Geri Bildirim
  • Tam unuttum derken;
    Bir şarkı çalar,
    Biri onun gibi güler,
    Birisi parfümünü sıkıp onun gibi kokar,
    Tüm unuttuğun boşa gider.

    Cemal Süreyya
  • "Yabancılaşma" henüz bu topraklara uğramamıştı. Üstelik... Bu mektubu yazan kişi sıradan biri değildi. Siyasal meselelerden uzak durmuyordu. Nuri Pakdil, Sezai Karakoç, Necip Fazıl gibi "abiler"in etrafında bir okul/ocak görevi gören dergilerin çevresindeki duygusal beraberliği ve düşünsel birlikteliği yaşı yordu. "Allah, peygamber sevgisi ihmal edilmeden, dünya meseleleri ön plana çıkarılmalıdır" görüşünün ilk
    savunucularından biriydi. Müslümanların öncü kuşağındandı. Buna rağmen solcu Cemal Süreyya yla aynı evde oturmaktan çekinmiyordu. Çünkü ortak payda edebiyattı. Öğrenme aşkıydı. Dostluktu. Solcular Müslüma n ların, Müslümanlar solcuların dergilerinde yazı Cahit Zarifoğlu'nun Paris'e gönderdiği mektubu alan Cemal Süreyya ne hissedip ne düşünmüştü? Rahmetli Cemal Süreyya nın günlüğünden okuyalım: "760. gün Cahit Zarifoğlu ölmüş. Bugünün adı bu olacakmış. Bir ay kadar önce öğrenmiştim onulmaz sayrılığa tutulduğunu. Bazı kanserler mutlaka çok büyük bir çocukluk mutsuzluğuna bağlıymış gibi gelir bana. Hiçbir bilimsel tutanağı olmayan bu kanıya tanıdıklarımda bir şeyler göre göre vardığımı sanıyorum. Bir izlenim işte. Zarifoğlu'nu tanıdığım yılları düşünüyorum. Sevinçlerle büyümüştü sanki
    Soner Yalçın Bu Dinciler O Müslumanlara Benzemiyor,
  • "Yedi Güzel İnsan" karşı görüşe doğru koşmaya başlasalar da sosyalist Cemal Süreyya yı hep sevdiler; Üvercinka'yı ellerinden düşülmediler. İçlerinden Cahit Zarifoğlu, Cemal Süreyya ya daha bir yakınlık duy du. Sezai Karakoç'un şiirlerinden çok Cemal Süreyya nın şiirlerini beğeniyordu. Ayrıca, öğrendiğine göre kişilikleri de benzerdi zaten. Ve bu nedenle 1962'de hiç tanımadığı -o yıllar Paris'te bulunan-cemal Sürey ya ya mektup yazdı: "İstanbul'a döndüğünüzde sizinle ev tutup birlikte oturabilir miyiz?"[4] Zarifoğlu, bu toprakların yoğurduğu temiz kalpli Anadolulu şairlerdendi; şiirle rine hayran olduğu büyük bir şairle
    aynı çatı altında yaşamanın düşünü kurabiliyordu.

    "Yabancılaşma" henüz bu topraklara uğramamıştı. Üstelik... Bu mektubu yazan kişi sıradan biri değildi. Siyasal meselelerden uzak durmuyordu. Nuri Pakdil, Sezai Karakoç, Necip Fazıl gibi "abiler"in etrafında bir okul/ocak görevi gören dergilerin çevresindeki duygusal beraberliği ve düşünsel birlikteliği yaşı yordu. "Allah, peygamber sevgisi ihmal edilmeden, dünya meseleleri ön plana çıkarılmalıdır" görüşünün ilk
    savunucularından biriydi. Müslümanların öncü kuşağındandı. Buna rağmen solcu Cemal Süreyya yla aynı evde oturmaktan çekinmiyordu. Çünkü ortak payda edebiyattı. Öğrenme aşkıydı. Dostluktu. Solcular Müslüma n ların, Müslümanlar solcuların dergilerinde yazı Cahit Zarifoğlu'nun Paris'e gönderdiği mektubu alan Cemal Süreyya ne hissedip ne düşünmüştü? Rahmetli Cemal Süreyya nın günlüğünden okuyalım: "760. gün Cahit Zarifoğlu ölmüş. Bugünün adı bu olacakmış. Bir ay kadar önce öğrenmiştim onulmaz sayrılığa tutulduğunu. Bazı kanserler mutlaka çok büyük bir çocukluk mutsuzluğuna bağlıymış gibi gelir bana. Hiçbir bilimsel tutanağı olmayan bu kanıya tanıdıklarımda bir şeyler göre göre vardığımı sanıyorum. Bir izlenim işte. Zarifoğlu'nu tanıdığım yılları düşünüyorum. Sevinçlerle büyümüştü sanki
  • Atatürk çok partili rejime taraftar mıydı? İşte bu konuyu İnönü'den dinleyelim:
    -"...Atatürk, temel kanatte, cumhuriyetin ve milletin hakimiyetinin, iktidar ve muhalefet partileri rejiminde olacağına, yürekten inanmaktadı..."
    Bu sözlere göre, Atatürk çok partili rejime taraftardı. Ama o halde, Atatürk devrinde, yani o hayattayken, çok partili denetim sistemi Mecliste neden tutunamadı?.."
  • Gel be, gel işte. Küfrüm tövbeme karışsın, aklım fikrime. Öyle bir gel ki bana, Nefes nefese... - Cemal Süreya
  • ver kendini yeşile,
    tonunun tartışılmasılması
    köydeki annemlere kalsın..

    bırak kendini aydınlığa,
    tonunun tercihi kafandaki
    beyaz sandığın siyahlara kalsın..

    sal kendini tepeye,
    yahut boktan manzaralara..
    sarı da eşlik edecek
    canım tonlara ve sen..
    kalsın,
    kendini bırak
    elzem gördüğün yazlık durumlara..

    bir sosyal medya solcusu kadar solcu,
    bir entellektüel kadar memleketli,
    bir aykırı kadar sıradan..
    kalsın,
    kendini bırak
    olması gereken mevsimlik çirkinliklere..

    içindekilerin farklı,
    sen kendini öyle sal,
    ibn-i yedemlere,
    ve onlar seni öylesin gibi sansınlar..

    kalsın,
    sen kendini öyle san,
    ben seni öyle imişsin gibi iknalaştırayım..
    yeşil koyu kalsın gözünde,
    sarı biraz daha bağırsın..

    köyde..
    ..
    annemler..
    ..
    dünyanın yedi bucağını yorumlasın..
    ..
    sen de entel iknalara boğ kendini..
    ..


    yukarısı cenneti vaat ediyor,
    masum gönüllere..
    kara gönlüne tüm mevsim sarı doğsun,
    yeşili etraf tamamlar..
    dünyevi zevkler boğsun bağrını..

    sonra bir süreyyayı oku(muş)sun
    gibi yap..
    anladığın kadar anlat,
    anladıkları kadar dinlesinler,
    dünya dönmeye,
    annemler anlatmaya,
    ben kendi içime döneyim..

    sal kendini..
    milenyum yaşantılara,
    gariban keyif'lere..

    san kendini..
    ben biliyorum hepsini,
    süreyya kadar..

    sen salsan kendini..
    milenyum şairi kadar zavallı,
    etraf kadar meczup..

    annem anlatsın..
    bildiği iki kelime ile roman anlatsın
    yazmaya..

    bana anlatma..
    ilk müslüman olan
    dağa,
    taşa,
    kabre,
    anlat da anlat..

    annem biliyor..
    ellerim de...........

    Katip abi
  • Biz kırıldık, daha da kırılırız ama katil de bilmiyor öldürdüğünü...


    Cemal Süreyya