• 229 syf.
    Ahmet OKTAY:
    Fazıl Hüsnü Dağlarca ile konuştuk biraz. "Sen şair değil bilginsin" dedi, şunları da ekleyerek: "Şiirlerini küçümsediğimi sanma, ama senin gibi her alana açılan bir kişi daha yok. Ne zaman yapıyorsun bunları?"

    Sana öyle hak veriyorum ki Dağlarca!

    (Uzun zamandır herhalde bir kitabı okurken hiç bu kadar keyif almamıştım. Zaten genelde de beni çok etkileyen kitaplara inceleme yazıyorum.)

    Günlük, anlaşılması güç kelimeler ve çok fazla terim içermesine rağmen yine de -benim gözümde- kendini okutmayı başardı.

    Kendisinin ortaokul mezunu olduğunu öğrendiğimde açıkcası çok şaşırdım. Şaşırmamın nedeni eğitim hayatını bu kadar erken bırakması değildi.. Okumaya böylesine aşık birinin okul hayatınının neden yarım kaldığıydı. Bununla ilgili günlüğünde hiç bahsetmiyor.

    Oktay, Sovyet iktidarıyla çok fazla ilgilenmiş, sol görüşlü, hayatını Marksist düşünce sistemi ile şekillendiren toplumcu gerçekçi aydınlarımızdan biridir. Kapitalist sistemin karşısında durmuş, dönemin amiyane tabirle yalaka kişilerine de haddini çok güzel bildirmiştir. Sonuna kadar laik sistemi savunmuş, kendisi de sol görüşlü olmasına rağmen Türkiye’de bu durumun Kemalistlik ile karıştırıldığını, insanların yanlış yorumladığını anlatmaya çalışmıştır. Stalin’i sevmediğini, Lenin’e ise daha yakın olduğunu yazılarından ben anladım.

    “Fransa'da yaşayan bir araştırmacının gösterdiği duyarlığı ve anlayışı, Türk aydınlarının büyük bölümünün gösterememesine şaşmak gerekiyor. Sol-Kemalistler kadar bazı Marksistler de din sorununu gerektiği biçimde algılayamıyorlar. Artık mürteci ile muhafazakarın özdeş olmadığını anlamak gerekir. Di­ni ideolojinin Türkiye'de de solun tatmin edemediği beklenti uf­kuna sızmaya çalıştığı bellidir. Liberal/demokratik bir muhafazakar kesim var. Hiç kuşkusuz bu kesimler politik konjonktür gerektirdiğinde en azgın gerici kesimlerle ittifaka girişebilirler. Ama girişmeyebilirler de.”

    Bu alıntı da burada kalsın.

    Oktay, edebiyat camiasına çok hakimdir ve sürekli kitap okuyup, gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmıştır. Şiirde Gerçeküstücülük konusunda geri kaldığımızdan da yakınır. Tanzimat ve Cumhuriyet dönemi şairlerine göndermelerde bulunur.

    Kendisinde hoşuma giden tespitleri çok olmuştur fakat doğal olarak hepsini yazamıyorum. Oktay, “Yapı bazen imgeye göre şekilleniyor bazen sese göre,” diyor. Ama bazı dönem yeni şairlerin güzel gözükmek adına illa kelimenin ikinci anlamını kullanıp yapıyı bozduklarından yakınıyor.

    Kendisi şiirin çıkmaza girdiğini ve popüler kültürün esiri olduğunu düşünüyor. Ama sadece şiir demekle kalmıyor popüler kültürün esiri olan birçok aydından da bahsediyor. Burada kendi sözlerinden bir ekleme yapmak istiyorum.
    “Gerçekten, 19'unda yazdığım gibi edebiyat çevreleri olmadı­ğı için, yeni bohem mekânlarında şiir falan okunmuyor artık. Yazınsal ritüeller unutuldu. Şimdi, yazarların, şairlerin bir tür teşhirciliğe bitişmiş gösterileri moda: İmza günü, açık oturum, konuşma. Şüphe yok: Yararlı uygulamalar hepsi. Ama ister is­temez hepsi tecimselleştirildi.”

    Bir akşam camiadan arkadaşlarıyla oturup yemek yediğini yazıyor ve günlüğünde bunu anlatırken bazı noktalar dikkatimi çekiyor.
    Kendisi herkesten uzaklaşmakta haklı olduğunu ve artık bir araya gelince kitapları konuşmak yerine insanların sadece dedikodusunun döndüğünü söylüyor. Aslında hepsi bizimle aynı, bizden biri ve hep aynı hikayeler, aynı şikayetler... Temsili 1K işte.

    Yahu orada bir de ne öğrendim, “Nâzım’dan sonra şiir mi yazacağız?” diye düşünüp şairliği bırakan birçok isim varmış. Şaka gibi geldi..

    Bunun gibi benim çok dikkatimi çeken buraya birkaç tane dedikodu yazayım.

    -Can yücel ile Ahmed Arif kavga etmiş. Ahmed Arif çok duygusal davranıp gitmiş.
    Hee bir de bu Oktay, şairliğe ilk başladığı zamanlarda Nazım ve Arif’ten etkilendiğini belirtiyor ama sonrasında Arif’ten öyle bir soğumuş ki onu yermekten de hiç geri kalmıyor.
    (Can Yücel ile Oktay da kavgalıymış bu arada.)

    -Sevim Burak ve Sait Faik meselesi.
    Sevim Burak’ın öldükten sonra mektupları yayınlanmış. Orada da Sait Faik’in ne oğlancılığı kalmış ne de ayyaşlığı.. Ahmet Oktay buna çok içerlemiş ve Sevim Burak için sen ayyaş değil miydin Eyy Sevim diyor.
    Ödül almak için aylarca adam kovaladığını hepimiz biliyoruz, diyor.

    -Kemal Tahir ve Cahit Sıtkı meselesi.
    Kemal Tahir meğersem şair olarak başlamış bu yola ama her ne olduysa nasıl bir düşünceye girdiyse birden romana çevirmiş yönünü. Daha sonradan tekrar şiire döner gibi olmuş ve şöyle demiş “Cahit Sıtkı’nın şair sayıldığı...”
    Ee Ahmet Oktay da durur mu yapıştırmış cevabı. Tahir için, sen şiire devam etseydin de Sıtkı bu konuda senden daha yeteneklidir, ustandır, saygı duymalısın diyor.

    -Cemal Süreya’ya öldükten sonra baya sahip çıkmış ve İslamcı Şairlerin saldırılarından da olabildiğince korumaya çalışmış. (Kendisi İslamcı Şair diyor.) Günlüğünde de Cemal Süreya’nın şiirini ve kendisinin nasıl bir insan olduğunu anlatmıştır. Yineee birilerine de laf elbette göndermiştir;
    “Acaba Sezai Karakoç Cemal Süreya’nın ölümüyle ilgili bir şey yazacak mı çok merak ediyorum.”

    Ahmet Oktay’ın sevdiği pek nadir kişi vardır ve Cemal Süreya’da bunlardan biridir. Enis Batur, Ferit Edgü, Selim İleri, Melih Cevdet Anday, Emre Kongar.. Aklıma gelenler bunlar. Genel olarak günlükte hep iyi sohbetlerine şahit oldum.

    -İlhan Berk ile çok uğraşıyor. Onun için “oldum olası aforizma delisidir böyle konuşmaya çok bayılır,” diyor.

    -Attila İlhan ve Küçük İskender’den hiç hoşlanmıyor. Hatta ufak tartışmaları da olmuş. Attila İlhan’ın kendisini çok elit havalara sokmasına katlanamıyor galiba haha. Küçük İskender için de üff neler neler diyor. Ama en net yazabileceğim şey şudur; “Aykırı olmak ve aykırı görünmeye çalışmak birbirinden farklıdır.”


    -Tahsin Yücel, Orhan Pamuk “Kara Kitap” sorunu.
    Ahmet Oktay, Orhan Pamuk’u beğeniyor fakat bir eleştiri şuradan yapıyor. Tahsin Yücel Arı Türkçe kullanmaya özen gösterdiğinden dolayı Orhan Pamuk’u Türkçe konusunda eleştiriyor ve Ahmet Oktay şöyle bir soru yöneltiyor: “Yazın dilbilgisi midir?” Daha sonradan ise Oktay şunu söylüyor: “Eğer dilbilgisi kötüyse yazarın düşünmeden yazdığını ve yazdığını okumadığını gösterir.”

    -Mehmet Fuat, Ahmet Oktay hakkında bir yazı yazmış ve Oktay ona şöyle cevap veriyor;
    “Benim çok fazla "modaya uygun giyindiğimi" yazıyor. Ye­ni paradigmaları anlama çabasının, onun küçültücü anlamda kullandığı moda sözcüğüne ya da kavramına indirgenmemesi ve ona eşitlenmemesi gerektiğine inanıyorum.
    Memet Fuat tam da bu eğilim yüzünden tutucu bir konu­ma yerleşebilir.
    Tutuculuk moda'nın öteki ucudur. Negatifi değil.
    Ben modaya göre giyinmiyorum ama M. Fuat'ın elbiseleri çekmiş.” :D

    -Oktay, Ece Ayhan, Nazım Hikmet, Ahmed Arif taklitçiliğinden çok sıkılmış. Hatta Cemal Süreya şiir ödülünde şeçili kurulda görevdeymiş fakat Orhan Alkaya arasında bir gerginlik olduğundan dolayı çekilmek istemiş. Eğer oy vermiş olsaydı Metin Altıok’a oyunu verecekmiş.

    -Mahmut Makal, Orhan Veli, Ferhan Şensoy, Aziz Nesin.. Daha aklıma gelmeyecek bir sürü kişinin bazı noktalarını eleştiriyor. He şimdi diyeceksiniz Oktay çok mu mükemmeldi? Hayır elbette değildi. Ama kendisi gerçekten bu yolda çok büyük emekler vermiş ve bana günlüğünde asla boş bir insan olmadığını kanıtlamıştır. Her eleştirisine elbette katılmadım ama dönemin aydınlarına da farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamı sağladı.


    Günlüğünden bahsederken Oktay “kendi okur tarihim” diye söylemiştir ve hakikaten de öyledir. Bundan sonrasını isterseniz okumanıza gerek yok. Tamamen kendimi düşünerek yaptığım bir şey. Fakat dönemin isimlerini merak ederseniz ve okuduğu kitaplar hakkında fikir sahibi olmak isterseniz göz atabilirsiniz. Okuduğu kitaplardan çok etkilendiğim ve cidden bu yazarı da mı biliyormuş yahu diyerek şaşkınlığa uğradığım için kitapların listesini yapmaya çalıştım. Günlükte bahsettiği, üzerinde konuştuğu isimleri de tek tek yazdım. Elbette eksikler, gözümden kaçanlar olmuştur çünkü bunlar bir liste halinde değildi ve ben okudukça, elimde bir kalemle, işaretleyip yazarak listeyi oluşturdum.

    Günlük içinde geçen dönemin edebiyat camiası isimleri ve Dünya Edebiyatından bahsettiği isimler;
    1. Selim İleri
    2. Latife Tekin
    3. Enis Batur
    4. İlhan Berk
    5. Ahmed Arif
    6. Önay Sözer
    7. Attila İlhan
    8. Fazıl Hüsnü Dağlarca
    9. Ivan Gonçarov
    10. Dostoyevski
    11. Melih Cevdet
    12. Lale Müldür
    13. Şükran Kurdakul
    14. Murathan Mungan (Cinsel tercihi sebebiyle birkaç problem olmuş ve Mungan’ın arkasında durmuştur.)
    15. Güner Kuban
    16. Kafka
    17. Yılmaz Gruda
    18. Hilmi Yavuz
    19. Ferhan Şensoy
    20. Fromm
    21. Refik Erduran
    22. Korkut Boratav
    23. Ali Bulaç
    24. Mehmet Ali Kılıçbay
    25. Ruşen Çakır
    26. Ahmet Kahraman
    27. Adalet Ağaoğlu
    28. Emre Kongar
    29. Emil Galip Sandalcı
    30. Mine G Saulnier
    31. Abdurrahman Dilipak (-)
    32. Sevim Burak
    33. Sait Faik
    34. Cemal Süreya
    35. Edip Cansever
    36. Aziz Nesin
    37. Baudelaire
    38. Oğuz Atay
    39. Yusuf Atılgan
    40. Nazım Hikmet
    41. Necip Fazıl
    42. Refik Durbaş
    43. Yahya Kemal
    44. Ülkü Tamer
    45. Nezihe Araz
    46. Uğur Kökden
    47. Can Alkor
    48. Ara Güler
    49. Jean Genet
    50. Küçük İskender
    51. Azra Erhat
    52. Sabahattin Eyüboğlu
    53. İrfan Şahinbaş
    54. Tarık Buğra
    55. Kemal Tahir
    56. Turgut Uyar
    57. Metin Altıok
    58. Vedat Günyol
    59. Agatha Christie
    60. Gorki
    61. Mihail Şoholov
    62. Ingmar Bergman
    63. Luis Bunuel
    64. Andrey Tarkovski
    65. Tahsin Yücel
    66. A. Huxley
    67. Aziz Çalışlar(-)
    68. Orhan Alkaya
    69. Nurdan Gürbilek
    70. Yılmaz Öner
    71. Balzac
    72. Stendhal
    73. Flaubert
    74. Shakespeare
    75. Suphi Aytimur
    76. Özdemir Nutku
    77. Eliot
    78. Halid Ziya
    79. Şerif Mardin
    80. Proust
    81. A. Ş. Hisar
    82. Demir Özlü
    83. Fethi Naci
    84. Ahmet Cemal
    85. Füsun Akatlı
    86. Gül Işık
    87. Simone De Beauvoir
    88. Umberto Eco
    89. Salah Birsel
    90. Özdemir İnce
    91. Nietzsche
    92. Ahmet İram
    93. Süreyya Berfe
    94. Seyhan Erözçelik
    95. Tuğrul Tanyol
    96. Ömer Naci Soykan
    97. Susan Sontag
    98. Ahmet Muhip dıranas
    99. Uğur Mumcu
    100. Oktay Akbal
    101. Mehmet Fuat
    102. Sartre
    103. Aliye Berger
    104. Orhan Koçak
    105. Ercüment Behzat
    106. Van Gogh
    107. Foucault.
    108. Ataol Behramoğlu
    109. Tanpınar
    110. Nedim Gürsel
    111. Orhan Veli
    112. Rilke
    113. Mayakovski
    114. Afşar Timuçin
    115. Sennur Sezer
    116. Adnan Özyalçıner
    Bunlar haricinde gözümden kaçanlar elbette olmuştur.

    Günlükte geçen kitapların listesi; (eksikler vardır.)
    1. E. H. Carr- Dostoyevski
    2. Jean Genet- Gidcometti’nin Atölyesi
    3. Metin Kaçan- Ağır Roman
    4. Ferit Edgü- O
    5. İlhan Berk- Pera
    6. J. M. Albertini- Azgelişmişliğin Mekanizması
    7. Tarık Zafer Tunaya- İttihat ve Terakki
    8. Tony Cliff- Rusya’da Devlet Kapitalizmi
    9. Peyami Safa- Sözde Kızlar( En ucuz, en acemi, üstünkörü yapıtlarından biri diyor. Safa’yı da pek sevmiyor.)
    10. Levent Köker- Modernleşme, Kemalizm, Demokrasi
    11. Güner Kuban- Sevişmenin Rengi( Beğenmiyor)
    12. Pierre Clatres- Devlete Karşı Toplum
    13. Fazıl Hüsnü Dağlarca- Uzaklarda Giyinmek, Çocuk ve Allah
    14. M. Jay- Diyalektik imgelem
    15. Paul Valery- Bugünkü Dünyaya Bakış
    16. Orhan Pamuk- Kara Kitap, Sessiz ev
    17. J. Needham- Doğunun Bilgisi Doğumun Bilimi
    18. Kürşat Bumin- Batıda Devlet ve Çocuk
    19. Fromm- Sahip Olmak ya da Olmak
    20. Sadri Ertem- Bacayı indir bacayı kaldır
    21. Cassirer- Devlet Efsanesi
    22. Yıldız Ecevit- Oğuz Atay’da Aydın Olgusu
    23. Oğuzhan Akay- CinAyetler
    24. Carr- Bolşevik Devrimi
    25. Eric J. Hobsbawm- Devrim Çağı
    26. Eric J. Hobsbawm- Kapital Çağı
    27. Eric J. Hobsbawm- İmparatorluk Çağı
    28. R. Jakobson- Sekiz Yazı
    29. Doğu Perinçek- Stalin’den Gorbaçov’a
    30. L. Benevolo- Modern Mimarlığın Tarihi
    31. Julius Welhausen- İslamiyetin İlk Devrinde Dini Siyasi Muhalefet Partileri
    32. Salvador Dali- Bir Dahinin Güncesi
    33. Hallac-ı Mansur- Kitab’üt Tavasin
    34. Proust- Swann’ların Semtinden(Hatta bu kitap üzerine konuşuyor ve Yakup Kadri ile Tahsin Yücel çevirisini kıyaslıyor.
    35. Kierkegaard- Korku Titreme
    36. Lyotard- Postmodernist Durum
    37. Flaubert- Üç Hikaye
    38. S. Zweig- Dünya Fikir Mimarları
    39. Borges- Alçaklığın evrensel tarihi(Bu kitaba çok şaşırdım ve mutlu oldum. Borges’i aynı anladığımızı görmek ve kitapta da aynı hikaye üzerinde odaklanmamız ise ayrıca hoşuma gitti.
    40. Ezra Pound- Konfüçyüs
    41. Agatha Christie- Ackroyd’un Katili
    42. Igmar Bergman- Büyülü Fener
    43. Barthes- Çağdaş Söylenler
    44. Bilge Karasu- Gece (Bu kitaba bir inceleme yazısı yazacakmış ama hep ertelemiş. Açıkcası merak etmiştim.)
    45. Adalet Ağaoğlu- Üç Beş Kişi
    46. Walter Benjamin- Parıltılar
    47. Joyce- Sürgünler
    48. Yıldız Sertel- Ardımdaki Yıllar
    49. Jale Parla- Babalar ve Oğullar
    50. Ercüment Uçarı- Ziba Sokağı
    51. Karl Korsch- Marksizm ve Felsefe
    52. Simone De Beauvoir- Mandarinler
    53. Ahmet İnsel- Türkiye Toplumun Bunalımı
    54. Ali H. Neyzi- Kızıltoprak
    55. Cahit Irgat- Irgatın Türküsü
    56. Şerif Mardin- Makaleler
    57. Salah Birsel- Hafiyeler önde gider
    58. Marcuse- Karşı devrim ve başkaldırı
    59. Ömer Naci Soykan- Müziksel Dünya Ütopyasında Adorna ile Bir Yolculuk
    60. Turgenyev- Babalar ve Oğullar
    61. Nietzsche- Putların Alacakaranlığı
    62. Daryush Shayegan- Yaralı Biliç(-)
    63. Kundera- Roman Sanatı
    64. Gündüz Vassaf- Cehenneme Övgü
    65. Carr- Romantik Sürgünler
    66. Paul Avrich- Anarşist Portreler(Bunu okumasına da baya baya şaşırdım. Kendisi de çok önemli bir eser olduğunu düşünmüş ve beğenmiş.)
    67. Sade- Sodom’un 120 günü
    68. Doğu Perinçek- Parti ve Sanat(-)
    69. Orhan Veli- Bütün Yazıları
    70. Gilles Kepel- Tanrının İntikamı
    71. Nurdan Gürbilek- Vitrinde Yaşamak
    72. David Dickson- Alternatif Teknoloji

    Kendisi bunun daha nicelerini okumuştur..
    Yanlarına (-) koyduklarımı hiç sevmemiştir. Aralarda tabi yine sevmedikleri var ama olumlu özelliklerinden de bahsediyor. Bilmediğim birçok isim vardı açıkcası böyle listelemek benim çok hoşuma gitti ve büyük bir keyifle yaptım. Hepsini tek tek araştırmayı düşünüyorum. Buraya kadar okuyan olduysa da gözlerine sağlık.
  • Cemal Süreya ile Süreyya Berfe, yakın iki arkadaştır. Berfe sevgilisinden ayrılmıştır. Cemal Süreya ile konuşurlar. Cemal Süreya, Berfe'nin bu kızla çok mutlu olabileceğini düşündüğü için, ilişkileri tekrar devam etsin diye onu ikna etmeye çalışır. "Bak şöyle şöyle de huyu vardı" diye güzel yönlerini sayar kızın. Berfe de her seferinde "Keşke bunun için sevseydim onu" , "Sadece bunun için sevseydim onu" , "Yalnız bunun için sevseydim onu", deyip durur.

    Cemal Süreya bir anda yumruğunu masaya vurur: "Bunu bana sat! Ne istersen veririm, sat bu sözü bana!" der heyecanla. Berfe, "Hangi söz anlamadım?" der. "Yalnız bunun için sevseydim..." diye tekrarlar Cemal Süreya. Süreyya Berfe gülerek "Al senin olsun, bir kadeh rakını alırım" der. Sonra ekler: "Haa bir şartım daha var, şiiri göreceğim bitince mutlaka."

    Birkaç gün sonra arar Berfe'yi. Buluşmak ister. Telaşlıdır. Berfe anlamıştır sesinden şiirin bitmiş olduğunu. Cemal Süreya şiiri okuduğunda, Süreyya Berfe'nin dili tutulur adeta. Duygulanır. Sesi titrer: "Bırak bir kadeh rakıdan vazgeçtim" der. "ben sana bir şişe rakı ısmarlayayım!"

    Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir- SIDDIK AKBAYIR

    Peki şimdi kim ilk önce bu şiiri bulup yoruma yazacak bakalım. Haydi dostlar yarış başlasın. Sonunda sürpriz olabilir.
  • Cemal Süreya Şiir Ödülü Adnan Özer ve Süreyya Berfe'ye verildi.
  • Her gece,
    eve döndüğümde uyutmuyor uzaklarda oluşun...

    Süreya Berfe
  • 12 Mart, tarihimizde, karanlık, kara bir dönem. Bu dönemdeki olayların Türk şiirine yansıması nasıl olmuştur acaba? Bir 12 Mart dönemi şiiri var mıdır? Bence bir 12 Mart şiirinden söz edilemez, ama daha önceden süregelen bir şiirin bu dönemde, önemli bir işlev kazandığı söylenebilir. 12 Mart dönemi toplumcu, kavgacı şairleri iyice öne getirmiştir. Şiir bir yenilik değil, ama bir etkinlik evresine girmiştir. Sözel şiir, yazı şiirin karşısında yeniden ağır basmaya başlamıştır. Ben, 12 Mart döneminde şiirsel olayları şöyle görüyorum.
    Nâzım Hikmet’in şiiri halk arasında daha da yayılmıştır. Bu dönemde yayımlanan şiirlerin çoğunda bir Nâzım soluğu var. Fazıl Hüsnü Dağlarca daha önce haftalık Devrim gazetesinde yayımladığı şiirleriyle yeni bir güncellik kazanmıştı. 12 Mart dönemi içinde, o tür şiirler yayımlamadığı halde, bu güncelliğini sürdürmüştür. Ahmed Arif’in satış rekorlarını kırmasının bir nedeninin de özgürlüklerin kısılması olduğunu söyleyebiliriz, öyle bir ortamda ayrı bir elektrik, ayrı bir parıltı doğmuştur Hasretinden Prangalar Eskittim’de. Kitap bugün 10. baskıdadır. Can Yücel, yazmak istediği şiiri yakalamış ya da o şiire en çok yaklaşmış, şiirimizde gerçek yerine oturmuştur. Ergin Günçe yeni bir çıkış içinde görünmüştür. Hasan Hüseyin’in şiirindeki coşku öğesi daha çok ilgi toplamaya başlamış, bu şair, özellikle ilk sıralarda, işlev kazanmış, öne gelmiştir. Arif Damar yeniden ortada görünmeye başlamıştır. Bu arada bazı eski toplumcu şairler yeniden değerlendirilmiş, ortaya çıkarılmıştır, Enver Gökçe gibi, İlhami Bekir Tez gibi. Hasan İzzettin Dinamo sesini daha çok duyurmuştur. Bazı bireyci şairler toplum sorunlarına yönelmişlerdir, Kemal Özer gibi.
    Ama 12 Mart döneminin yansıları en çok genç kuşak şairlerinin verimlerinde görülür. Bu dönemin en karangu günlerinde çıkmaya başlayan dergilerde (Yansıma, Yeni A, Yeni Adımlar, Yarına Doğru) genç sanatçılar büyük bir direnme tavrı içinde toplanmışlardı. Edebiyat dergilerinin o günlerde eskisine göre daha çok satıldığı da bir gerçek. Siyasal yayınların büyük ölçüde durması, siyasal dergilerin kapanması, kitapların toplattırılması, siyasa adamlarının tutuklanmaları ile ortaya çıkan düşünsel boşluk, okuru bir ölçüde edebiyata itmiş bulunuyordu. Burda toplumcu yazarların, özellikle de genç sanatçıların şiirde güzel bir siyasal kavga verdiklerini hepimiz biliyoruz. İşkence olayları, aydınların içeri atılması, kitap yasakları, sıkıyönetim işlemleri, polisin serüvenleri, daha çok gençlerin yapıtlarında ele alınmıştır. Süreyya Berfe, Tekin Sönmez, Nihat Behram, Metin Demirtaş, Tahir Abacı gibi genç şairlerin, daha başka birçok genç şairin, bir siyasal bildiri şiirini işlediklerine tanık oluyoruz. Yukarda değindiğim gibi bu şiir 12 Mart dönemi olaylarının getirdiği bir şiir değildir. Kökleri daha geriye gider. Ancak 12 Mart dönemi olaylarıyla yoğunlaştığı da doğrudur.
    Saldırıya uğramış ülkelerin sanatçılarında sürekli bir lirizm eğilimi görülür. Saldırı dıştan olsun, içten olsun, böyledir bu. 12 Mart’ın özgürlüklere karşı bir kalkışma olması, toplumdaki gereksemelerin karşılığı olarak, şiirimizde lirik bir yönsemeye yol açmıştır. Buna da en çok genç şairlerin yapıtlarında rastlıyoruz. Gerçekçilikle romantizmi yan yana görüyoruz bu yapıtlarda.
    Bir gözlem de 1970’ten önce şiirimizde görülen Anglo-Sakson etkilerinin iyice silinmesi, Fransız etkilerinin azalmasıdır. Buna karşılık, Latin Amerika şiirine, İspanyol şiirine bir tutkunluk başlıyor. Daha sonra da bir Brecht tutkunluğu başlayacaktır. Genç sanatçıların Türk şairlerinden Nâzım Hikmet’i, sonra da, Ahmed Arif’i sevdikleri anlaşılıyor. Lirizmin yanı sıra bir de yergi tavrı yerleşiyor. Ama bu daha sonra oluyor. Toplumsal bir ceza, törel bir yaptırım anlamı taşıyor yergi.
    Kavgacı şiir, 12 Mart dönemindeki deneylerinden sonra imgeden soyunmuştur. Genç şairlerin önceki kuşakların etkisinden kurtulmaları da bu araya rastlar.
  • 204 syf.
    ·Puan vermedi
    Gülten Akın, "durup ince şeyleri anlamaya" yönelimli, incelikli bir kadın şairimiz. Şiirlerinde olduğu gibi şiir üzerine görüşleri de çok kıymetli.
    Eserini üç ana başlık altında toplamış. İlk bölümde, 'içerik gelişimi' hakkında. 15 büyük şairimiz ele alınıyor. İkinci bölüm, 'Şiirde yapı' üzerine, yapısalcı şiiriyle Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi, gibi şiire yapı bakımından yaklaşan, bu anlamda şiire yön veren şiir anlayışlarıyla üstadlarımız. Onlarda anlam ikinci plana atılmış gibi ama bunu ancak Ahmet Haşim için kullanmalıyız. Daha sonra gelen Ahmet Muhip Dranas, Metin Altıok, Süreyya Berfe -burada bir parantez açmak gerekir ki Süreyya Berfe'nin yapısalcı şiiri dikkate şayan. "Yorgunluktan başım düşüyor." "Yüzümün rengi durdu." "Oda çekmiş sıcağını." "Gözlerim soldu." vb. bu dizeler onun özgün şiirinin bir örneği olan Bir Dost Bulamadım Gün Akşam Oldu'dan alıntı. Açıkça görülüyor ki, Berfe'nin şiiri, farklı bir aşamada, ayrı bir yerde- gibi yapı, Berfe' de örnek verdiğim gibi farklı bir boyutta.
    Son bölümde de şiirleriyle pek tanınmayan, yine de özgün kalemleriyle başarılı olmuş şairlerin/yazarların şiir anlayışları üzerine eğilmiş. ( Enis Batur, Murathan Mungan, Barış Bıçakçı gibi)

    İlk Not'yla, "Şiir kıskançtır. Başka uğraşların ondan zaman ve ilgi çalmasına küser. " diyerek başlıyor söze.
    İlk şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca oluyor. Dağlarca'nın Çocuk ve Allah adlı kitabı itibariyle şiir dilini tahlil ediyor. Onun için "biçim,öz, dil birliği" vardır diyor. Ona göre Dağlarca ikilikler üzerine bir denge sağlamıştır. "İlk şiirinden son şiirine dek kendini geliştirmiş bir ozandır."
    Behçet Necatigil, şiiri ve yaşamı iç içe bir şair. "Ozan daha çok çevirmiş gözlerini içeri," deyip "Dil kıvrak, anlatım etkin, usta işi. Kendini ezberleten şiiler." diye ekliyor.
    ( Her şairi ve şiirini incelerken, sonuna da, beğendiği bir iki şiirini de koyuyor G.Akın)
    Cahit Külebi, " Gerçek ozandır, seçkindir." diyor. Garip şiiriyle benzerliği, yalın oluşu. Farklı yanı ise, "Anadolulu. Yıpranmamış." olmasıdır.
    Necati Cumalı için, "Kısa halk destanları türünde başarılı olduğu hep" diyerek Cumalı'nın şiirinin folklorik özelliğini öne sürüyor. Ardından, " süse başvurmadan, yalın yazıyor." derken öykülemeyi amaç olarak kullandığı için de eleştiriyor. Hatta bunun için, "keşke şiirlerinde daha çok- öyküden çok- dram egemen olsaydı." diye sitem bile ediyor.
    Ceyhun Atuf Kansu, "Dünya kardeşliğinin, sevgisinin ozanı. Halkın mutluluğu için yazan ozan." Dünya bizimdir. Şiiri hepimiz içindir. Öyleyse 'bağbozumu' sofrasına buyuralım.
    Atilla İlhan. Şiirini yüceltiyor. Doruklara vardırıyor. "Atilla İlhan'da öyle şeyler var ki, insan onlardan sonra şiir okumak istemez. Yüzyıl doyurur adamı." iddialı! Yerel sözcüklere başvuruyor İlhan. Bireyci ve toplumcu şiir çizgisi olan bir şair.
    Ve Ahmed Arif. Onu ayıralım. Zira 'incelik ve korkusuzluk' sıfatları bir arada kullanılmamıştır bir şair için. Onun şiiri böyle, has şiir. "Ahmed Arif'in şiiri baştan sona somut gerçeklere dayanan bir şiir. Zor bir şiir." Hakkını veriyor. Ziyadesiyle.Sonra, "Benzersiz bir ozan." gerçekten benzersiz o!
    Orhan Veli. Devrimci bir şair. Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, dilde ve özde yalınlığı kullanmış, diğer 'Garip'çiler ile birlikte öncü bir şair Orhan Veli.
    Kendi yorumumu söylemem gerekirse, şiiri konuşma diline bu denli yakınlaştırıp da şiir tadını verebilecek, bu inceliği sindirebilecek bir başka şair yoktur diyorum.
    Anlatımda, mitoloji ve masallar öğelerine başvurmuş. Çok yoğun ve doyumsuz bir şiir.
    Oktay Rifat. Orhan Veli ile birlikte aynı çizgideler. Ancak Gülten Akın onu, Anday ve Orhan Veli'den ayırıyor bir noktada. "Oktay Rifat'ın şiire girişi, Anday'ın ve Orhan Veli'ninkinden çok daha sağlam, daha ölçülü." diyor. Folklora yaslanıyor. Anlam geliştiriliyor ve genişletiliyor.
    Melih Cevdet Anday. Rahatı Kaçan Ağaç kitabına yaptığı yorumda, "Japon şiirlerine benzer küçük şiirlere" benzetmiş. "halk şiirinden esinlenmiş olanlar" ve "içli, romantik şiirler, düşlerin ve dileklerin şiiri." şeklinde yorumlamış.
    Edip Cansever için, "Dize ustasıdır." demek yeterli olur sanırım.
    Turgut uyar'a duygusallığı yakıştırıyor. Ona göre, "Hoş bir duygusallığı var."
    Cemal Süreya. Yine şiirde değişen bir çizgi daha. İkinci Yeni şairlerinden. Erotik şiirin, "cinsel sevinin şairi."
    Metin Eloğlu, "Türk şiirinin 'kendi başına' olanlarından biri." diyor. Bu 'kendi başınalık' özgülüğü de beraberinde getiriyor tabii. 'Dilde benzersizlik' diye tanımlanabilir onun şiiri.
    Can Yücel'de mizah ön planda. Ancak bununla sınırlamamak lazım. Dildeki ekonomik yapılaşmada da başarısı görülüyor. Örneğin "Ideot'lojik" sözcüğü üzerinde duralım. Gülten Akın şöyle yorumluyor bunu. "İdeot'lojik yerine aptalca, sersemce diyemezdi. Çünkü anlatmak istediği bu değil. Hem ideolojik'ten kaynaklanan bir maraza bu belli, hem de olmaması gereken, yersiz, aptalca..."
    Ahmet Haşim'in sezgisel, imgesel şiir anlayışı. Anlamdan ziyade musikiye yakın, yani söz-müzik birlikteliği, ancak müziğe daha yakın onun dili. Ağır ama yoğun. Hoş... "Kendi özel dilini ve şiirini kurmuş" diyebiliriz.
    (Gülten Akın Haşim'in şiirini - tıpkı diğer şairlerde olduğu gibi- mısra mısra Hatta sözcük sözcük ele alıp tahlil ediyor.
    Ahmet Hamdi Tanpınar... Edebiyatımızın bel kemiği. Üstadımız. Gözdemiz. "Ne zamanın içinde olan,
    Ne de büsbütün dışında olan" büyük şairimiz. Bir lahza duralım ve nihayete vardıralım sözümüzü. Ona ithaf ettiğim şu dörtlükle.

    Ahmet Hamdi'ye
    Döndüm yine yalnız olarak kendime,
    Beyhude bir yolculuğun ardından.
    Yok kimse gönlümü avutacak,
    Gölgesiz bir ömür bu yaşadığım.

    Didindik durduk, onunla beraber şiir için. 'Zamanın ne içinde ne de büsbütün dışında.'

    Bir şairi ve şiirini, bir de şairin gözünden görmeli. İncelikli kadın ve şairimiz Gülten Akın'ın gözünden.
  • Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna."
    Nilgün Marmara

    ”Bu dünya, yoruldu mu kuşlar konsun diyedir.”
    Can Yücel

    ”Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.”
    Furuğ Ferruhzad

    ”Bir durgun sudayız, konuşsak da / Kuş uçmuyor içimizdeki ormandan.”
    Şükrü Erbaş

    ”Seni her özlediğimde bir tanem / Kuşlara bakıyorum.”
    Behçet Necatigil

    ”Seni hep gökyüzünün önünde düşünüyorum.”
    Süreyya Berfe

    ”Hayat kısa, kuşlar uçuyor.”
    Cemal Süreya

    ”En geveze kuş ümittir. Kalbimizde hiç susmaz.”
    Cenap Şahabeddiin

    ”Ve kuşlarda kaderle uçar.”
    Cahit Zarifoğlu

    '‘Bir yastık arıyorum kuş seslerinden.”
    İbrahim Tenekeci

    ”Bir kuş kadar olamadım, iki kanat bulamadım.”
    Haydar Ergülen

    ”Kuş yemi kadar yalnızdı.”
    Turgut Uyar

    ”Kuşlar toplanmış göçüyorlar
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”
    Cemal Süreya

    ”Bir kadın değilsin, bir kişi bile değilsin.
    Bir kuş olsa mavilik derdi buna.”
    Edip Cansever

    ”Ben ona dedim ki, bütün kuşlar tünedi. Göğsümdeki tek kanatsın.”
    Şükrü Erbaş

    ”Kuşlar ölürse yere düşerler, yere düşerler ve onları hep Zehra toplar.”
    Ah Muhsin Ünlü

    ”Sen hep gülerdin oysa, gülüverirdin. Bir bakardım eğilmiş su
    içiyor gamzelerinden kuşlar.”
    Didem Madak

    ”Gidersen kim sular fesleğenleri?
    Kuşlar nereye sığınır akşam olunca?”
    Ahmet Telli

    ”Soluğuma bir küçük kuş tünemiş. Seninse gölgen yıldız dolu gökyüzünden biçilmiş.”
    Metin Altıok

    ”Bir fırtına kuşunu sevmeliydim, seveceğime seni.”
    Sylvia Plath

    ”Çok canım sıkılıyor. Kuş vuralım istersen?
    Ülkü Tamer

    ”Ah beni vursalar bir kuş yerine.”
    Sezai Karakoç

    ”Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı.”
    Franz Kafka

    ”Yüreğinden beyaz kuşlar uçardı yüreğime.”
    Haydar Ergülen

    ”Kuşlar gibi cıvıldar, tattırdığın acılar.”
    Cemal Süreya

    ”Kuş olsun, insan olsun. Yalnızlık sevmeyi bilmeyenlerin icadı.”
    Edip Cansever

    ”Kuşlarını alıp gidiyor gök.”
    İlhan Berk

    ”Seneler var ki, kuşlar gelmiyor.”
    Sait Faik Abasıyanıık

    ”Bir kıyısız zamana kanat vuruyor. Üzerimde uçan bütün kuşlar.”
    Şükrü Erbaş

    ”Hiçbir zaman dertsiz kalmadı gönlüm. Bir çift gözden, bir yapraktan, bir kuştan.”
    Turgut Uyar

    ”Uçan kuşlar konsun senin göğüne.”
    Murathan Mungan

    ”Kuşlarımı koymak için, bir gök resmi bulamadım.”
    Hilmi Yavuz

    ”Kuş sürülerinden oluşmuş bir duvar
    Hangi kuşu çeksem ölüyor avucumda.”
    Edip Cansever

    ”Bir kuş uyandı, derinliklerinde kalbimin.”
    Halil Cibran

    ”Keşke susmanın muhabbet kuşu olsaydım.”
    Didem Madak

    "...Aralanmaz kapıları her açtığımda;
    Kuş sürüleri görüyorum sıkça, kuş sürüleri..."
    N.K.(Feryad-ı naz)