. Şahsen ben böyle düşünüyorum.

    Kitapta sayfalar 108i gösterdiğinde gene yazarla çatışmaya giriyoruz. Bu aşağılık baş örtüsü ve rezil serpuş diyerek sadece FES’i kastetmediğini çok iyi anlıyorum çünkü. Bakıldığı zaman bunu son dönemlerde de görüyoruz. Ödül alan ve hiçbir faydalı ürün vermeyen birçok insan işte önüne gelen dini unsura saldırıyor mescit yaptırmayacağız falan diyor. İnsanlar istediği gibi ibadet edebilir bana göre, sizce de öyle değil mi? Biz kimiz de bir başkasının yaşantısına karışıyoruz? Bizim yarattığımız, hayatı ve ölümü bizim elimizde olanlar var mı? Var diyen varsa bu ayrı, ona saygı duyacağım ama herkesin kendi özgürlüğü varsa, bu düzende herkes ibadetini rahatça ve kimseyi rahatsız etmeden yapar. İstediği gibi de giyinir. Herkesin yaptığı kendini ilgilendirir. Özellikle DİN üzerinden yapılanları da bu paragrafta kınamak istedim. Şimdi kim aşağılık, kim rezil acaba... Ki bu yazar kendisiyle aynı sayfada nasıl çelişiyor biliyor musunuz? Gene aynı sayfada Mustafa Kemal’in şu cümlesini aktarmak istiyorum: Fes veya Şapka veya Kalpak, hangisi olursa olsun mesele bunda değildir. Hepimiz el ele vererek devletimizin menfii için çalışmalıyız. O dönemleri en iyi o dönemin insanlarından okumak şansım olduğu için sürekli hakaret içeren bir kitabı sabrederek okumaya çalışıyorum. Sabrımın sonlarına geliyorum ve bu yazarın neden çok fazla tutulmadığını da çok iyi anlıyorum şimdi. İnsanların birbirine saygı içinde yaşaması çok zor geliyor, herkes karşısındaki kendisine köle olsun, ona muhtaç yaşasın istiyor. Eskiden çok fazla sahte peygamber muhabbetleri dönerdi, artık herkes kendini Tanrı ilan etmiş. Ne kadar mükemmel. Ne kadar eşsiz..!

    Kitabın yarısının oldukça geçmişe odaklandığını görüyoruz tekrar niteliğinde. Ardından artık SAMSUN ile başlayan Kutlu Yolculuk zamanlarına odaklanıyoruz. Burada yaşananları çok açık bir dille okuyoruz. Dokuzuncu Ordu Müfettişi olarak atanması, hazırlıklar, yaşanılan süreç ve diğer her unsur inceleniyor burada.

    Şimdi yazara gene muhalefet olacağım. Mustafa Kemal’i gene kötü örnek gösteriyor. Nasıl mı? Mustafa Kemal sanki bir kadın avcısı, bir sapık vs gibi kötü şöhret yaratacak tanımlamalarla tanıtılıyor sürekli ama sürekli bunlar tekrarlanıyor. Hani adamın bütün gençliği sanki SEX odaklı geçmiş gibi. Dedim ya bu yazara hiç kanım ısınmadı ama o dönemi anlamak için mecburum okumaya. Çok kapsamlı bir eser diye. Yok yani bu kadar da olmaz ama katlanamıyorum artık. Yok akşama Ayşeyle giriyor, yok Fatma ile sabahlıyor. Bu ne anasını satayım sanki koskoca Paşa’nın hiç işi yok, bütün gün karı kızla zaman geçirecek. Böyle hülyalı sahnelerin çok karşısındayım her zaman. Her insanın cinsel hayatı olur, vardır ama bunu bir kadın hastalığı varmış gibi sürekli göze sokmanın anlamı yok. Yani ben burada Milli Mücadele dönemini okumak için varsam, bunu ve bunun gelişimini; ordunun durumunu, savaş yıllarında halkın durumunu, Ata’nın karşılaştığı zorlukları ve verilen mücadeleyi okumalıyım. Ben ileride Allah verir de Tarih eğitmeni falan olursam bunu çocuklara nasıl öğreteceğim? Öğretmene bak, çocuklara Atatürk diye kahramanlıklarını değil de SEX hayatını anlatan bir seri öneriyor. Böyle rezillik, böyle ucuzluk olabilir mi?

    Şimdi diyeceksiniz ki bu kadar nefret ettin madem neden okuyorsun? Oldukça haklı bir soru ama bende size şunu diyeceğim, başka bir böyle eser vardı da ben mi okumadım da bunu seçtim? Yok ki ağabeyler. Yok yani. Keşke olsa, gocunmam 100.000 sayfa da olsa 6 ayımı sırf buna harcar gene okurum. Keşke olsa ama yok. Olanlarda da yetinmek böyle zor. Allah şahit eğer bu günümüz yazarlarından biri olsa ve o dönemi anlatsa kitabını da yazarını da yerden yere vurmasını çok iyi bilirdim. Sadece şunu söyleyeceğim. Aç olduğunuzda UCUZ etin yahnisi bile GÜZEL gelebiliyor. Gerçekten çok açsanız ve yiyecek başka bir şeyiniz de yoksa. Üzgünüm ama durum bu...

    Burada bir tarih tazelemesi yapalım istiyorum hep beraber.

    => 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa, maiyetiyle birlikte Samsun’a ayak basar. Burada halkın yavaş yavaş kendine bağlandığını görür ve bundan çok etkilenir. Bin bir macera sonrası (Enver Paşa’nın uçak anıları canlandı gözümde bir an) sağ salim gideceklerdir buradan. Burada ilk etap 6 gün kalırlar.

    => 25 Mayıs 1919’da Havza’ya varırlar. Burada Sıtkı Hoca ve onun verdiği nutukla ateşlenen bir halk göreceğiz. Yine burada uzun bir süre kaldıkları, ilk defa bir devlet yani Lenin Rusya’sı ile görüşerek dikkatlerini üzerie çeken bir Mustafa Kemal Paşa göreceğiz. Ayrıca büyük kahramanlardan Topal Osman’da burada kitaba dahil oluyor. Havza gerçekten de adı gibi çok önemli bir havza oluyor desek yeridir arkadaşlar. Burası çok mühim. (bu son cümleyi de ne zaman kullansam Ali İhsan Yavuz aklıma geliyor arkadaş)

    Evet güzel dostlarım. Böylelikle gene sonlara doğru hız ve heyecan kazanan bir kitabımızın daha sonuna geldik. Gün bitmeden yetiştirmek için çok inatlaştım kendimle ama bazı yerlere doyamayıp tekrar baştan aldığım, bazı yerlere odaklanamadığım ve bir de günlük gelen giden insan rutinim nedeniyle yetiştiremediğim ve bu kapsamlı eseri de atlatmaktan memnuniyet duyar; hepimize iyi geceler ve iyi okumalar dilerim. Esen kalın..